MÜZİK ÖTESİ

Heavy Metal Dolu Bir Yolculuk!

Sadi Tirak - 31 Ağustos 2006

2006 yılı içerisinde yayınlanan ve içlerinde 25. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin de yer aldığı birçok ülkenin film festivalinde gösterime giren "Metal: A Headbanger's Journey"; Sam Dunn adlı antropolog bir gencin 12 yaşından beri tutkuyla bağlı olduğu ve bir hayat biçimi olarak değerlendirdiği Heavy Metal'i sorguladığı ve keyifli röportajlar ile desteklediği bir belgesel.

Heavy Metal tarihine bakıldığında bu müziği ele alan ve tarihsel açıdan inceleyen belgesel niteliğindeki çalışmaların varlığından söz edebiliriz. Fakat bu tarzdaki daha önce çekilmiş hiçbir belgeselin bu kadar geniş bir izleyici yelpazesine ulaştığını ve bu kadar ses getirdiğini söyleyemeyiz. Peki, neydi bu yolculuğu bu kadar izlenir ve üzerinde uzun süre konuşulur kılan? Cevabı derinlerde aramaya gerek yok. Bu belgesel; bir Heavy Metal aşığı tarafından, buram buram Heavy Metal aşkıyla çekildiği belli olan ilk ve tek müzik belgeseli de o yüzden! Sam Dunn yüreğini ve tüm içtenliğini koymuş bu belgesele ve de bir hayalini gerçekleştirmiş.


Bu müziğe neden tutkuyla bağlı olduğumuzun cevabını Sam Dunn'ın o içten ve mütevazı tavırlarında, belgeselde röportaj yapılan "tarihi" müzisyenlerin cevaplarında arayabilirsiniz! Sam, Heavy Metal'in tarihsel yönüyle birlikte bu müziğe duyulan "aşk"ı ele almış aslında!


Kanada Victoria'da doğan Sam; Iron Maiden, Motley Crue ve Van Halen gibi grupları dinleyerek büyümüş, ergenliğe adım attığı dönemlerde daha sert bir müzik arayışı içerisine girip Slayer ile ekstrem Metal'in kapılarını aralamış, Overkill adlı bir radyo programı yapıp şehre gelen tüm Metal konserlerine gitmiş biridir gençliğinde. Kendi değimiyle "üniversitede Heavy Metal bilimleri diye bir bölüm olmadığı için" Antropoloji okumayı seçmiş ve; birçok kültürü, o kültürü oluşturan insan toplulukları arasında incelediğini fakat asıl incelemek istediği şeyin Heavy Metal'in ta kendisi olduğunu ileri sürüyor.

Üzerindeki At The Gates - Slaughter Of The Soul t-shirtü ile bir kütüphanede başladığı bu incelemeye temel olarak ise bir soru cümlesi seçiyor: Dünya üzerinde milyonlarca insan tarafından dinleniyor olmasına rağmen, neden 25 yılı aşkın bir süredir bu müzik kategorize ediliyor, göz ardı ediliyor ve lanetleniyor? İşte Sam'in yolculuğuna başladığı çıkış cümlesi (sorusu) bu!


Belgesel 10 bölümden oluşuyor:

The Origins(Kökler)

The Sound(Tarz)

Musical Roots(Müzikal Kökler)

Environments(Çevre)

Fans(Hayranlar)

Culture(Kültür)

Cencorship(Sansür)

Gender And Sexuality(Cinsiyet Ve Cinsellik)

Religion And Satanism (Din ve Satanizm)

Death And Violence(Ölüm Ve Şiddet)

 

İlk bölümde Sam, Heavy Metal dinleyen herkesin merak ettiğini düşündüğü en önemli konulardan biri olan "ilk Heavy Metal grubu hangisiydi?" sorusuna yanıt arıyor.


Belgesel hakkında en çok konuşulan ve tartışılan konulardan ilki olan "Heavy Metal soy ağacı" tablosu da işte tam bu bölümde şekillenmeye başlıyor. Early Metal olarak filizlenen bu ağaçta


Bu bölümde röportaj yapılan isimlerden Geddy Lee(Rush) ilk Heavy Metal grubunun Blue Cheer olduğunu söylüyor. Steppenwolf'dan John Kay ise tabii ki "Heavy" ve "Metal" kelimelerinin yan yana kullanıldığı ilk şarkı olan "Born To Be Wild"dan bahsediyor. Yazar ve prodüktör Bob Erzin, Heavy Metal tanımına uygun olan ilk grubun Led Zeppelin olduğunu söylerken, Lemmy Kilmister (Motörhead) Deep Purple'dan, Alice Cooper ise Heavy Metal tanımının ilk defa 1970'lerin başında Rolling Stone dergisinde kendisi için kullanıldığından bahsediyor. Rob Zombie, Cannibal Corpse'dan Alex, Lamb Of God'dan Randy Blythe ve Mark Morton ise genel kanı olan cevabı veriyorlar peş peşe: Black Sabbath!

Bunun üzerine Sam İngiltere'ye "Heavy Metal rifflerini yaratmakla hüküm giydirilen" Tony Iommi ile röportaj yapmaya gidiyor ve ortaya da Iommi'nin ilginç ve dikkat çekici açıklamaları ile dolu bir söyleşi çıkıyor.


The Sound ve Musical Roots bölümlerinde değinilenler ise; şeytanın notası olarak adlandırılan "triton", Heavy Metal'in kökenleri olarak kabul edilen karanlık Klasik Müzik ve kölelerin Blues'u


Wagner'in operaya getirdiği değişiklikler ve o karanlık hava anlatılırken, elektrogitar kullanımında devrim yaratan Van Halen'ın inanılmaz bir solo attığı konser görüntüsüne geçiş, belgesel boyunca tüylerinizin ürpermesini sağlayacak anlardan yalnızca biri!


Environments bölümünde 2005 yılı içerisinde kaybettiğimiz Voivod grubu kurucularından gitarist Denis "Piggy” D'Amour'un büyüdüğü yerdeki fabrikalardan, Tony Iommi'nin Black Sabbath sounduna etkisi büyük olan kasvetli Birmingham'dan, Lamb Of God elemanlarının şehirdeki silah seslerinden, Slipknot'tan Corey ve Joey'in Des Moines'den, Lemmy'nin gençken takıldığı yerlerden ve Korn'dan da Munky'nin -tahmin edebileceğiniz üzere- bu müziğin ortaya çıkmasında etkili olan faktörler arasında ebeveynlerin sorunlarından, alkol ve uyuşturucudan bahsettiği anlar yer almakta.


Fans bölümünde görüşlerine yer verilen Heavy Metal tutkunlarının bu müziği neden sevdiklerini açıklama kısımlarında "Heavy Metal'in her daim insanın yanında olduğu" gerçeği üzerinde durmaları dikkat çekici. Bizce bilindik olan bu gerçek; belgeseli izleyen Heavy Metal karşıtları için ne ifade ediyordur sizce?


Culture bölümünde ise Sam; olayı anlatabileceği en iyi yer olarak, her yaz Almanya'da düzenlenen Wacken Festivali'ni seçmiştir. Kendi tabiriyle orası "Heavy Metal'in Mekkesi"dir ve orada olduğu gece kameraya "cennetteyim!" diyerek gülümsemektedir. Dünyanın en büyük Heavy Metal festivallerinden biri olan Wacken'daki seyirci görüntüleri arka planda akarken Sam'in ağzından şu cümleyi duyuyoruz: "Bir antropolog olarak göverim 20'den fazla ülkeden 40bini aşkın insanı bir araya getiren öğeleri incelemek."


Bu bölümde yer alan Mayhem röportajı izleyenleri güldürürken, Heavy Metal tanrılarından Dio'nun söyledikleri tüm Metalkafaları gururlandıracak cinsten: "Heavy Metal'i diğerlerinden ayıran en önemli şey bizim bir aile gibi olmamızdır!". Yine bu bölümde sarf edilen "Medya bu müziği sürekli göz ardı etti, fakat fanlar Heavy Metal'i ayakta tuttu." cümlesi belgeselin en önemli cümleleri arasında.

Cencorship bölümünde ise tabiri caizse sazı eline alan Twisted Sister frontman'i Dee Snider! Sanırım bu belgeseli izledikten sonra Dee Snider'ı "kanka" bellemeyen Metalhead sayısı çok azdır.


PMRC'ye karşı verdiği mücadelenin işlendiği bölüm, "özgürlükçü"(!) Amerikan toplumunun bilinmesi gereken bazı yönlerini de yeniden gözler önüne seriyor.


Ve belgeselin en eğlenceli bölümü: Gender And Sexuality


Dee Snider'ın Twisted Sister'ın en parlak dönemlerinde dikkat çekmek için seçtiği o çılgın kadınsı imajı anlattığı ve genel olarak Heavy Metal'de 80'lerin sonu ile 90'ların başında esen "kadın imajının egemen olduğu" Glam Rock ile ilgili söyledikleri güldüren cinsten şeyler gerçekten de!


Tabii işin içinde Sexuality olunca her daim akla gelecek ilk gruplardan Motley Crue röportajı kaçınılmaz. Sam de bunu grubun vokalisti Vince Neil'i karşısına alarak yapıyor. Bir ara konu gay'likten açılmışken Rob Halford konusunun işlenmemesi büyük bir eksiklik olarak göze çarparken, Dee Snider'ın "henüz gay olduğunu açıklamayan birkaç tane Rockstar daha biliyorum" sözleri merak uyandırıyor.


Ve tabii ki groupie olayı


"I'm With The Band: Confessions Of A Groupie" adlı kitabın yazarı Pamela des Barres ile yapılan röportaj ve bir dönemin Los Angeles'ını anlatan Knac Radio yapımcısı oldukça dikkat çekici ve ilginç konulara parmak basıyorlar. Bu bölümdeki en mizahi anlardan biri ise Lemmy'nin "Bence sahne arkasındaki tüm kadınlar çıplak olmalı" lafı ve o sırada kamera arkasındaki kendisine gülümseyen bayanlara el sallaması.


Bu bölümde son olarak erkek egemenliğindeki Heavy Metal sahnesine kadın kokusunu yayan ilk gruplardan Girschool, Doro ve yeni nesil gruplardan Kittie elemanları ile Arch Enemy'den Angelo Gossow söyleşileri yer almakta.

Religion And Satanizm adlı bölümde ise konu genelde Black Metal üzerinde yoğunlaşıyor. Black Sabbath'ın ters haç sembolünden başlayıp, Dio'nun "Heaven And Hell"i anlatmasına, Slayer'dan Kerry King ve Tom Araya'nın çarpıcı sözlerine uzanan fakat en çok Norveçli Black Metal gruplarının kilise yakma olaylarına eğilen bir bölüm. Özellikle Norveç'te yakılan kiliselerden birinin rahibi ile yapılan röportaj sırasında o döneme ait haber bültenleri görüntülerinin bulunmuş olması da belgeselin araştırmacı yanında herhangi bir kusur bulundurmayan özelliklerden. Sam'in Black Metal için kullandığı "Punk ile Wagner'i karıştır, Alice Cooper gibi giydir" benzetmesi ise dikkat çekici.


Bu bölümde sarf edilen "Hıristiyanlık olmasaydı Metal de bugünkü konumunda olmazdı.” lafı ve tabii ki Alice Cooper'ın jeneriklik: "Gördükleriniz şeytana tapma değil ki! Onun bir nevi karikatirüze edilmiş hali. Gerçekten şeytana tapıyorsanız Rock'N'Roll ile işiniz olmaz bile!" cümlesi belgeselin en önemli noktalarından.


Günümüzün en büyük Metal müzik firması Roadrunner Records'un yetkililerinden ve birçok grubu firmaya kazandırması ile meşhur olan isim Monte Conner'in, Venom'u ilk gördüğü andaki düşünceleri ve Gorgoroth'dan Gaahl'ın muhteşem(!) röportaj yanıtları da yine bu bölümde yer alan unutulmaz sahnelerden.

Ve bir Metalci için seyrine doyum olmayan sahnelerle dolu belgeselin son bölümü: Deah And Violence


İngiltere'de yasaklanan ilk grup olduğunu öğrendiğimiz Alice Cooper'ın Macbeth göndermesi kesinlikle kayda değer. Görsel ve liriksel olarak vahşet ve şiddet içeren albümlerin modern toplumlarda nasıl olup da genç insanlara sunulduğunu anlamadığını belirten yazar Rose Dyson'a -albüm kapağını gördüğünde "sanırım müzik dünyasındaki en uç örnek bu olmalı" şeklinde yaklaştığı grup- Cannibal Corpse'dan Alex'in cevanı da oldukça sıkı: "Death Metal'den haberi olmayan biri bu kapakları görünce tabii ki şok olur. Eğer olmuyorsa iyi kapak yapamamışız demektir zaten!"


Bu bölümde yer alan; Slayer'dan Kerry King'in gazetelerde yer alan ölüm başlıklarına yaptığı gönderme ile intihar ve Heavy Metal'in karşılaştırıldığı muhabbetler çarpıcı birer içerik unsurları olarak dikkat çekiyorlar. Belgeseldeki genel kanı ise Metal'in yalnızlık duygusu hissettirmediği için intihar ettirici değil, önleyici bir müzik olduğu yönünde.


Sonuç olarak sadece Heavy Metal dinleyicilerinin değil tüm müzikseverlerin izlemesi gereken bir film "Metal: A Headbanger's Journey". Heavy Metal'in bir sanat ve bir hayat biçimi olarak, bu müziğin dışındaki kesim tarafından düşünüldüğünün aksine çok daha derin bir anlamı olduğu da bir şekilde ortaya çıkıyor bu belgeselde. Zaten çıkmasaydı büyük bir eksiklik olurdu!

Tabii ki bu bir "Heavy Metal tarihi" değil. Tabii ki birçok grup bu belgeselde ismen dahi anılmıyor ama bunlar Sam Dunn'ın kendi bakış açısını, olanakları değerlendirme şansıyla birleştirip olaya samimi bir dokümanterin çıkmasını kesinlikle engellememiş durumda.


Tekrar ediyorum. Bu belgesel bir Heavy Metal tarihi belgeseli değil. Bu belgesel Sam Dunn'ın kendi imkanlarıyla Heavy Metal hakkında insanlara bazı önemli ve bilinmesi gereken şeyler anlattığı keyifli bir yolculuk!


Wacken'daki crowdsurfing görüntüleri eşliğinde, fonda efsanevi grup Metallica'nın "Master Of Puppets" albümüne adını veren eserinin o eşsiz lead gitar solosu loop halinde çalarken Sam'in cümleleri her Metal dinleyicisinin tüylerini diken diken edecek cinsten: "12 yaşımdan beri Metal'e olan sevgimi, Metal'i bayağı bulanlara karşı savundum. Artık ne söyleyeceğimi biliyorum. Metal'i ya hissedersiniz ya da edemezsiniz. Metal size o her şeyi ele geçiren güç hissini vermiyorsa ve saçlarınızı diken diken etmiyorsa bunları hiç anlamayabilirsiniz. Öyle olsun, anlamayın. Çünkü etrafımdaki 40bin Metal hayranına bakıyorum da, siz olmadan da idare ediyoruz!"

Türkiye'de Kanal D Home Video tarafından piyasaya sürülen bu belgesel; orijinal DVD versiyonundaki ek görüntüleri içermese de Türkçe altyazı seçeneği ve tabii ki filmin tamamını içeriyor olması bakımından arşivlik bir öneme sahip ve müzik marketlerde sizleri bekliyor! Bu DVD'yi satın almak, eskisi kadar olmasa da öyle veya böyle ülkemizde görmezden gelinmeye devam eden Rock/Metal dinleyici kesiminin de ne kadar büyük olduğunu gösterme şansını sunması bakımından çok önemli bir kritere sahip. Hepimizin beklediği ise belgeselin 2006 yılı ortalarında çalışmalarına başlanılan "Global Metal" adındaki devamı


Belgeselin resmi web sitesi:
www.metalhistory.com





Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: