MÜZİK ÖTESİ

Diyar-ı Bekir'de Rocker Olmak, Genç Olmak...

Veysel Yavuz - 11 Haziran 2010

Diyar-ı Bekir'de Rocker Olmak, Genç Olmak...

Herkese selam. Yeni bir yazı dizisine başlamak üzereyiz. Bu yazı dizisinde size uzaktaki rockçıların yaşamları hakkında küçük bir pencere açmaya çalışacağım. Bunun için önce kısaca yaşadıklarımızı, dünden getirdiklerimizi, korkularımızı paylaşarak; 'Biz nereden geldik? Nasıl geldik? Neden böyleyiz?' gibi sorulara cevap vermeye çalışarak başlıyoruz.

Diyarbakır'da genç olmak, 80'den sonra darbeyle şehrin içindeki bir
hapishanede, bir hapishane dolusu yakınına, tel örgülerin arkasından bakarak usulsüzce öldüklerine tanık olmak demek.

Burada genç olmak, 90'lardan sonra bir yerde var olduğunu bildiğin halde köyünü görememek demek.

Burada genç olmak, her türlü görülmemesi gereken olayın içinde bulunuvermek demek.

Burada genç olmak, ekmek almaya çıktığında, fırının önünde -yerde- boylu boyunca uzanmış, hala vücudu sıcak, kanının buharı yükseklere yol almış ölü canlar görmek demek.

Burada genç olmak, uçlardan birine nefer olmak ya da koca bir hiç olmak demek.

Burada genç olmak, evinin damında sorgusuz sualsiz asker beslemek demek.

Burada genç olmak, soru sor(a)mamak demek.

Burada genç olmak, her yaşta olgun olmak demek.

Burada genç olmak, eksiklikleriyle mutlu yaşamak demek.

Burada genç olmak, hep en sevdiklerini uzaklara gönderip kendi sıranı beklemek demek.

Burada genç olmak, kendisine karşı bütün önyargıları bünyesinde barındırmak demek.

Burada genç olmak, arada kalmak, bocalamak, çırpınmak, haykırmak demek. Sesinin çıktığınca….

Burada genç olmak, 2000'lerde açlığını hissettiği dünyaya dönüş, insanlığa dönüş, müziğe dönüş, müzikte de İSYANIN MÜZİĞİ rocka dönüş demek.

Diyar-ı Bekir'de Rocker Olmak, Genç Olmak...

Diyarbakır'da 2000'lerden sonra çatışmalı ortamdan, açlıktan bıkan çocuklar şimdi sözlerini gitarlarıyla, baterileriyle, mızıkalarıyla Diyarbakır'ın orta yerinde söylüyorlar. Her yerdeler, her konuda fikirleri var. Özgün fikirleri var. Gürültüyle kasıp kavuruyorlar. Edebiyatla normalleşiyorlar. Yazıyorlar, okuyorlar, büyüyorlar ve korkudan arınıyorlar.
İstiyorlar! Yılmadan, usanmadan. Konserler istiyorlar. Eğlenmek için mekanlar istiyorlar. Öğrenmek için daha iyi müzisyenler. İcra etmek için daha iyi ortamlar istiyorlar. Aslında hak ettiklerini geç kalmanın aceleciliğiyle hırsla istiyorlar. Bu gençler artık silah sesleri,uçak sesleri,bomba sesleri duymak istemiyorlar. Bir şehrin sesi yalnızca gökte uçan f-16ların sesi olmamalı. Şehrin sesi, beraberliğin, mutluluğun,üretmenin sesi olmalı. Şehrin sesi, özgün tınılarda dilin,ırkın,dinin fark etmediği duyguyu,her hangi bir enstrüman eşliğinde duyurmak olmalı.

Şimdi yazımıza 90'larda ve 2000'lerde Diyarbakır'daki rock faaliyetleriyle devam ediyoruz.

Diyar-ı Bekir'de Rocker Olmak, Genç Olmak...

90'larda, dönemin,pop ve arabesk tekelinde olması sebebiyle çok kısıtlı imkanlar ile çıkarılıp dağıtılan rock albümlere ulaşmak,bizim gibi sıkı yönetim ve olağanüstü hal çocukları için neredeyse imkansızdı. Bu döneme damgasını vuran olayların başında 'kopya kaset' olayı geliyor. Malumunuz dönem şartları, maddi yoksunluklar ve toplumsal durumlar münasebetiyle temin edilemeyen; Pentagram, Mavi Sakal, Reflex kasetlerinin 'dışardan' gelen arkadaşlardan binbir yalakalıkla alınıp evde herhangi bir kasetin üstüne çekilmesiyle vuku bulan olay… Ticari bir amaç taşımaması nedeniyle de masum bir kültür hırsızlığı denebilir J. Yüzlerce defa dinlenen analog ses kayıtları, bu kayıtlardan çıkarılan akorlar, ezberlenen sözler ve ev ortamlarında 'efes' sponsorluğunda sabah olmayan geceler. Üzerimizde uçan f-16 lar ve komşularımızın bizi 'şeytanın askerleri' sayması dışında pek sorunsuz geceler. Bu gecelerde güzel seslilerin keşfi ve nerdeyse ev stüdyosu durumuna gelmiş öğrenci evleri... Kısık anfi sesleriyle başlardı bu geceler. Bu noktada öğrenmenin zorluğu kadar öğrendikten sonra icra etme faslında da türlü zorluklara maruz kalınırdı. Mekan sorunu çıkardı sonra. Diyarbakır'da mekanlar 2000'lerden önce birkaç kafeyle sınırlıyken,milenyumdan sonra yeni yerlerin açılmasıyla mekan sorununda bir iyi hale gidişin olduğunu belirtebiliriz. Tam bu noktada, kafelerin gizli şarap verip sessiz konserler düzenlemesinden sonra,mekan açlığı gittikçe daha fazla kendini hissettirmeye başladı. 2004'te sürekli metal müzik dinleten ve çay içiren, tarzı ve duruşuyla örnek olabilecek bir yere daha kavuşmuştuk. Ne yazık ki Iron Maiden dinleyip çay içmenin zorluğunu daha fazla taşıyamayan ben ve benim gibiler yine ev partilerine devam ettik. Ama oranın da kafe olması ve bu sayede yaş sorununun olmaması sebebiyle, liseli tayfanın takılacağı bir ortam olduğunu ve bu gençlerin rock müzikle içli dışlı olmasını sağladı söylemek gerek. İşte bu genç arkadaşlardan yeni müzisyenler çıktı, bu müzisyenler şu an aktif gruplarda müziklerini icra etmeye çalışıyorlar.

Metal ve çayın bu mekandaki şiddetli geçimsizlikle devam eden ya da edemeyen evliliğinden sonra 2005-2006 gibi Pink Floyd ve Audioslave dinleyerek biralar içebileceğimiz bir bar daha açıldı. Bu barda yerel grupların canlı müziklerini dinleme şansına da sahip olduk ve bu olay, müziğe ilgisi olan kişileri bir arada tutması bakımdan önemli bir gelişmedir. Sonra başka bir yer daha açıldı, sonra başka bir yer daha. Ama gel gör ki bu barlar tamamen eski, üç odalı Ofis* evlerinin kolonlarının kaldırılmasıyla oluşturulduğundan, düşük tavanlar, yalıtım, sahne gibi sorunların yaşanmasına sebep olurdu. Bu mekanlar dışarıdan müzisyen getirmek için çok küçüktü bu yüzden sadece belirli barların çıkardığı yerel gruplarla yetinmemiz gerekiyordu. Taki 2009'da eli ayağı düzgün, 300-400 kişilik kapasitesi olan, ses sorunu olmayan, gerçek bir sahneye ve içki çeşidine sahip,son barın açılışına dek. Bu açılan bar bir yerde dışarıya açılmanın en büyük kapılarından biri oldu bizim gibi müzik insanları
için.Gelen gruplar arasında 2 aylık kısa bir zaman diliminde:redd,luxus,gevende,Bülent ortaçgil,ezginin günlüğü,bandista,bajar babazula,metin kemal kahraman, erkan oğur gibi isimlerle buluşturdu.Aynı zamandan başka bir barın konser trafiği şöyle;pilli bebek,cem adrian,objektif,murat yılmaz yıldırım.bunlar tabiî ki sevindirici ama yeterli değil.daha fazla organizasyon,daha fazla müzik hakkımızdır.

80'ler, 90'lar, 2000'ler... Nereden geldik ve nereye gidiyoruz? Kimbilebilir. Bildiğimiz
tek şey her yerde her zaman müzik kardeşliğinin ve bağının olduğu. Rock forever…

*Diyarbakır'da bir semtin adı.    

Diyar-ı Bekir'de Rocker Olmak, Genç Olmak...



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: