MÜZİK ÖTESİ

Dünya Kupası Sömürülenlerin Ülkesinde, Finalde İki Sömürgeci...

Can Ali Erdal - 20 Temmuz 2010

Tıpkı olimpiyat oyunları gibi "Dünya Kupası" da, farklı ülkeleri tek bir turnuvada bir araya getirerek, ulusların arasındaki sevgi, saygı, spor kültürü ve barışı pekiştirmek için düzenlenmiştir. İlk Dünya Kupası 1930 yılında "Yeni Dünya"nın futbol beşiği olarak kabul edilen, Güney Amerika kıtasında, Uruguay'da yapıldı. Daha o zaman "ev sahibi" avantajı ayyuka çıkmış, kupayı ev sahibi takım Uruguay kazanmıştı. Ben ise Dünya Kupası'nı adam akıllı İtalya 90'dan itibaren takip etmeye başladım. Maradona'nın damgasını vurduğu, uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek "tanrının eli" sözüyle tarihe geçen, 1986 Meksika Dünya Kupası'nı hayal meyal hatırlıyorum.

 

SOĞUK SAVAŞIN SON DEMLERİ VE İTALYA 90

Doğu Avrupa ülkelerindeki komünist partilerin çatırdamaya başladığı, Demokratik (doğu) Almanya ile Batı Almanya'nın, Batı Almanya bünyesinde birleştiği, Sovyetler Birliği'nin de perestroika (yeniden yapılanma) ve glasnost (açıklık, şeffaflık) rüzgârlarının estiği ve tüm dünyayla birlikte bütün Rus halkının Gorbaçov'un ağzından çıkacak sözlere entegre olduğu bir ortamda, İtalya'nın Milano kentinde, ünlü San Siro Stadı'nda, 14. Dünya Kupası'nın başlangıç düdüğü duyuldu bütün dünyada. Ev sahibi İtalya'nın turnuvaya damgasını vuran gol kralı Schillaci, uzun süre gol yemeyen Kaleci Zenga, Baggio, Maldini gibi başarılı oyuncularını hatırlıyorum. Almanlar da, Müller, Matthaus, Klinsmann gibi iyi futbolculara sahipti ama Arjantin'de Maradona fırtınası devam ediyordu. Herkes Arjantin'den en az bir final daha bekliyordu. Bir önceki Dünya Kupası'nda harikalar yaratan, ayak ve kafa dışında bir de elini konuşturan -elle attığı gol için "tanrının eli" demişti- Maradona'nın takımı bu sefer "ilahi adalet" kavramının devreye girmesiyle, final maçında, haksız bir penaltı vuruşuyla Almanlara boyun eğmişti.

Dünya Kupası Sömürülenlerin Ülkesinde, Finalde İki Sömürgeci...

 

MARADONA'NIN GÖZYAŞLARI ve ORTASI DELİK ALMAN BAYRAKLARI

İtalya 90'nın final maçı Arjantin ve Almanya arasındaydı. Yazılı olmayan futbol literatüründe "tam bir turnuva takımı" diye adlandırılan Almanlar, final maçında Maradonalı Arjantin'i yenerek mutlu sona ulaşmışlardı. Maçın olduğu gece uyumak için kafamı yastığa koyduğumda aklımda kalan tek görüntü Maradona'nın ağlamasıydı. Çocuk yüreğimle çok üzülmüştüm. Annemlere "bir kupa da Arjantin'e verseler ne olurdu sanki!" dediğimi hatırlıyorum. 

Televizyon, Almanya caddelerini gösteriyordu. Almanlar zafer sarhoşluğu yaşıyordu. Benim ise dikkatimden kaçmayan bir görüntü vardı; ortası delinmiş Alman bayrakları! İşin aslı şöyle idi: Mevcut Batı Almanya bayrağı, sarı, kırmızı ve siyah renklerin yan çizgiler halinde alt alta gelmesiyle oluşmaktaydı. Doğu Almanya bayrağı ise mevcut Batı Almanya bayrağının tam ortasına "pergel ve çekiç" sembolünün eklenmesiyle oluşuyordu. Berlin Duvarı yıkılıp, Doğu Almanya, Batı Almanya'nın çatısı altında birleşince, Doğu Almanlar ellerinde kalan pergel-çekiçli bayrağın, pergel ve çekicini yırtarak Batı Almanya bayrağı haline getirmişlerdi.

Dünya Kupası Sömürülenlerin Ülkesinde, Finalde İki Sömürgeci...

GÜNEY AFRİKA'YA GELMEDEN UZAK DOĞU'DA TÜRKİYE FIRTINASI

Daha sonra ABD, Fransa, Güney Kore-Japonya, Almanya derken altından yapılmış kupa, Mandela'nın Güney Afrika'sına uzanacaktı. 2002 yılında Güney Kore-Japonya ortaklığında yapılan Dünya Kupası'nda Türkiye de boy göstermiş, turnuvayı üçüncü sırada bitirmişti. Şansımız yaver gitmiş, hiçbir Avrupa takımıyla eşleşmeden turnuvayı kapatmıştık. Oynadığımız yedi maçta sadece turnuvanın şampiyonu Brezilya'ya yenilmiştik. Bu turnuvadan sonra yapılan iki Dünya Kupa'sına da Türkiye katılamayacaktı. 2002 Dünya Kupası'nın hafızalardan silinmeyen diğer bir olayı ise kupa tarihi boyunca atılan "en erken" gol rekorunun kırılmasıydı. Rekoru kim kırdı dersiniz; o kişi Türkiye Milli Takımı'ndan Hakan Şükür idi. Turnuva boyunca pek bir varlık gösteremeyen Hakan Şükür dokuzuncu saniyede attığı gol ile kariyerindeki rekorlara bir yenisini daha eklemiş olacaktı.

 

KUPA "SÖMÜRÜ" TOPRAKLARINDA… 2010 GÜNEY AFRİKA DÜNYA KUPASI

İtalya, Fransa, Japonya, Almanya derken kupa bu kez "dünyanın diğer ucu" Güney Afrika'daydı. Soyu tükenmek üzere olan Afrika penguenlerinin ve safarinin anavatanı, Nelson Mandela'nın ülkesindeydi. "Bu turnuvada kimin şampiyon olmasını istersiniz?" diye bir soru gelse, "Brezilya hariç, Güney Amerika'daki herhangi bir ülke" derdim. Ama gönlümde yatan Arjantin'di. Belki Che Guavera'nın ülkesi olup, teknik direktörlerinin (Maradona) omzunda kocaman bir "Che" dövmesi olduğu için ya da tribünlerinde devasa "Che" pankartları asılı olduğu için. Bilmiyorum…

Tarihi "sömürge" kelimesi üzerine kurulu olan bir devlette düzenlenen Dünya Kupası'nın finalini Hollanda ve İspanya gibi "sömürü" konusunda "doktora" yapmış iki ülkenin oynaması manidardı.

Güney Afrika'yı ilk sömürgeleştiren Avrupa ülkesi olma apoletini taşıyan Hollanda, bir diğer sömürgeci, Güney Amerika'nın iliğini kemiğini emmiş İspanya karşısındaydı. Politik değerleri bir yana bıraktığımda -ikisinin de birbirinden yok aslında farkı- Hollanda'nın kupayı kazanmasını istiyordum. Küçüklüğümden beri sempati duyarım "Portakallara". Bir de sürekli finallerde ve yarı finallerde elenerek, Dünya Kupası'nın "kara bahtlısı" olarak bilincime girmişti.

Dünya Kupası Sömürülenlerin Ülkesinde, Finalde İki Sömürgeci...

SÖMÜRDÜĞÜN TOPRAKLARDA BAŞARILI OLMAN KOLAY DEĞİLDİR!

Güney Afrika'ya en büyük sömürüyü Hollanda ve İngiltere yapmıştır. Hollanda çok yaklaştığı Dünya Kupası'ndan oldu, İngiltere ise hakem hataları sonucu henüz ikinci turda elendi. Attıkları bariz gol sayılmadı Adalıların.

Tekrar final maçına gelecek olursak, iki takımda gol için varını yoğunu ortaya koydu. Lakin golü 116. dakikada İspanyollar buldu, 10 kişi kalan Hollanda karşısında. Belki futbol tanrıları, belki de o topraklarda yaşayan, emperyalizmin acımasızlığını yüreğinde hisseden insanların haykırışı, Hollanda'ya kupayı getirmedi. Kupaya uzanan İspanyollar oldu. Dünya Kupası Güney Afrika'da değil de Güney Amerika'da olsaydı, belki o zaman Hollanda kazanırdı, kim bilir?
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: