MÜZİK ÖTESİ

Eşitsizliğin Kâşifi Sakallı Dede: Karl Marx

Murat Arda - 3 Ağustos 2005

"Rock'N'Roll fanatiklerinin buluştuğu bir Rock müzik internet dergisinde saçı sakalı birbirine karışmış bir pir-i fani dedenin işi ne!?!" diye içinden geçirenleri duyar gibiyim. Vereceğim cevabı elbette ki son yılların en dehşetengiz hardcore-heavymetal  grubu "müteveffa" Rage Against The Machine'in liriklerini Marksizm ile temellendirmelerine ya da tüm dünyadaki savaş karşıtı cephede yeralan bir takım Rock müzisyenlerinin sol eğilimlerine dayandırmayacağım.

Hele hele John Lennon'ın "Imagine"inin "Komünist Parti Manifestosu" olduğu yolunda laf-u güzaflar saçan bir popülist yaklaşım içinde de olmayacağım. Daha naif nedenlerle DeliKasap'ın bu sayısında neden Komünizm fikriyatının ideoloğunun yeraldığını açıklayalım: Hayatımda okuduğum en heyecan verici kitaplardan birisi rahmetli Uğur Mumcu'nun "Sakıncalı Piyade" adlı şahaseriydi.

Kitabı okumaya başlarken tek ideolojim vardı: "Heavy-Metalizm". 87-88 yıllarında sümüklü ve dışlanmış bir çocuksan; hele ki o anti-politik dönemde takınabileceğin en asi tavırdı Heavy-Metalist olmak. Bir kere egemenlerin ve onların değnekçilerinin İngilizce bilmemesi bir avantajdı heavy-metalci için. Çünkü heavy-metalde sözler ingilizceydi ve o dönemde dahi ağzını açan her fani "komünist" yaftasını yiyiveriyordu. Bu bizler için çok büyük bir şanstı. Zira örneğin bi Queensryche grubunun karmaşık lirikleri o dönemde türkçeye çevrilseydi muhtemelen bugün bütün DeliKasap tayfası ve o dönem Rock dinleyen herkes 141-142. maddelerden hapiste çürürdü!

Ülkücü faşistlerin Heavy-Metal/Rock düşmanlığına başlaması ise daha sonradır; Sabah Gazetesinin anti-rock propagandaları ve bilhassa Engin Ardıç pezevenginin soysuz makalelerinden sonra; 90lı yılların başında ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla seksenli yıllarda sağcıların sol eğilimli aydınlara saldırma vakalarını biz "Metalci gençler" asla anlayamaz; suya sabuna dokunmayan apolitik bir yerde; hem sağa hem de sola mesafeli bir noktada dururduk. Solcular enteldi; sağcılarda maganda; biz hiçbirisiydik; biz Heavy-Metalciydik.
-Üstelik Heavy-Metal dinleyen üniversiteli agabeylerimizin solcu olmasına da kafamız basmazdı nedense- :)

Herneyse; Sakıncalı Piyade'ye dönelim. Kitabın başından sonuna kadar o ana kadar saygın olarak bildiğim –ve kitabı benim okuduğum dönemde- devletin çeşitli kademelerinde görev almış ya da bilim, sanat ya da benzeri alanlarda kariyer yapmış birçok ismin 60lı ve 70li yıllarda senelerce hapiste yaptığını öğreniyordum!!!

Kafam iyice karışmıştı; zira örneğin bir Mümtaz Soysal Hoca; görüşleriyle, fikirleriyle bir hayli zeki, kültürlü ancak benim için "son derece tehlikesiz" bir bürokratken, onun "5 yıl boyunca hapiste işkenceler altında zulüm görmesi" inanılır gibi değildi.

Üstelik bu adamlar ne bir hırsızlık yapmış, ne bir adam öldürmüş ne de bir kötülük etmişti; bu vatanın öz be öz aklı, vicdanı ve evladıydılar!!!???

Ama fikirleri?

Neydi bu ölesiye korkulan, öcü gibi tanıtılan, gulyabani gibi kaçılan ve uğrunda insanların kayatının karartıldığı pis, kötü, hain fikirler!?!?
"Bir sınıfın diğer bir sınıf üzerinde sosyal tahakküm kurması ve bu yönde yapılan propaganda suçtur!"
Efendim?
Bu insanlar, bir sınıfın (çalışan ve sömürülen sınıf) diğer bir sınıfın (şişko zenginler, sömürücü sülükler) üzerinde tahakküm kurması gerektiğini düşündüklerinden dolayı mı bunca eziyet çektiler?

"Tabi ki bu bir şaka olmalı" diye düşünmüştüm, gerçektende o günleri yaşamayan küçük bir çocuk için "Sakıncalı Piyade"de geçen olaylar inanması zor, pis bir şaka gibiydi.
Gerçekten de devleti o dönem yönetenler, egemenler, askerler, savcılar; hakimler, yasa koyucular bu kadar acımasız, bu kadar anlayışsız, bu kadar kötü ve

Ve hepsinden kötüsü; bu kadar "aptal" olabilir miydi!?!?

Mümtaz Soysal, Marksizm propagandasından tam 5 yıl, (yazıyla tam beş yıl) demir parmaklıkların ardında, insan haklarından, güneşten, yağmurdan, ışıktan, kırlardan ve ormanlardan ve denizden ve yüzmekten mahrum bırakılmıştı.

Karl Marx gerçek bir şeytan olmalıydı!!!

Tanrım; şimdi düşünüyorum da, günümüzde medyada, sanat dünyasında, bilim dünyasında iyi bir yerlere gelmiş ve hatta tabiri caizse entelektüel düzeyi vasatın üstünde olan her akıl sahibi insan "Marksizm propagandası" ve buna benzer gülünç sebeplerden dolayı içeri atılıp, günler, aylar ve yıllar boyunca zulüm görmüşler!!!

Düşünsenize, eğer kitap okumuyorsan, dünya ile ilgili değilsen, gezegeni, hayatı, insanı merak etmiyorsan, çevreni; hiç bişeyi umursamıyorsan; kısacası bir gerizekalıysan

SORUN YOK!!!

Ne hapis korkusu, ne polis dayağı, ne asker takibi, ne faşist gölgesi
Ama aksi takdirde

Sakıncalı Piyadeyi okurken; aklım da bir hayli karışmaya başlamışken şu "Marksizm" meselesi iyiden iyiye beni meraklandırmaya başlamıştı, ancak bi sorun vardı. Yakın çevrem, yani ailem bana bu konuda hiçbir bilgi aktarımı yapamıyordu. Babam at yarışları ve kahvede kağıt oyunları oynamak dışında hiçbir mevzusu olmayan bir adamdı, dolayısıyla örneğin "komunizm nedir baba!?" sorusuna aldığım yanıt netti: "Ne bileyim lan, ben prefeser miyim!"
Annem ise "Kafirun suresi" ve "Sübhaneke duası"ndan mürekkep dini bilgileriyle beni "Marksizm" konusunda aydınlatabilecek en son kişiydi!

Ancak alt komşumuz Celal Amca!!!??? Celal amcanın sarfettiği iki lafından biri "komünist"ti ve sürekli hiç anlamadığım politik kişilerden örneklerle sıkıcı konuşmalar yapardı; hemen kendimi sıkı bir "Adnan Menderes" fanı olan Celal Amcanın yanına attım
"Celal Amca, Celal Amca sen herkese, her şeye komunist diyorsun; ne olur bana şu komunist meselesini bi anlatıver!!??"
"Muratçığım bak şimdi, mesela sen şimdi yolda yürüyosun, biri geldi arkadan kafana silah sıktı, sen öldün"
"Evet, Celal amca!?!?"
"İşte seni vuran o kişiyi kimse tanımaz, ortalıktan kaybolur onlara komünist denir."
"!!!???!!!"
"Alla allaaa, o zaman faşist ne Celal Amca!?!"
"Faşiti bilmem, o kadarını bilemem!"

"Sen Alparslan Türkeş için ne diyosun o zaman Celal amca?"

Celal amca birden sinirlendi; öfkeyle "Komünistlerin en büyüğü Alparslan Türkeş'tir!" diye haykırdı

"Kaç kişiyi öldürdü Türkeş biliyormusun, en azılı komünist o!"  deyince Marksizm konusunda Celal Amcanın da kafamı iyiden iyiye karıştırdığını duyumsadım.

Aradan yıllar geçti.
Marksizm'i de Karl Marx'ı da kaynaklarından ve bilimsel bir şekilde incelemiş ve onun 20. yüzyılın en büyük filozofu olduğunu öğrenmiştim sonunda.
Marx, eşitsizliğin formülasyonunu ortaya seren, insanın insanı sömürmediği bir dünya idealiyle sayısız insanı etkilemiş, ezilenlerin aydınlanması için tüm dünyayı sarsan fikirlerini cesaretle ortaya seren bir bilim adamıydı sadece

O gerçeğin peşinde bir entelektüeldi.

Ancak bizim ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada gerçeklerden korkanlar, acımasızlar, sömürücüler ve bencil insanlar O'nun ideallerini benimseyen insanlara yaşam hakkı tanımadılar.
Ülkemizi yöneten, bugünkü idarecileri düşündüm. Neden o günlerde yukarıda bahsettiğim suya sabuna dokunmayan, kitap okumayan, "bu dünya ile ilgili olmayan" bu ottan farksız insanların bizi, ülkemizi bugün yönettiğinin cevabı belliydi:
"Çünkü bütün idealist insanlar, aslında ülkemizi iyiye ve ileriye götürecek bütün o kadrolar, bütün o heyecanlı, dürüst insanlar, bütün o Marksistler, bütün o yurtseverler o laneth yıllarda, o kahrolası 60'larda, 70'lerde, 80'lerde yokedilmiş, tasfiye edilmişti."

Bugünkü bazı eski tüfeklerin varoluşlarını sürdürmesinin tek koşulu ise "erdemsizlik şartı"na bağlanmıştı: "Tüm değerlerini yadsırsan, eğer gerçek bir soysuz olursan sana yaşam hakkı var, ister medyada, istersen de iş hayatında!"

GERİYE BİR TEK SUYA SABUNA DOKUNMAYAN, NE DÜNYA MESELELERİNE, NE İNSAN HAYATINA ÖNEM VERMEYEN, KİTAP OKUMAYAN, KAFA YORMAYAN, DÜŞÜNMEYEN, YANİ 60'LAR SÜRECİNDE, 70'LERDE, 80'LERDE KAHVEHANELERE GİTMEK DIŞINDA HİÇBİR SOSYAL İLİŞKİ İÇİNE GİRMEYEN İNSANLAR KALMIŞTI

Ve ne yazık ki geleceğimize bu insan postuna bürünmüş köpekler, bu zavallılar, bu sabun köpüğü insancıklar yön verecekti.


*Bu yazı başta büyük düşünür Karl Marx olmak üzere "daha iyi bir dünya için mücadele ederken hayatlarını kaybetmiş tüm ölenlere" adanmıştır ve Deli Kasap dergisinde bu yazının yeralmasının en büyük amacı manevi anlamda da olsa onlara "teşekkür" etmek içindir.

Onlar kaybetmediler.


Murat Arda

Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: