MÜZİK ÖTESİ

Girişler Antolojisi

Güvensiz - 4 Haziran 2012

Evet, beklenen oldu, o kitap en sonunda yazıldı. Hani Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'da bahsettiği sadece önsözlerden oluşan kitap var ya, işte ondan söz ediyorum. İlk duyulduğunda biraz akıl karıştırıcı gibi görünebilir, hatta oldukça uçuk bir fikir gibi de gelebilir insana. Doğrudur, fikir oldukça uçuk. Belki de bu nedenle böyle bir kitabı ancak bir bilim kurgu yazarı yazabilirdi. Öyle de oldu zaten, Stanislaw Lem arkasında hiçbir şey olmayan altın kapılar gösterdi bize. Çok süslü, büyük vaatler sunan ama her zaman arkası fos çıkan büyük iddialar!

Girişler Antolojisi

Daha arka kapak yazısını okuduğumda tanıdık gelen ve beni mutlu eden bu kitabı Deli Kasap okurlarıyla da paylaşmak istedim. Ama kitaptan bahsetmeden önce Oğuz Atay'ın önsözler ile ilgili söylediklerini bir hatırlarsak daha eğlenceli olur sanıyorum. Bunu yaparken de Selim Işık'ın bu konuda söylediklerinden geniş alıntılar yapmadan edemeyeceğim:

"Hiç olmazsa önsözleri yazanlar, yılda bir kere toplanmalı ve aralarında ortak esaslar tespit etmeli. Bugünkü durum esef verici. Bakıyorsun bir yazar, çok zor birleştiriyor kelimeleri. Bir türlü cümleleri kuramıyor. Öyle diyor önsöz amca. Geçer karatahtanın başına diyor, yazar, bozar, uğraşır. Bütün bunları da yarı karanlıkta yapar. İstediği cümleyi bulunca da koşar, bütün ışıkları yakar. Ben de tam bu üstadın huylarını benimsemek üzereyken, bir önsöz daha geçiyor elime. Bu önsöz de yazarın coşkun bir ırmak gibi yazdığını anlatıyor. Kendisini tutamıyor bu adam: bıraksan günde yüz sayfa yazacak. (...) Kime hizmet edeceğimi şaşırıyorum. Onlara uşaklık etmekte zorluk çekiyorum. Biri İnsanlardan kaçıyor, öteki bir dakika yalnız kalamıyor. Sonunda hükümet el koyacak bu işe. Hepsine haddini bildirecek. Bizi zehirlemeye ne hakları var." (sf.394)

Bu haklı tespitlerin ardından gerilim gittikçe yükselir:

Birden kızarak kitabı kapadı: 'Tanrım! Hep önsözlerde kalıyorum!' Durmadan yakınırdı: 'Biraz daha ilerleyebilsem, hiç olmazsa 'Giriş'e kadar gelebilsem!' Ellerime sarılırdı: 'Bana yardım edin dostum! Bütün kitapların neden yazıldığını, yazanların kimlere teşekkür borçlu olduğunu, bu kitabı yazma düşüncesinin onlara nasıl geldiğini, bu kitabın ne gibi bir boşluğu dolduracağını,

hepsini biliyorum. Sonra ne oluyor? Anlatın bana. (sf.394)

Ve işte o an. Bir ampul yanar ve büyük bir buluş:

Sonunda iyice sapıtırdı. Bir 'önsöz yazarı' olacağını, yalnız önsözler yazacağını, bunu daha kimse düşünmediği için böylece meşhur olacağını söylerdi. Neden bunu daha önce düşünmemişti? Belki onun gibi, önsöz okumaya meraklı yüz binlerce insan vardı. Bu insanların istekleri uygun bir biçimde karşılanırsa, insan bu işten zengin bile olabilirdi. Yüz binlerce insanın arzusuna cevap vermek gerekiyordu.

'Ne gibi önsözler yazacaksın Selim?' dedim. "Kendi önsözümü yazacağım. Olmayan romanların yazarı Selim Işık için önsözler yazacağım. Her önsözde, okuyucunun karşısına değişik bir kişilikle çıkacağım. Bin yazar kadar, on bin yazar kadar güçlü olacağım böylece. Bazı önsözlerde başarısız bir yazar olacağım: ilk eserimin ilgi görmemesi üzerine ümitsizliğe kapılarak intihar edeceğim. Bazen de, o kadar meşhur olduğum halde anlaşılmamış olmanın ıstırabını duyacağım gene: insanlardan kaçacağım. (sf.394)

Bu kadar çok alıntı yapmamam gerekirdi belki. Ama kendimi tutamadım çünkü bir gerçeği gün ışığına çıkarmam, bu fikrin ilk sahibinin kim olduğunu teslim etmem gerekiyordu. Araştırmacı ve sorumlu kişiliğim nedeniyle insanlık adına bu büyük hizmeti (!) yapmak zorunda hissettim kendimi. Kitabın fikir babasının Atay olduğunu teslim ettikten sonra, bir büyük gerçeği gün yüzüne çıkarmanın huzuru ile yazımıza devam edebiliriz artık.

Şaka bir yana, Tutunamayanlar'ı okurken hepimizin aklına yatan bu projeyi -oldukça farklı bir biçimde de olsa- çok önemli bir yazarın daha düşünmüş olması ve hatta hayata geçirmiş olması ne hoş bir tesadüf. Aslında önsözler değil "giriş"lerden oluşan "Hayali Büyüklük" isimli kitapta Stanislaw Lem, kıvrak zekası ile bir çok konuda sorular sormaya, sordurmaya, eleştirmeye ve gülmeye devam etmiş.

Girişlerden oluşan bu kitabın "giriş" yazısında Lem, giriş yazılarının tüm yazı sanatları içerisinde köle durumunda olduğundan ve bu durumdan kurtarılması gerektiğinden bahsederek konuya giriyor. Eleştiri oklarını sürekli gergin yayında tutan Lem, para karşılığı yazılan girişlere de değinmeden etmiyor:

Bu sabırlı krallığın kendine ait bir de alt krallığı vardır: Kölelik ahlakı bozduğu için hantal, bazen basılmamış ve para karşılığı yazılmış girişler.

Büyük yazarların en çok bilinen özelliği, bir şeylerden bahsederken çok önemli başka bir sürü konu hakkında da oldukça sağlam tespitlerini, bizimle paylaşmak konusunda hiç de cimri davranmamalarıdır. Lem de öyle yapıyor, "laf arasında" bir çok önemli konuda kendi görüşlerini, eleştirilerini bazen bir espri ile bazen de umursamaz bir sahipleniş ile dile getiriyor.

İyi bir Yalçın Küçük okuru olarak yetiştiğim göz önüne alınırsa, önsözleri ve girişleri okumaktan ne kadar zevk aldığım daha rahat anlaşılacaktır. Yazarın neleri dert edindiğini, niçin bu konuyu incelediğini, bunun başka nasıl bağlantıları olduğunu, hangi bağlamlarda ve kimlerden etkilenerek bu konuları incelediğini anladığımız ve en saf biçimiyle kitabın ilgilendiği çelişkiyi gördüğümüz "giriş" yazıları öyle kolayca bir kenara bırakılabilir metinler değil. Lem'in bu "Girişler Antolojisi"'nin giriş yazısı da bu nedenle çok önemli.

Yazarların belki de en dürüst davrandıkları bölüm olarak "giriş"leri önemsememiz gerekiyor. Zaten Lem de tam olarak bunu bize öğütlüyor, ne yaptığını fark etmeyenlerimiz için gerçeği gözümüzün içine sokuyor:

Sizi kandıracağım ve bunun için bana minnet duyacaksınız. Size tutma niyetinde olmadığım ciddi bir söz vereceğim ve bu da sizi tatmin edecek ya da uygun düşen ustaca bir beceriyle tatmin olmuş gibi davranacaksınız.

Ve ardından sanat konusunda akılda tutulması gereken keskin bir eleştiri:

Bugün sanat (aşkın) bir sigortası olmayan bir senet, (sahte) bir yemin ve (gerçekçi olmayan) bir tahmine - en yüksek değişim biçimine dönüşmüştür. İşte sanatın ilkesi ve temeli olarak alınması gereken şey tam da onun bu boşluğu ve gerçekleştirilemez oluşudur. İşte bu yüzden bu kısa Girişler Antolojisi'ne bir Giriş sunmakta haklıyım, çünkü burada hiçbir yere varmayan sunuşlar, hiçbir yere gitmeyen Girişler ve ardından hiçbir sözcüğün gelmediği önsözler öne sürüyorum.

Yazımız bilgisayardan okunabilecek makul sınırları zorlamaya başladığına göre daha fazla uzatmadan kitabın planının bir özetini verip bitirelim. Kitabın kendi giriş yazısı hariç 5 giriş yazısı var. Bulardan ilki pornogramlar'dan oluşan bir kitap hakkında. Pornogramlar, porno grafiler yani röntgenler. Ardından yazmayı öğrenen bakteriler konusunda yazılmış bir kitabın giriş yazısı geliyor. Kitabın yazarı ise Gulliver. Daha sonra bilgisayarların oluşturduğu "bit edebiyatı" konusunda yazılmış edebiyat tarihi kitabı için yazılmış bir giriş yazısı. Kitaptaki dördüncü giriş yazısı "extelopedia" hakkında yazılmış. Bir bilim kurgu yazarının gelecek ile ilgili felsefi tezlerle de süslenmiş kurguları ve oldukça eğlenceli göndermeler. Ansiklopedinin gelecekte alacağı bir biçim olarak extelopedia ve bunun kişiselleşmiş kullanımı ile ilgili satırlar, geçtiğimiz yazıda paylaştığımız videoyu hatırladıkça daha eğlenceli bir hal alıyor.

Kitabın son yazısı ile GOLEM hakkında. GOLEM, (General Operator, Long Range, Ethicaly Stabilized, Multimodelling) Etik dengeli, Uzun erimli, Çok modelli, Genel Operatör kelimelerinin kısatması olarak kullanılan bir kelime. Kitabın yarısından çoğunu oluşturan bu bölümde insan bilgisayar ilişkisi, insan evriminin saptığı yol ve insanın kusursuz olduğu iddiası gibi konularda çok geniş tartışmalara giriyor Lem.

Bu çok eğlenceli kitap, aynı zamanda bir çok önemli tartışmaya dair kayda değer tespitleri de içermesi açısından önemli ve okunmayı hak ediyor.  



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: