MÜZİK ÖTESİ

Jonglör

Ömür Sezer - 10 Ocak 2011

Senin için yapacağım bu defa. Senin için eğilecek, küçük berrak dereye elimi batıracak, bir taş seçeceğim içinden. İşte bu tek seçeneğin diyeceğim, sıkıca tutacağım avucumdaki karanlıkta. Ve yeniden belirsizleşecek gelecek. Ama bu iyi gelecek. Bir taş eksilecek dere yatağından, bir parça eksilecek, boş kalmayacak yeri eksilen parçanın, anında dolacak. Belki su daha hızlı akacak, belki tanımadığımız bir böcek soluk alacak. Bilmiyorum.

Jonglör

Elimi zihninin içinde gezdireceğim senin için, yok olmasını göze alarak; zihninin ya da elimin. Gezdireceğim her noktasında ve yırtığı bulacağım, yama olacak elim. Artık oradan boşluğa savrulmayacaksın. Yavaş yavaş birikeceksin orada, bir vücudun olacak zamanla, seveceksin.

Bazen kapı hep kapalıdır. Döner durursun önünde. Açılmaz. Kıvranırsın, acımaz. Bütün taşlar yapışmış gibidir dere yatağına, üstelik bulanır su, görünmez olur. Bazen öyle olur, o günün ipini bırakman gerekir. Bırak süzülsün gökyüzünde, kime aitse ona gitsin. Senin olmadığı kesin.

Önce sis kaplar görünmez oluruz, sonra yağmur başlar, bulanır tüm sular. Biz ıslanır ve üşürüz.

Aynı köşe başındaki yere gitmek zorunda idi, bileti iptal etmek için. Toplayarak gitti adımlarını. El izini aldı kapı kolundan. İçeride kadın yine aynı susuyordu adam yine sessiz. Bileti verdi. Tamam dedi adam. El izini bıraktı kapı koluna, çıktı. Yağmur yağıyordu. Her şey bitti. Olasılık öldü. Yeni bir yol seçmişti, yeni bir olasılık. Aslına bakarsan, yeni filan değildi, olasılık hiç değildi. Sular bulanık.
Belki o bileti kadın alacak, hızla akan dağlara ve ağaçlara susacak, başını cama dayayacak.

Takip sorunu yaşıyorum, koy alt alta olayları çıkan sonucu oku şimdi, yüksek sesle. Hayır işte olmuyor. Olayları sırası ile hatırlamıyorum. Doğru sonuca ulaşmam imkansız. Biliyorum hepsi tek bir resmin parçası ama hepsi farklı bir köşesinden alıntı, yan yana getiremiyorum, takip edemiyor ve sonuçlarımı sağamıyorum. Aç karnım, doymama imkan yok. Kolay olanı yapıyorum, birleştirmek yerine, hepsini ayrı ayrı kemiriyorum, lezzeti yok, olmasın, kemirme hissi, bir nevi doyum. Sonra hepsinin arasındaki kemirmekten kopmaya yüz tutmuş bağlarını hiç zorlanmadan tek hamlede koparıyorum, tüm salyalı nedenler ve sonuçlar yerlere yapışıyor. Özgür kalan olaylar gökyüzüne uçuyor, yakaladıklarımı cebime atıyorum, oyun kartları bir bir doluyor ceplerime olaylar, zamanı gelinde çıkarıp gözlerine sokuyorum, sarı, kırmızı.

Suçlu olabilir miyiz acaba.
Bir nehir akacak ama önünde duruyorum. Hadi bakalım buyur her akşam başını ezdiğim bücür, geçmiş koca nehrin önünde bir damlasını sızdırmıyor. Hey bu neyin gücü. Nereden geliyor. Şakağımda hissettiğim soğuk bir metalden olmasın, binlerce elin tuttuğu bir metal. Nehir akmak istiyor. Nehir akmalı zaten ama şu an koca nehir yatağında akan alnımdaki terler ve cılız göz yaşım. Islatmıyorlar bile toprağı. Ama alnım acıyor metalin soğuğundan. Her bir hücrem patlamak üzere, kollarım titriyor yorgunluktan ama bana mısın demiyor gözlerim. Korkuyor. İnat ediyor. Yemeyecek o kurşunu. Ve nehir vazgeçecek. Duracak. Durduğu yerde kuruyacak, buhar olup uçacak, önemli değil. Önemli olan akamayacak olması. Silahı tutan el gevşeyecek, dikkatini başka bir şey çekecek, gidecek. Nehri bekleyen tomurcuklar toprağa gömülecek. Yapraklar, geleceğin kuru yaprakları, zaten hep olduğu gibi birbirlerine asılsız öyküler anlatacaklar önlerinde biriken çekirdek kabukları.

Parçalansana hadi, neyden korkuyorsun, bir nehri durdurdun, bir çığlığı yuttun, bir korkuyu hapsettin, bu bir başarı öyküsü değil de nedir yaptığın. İşte şimdi bir kahramanlık yaptın, şimdi konulabilir adın. Artık bir jonglör değilsin bana göre, tutmaya çalışma parçaları, korkma düşmesinden, ya da düştüğünde çıkaracağı sesten, bırak düşsünler. Sen bir nehri durdurdun. İyi bir jonglör değildin zaten, bana göre, onlar korkmaz düşürmekten, hatta bazen özellikle bırakırlar, düştüğünde gülerler örneğin. Senin gibi karınlarını bıçaklamazlar misal. Hadi, şimdi eller yana, bedenle paralel. Sessizce bekleyelim, düşsün yere şimdi; tüm sözler, tüm şarkılar, tüm filmler, tüm kitaplar, ezberlenmiş şarkılar. Onlar düşsün biz gülelim, güldükçe büyüsün yüzümüzdeki boya, saçlarımız yeşile dönsün, burnumuzun ucunda kırmızı bir top, ne bileyim etrafımızda çocuklar. Bassınlar ayaklarına boş ver, sen bir nehri durdurdun, sen bir palyaçosun. Pardon, sen bir kahramansın, artık konulabilir adın.

Ne koyalım adını, nehirboğan, iyi midir. Ve şimdi ki görevin, o küçük dereden aldığın taşı, doğma olasılığı olan bir nehrin kaynağının üzerine atmak. Olasılıkları boğmak.
Tüm nehirleri boğduğunda, karanlıkta beliren bazı gölgeler olacak. Ölüm diye fısıldayabilir bazıları kulağına, bazıları sessizce yatağına kadar takip edebilir seni, aldırma onlara, uyu öyle zamanlarda. Çok güzel bitki çayları var, onları da deneyebilirsin. Evet kahraman şimdilik gidiyorum, bittiğini haber vermek için yeniden geleceğim. Kendine iyi bak.

Hayatımı gözden geçiriyordum, evirip çevirip kurcalıyordum, neresinde ne var diye. Ters bir hareket yaptım sanırım ve var ne yok döküldü yere. E yağmur sonrası, haliyle çamur ortalık, şimdi her şey biraz çamur içinde. İşin kötü tarafı bazıları da yolda kaldı, yani uygun yer değil biliyorum ama tam karşıdan karşıya geçiyordum o esnada, birden dökülüverdi yolun ortasına, toplamaya çalışırken, kırmızı ışık yandı, kornalar eşliğinde bazılarından vazgeçmek zorunda kaldım, ne kurtarabildiysem artık. Kurtaramadıklarım sanırım şu an bir otomobilin tekerine yapışmış, İstanbul'u dolaşıyor. Kurtardıklarımın bir kısmının bazı parçaları kopmuş ve hepsi ıslak, çamur içinde, yanımdaki kalorifer peteğinin üzerinde kuruyorlar, suları damlayarak. Damlayan sular küçük bir dere yatağına dönüştü masamın etrafında.

Küçük bir hareketle kirlettim geçmişi. Bugünden uykulu, huzurlu geçmişime müdahale ettim. Çünkü sadece geçmiş varmış içinde, haliyle olan onlara oldu. Güven, huzur ve temiz kıyafetler içerisinde piposunu tüttüren yorgun günlerimi küçük bir dikkatsizlik sonucu kirlettim, aynen küçük bir dikkatsizlikle öldürebilmem gibi kendimi. Yani gelecekten tek seferde tamamını çekip bir anda yemek gibi günlerimi. Ölmek dediğin, geleceğe müdahale. Ölmek dediğin geleceğin dize gelmesi, sevimli bir köpek gibi koşup üzerine atlaması. Ölmek dediğin geleceğe açılan bir insanlık delik. Yada ne bileyim ben öyle olsun istiyorum.

Maruz kalmak. İnsanın insana maruz bırakılması kötü. Verdiğim rahatsızlık için çok üzgünüm gerçekten.
Öyle.
Dize geliyorum şu an.

Alice Cooper - hell is living without you.

Jonglör



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: