MÜZİK ÖTESİ

Hardkor Necmi ile Boom Boom Selami'nin Underground Maceraları - 2

Erdem Yalçın - 7 Mayıs 2012

Çay Kahve

Necmi, cam kenarındaki masasından gelip geçeni dikizliyor. Almış avcunun içine ince belli bardağı, sarıp sarmalamış, çayını yudumluyor. Yudumlarının iştahı görüş alanına girene göre değişiyor. Eğer gelen kadınsa, bir de bardağı kıskandıracak kadar ince belliyse…

"Usta çayın ne güzel olmuş yahu. Tazele bakalım."

Taze çay geliyor. Necmi ilk yudumunu alıyor. O sırada sokaktan, sakallı makallı bir herifçioğlu geçmekte oluyor.

Hardkor Necmi ile Boom Boom Selami'nin Underground Maceraları - 2

"Usta başka demlikten mi koydun yahu? Bunun tadı yok gibi."

"Yoo. Az öncekiyle aynı."

"Neyse, senin canın sağolsun."

Derken Selami görünüyor. İşten çıkar çıkmaz gömleğinin düğmelerini açmış, içinde tişört. Necmi, "Üniversiteliler bile bıraktı şu gömlek altına tişört olayını, sen bırakamadın!" Diye takılsa da, Selami'nin eli mahkûm. Çağrı merkezinde gömlek giymek şart.

"Benim de ona aklım ermiyor işte." Diye başlıyor Necmi, "Sanki görüntülü çağrı alıyorsunuz. Gömlek mömlek ne alaka?"

"Kuralı ben koymadım ya oğlum. Bana ne soruyorsun."

"Bugüne bugün koskoca takım liderisin. Sen bilmezsen kim bilecek?" Diyor Necmi, dalga geçtiği zamanlarda dudaklarına taktığı bıyık altı gülüşüyle. "O değil de, görüntülü çağrı güzel fikir bak. Gerçi sizin çağrı merkezi görüntülüye geçerse, bu tiple senin işin yaş. He, ama kamerayı aşağılara indirirsen giderin var. Yalnız yüzünü açmaman lazım."

"Ulan dır dır dır. Karım olsan boşamıştım şimdiye seni."

"Hadi canım hadi. Kalk da dolanalım biraz."

Çayların parası ödeniyor. Ağır adımlarla caddeye çıkan ara sokaklardan birinde yürümeye başlıyorlar. Necmi bir ara, "Hakan Abi aradı. Bir uğrayın yanıma dedi." Diyor. Selami hiç oralı değil. Selami zaten kendinde bile değil. Kaptırmış kendini yumuşacık havaya, adımlarını süzüle süzüle atıyor. Sanki işten değil de, saunadan falan çıkmış gibi. Yüzünde bir pembelik, gevşek gevşek sırıtıyor. Necmi desen, onun da farkı yok. Hakan Abi meselesini, söyler söylemez unutmuş. Canı ince belli bardakta çay çekmiş yine.

"Ee, nereye gidiyoruz." Diyor, aniden gelen bahara alışamamış ya da rahat batmış gibi.

"Ne bileyim, yürüyoruz işte." Diye cevaplıyor Selami.

Öylesine yürüyorlar. Derken, Necmi tam karşıdan gelen bir kadına kitleniyor. Kadının kumral, uzun saçları, çıplak omuzlarına dökülmüş. Askılı elbisesi ayak bileklerine kadar uzanıyor.

"Pardon hanımefendi." Diyerek durduruyor kadını Necmi, rahat tavırlarla.

Kadın şaşkın ve çekingen: "Buyrun."

"Aylardan nisan değil mi acaba?"

Kadının şaşkınlığı daha da artıyor. Eee, der gibi, "Evet." Diyor, soru dolu bakışlarla.

"Peki bu uzun elbisenin üstünüzde ne işi var kuzum? Kısaltın lütfen biraz. Bahar geldi."

Kadın elinde olmadan gülümsüyor. Ama saçlarını savurarak çekip giderken, laf olsun diye "Salak!" demeyi de unutmuyor. Necmi'nin dudağında bıyık altından gülüşü, Selami'ye dönüyor.

"Bacakları çarpık herhalde. Neyse, Allah sahibine bağışlasın."

Selami, sesini kadının sesine benzeterek, "Salak!" diye ikiliyor. "Bilmesem abazan diyeceğim ama, bunun adı bahar sarhoşluğu. Birer kahve içelim de ayılalım bari."

Tutuyor Necmi'yi kolundan, kendi iddiasına göre güzel kahve yapan bir mekana götürüyor. Sessiz sessiz filtre kahvelerini yudumlamaya başlıyorlar. Göz açıp kapayıncaya kadar yan masaya yerleşen iki kadının, birbirine karışan parfüm kokusu geliyor burunlarına.

"Hmm. Incandessence ve Caldion. Klasik ama etkileyici." Diye düşünüyor Selami. Yan tarafa dönüp öküz gibi bakmamak için, Necmi'ye göz kırpıyor, "Nasıllar?" der gibi. Necmi hafifçe kafasını öne doğru eğerek olur veriyor. Selami sazı eline alıp mevzuya girmeden önce, kahvesinden büyük bir yudum alıyor…



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: