MÜZİK ÖTESİ

Eksiklik,Müzik Ve Fidye

Tunca Arıcan - 31 Ağustos 2006

1966 tarihli, yakınlarda kaybettiğimiz Atıf Yılmaz'ın yönettiği, senaryosunu Safa Önal'ın yazdığı "Ahhh Güzel İstanbul" adlı filmden kısa notlar düşerek girmek istiyorum mevzuya. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından vuku bulan sosyo-ekonomik ve kültürel dönüşümlerden haberdarız.

İşte bu film bu etkili süreçte müziğin, elitizmin, tüketim toplumunun oluşum sürecini dengeli bir anlatımla bizlere sunar. Filmde İzmir'den İstanbul'a sinema oyuncusu olma hayaliyle gelen Ayşe ve "miskin" adam Haşmet ana karakterlerdir. Haşmet kendisini "miskin" olarak tanımlar çünkü geçmişte sahip olduğu tüm maddi zenginliği yitirmiş, doğup büyüdüğü yalıyı kaybetmiş ve de ironik olarak bu yalının yanına inşa edilen bir gecekonduda yaşamaya başlamış, hayatta kalabileceği kadar parayı seyyar fotoğrafçılıkla kazanmaktadır.

Kanımca, miskin yerine Yusuf Atılgan'ın "Aylak Adam"ı demek de doğru olabilir fakat Aylak Adam'ın iletişim kurmada çektiği sıkıntılar Haşmet için geçerli değildir. Çalışmak amacı ile hayata tutunmaz tersine yaşamdaki arayışlarını "ciddiye" alır Haşmet. Ayşe ise zenginlik hayali ile yaşama sarılır. Tanışmaları bir rastlantıdır: Modern zamanların en büyük devindiricisi olarak sosyal bir kaza. Bu rastlantı ile süreç başlar. İlerleyen zamanda, Ayşe zenginlik ve şöhret hayalleri peşinde koştuğu yolun üzerinde kaybolmaya başlar. Haşmet buna bir çözüm bulur. Yükselen "seçkin", "burjuva sınıfına" onların hoşlandığı müzik tarzının üzerine, muhalif, onun kelimeleriyle "sosyal mesajlar" içeren sözler yazar ve Ayşe'ye okutur. "Seçkinler" bunu çok sever. Sözler zenginliğin ve tüketimin boyutlarını sert ama ironik bir dilde ifade etmektedir. Haşmet bunun üzerine Ayşe sahnede şarkısını söylerken şöyle der: "Bizi döveceklerine alkışlıyorlar". Müzik tutar, Ayşe ünlenir, zenginliğe kavuşur. Sahte bir kimlik kazanır bu sınıf içinde. Haşmet ise bu "çürümenin" farkındadır ve başlattığı sürecin bir bireyi nasıl da yok ettiğini acılar içinde izler. Sonunda Ayşe yanlışların farkına varır, Haşmet'e duyduğu aşkı anımsar ve tekrar o gecekonduya, kalender yaşama döner. Bu filmin en önemli sahneleri "seçkinlerin" sefaleti ve fakirliği otantiklik adı altından alkışlarla izlemeleri üzerine kuruludur. Ayrıca Haşmet'in bu sinsice planının altında hem bu sınıfa duyduğu tiksinti hem de Ayşe'ye duyduğu aşk yatar. Amacı bu modadan üç beş kuruş kazanıp Ayşe'ye istediği zenginliği bu sınıftan koparıp almaktır. Bunun için kullanılan araç ve konumuzla ilgili olan müziğin ta kendisidir: Muhalif anlamda yeniden üretilen, olmayanı elde etmek için sinsice planlanan buna rağmen kültür sahnesinde kendine yer eden.  Çok eskilere gidip, müziğin kaynağını, Eski Yunan'da nasıl anlatıldığına bakarsak belki biraz dahaa netleşir demek istediğim: Pan, Syrinks adlı bir periye "nymph" aşık olur ve ardından koşar. Fakat Pan'ın elinden kaçmak isteyen Syrinks'in önü bir nehirle kesilir. Çaresiz kalan peri, bir anda kendini su kamışına dönüştürür. Pan bunu alır, bundan bir flüt yapar ve üflemeye başlar. Artık flütten çıkan her nefes Pan'ın sevdiği ama elinde olmayan periye ağıtıdır.  İşte müzik Eski Yunan'da öykülendirildiği üzere bir "eskilmenin", "özlemin" insani ifadesidir. Ayşe'nin zenginlik ve şöhrete olan arzusuna ulaşmak için, Haşmet'in keşfettiği yol notalar ve de sözcüklerle bezenir. Çetrefilli yollardan meseleyi death metal'e getirmeye çalışacağım. Nasıl olacağına tabir-i caizse İsa'nın Kanı şarap belirleyecek. 

İsa Mesih niçin çarmıhta öldü? Diye sorar Zizek ve Yeni Ahit'ten, İncil yorumcularından bir ayetle girizgah yapar sorunun yanıt arayışına: "Canını birçokları için fidye vermek için" (Markos 10: 45). Peki fidye kime ödenmiştir ? ikinci sorudur: "Mesih'in ölümü Tanrı'nın Şeytan'a ödediği bir bedeldi, günahkarken sahibimiz Şeytan'dı, gereken bedel ödenince Şeytan bizi serbest bıraktı". Gerçekten serbest bıraktı mı ? Yoksa hala dinlediğimiz müzikle var oluyor ve de çoğumuz fidye vermek amaçlı olmasa da  İsa'nın çarmıhta kalışını mı resmediyoruz ?

Haşmet, Ayşe'ye duyduğu aşk için müzik yapar. Sözler burjuva sınıfının sırtını döndüğü ama aynı zamanda da beslendiği fakirliktir. Peki Death Metal sözleriyle popüler kültürün sırtını döndüğü kavramlar üzerinden, bu kültürün altına kibrit suyu dökerek aslında yaşamın kaynağı bedeni ne denli önemsediğini ifade etmez mi? Alaycılıkla bunu ölümden ve çürümüş bedenlerden bahsederek yapar. Elimizden kaçmaya çalışan Syrinks yaşamın ta kendisi, geride kalansa ak-pak seçkinin geride bıraktığı ölüm ve pisliktir ki Death Metal  sözlerinde tüm "iğrençliğiyle" var olan. Grunt-brutal vokalle ses bulan ölümün sesi, sert ve acımasız gitar riffleriyle yaşamı algılayan muhalif kimliklerdir bu sahnede yer alan. Peki Şeytan'a ödenen fidye kimin için ödenmiştir? Peki serbest kaldıysa insanlık, neden müzik içinde Şeytan yaşamaya devam eder? Çünkü günahlarından arınan insanlık aslında bir "eksilme"! yaşar. Aslında fidye ile garanti altına alınan yaşam sonrası ölüm değil başka bir dünyadır. Ölüm, yaşam ile vaadedilen arasındaki orta noktadır. Death Metal işte bu anın ötesinden değil öncelikle kendisinden bahseder. Bu yazı Death Metal'in tarihini anlatmaya girişmez fakat sadece bir türün ölümle anılmasına ilişkin "kalender" notlar düşme amacı güder. Bu konuya ilişkin olarak Türkiye'den bir örnek vermek isterim. UÇK Grind "The Human Race Must Be Destroyed" adlı albümünü piyasaya sürdü. Peki iç kapakta yazdığı gibi, neden insan ırkı yok edilmeli? Ya da neden "bizler hayvanız ve tüm insanlığı reddediyoruz"?   Daha çarpıcı olan soru neden bunlar Death Metalciler tarafından ağırlıkla soruluyor? Ya da Chuck Schuldiner'in 1993 tarihinde çıkarttığı "Invidiual Thought Patterns" albümünde dediği gibi neden "Hiçbir şeyin he rşey olduğu yerde, her şey hiçbir şeydir"? Genel tanımlarla yola çıkıp da çok basit bir gündelik dil kullanırsak; "İnsanlıktan nasibini almamış" deriz bazen olumsuz koşullarda. İnsanlıktan yoksun, eksik kişidir muhattabı. Çünkü öncelikle aslında doğanın dengeli halinden yoksundur ya da artık herşeyin içi boşaldıysa hiçbirşeydir O,  "şey" olamaz.

Metale dair her tür aynı zamanda hem "ciddi" hem de "gayri ciddidir". Ciddidir çünkü modern zamanların içinden bir muhalif bir ifade şeklidir; gayri ciddidir çünkü tüm ciddiyetiyle yaşam aslında bir ironiden ibarettir. İzninizle büyük bir laf etmek isterim. Bu müziği kendisini görünür bir şekilde eksilmiş hissetmeyen dinlemez, dinleyemez. Death Metal mevzu bahis ise, yaşamında ölümü dıştalamayan hatta yer yer ölümü eksik gören kişiler öfkesini o kızgın tonlarla dışa vurur. Haşmet'in aşkı Ayşe'nin eksikliğinden yola çıkarak bir yöntem bulur. Sonlara doğru Ayşe'ye haykırır: "Senin için kendime dahi ihanet ettim". 


Sürecek....






 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: