Fake, Face, FUCKBUK
Cep telefonuyla kendi artistik (?) resimlerini çekip çekip, yol geçen hanının duvarlarına yapıştırmanın bir hastalık olduğunu ne zaman anlayacak acaba fake fuck facebukçu sıfır numara narsistler?
Aslında listesindeki insanların %99'u umurunda değilken, sadece egosunu şişirirken sosyal medya denen bu angut mekanlarda, sosyal bir yaratık olmaktan ne denli uzaklaştığının, nasıl da klişe bir ifade biçiminin içine hapsedildiğinin farkında değil insan denen maymuna kurban olasıca bozuk ürün. Oralara özgür ortam diyenin kıçına amerikanın özgürlük heykeli girsin meşalesiyle beraber. Mekan bağımlısı kendini, kesinlikle hesaplı kitaplı ve de ikiyüzlü seçiciliğiyle oluşturduğu "perfect profil" insan sanıyorsa çok yanılıyor, bunu özgür olmak sanıyorsa daha da çok yanılıyor. Çünkü bana göre oralarda göt atanların yüzde 90'dan fazlası bir copy paste dünyasında yaşayacak kadar klişe, tek tip ve bir program içine hapsolarak yönlendirilmeye meyilli koyun sürüsü. Kendilerini pazarlama yöntemlerine bakıyorum, tepeden tırnağa aşağılık kompleksiyle dolu bir psikoloji. İnsan artık bu tür kontrol araçları ile kontrol ediliyor. En acısı büyük yalnızlığa garkediliyor.

Bu teknolojik uyuşturucu kendini Napolyon sanan milyonlarca insan oluşturdu bile. Ben listemdeki 100-200-500 kişinin kralıyım, kraliçesiyim diye düşünen, tahtını korumak için her gün maymunluklardan maymunluk beğenen, bokunda boncuk bulmuş heyecanıyla bunu sanal kulübesinin duvarlarında, masalarında paylaşan, şerefe anime kadehler kaldıran, gel lan şuraya bir kazma vur dediğinde aval aval bakan ama sanal çiftlikler kurarak mutlu, mesut olan milyonlarca tuhaf insan.
Bir monitörden çok daha fazlası hayat oysa. Hayata koşmak lazım, ortaya çıkmak lazım. Görmek lazım ki hiç kimse, ne kendini oralarda pazarladığı kadar güzel, ne o kadar doğru, ne o kadar samimi, ne o kadar yetenekli, ne o kadar bilgili, ne o kadar seksi değil. Ve niye öyle olsun?
Gerçeği görmek değişime adım atmaktır. Gerçeği ancak ışık gösterir. Gün ışığı, iç ışığı, akıl ışığı. Göt kadar monitürun ışığı değil a akılsızlar, a 17 inçlik cüceler.
Ha bir de, bir daha biri bana Mısır'daki ayaklanmanın sosyal medyaca başlatıldığını iddia ederse ona tek birşey söyleyeceğim "hassiktir ordan be, sosyal medyanın reklamını onun ürünü olan sen ye". Biz ne propagandalar gördük hey heeeey!!!

Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için:
t's a mistery to me/ we have a greed/ with which we have agreed/ You think you have to want/ more than you need/ until you have it all you won't be free/ society, you're a crazy breed/ I hope you're not lonely without me/ When you want more than you have/ you think you need/ and when you think more than you want/ your thoughts begin to bleed/ I think I need to find a bigger place/ 'cos when you have more than you think/ you need more space/ society, you're a crazy breed/ I hope you're not lonely without me/ society, crazy and deep/ I hope you're not lonely without me/ there's those thinking more or less less is more/ but if less is more how you're keeping score?/ Means for every point you make/ your level drops/ kinda like its starting from the top/ you can't do that.../ society, you're a crazy breed/ I hope you're not lonely without me/ society, crazy and deep/ I hope you're not lonely without me/ society, have mercy on me/ I hope you're not angry if I disagree/ society, crazy and deep/ I hope you're not lonely without me
"hayat bi tiyatro, hepimizin maskeleri var, oynuyoruz ve elimizden akıp giden hayatın kıymetini anlayamıyoruz". Evet, ben böyle bir şey yazsaydım kendimi klişe bulurdum. Fuckbook'un klişeliği tam da burada diyen yazımdan sen böyle bir "mutlu" olma reçetesi çıkardıysan dediğimi de, derdimi de anlamadın. Hayata koşmanın, koştuğun yerde güzel şeyler bulacaksın anlamını taşıdığını nasıl çıkardığını bilemem. Öyle bir şey yazımda yok. Ben gerçekten söz ediyorum sadece. Bir sahte güzellemenin içinde masturbasyon yapan insanlardan söz ediyorum. Yani senin anladığın şeyin tam aksinden söz ediyorum. Kulak burun boğazcı muhabbetini çiziyorum, zucker kısımlarını da. "Yakın" birinin öldüğünü daha hızlı öğrendiğinde ne oluyor? O insanın yanında mı olmuş oluyorsun? Bu seni o insanla daha iyi bir "sosyal" ilişkiye sokmuş mu oluyor? Ölen adam rüyanda sana şunu söyleyebilir. "Ben ölmüşüm sen 5 dakika sonra internetten öğrenmişsin. He ya, öte dünyada senin bu hızlı haber alma yeteneğin çok da ipimdeydi. Sen fakebok'da sosyalleşirken ben seni ölüm döşeğimde yanımda görmek istedim" Bahsettiğim yalnızlaştırmayı kendi örneğinle daha iyi anlarsın. Diyeceğim, kişi kendini harika bir iletişim içinde sanırken olaylar onun ekranından hızlı akıp giden datadan öte bir işlerlik taşımıyorsa ve böylesi bir bilgiye sahip olmak bir gelişim olarak algılanıyorsa orada bir sorun var. Kendimden olan olmayan meselesi değil bu, kendim olmak meselesi. Hakaret varsa bilemem. Ben görmedim. Şunu ekleyerek konuyu tatlıya bağlayayım. O zamanlar internet olmadığından tüm devrimler tarihinin kronolojisi ve kitlelerin toplaşması tabii ki sevgili ileri teknoloji uzaylılar tarafından organize edilmiştir.
bilmem, genel bir eleştiriyi eleştiresim geldi. yazıda ağır bir kendi gibi olmayana hakaret tonu var.
Öncelikle yukarıdaki yazının ana sayfada yayınlanması yazarın bir talebi değil benim tercihimdi. Yazının orijinali forumda, oradan aldım ve tartışılmayı hakeden bir içeriğe sahip oldugu için ana sayfaya koydum. Atesikuscugum, soylediğin kimi noktalarda haklılık payın yok değil ve fakat klişe ile nirvana kedinin yan yana durması pek olmamış sanki :) Hem sen niye bu kadar kızdın :P (Kızmadım ile başlayan cumle kurarsan düğün pastası kafana düşsün)
Ateşikus Nirvanakedi sosyal medyanın insanları sosyal bi varlık olmaktan ne kadar uzaklaştırdığından, egolarını nasıl şişirdiğinden, özgür ortam diye tanımlanan şeyin aslında nasıl yönlendirildiğinden, kontrol aracı olarak kulanıldığından, insanların hayata monitörden bağlandıklarına kadar bi çok şeyi ifade ediyor. Yani anlayacağın "hayat bi tiyatro, hepimizin maskeleri var, oynuyoruz ve elimizden akıp giden hayatın kıymetini anlayamıyoruz"dan çok daha fazlasına mercek tutuyo. Yazının bi parçasına bakarak değerlendrmemelisin. Sosyal medyanın bazı süreçleri kısalttığı ve kolaylaştırdığına bakarak diğer taraftan götürdüklerini görmezden gelmemeliyiz.
yahu ben gereken yerlerde paragraflara ayırarak yazmıştım ama burada yokmuş paragraf olayı, gözü bozulan olursa şimdiden özür dilerim
disclaimer: bu yazı bir facebook savunması değildir. mark zuckerberg'ten para almıyorum. isteyene banka hesap dökümümü gönderebilirim (evet internet başka işler için de kullanılıyor). öncelikle belirteyim, bu yazıyı deli kasap'ın facebook sayfasında gördüm ve oradan gelerek okudum. ben bu yazıya, insanların facebook üzerinden kendisini pazarladığı haricinde tek bir noktada bile katılmıyorum. onun dışındaki tüm kısımları, genellemelere ve başka insanların kendi tercihlerini beğenmemeye dayanıyor. burada da benim aklıma gelen ilk cümle "kime göre neye göre" oluyor. mesela birisi cep telefonuyla kendi fotoğrafını çekip paylaşmış, bundan kime ne? bunu çok fazla insan yaptığı için mi kötü oluyor? emin olun artık olmasa bile, bunu ilk kez yapan çok "cool" bir insandı. ve hasta olduğunu falan sanmıyorum, zira bende ekli kendi fotosunu çekip koymuş bir arkadaşımı daha önce tanıdığım iyi bir kulak burun boğazcıya muayene ettirdim, sağlam çıktı. neyse hastanelerden çıkıp konumuza dönecek olursak, listesindekilerin %99'unu umursamayan facebook kullanıcıları, facebook kullanıcı toplamının yüzde kaçıdır? ben istatistik veremiyorum, çünkü sadece 4-500 kadar facebook kullanıcısı tanıyorum (düşündüm de hakkaten zuckerberg'e bi mail atıp hem bunu sorup hem bi de para da mı isteseydim acaba...) neyse bu kadar facebook yeter, zaten yazıda da konu facebook'la sınırlanmayıp genel olarak sosyal medyanın tamamı ele alınmış. şimdi hepimiz, dedelerimizden, ananelerimizden "rahmetli amcam öldükten 2 ay sonra köyden biri gelmişti de öldüğünü ondan öğrenmiştik" gibi cümleleri mutlaka duymuştuk. işte sosyal medya dediğimiz şey, o zamanlar iki ay sonra tesadüfen öğrendiğimiz şeyden 2 dakika içinde haberdar olmamıza yardımcı olan araçlardan birisi. mısır'da, suriye'deki ayaklanma sosyal medyaca başlatılmadı, yani sosyal medya ete kemiğe bürünüp kaldırım taşı sökmedi, twitter'ın kurucusu "ben sosyal medyayım, hadi devlete baş kaldıralım" deyip kitleyi galeyana getirmedi. hiç kimse eline mouse ve klavye alıp ay lav yu facebook yazılı pankart taşıyarak sokağa çıkmadı. ancak sosyal medya, bu kişilerin eline ne alıp saat kaçta, nerede buluşup gideceklerini planlamalarını 30 sene önce yapılacak bir planlamadan çok daha kolay hale getirdi. bir de, bence deli kasap'ın ana sayfası, "hayat bi tiyatro, hepimizin maskeleri var, oynuyoruz ve elimizden akıp giden hayatın kıymetini anlayamıyoruz" gibi klişelerden arınmış yazıları daha fazla hak ediyor. neyse çok konuştum, beni okumayın karikatür okuyun (mümkünse kağıda basılı olarak): http://karikaze.files.wordpress.com/2011/04/189086_10150133262297962_589912961_6512436_374499_n.jpg?w=500&h=695
Yalnız yazar büyük ihtimalle komik olsun diye kullanmıyor o teşbihleri ve fakat -satıraralarında kullanılan olağanüstü usta işi eleştirel cümlelere gülümsememek elde değil :)
Eleştiriye temelde katılıyorum ama topyekün reddedişe hayır diyorum. Özelde Facebook genelde internete ya da teknolojinin verimsiz kullanımına yönelik bu haklı serzenişlere hak veriyorum ancak tamamen yadsımaya hayır diyorum. Yazıda tüm kullanıcıların hedef alınmadığı belirtilse dahi yazar bireysel olarak kullanmayı reddettiği için bu vurguyu yaptım.








Okuyoz biz yaa...
Hardkor Necmi ile Boom Boom Selami'nin Underground Maceraları - 2
Ya Sonra?
Hardkor Necmi ile Boom Boom Selami'nin Underground Maceraları - 1
Çingene Tezleri (2)
Tanrı, Metalcidir!
ROCK'IN ERGENEKONU deşifre oluyor!
Baykal Kent…
Fake, Face, FUCKBUK
"Balık mıyım Ben Şimdi?"
Konserleri Kontrolü Altına Alan Yeni Canavar
Müzik Endüstrisinin Eğlenceli Parası
Jimi Hendrix'in Woodstock'u
DÜŞLER KUMPANYASI
İstanbul'dan Dianne Reeves Geçti...
Kazım Koyuncu'ya Üzülüyoruz