MÜZİK ÖTESİ

Hardkor Necmi ile Boom Boom Selami'nin Underground Maceraları - 3

Erdem Yalçın - 16 Haziran 2012

New Orleans'lı Scott

"Geçen de beni Scott aradı" diye söze giriyor Selami.
"Hangi Scott?"
"Şu New Orleans'taki bluescu var ya, hani tek tabanca akustik gitarla şarkı söylüyor… Halimi hatrımı sormak için aramış."
"Allah Allah, niye ki?"
Selami, Necmi'nin suratına, "Bozma oğlum iki dakika!" der gibi bakıp devam ediyor.
"Ben sana anlatmadım o mevzuyu değil mi? Ya bu Scott, New Orleans'ın en kral elemanlarından. Sağlam müzisyen. Oralarda herkes tanır bunu. Varsa yoksa Scott... Ama burda üç beş adam dışında pek bilen yok. Zamanında buna bir iyiliğim dokunmuştu da, o yüzden aramış. Ecnebi mecnebi ama, çok da vefalı çocuktur."
"He, iyi bari."
Selami Necmi'ye kötü kötü bakıyor. Tam kadınlar muhabbeti bırakmış, Selami'ye kulak kabartmış, Necmi'nin yaptığı da iş mi şimdi!
Necmi alıyor mesajı. "Herhalde bayağı iyiliğin dokundu. Yoksa te oralardan niye arayıp sorsun."
"Vallahi kardeş, ben öyle yaptığım iyilikleri anlatmayı sevmem ama, bu çocuğa çok hakkım geçti. Sene 2005. Hatırlarsın o ara Katrina Kasırgası bu New Orleans dolaylarını yıktı geçti. Millet per perişan. Bırak cazı mazı, yiyecek ekmek yok. Ordaki grupların bazıları başka şehirlere göçtü, bazıları da krizi fırsata çevirip, 'E hadi bi dünya turnesine çıkalım bari.' Dediler. Bu Scott da, burdan bir organizatörle mi ne konuşmuş. Sözde bunlara konser ayarlayacakmış falan. Neyse, iş nihayete bağlanmış, Scott gelmiş. Gelmiş ama ne görmüş! Organizatör olacak adam yeterli bilet satılmadı diye konseri iptal etmesin mi! Bir de üstüne kayıplara karışmış… Organizatörün ayarladığı dönüş bileti de, otel motel de yalan çıkmış."

Hardkor Necmi ile Boom Boom Selami'nin Underground Maceraları - 3

"Bak sen şu terbiyesizin işine."
"Yaa. Hadi Scott'a yapılan haksızlığı geçtim, memleketin de adı kötüye çıkıyor sonra… Neyse... Bu Scott buranın yerlisi değil tabi, yol bilmez iz bilmez ecnebi bir ademoğlu. Ne yapacağını şaşırmış. Bunun halini gören bizim camiadan bir iki abimiz de, çocuğa arka çıkmış. Demişler ki, 'Biz bu ayıbın altında kalamayız, senin dönüş paranı verelim, git.' Ama Scott delikanlı çocuk. Kabul eder mi!"
"Etmez."
"Etmemiş zaten. 'Yok!' demiş, 'Hayatta olmaz.' Tabi İngilizce söylüyor bunları. 'Ben,' demiş, 'sokakta gitar çalar, paramı biriktiririm. Yalnız siz bana kalacak yer ayarlayın.' Bizim bu abilerin de hepsi evli barklı, kulplu saplı adamlar. Hanımlarına da diyemezler ki, 'Koy şu Scott'a da bir tabak' diye. Düşünmüşler taşınmışlar… 'Bu işi halletse halletse bizim Boom Boom Selami halleder.' Demişler. Aradılar beni, dediler böyle böyle… 'Eyvallah.' Dedim, 'Gelsin bir konuşalım.' Geldi bu Scott. Nasıl perişan anlatamam. Herifin zaten memleketi yerle bir olmuş. Bir de burdan kazığı yiyince, iyice çökmüş. Ben hiç laf söyletmeden, 'Canını sıkma Scott.' Dedim. 'Bir yanlışlıktır olmuş. Ama biz senin gibi delikanlı çocukları yarı yolda bırakmayız. Paranı biriktirene kadar benim fakirhanede kalırsın. '"
"E çocuk duygulandı tabi, gözleri falan doldu. Ben iyice acıdım. İnsanın karşısında zenci biri ağlayınca garip oluyor. Sonuçta biz zencileri nasıl biliyoruz... Kocaman kocaman şeyleri… Neyse. Yani demem o ki, onlar da insan. Onların da zaafları var."
"Konuya döneyim. Aldım bu Scott'ı, yanında iki parça eşyasıyla gitarı, götürdüm eve. Cihangir'de boğaz manzaralı evi görünce morali bir nebze olsun yerine geldi çocuğun. Bunun morali yerine gelince, içindeki gerçek Scott çıkmasın mı ortaya. Ağzını yaya yaya, New Orleans aksânıyla, 'Fakirhane dediğin bu mu Selami!' Dedi. Bilirsin, ben de İngilizce'yi öyle yavşak yavşak konuşan Amerikalılardan hiç hazzetmem. Ne o öyle, İngilizce biliyorum havaları falan... Ama dedim ki kendi kendime, 'Sabır Selami, Tanrı misafiridir.' Sonra döndüm Scott'a, 'Biz mal delisi değiliz Scott efendi, bizim kültürümüzde alçakgönüllülük vardır.' Dedim. Ben böyle atarlanınca, çocuğun canı sıkıldı. Yüzü düştü. E o da haklı şimdi. Bülbülü altın kafese koymuşlar, ille de vatanım vatanım demiş. Bu sefer beni aldı bir vicdan azabı... 'Boşver Scott,' dedim, 'olan olmuş, kendini hırpalama artık. Koyayım sana bi duble rakı, efkarın demlensin.' Bu demesin mi, 'Aman Selami Abi, bana koyma.' 'Niye lan?' Dedim. 'Abi bana dokunuyor. Konserlerde viski bile içemiyorum.' 'Ulan Allah belanı versin senin.' Dedim. Sen şunun yaptığını görüyor musun?"
"Hayretler içindeyim vallahi Boom Boom. Rakıya karşı nasıl böyle kayıtsız kalabilir?"
"Yani… İçmiyor olabilir. Ama en azından insan nezaketen bir duble alır. Bizimkinde nerde o incelik. Herif bir kere doğuştan kalın, zenci değil mi…"
"Her şey pipiyle olmuyor Scott Efendi deseydin, çarpsaydın iki tane suratına, kendine gelseydi."
"Yok, büyüklük bende kalsın dedim. Zaten Allah'ından bulmuş bulacağını. Nerde kalmıştık?"
"Vitesi boşa al Boom Boom. Hatunlar gitti."
"Gitti mi?" Selami şaşkınlık içerisinde. Dönüyor yan masaya, hakkaten kadınların yerinde yeller esiyor. "Çok oldu mu?"
"Eh… Sen Scott'la tanışırken bombaladığını anlayıp kikirdediler, Cihangir'e giderken de kalktılar. Yalnız o kadar güzel bombalıyordun ki, bölmek istemedim."
"Siktir be!"
Necmi dudaklarını yaya yaya gülüyor. "Valla olan olmuş Selami. Kendini hırpalama artık. Koyayım sana bi duble de kendine gel."
"Hadi kalk gidelim nereye gideceksek."
"Hakan Abi çağırmıştı. Ona uğrayacağız."
"Hadi bakalım." Diyor Selami. Hazırlanıp çıkıyorlar.



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: