MÜZİK ÖTESİ

Deli Kasap & Afşar Timuçin (4. Felsefe Buluşmaları) Toplantı Notları

Murat Arda - 8 Ekim 2009

Aşk'ın Metafizik, Romantik, Psikolojik ve Diyalektik Halleri Ve Ahlak Üzerine                       

 

Sevgideğer insan Afşar Hoca, İstanbul Özgür Üniversitesi'ndeki Felsefe derslerinde tanıştığımız günden bu yana gönlümüzü fethetmiş, başta İnsancıl dergisinde uzun zamandır yayımladığı o muhteşem "Kendi kendisiyle Konuşmaları" olmak üzere, birbirinden değerli yapıtlar üretmiş ve üretmeye hala büyük bir coşkuyla devam eden, yıllardır ilgiyle izlediğim değerli bir felsefeci. Deli Kasap dergisi ile bir süredir gerçekleştirdiğimiz felsefe buluşmalarında bu defa hocamız da bizimle birlikteydi.

 

İşin ilginç yanı Afşar Hoca ile buluşmaya giderken belediye zabıtalarının hiç durmadan "sakın dışarıya çıkmayın, fırtına geliyor, sular seller götürecek" tipi anonslar yapmasıydı. Bir ara "acaba toplantımızı ertelesek mi?" diye düşündük Öncü kardeşim ile. Zira birçok arkadaşımız "fırtınayı" bahane ederek toplantıya katılamayacaklarını bildirmişlerdi. Ama baktık ki Afşar Hoca yağmur çamur demeden tam söylediği saatte hazırlanmış biz de ne olursa olsun bu toplantıyı gerçekleştirmek üzere Taksim Orhan Veli Şiir Evi'ndeki buluşma yerimize doğru seyirttik.

 

...

 

Yaklaşık 20 kişilik bir katılımcı grubu vardı bu seferki toplantımızda. Çaylar söylendi, sevimli okuma odasında herkes konuşlandı ve güncel bir vaka olarak "ahlak" ve "namus" kavramları ve Başbakan'ın "ahlaksız" olarak damgaladığı gençler hakkında Afşar Hoca'nın fikri soruldu.

Afşar Hoca öncelikle Ahlak Nedir üzerine yoğunlaştı. Ahlakın felsefenin bir dalı olduğunu söyleyen Afşar Hoca başlıca sorunun 'hangi davranışlarımızın iyi, hangi davranışlarımızın kötü' olduğu, buna göre 'iyinin ve kötünün ne olduğu' sorunu olduğunu iletti. Özellikle "Ahlakçılık" tavrının çoğu zaman ahlak zayıflıklarını perdelemek için kullanılan bir örtü olduğunu savunan Afşar Timuçin genellikle de politikanın ahlak bakımından sorunlu bir zemin olduğunu örneklerle vurguladı. Ahlak ve ahlaksızlığın "başkalarına zarar verme" noktasında kendini anlamlandırabileceğini ileri süren Afşar Hoca Andre Gide örneğini verdi: "Hiçbir zaman, artık ahlaklı olmamaya yani artık kendi anlayışıma göre ahlaklı olmaya karar verdiğim andaki kadar ahlaklı duymadım kendimi."

Politikalardan ve politikacılardan çok şikayetçi olundu bu noktada. Ahlaksızlık ile neredeyse eşanlamlı kullanılan siyasetçi ve siyaset esnaflığı meselesinde politik ahlaka örnek olabilecek birkaç örnek verdik. Bunlardan en önemlileri Şili'den Salvador Allende ve Türkiye'den Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm karşısındaki tutumları üzerine olanlardı. Afşar Hoca'nın Türkiye'deki politikacıların geçmişteki darbeler karşısındaki ezik duruşları ve Allende'nin eline mavzeri alıp direnişe geçmesi vs hakkında verilen örneklere karşılık söyledikleri enteresandı. Benim görüşümün tersine Salvador Allende'nin o zamanki koşulları iyi analiz edemediğini düşünüyordu Afşar Hoca. Yine Afşar Hoca'nın laisizm ve Türkiye'de yükselen dinci politik hareketler konusundaki görüşleri katılımcıların çoğunun görüşlerine taban tabana zıt fikirleri içeriyordu. Afşar Hoca Türkiye'de terörist-gerilla hareketi olarak İslami tedhiş eylemselliği bulunmadığı gerekçesiyle çok korkulması gereken bir radikal-dinci tehlikenin yükselemeyip yaşadığımız coğrafyada kolay kolay şeriatın kök salamayacağına inanıyor.

Baktık ki bu bölümde mevzu ahlak ve politika ekseninde sıkışıyor hemen Aşkın Hallerine geçiş yapmak için bir müdahalede bulundum.

Sorun şuydu;  Deli Kasap forumunda da zaman zaman ele aldığımız aşkın illa iki insan; bir kadın ve bir erkek arasında geçmesi şart mıydı? İnsan bir sanat yapıtı ile, doğada belli belirsiz bir manzara ile, hayatın coşkusu ile veya herhangi bir mülkiyet ile bağlantılı bir aşk yaşayabilir miydi? Burada Afşar Hoca aşkın "bir değerler alanı" olduğuna işaret etti, şöyle ki; insan için vazgeçilmez görünen her şeyde bir değer vardı. Bu değerlerin başında ahlak değeri ve sonrasında estetik değeri geliyordu. İnsan bu değerler olmadan da varlığını biyolojik olarak sürdürebilirdi ancak insanı insan yapan değerler ahlak ve estetik değerleriydi.  Eğer insansak aşkımız da insani olmalıydı, iki insan arasında olmak zorundaydı, diğer bütün düşüncelerin yalan olduğunu söyledi Afşar Timuçin. Bir yalan da güzellik & çirkinlik meselesi üzerineydi. Çünkü insan güzelin peşindeydi ve sevgilisinin elbette ki "güzel" olması gerekiyordu. Ancak buradaki güzel kavramı estetikdeki güzel ile tam olarak örtüşmüyordu. Çünkü aşk sözkonusu olduğunda salt güzellik geçici bir durum olduğundan yaratıcılıkla buluşmadığı noktada anlamını yitirebiliyordu. Bu yüzden aşkın bir kültür alanı olduğu vurgusu yapıldı. Aşk özünde yaratıcıdır. Yaratıcı ve bilinç düzeyi yüksek insanlar yüksek ve kaliteli aşk üretirler ve yaşarlar tam tersi olunduğunda ise yüce bir aşktan sözedilemez. Aşk yürekli olmayı, bilinçli olmayı, özgür ve özgün olmayı gerektirir, nice "aşklar" vardır ki  insanların hayatını güzelleştirmeye değil köreltmeye eğilimlidirler.

Yine konunun geldiği bu noktada bazı katılımcıların şu anki ve geçmiş deneyimlerini olumsuz birşekilde anmaları ve standardize edilmiş ilişkilerden şikayet etmeleri eğlenceliydi. Bu noktada ben şunu söyleyip ortamın iyice gevşemesine (veya başta Orçun ve Kubiş olmak üzere bazı arkadaşların gerilmesine) sebebiyet verdim:

"Hocam, verdiğiniz örneklerde hep bir kadın ve bir erkek arasındaki aşktan sözediyorsunuz ama ben yüce aşka bir örnek vermek istiyorum: Salvador Dali ile Federico Garcia Lorca arasındaki eşcinsel aşktan bahsediyorum. Bu ne yüce bir aşktır!!!"

Bu örneğe herkes güldü (Tabi ki Orçun, Kubiş ve Ercüment hariç!!!). Hatta Ercü konuyu hemen evlilik ve aşk mevzusuna evriltip bu kurumun aşka etkileri hususunda öznel ve nesnel bir takım örnekler sundu. (Örneklerin ne olduğunu burada tekrar etmeyeceğim, sadece Ercüment konuşurken dinleyiciler arasında yeralan kızarkadaşı Kibar'ın yüzünün önce Çingene pembesine ve Ercü konuşmasını sürdürdükçe de  Bozca-ada şarabı rengine dönüştüğünü söylemeliyim!!!)

Afşar Hoca'nın evlilik, sadakat, aldatma vb kavramlar hakkında ileri sürdüğü tezler katılımcılar nezdinde -daha doğrusu kadın katılımcılar demeliyim, adeta infial yarattı.

Afşar Timuçin sanatın da aşkın da "aykırı" olması gerektiğini düşünüyor. Sıradanlık ile aşkın bir arada yaşamasına imkan yok diyen Afşar Hocamız, "Evlilik kurumu" ile "Aşk realitesi"nin bir arada olamayacağını,  çünkü özgür bir değerler alanı olan aşkın sınırlandırılamayacağını, sınırlandırıldığında ise aşkın aşk olmaktan çıkacağını evlilik kurumunun ise bir "sınırlamalar alanı" olduğunu vurguladı. Burda -yanlış hatırlamıyorsam Can Ali Erdal, eğlenceli örnekler verdi:

"Dostoyevski karısının dırdırından nasıl çektiyse seksen yaşında dar kaçmış yanından, o yaşta bile dayanamamış" ve Sokrates'in şu gülünç lafını da yine yanılmıyorsam Can hatırlattı:

"Evlenmek iyi bir şeydir; karınız iyi çıkarsa mutlu olursunuz kötü çıkarsa da filozof!!!"

...

Sohbetin bu anında kadın katılımcıların rahatsızlığı yüzünden sözü onlara verme gereği duydum. Çünkü Afşar Hoca verdiği örneklerde "kadının evlenmek için yanıp tutuştuğu" fotoğrafını istemeden de olsa oluşturmuş görünüyordu onlara göre; halbuki Afşar Hoca aslında evlilik kurumunun günümüzdeki haliyle özellikle kadın türünün köleleştirilmesinin bir aracı olduğunu anlatmaya çalışıyordu.

Kadın katılımcılara ne düşündüklerini sorduğumda (Sevinç Torlakzade ve Feyzullah Aladağ başta olmak üzere) yanıtları net ve benzerdi:

"AFŞAR HOCA'YA KATILMIYORUZ!!!"

Zavallı Afşar Hoca toplantının bundan sonrasında bu kadın kısmısının gözüne ne yapsa giremezdi sanırım :)

...

SONUÇ

         Başta şunu söylemeliyim ki Osman Güven'in eksikliği çok hissedildi. Çünkü müzmin muhalif Osman gerçekleştirdiğimiz toplantılara olabildiğince donanımlı geliyor ve konunun zengin bir biçimde işlenmesinde Öncü Sancak ile adeta bir katalizör işlevi görüyordu. Şu örtülü protestosuna bir son verse de artık toplantılarımıza iştirak edebilse çok iyi olacak.

         Felsefe toplantılarımıza katılan dostlarımızın yeterince hazırlıklı olmadığı aşikardı. Özellikle Afşar Hocaya monolog yapmayacağımızı söyleyip toplantımızı sorularla ve cevaplarla geliştirmeye çalışacağımızı ilettik ancak bu durumun ne derece başarıldığı konusunda ciddi şüphelerim var.

         Katılımcılar arasında benim notlarıma ek yapmak isteyenler olursa ayrıca o notları da Deli Kasap'ta yayınlamayı öneriyorum benim aklımdakiler şimdilik bu kadar.

         Bir daha ki toplantımızın konusu Albert Camus'nün "Başkaldıran İnsan"ı. Toplantıya gelmeden önce lütfen bu kitabı okuyunuz. Yine değerli bir filozof yazarın katılımıyla önümüzdeki toplantıyı gerçekleştireceğiz, zaman ve mekan için yine forumu takipte kalınız.



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: