MÜZİK ÖTESİ

Cronenberg'in Örümceği

Rayzan Başeğmez - 24 Mart 2008

The man remembers the boy...
The boy revisits the crime...
The crime torments the man!
(Filmin fragmanından)

Bir Cronenberg izlemek ne denli güzel ve keyifli! Üretim sürecindeki en ince detayların bile tasarlandığını göre göre, o sinemasal sürecin bir anını bile kaçırmaya kıyamadan. Bir yönetmen ki seyircisini daha jeneriğin bile girişi olan karelerden alıyor avucuna, film boyunca da bırakmıyor.

Rosrschach mürekkep testine gönderme yaptığı sıva, yırtılmış duvar kağıdı ve diğer birçok görüntüyü sunarak hazırlıyor sizi birazdan açacağı dünyaya Cronenberg olağanüstü güzellikteki bir ninninin eşliğinde. Yalnızca göstererek mi? Tabi ki hayır! Bu çok basit olurdu. Mürekkep testine benzer görüntüleri kafanızda neye benzediğini yorumlamaya -ister istemez- çalışırken, Cronenberg leke benzeri görüntüleri derinleştiriyor, üst üste geçişlerle çakıştırıyor, üç boyutlu hale getiriyor. Kendi kendinize kalamıyorsunuz bir türlü. Kendisi görünmese de filmlerinde o çok irdelediği telepatisini kullanıyor sizinle Cronenberg:

"Bırak kendini bana! Dantel gibi işledim ben zaten konuyu kafamda. Görüntüye de döktüm hepsini. Kurguladım en belirgin haliyle. Tamam kusura bakma zaman zaman seni ters köşeye yatırır gibi olacağım ama asla seni salak yerine koymayacağım. Bu bir oyun. Bu bir kurmaca. Bu oyunu ben oynadım. Bırak kendini, gevşe, rahatla ve keyfince seyret filmimi."

Filmin içinde heryerde var Cronen. Dolaşıyor, koşturuyor, olayları bağlıyor, durumları kesintiye uğratıyor, objektifi itiyor sağa-sola, bir şeyler gösteriyor... bir şeyleri gizliyor. Ama yaptığı her şeyle adım adım, ilmek ilmek anlatıyor Cronen. Ben bir şeyleri merak ederken, merak etmeyi atladığım bir diğer konuyu açıklığa kavuşturuyor. Açıklığa kavuşturduğu konuda yorum yapmaya başladığımdaysa bir önce merak ettiğim konu kendiliğinden açıklığa kavuşuyor. Birebir bağlantıdayım onunla. Sohbet ediyoruz. Sorularım var, "Dur" diyorum, "Bir dakika! Şuna ne olduydu?" Omzuma hafifçe dokunup gülümsüyor Cronen. "Bekle diyor, acele etme. Her şeyi anlatacağım sana!"

Çok değil, daha üç-beş dakika geçti, geçmedi. Tren garı (yalnızlık), trenin kadraja girişi (yalnızlık), hızla boşalan trenden keskin adımlarla çıkışa yönelen insanların tam karşısından ve üzerine doğru ama çok yavaş ilerleyen kamera (yalnızlık), ortalık sakinleştiğinde trenden en son inen Dennis! O ana dek tek bir görüntü verilmediği halde ortalığın sakinleşmesini yerinde en sinik haliyle oturup beklediği gözünüzde görüntüsüz canlanıveren Dennis: Örümcek! İner inmez cinsel organının bulunduğu yere elini sokup (takıntılar) bir çorap çıkarır (takıntılar), içine bir şey saklamıştır (takıntılar), kağıda yazılı bir adres! Elleri çirkin, neredeyse parmaklarının yuvarlaklığı makyajlanmış, parmaklarının arası nikotin lekeli, tırnaklar şekilsiz. Tiksinirsiniz! Tiksinmeli misiniz? Bu arada mırmırmır bir şeyler mırıldanmaktadır. Fazlaca önemsemeyiz. Kendi kendine konuştuğunu düşünürüz.

Cronen'in sinema tarihinin en önemli atmosfer yaratan ustalarından biri oluşunu bu yazıda asla belirtmeyeceğim gibi bir paradoksal söylemin ardından Dennis'in adres kağıdı elinde, olası en soğuk, en ruhsuz sokaklardan geçip bir binaya gelişine atlıyorum. Bir kadın karşılar onu kapıda: Bayan Wilkinson! Neredeyse filmde ilk ve son kez görünür Bayan Wilkinson'ı canlandıran kadın, filmin devamında birçok önemli planda işlevi olmasına karşın. Tabi ki Bayan Wilkinson olarak birçok görüntü vardır o planlarda da ama bir tuhaflık vardır. O, o değildir sanki!

Bayan Wilkinson içeri gider, Dennis ile yalnız kalırız. Aslında perdede adamımız yalnız kalır ama tuhaf bir şekilde biz de orada onunla birlikte yalnız kalırız. Yine çorap. Çoraptan çıkan tütün kutusu! Yaşlı bir adam girer konuya, bekleme odasında. Abuk sabuk konuşur. Öyle tuhaftır ki adamın davranışları, akli dengesinden kesinlikle şüphe duyarız. Adamımız daha normal görünür bize. Bayan Wilkinson, Dennis'i odasına çıkarır. Yalnızca bir yatak ve giysi dolabından oluşan odayı didik didik arar adamımız. Geriliriz ve ne olduğunu anlamaya çalışırken görüntülerin paralelinde gergin bir müzik girer ama gergin olduğu kadar öylesine duygusaldır ki, bu aptalca davranışlarını seyrettiğimiz adamı severiz. Zavallılığına acımaktan çok yüreğimizde beliriveren bir sevgi ile yaklaşıveririz Dennis'e. Evet tamam, akli dengesinde sorunlar var ama ne bileyim hani yanında olsaydım keşke, oturur sohbet ederdik. Bu karakter, iletişim kurulacak, sohbet edilecek biri!

Bavulundan bir defter çıkar. Hayır yani defterin film boyunca neredeyse bir başrol denli önemli olduğunu bilmiyoruz henüz ama Cron bizi huzursuz etmeye devam eder. 'O defter' önemli! Dikkatinizi ayırmamanız gerektiğini kazır kafanıza. Adamımız huzursuz. En son döşemenin altında bir yer bulup saklar defteri oraya. Eller, defter, bitmez tükenmez mırıldanmalar, yaşlı adam, binanın karşısındaki gaz tesisi, yinelenen motifler olarak sürekli karşımıza çıkar film boyunca. Konunun gelişiminde bu motifler sürekli verilip aslında konunun bünyesindeki ağ örme ve örümceğin takıntılı ruh hali de ince ince işlenir kafanızda, filmde takıntılarla ilgili tek bir replik geçmediği halde.

"giysi insanı insan yapar ve insanlık azaldıkça giysiye ihtiyaç artar."

Yaşlı adamın bu sözleri, Bayan Wilkinson, Dennis'in üst üste 4 gömlek giydiğini fark edip buna neden gerek duyduğunu sorduğunda söyler. Yaşlı adam, film ilerledikçe önem kazanır. Sözleri ve davranışlarıyla Dennis'in yandaşı, sohbetiyle de onunla iletişim kuran biridir. Yaşlı adam motifi aynı zamanda film boyunca akli dengesinden şüphe duyacağımız davranışlarda bulunan ve zaman zaman agresif davranışlar sergileyen bir kişilik olarak da var olur ve Dennis'in tekdüze sürüp giden ve geçmişi ile bugünü arasında gidip gelmelere sıkışıp kalmış halinin paralelinde hastalıklı yanını çağrıştırır. Yaşlı adam 'babası olacak yaştadır'. Filmin sonlarına doğru konu toparlanıp, Dennis'in yapısı da anlaşıldıkça yaşlı adam motifi, yandaşlık eden, kollayan, ama aynı zamanda Dennis'in akli dengesinin bozukluğu sonucu yaptığı davranışlarını da üstlenen bir ideal baba motifinde bütünleşir. Bir tür suçu babaya atma olarak da yorumlayabileceğimiz bu canlandırma kişilik, Dennis'in belleğinde farklı mekanlarda canlandırdığı gerçek baba figürüyle film boyunca yarışır.

Birgün yaşlı adam kalınan evdeki banyo aynasını kırdığında anlam veremeyiz olanlara. Dennis, aynanın kama benzeri bir parçasını gömlek kolundan çıkarır, yöneticiye teslim eder. yönetici kayıp parçayı getirdiği için teşekkür ederken yerde parçaları birleştirilmiş aynanın boşta kalan yerine o parçayı da koyar. Dennis'in bir türlü bitiremediği büyük bozyapın yerine aynanın parçaları bütünleşmiştir ve kamera yere doğru yöneldiğinde aynanın kırıklarından bir örümcek ağı oluştuğunu görürüz. Ayna, kendi belleği, akıl sağlığı gibi parçalanan ne varsa örümcek ağına dönüşmekte ancak ağ örülse bile parçalar tümüyle birleşememektedir.

Odasına çıkarken yakaladığımız Dennis, içeride itinayla defterini alır. Konsolun üzerine eğilip mırmırmır bakar. Cron, ilk kez gösterir bize defterin içini. Anlaşılmaz şekillerden oluşan incecik ama çok düzgün bir yazı. Bölmelere ayrılmış defter, son derece itinalı. Okurken sahne değişir, sokakta görürüz Dennis'i. Bir pencereye yanaşır. İçeride anne-oğul mutfaktadır. Anne oğlunu övmekte, özellikle ellerini! Anne patates soyarken oğlan "bu senin için" der. Dennis, perdenin arasından, mırmırlardan uzak, anlaşılır bir şekilde "bu senin için" der.

Anne, babasını yemeğe çağırması için dışarı gönderir oğlunu. Oğlanın dediklerini Dennis pencereden aynen tekrarlar. Burada mükemmel bir detay vardır: Çocuk mutfaktan çıkarken, Dennis de perdenin arasından geri çekilip pencereden uzaklaşır. İkisi de eşzamanlı olarak konudan çıkarlar. Çocuk dış kapıdan çıktığında ise Dennis'in önünden onu görmeden geçip gider ve Cron bir önceki sahnede nefis bir görüntü diliyle anlattığı olayı, bu sahnede daha basite indirgese de seyircisine karşı naifliğini korur ve anlama oranını % 100'e çıkararak seyircisini filmin ana iskeletine bağlar: Dennis çocukluğunu hatırlamaktadır.

Çocuk bir bara girer. Babasına bakacak. Bir masada hayat kadınları oturmuş edepsizce konuşuyorlar. Kadınlardan biri memesini çıkarıp çocuğa gösterir. Mutfak. Yemek hazırlanmış, ortam gergin. Sert baba, kollayıcı anne. Bundan sonra film, geçmişteki aile yaşamı ile Dennis'in şu an yerleştiği bina ve çevresi arasında  geçirdiği zaman dilimlerindeki gidiş gelişler arasında gelişir. .

Cron, bizi anne ve çocuğu ile mutfakta yalnız bırakır, oturdukları yerler belirginmişçesine aynıdır bir önceki sahneyle. Daha sonra anne imajı değiştiğinde Bu yerler de değişecektir. Anne ruj sürüyor. Geçmişteki bir olayı anlatıyor. Ağaçlar vardı... üzerinde örümcek ağları... dişi örümcek yumurtalarını bıraktıktan sonra hemen ortamdan ayrıldığını söylüyor oğluna. Sonra kendi kendine söyler gibi: Çünkü kurumuştu. Bomboştu!". Baba gelir, anneye hazır olup olmadığını sorar. Çocuğa, eve göz kulak olmasını söyler çıkarlar. Çocuk odasına koşup (mutfak penceresinden değil odasından bakıyor) pencereden ikisine bakarken filmin konusunun temellerinden birini oluşturan bir olaya tanık olur: baba avluda anneyi tutup duvara yaslar ve cinsel arzuları çok net belli eder şekilde boynundan öpmeye, istekle okşamaya başlar. Kesinlikle romantizm içermeyen bu görüntü, daha sonra konuyu kafamızda kurgularken ilerideki bir diğer sahneyle örtüşecek ve çocuğun kafasındaki masum anne imajı, cinsel obje olan kadın imajıyla çelişip Oidipus kompleksinin en travmatik dönüm noktalarından birini oluşturacaktır.

Buradan sonra ise Dennis'in geçmişini hatırlarken izlediğimiz sahneler ikiye ayrılır. Çocuğun bulunduğu ve bulunmadığı sahneler. Cron, geçmişe ile ilgili sahnelere Dennis'i de dahil ederek Ralph Fiens'in mükemmel oyunculuğunun da katkısıyla bize belli belirsiz yorumlar aktarır. Böylece seyirciye geçmişte olanları değil, olayların gelişimini Dennis'in kafasında canlandırdığı şekilde bize sunduğunu anlatır. Tersi olsaydı, film anlaşılmaktan uzak, birbiriyle çelişen olaylar bütünü halinde kalırdı. Oysa filmin sonunda herkese göre farklı noktalar açıkta kalsa da seyirci, bunun kendi dikkatsizliğinden yada birtakım olayları birbirine bağlayamamasından kaynaklandığı noktasında ısrarcı olmuştur hep. Sanırım bu nedenden ötürü ne okuyabildiğim film eleştirilerinde, nede internetteki herhangi bir forumda Cron'un, sinematografik anlatımına yönelik eleştiri görebildim. Yalnızca kişisel olarak anlaşılamayan yerlerden söz edilip karşılıklı yorumlar yapılıyor film üzerine.

Anne ve baba bara gelirler. Duvara yakın küçük bir masaya otururlar. Hayat kadınları çok uzaklarında değildir. Baba sorar, anne cin-portakal ister. Biraz önce gördüğümüz kötü mekana anne de dahil edilmiştir artık. Cin-portakal her ne denli masumane bir içkiyse de ve anne bunu isterken hala evdeki görüntüsüne yakın bir profil çiziyorsa da içten içe bir kararsızlık hissederiz. Ayrıca genellikle tonik ile içilen cinin bir çocuğun en fazla bildiği meyve sularından biri ile içiliyor olması bu sahnenin gerçekte olmayıp çocuğun kafasında canlandırıldığına yönlendirir bizi. Zaten yukarıda belirttiğim şekilde bu sahnede çocuk hali değil, Dennis'in kendisi vardır ve bara kapanmış bir şekilde anne-babasını takip etmektedir. Ancak bir süre sonra dayanamaz kendini dışarı atar.

Baba, bardan içkilerini alırken, bir önceki sahnede çocuğa memesini gösteren sarışın hayat kadınına bakar. Miranda Richardson'ın olağanüstü oyunculuğu ve makyaj-kostüm ortaklaşmasının mükemmel uyumuyla anne ile bu hayat kadının aynı kişi olduğunu şimdi değilse de birkaç sahne sonrasında fark eder seyirci. Annesinin bir cinsel obje olarak da görülebileceğini fark eden Dennis, bunu kendi annesine yakıştıramaz, onun yerine barda gördüğü -ve ilk gördüğünde Miranda Richardson tarafından canlandırılmayan- edepsiz hayat kadınına doğru uzaklaştırır annesinin cinselliğini kafasında. Ancak gerçek ile Dennis'in kafasındaki psikolojik kurgular birbirine karışacak; anne, hayat kadını ile gittikçe birbirine yaklaşıp sonunda tek bir kişiye dönüşecektir. Hayat kadını, babası ile bir olup annesini öldürecek ve eve gelerek annesinin yerini alacaktır. Annesinin masumiyetini koruyacağı tek yol budur. Bir diğer ödipik travma noktası olan anne ve babayı aynı yatakta görme olgusu da annesinin bu hayat kadını görüntüsünün eve yerleştiği andan sonra gösterilir bize.

Yazı ile son derece kolay anlatılabilen bu olgu Cr'nin sinematografisinde, bu satırları yazarken bile tüylerimi diken diken eden bir kurguyla bize 'neredeyse' kusursuz verilir. Filmi kaç kez seyrederseniz seyredin, konunun gelişiminde bir tek yanlış, en ufak bir atlama, minicik bir kayıp nokta bile bulamazsınız. Bir tek beyin, milyonların beyninde oluşacak bilmem kaç tane farklı algılama biçimine karşı çalışmış ve tüm gizli noktaları, riskli alanları önceden tahmin edip filmine yerleştirmiştir.

En önemli dönüm noktasının tam ortasına konan planda, Dennis'i konsolun üzerinde defterine not alırken görürüz. Dennis sol altın kesittedir, sağda kalan yaşam boşluğununsa yarısı bir karartma filtresiyle kapanmıştır. Dennis'in hayatında bir şeylerin kesintiye uğradığını görüyorduk zaten. Ancak Cr, bu görüntü ile kesintiye uğrayan noktaların, Dennis'in hayatını onarılmayacak şekilde bozduğunu anlatır ve şimdi, yani şu anda, önümüzdekinin, onarılamayan Dennis olduğunu anlatır.

Hayat kadını imajı ile anne çok yakınlaşmıştır birbirine. Bu rahatsız verici durumdan uzaklaşmaya çalışır Dennis kafasında: Baba tesisatçıdır. Dolayısı ile evlere giren çıkan bir onarım ustasıdır. Babanın girdiği evlerden birinde görürüz o hayat kadınını. Tesisatı onarırken annesinin hayat kadını hali oradadır ve adı da konmuştur: Yvonne! Burada cinsel varlık objesinin anneden uzaklaştırma çabasının en zorlayıcı noktası, sırtınızı ayrıca ürpertir. Görüntüyü değiştiriyorsun olmuyor, hayat kadını olması da işe yaramıyor. Başka eve taşıyorsun yine olmuyor. Adını da değiştirmek lazım. Bu benim annem değil, olamaz diye haykıran çocuğun son çabaları.

Uçsuz bucaksız tarlalarda iki hayali arkadaşı ile birlikte görülür Dennis. filmin arasına serpiştirilmiş ve filmin genelindeki atmosferin tümüyle tersine, sıcak tonlarda ancak belli belirsiz bir hayal etkisi verecek şekilde çekilen sahnelerden biri girer burada. Dennis tütün kutusunu çıkarır. İçinden bir resim alır, düzelterek çimenlerin üzerine koyar. Yaşlı adam annesinin bir denizciyle yattığını anlatırken resimdeki iki çıplak kadının yüzü annesinin yüzüne dönüşür. Ancak resimler belden yukarısını göstermektedir. Dennis, kadın bedeninde gördüğü tek yer olan göğüslerle ancak betimleyebilmektedir kadın cinsiyetini. Belden aşağısı hayallerinde bile canlanmaz.

Babanın anneyle cinsel ilişkisi evin dışına taşınmıştır ancak çocuğun kafasından çıkmayan bu konu ikisinin defalarca bu işi yaptığı noktasında takıntıya dönüşmektedir. Başka nerelerde yapmaları lazım? Yatakodasında hayal edemez bir türlü. Baba yeniden kötü mekana girer, kendi başına barda dururken Yvonne yaklaşır. Onu cinsel anlamda över ve birlikte olmak istediğini belirtir. Burada babanın cinsel gücü, bir anlamda Dennis'in hiç kullanılmamış cinselliğiyle çakışır ve erkeksi bir dürtünün uzantısı olarak babasının cinselliğini bir başarı olarak ikonlaştırmaya çalışır. Bu yorumu yaptığınız anda canınız sıkılır ve kendi dürtülerimizin sapkın bir uzantısı olup olmadığı konusunda kendinizle cebelleşirsiniz. Ama bir sonraki sahnede Cr sizi haklı çıkarır ve erkek egemen toplumun, salt kendisini ilgilendiren en önemli egemen-işlevsel sembol "fallus", başka bir filmde aşılması son derece zor bir sinemasal anlatımla, kanımızı son damlasına kadar dondurarak betimlenir:

Baba ve Yvonne bardan çıkarlar. Baba köprü altında Yvonne'a sarılır, boynundan öpmektedir. Evden çıkarken çocuğun avluda annesiyle olan görüntünün başka bir açıdan gösterimidir bu. Yvonne adamın penisini yoklar, beğenisini belirtir (barda biraz önce başka birisininkiyle alay etmişti).  Dennis, babasının fallusunu, dolayısı ile kendisininkini beğenilecek bir obje olarak canlandırır kafasında. Baba boşalır, Yvonne elini pantalondan çıkarır, kamera kanala doğru geri çekilirken Yvonne üzerimize doğru gelir ve elindeki spermleri kanala, yani kameraya, yani bizim üzerimize silkeler. Yvonne doğrulup arkasını döndüğünde, babanın yerinde bu sefer Dennis görünür. Yvonne, 'hadi gidelim' derken, Dennis, "Ben burada kalacağım" diye yanıtlar.

Hemen ardından, evde kısa bir tartışma verilir. Anne, babayla dışarıda çok zaman geçirdiği konusunda tartışıyordur. Dennis bunu hayal etmekle köprü altındaki iğrençliğe annesini bulaştırmamış olur. Ancak ağ örülmeye başlanmıştır. Çocuğun odasını görürüz ve odanın içerisinde oradan oraya ipler gerilmiştir. Annenin örümceği anlatışından ve oğluna yer yer örümcek diye seslenişinden sonra oğlanın odasında ağların örülmeye başlandığına tanık olduğumuz sahnelerin ardından gelen bu agresiflik iyiye işaret değildir. Ve C, şimdiye dek gördüklerimizle filmin gelişme bölümünü tamamladığını fısıldar kulağımıza. Çocuğun örümcek ağı ve Dennis'in sığnma evinde uğraştığı bozyapın parçaları birbirine paralel gösterilirken, filmin kurgusu da bu öğelerle bir üçleme yaparcasına birleşir ve algılama sürecimize dahil olur. Dennis'in annesini yatakodasında gecelikle görmesini hatırlamasının üzerine bozyapı parçalayıp dağıtsa bile ağın örülüşü devam etmektedir.

Dennis, kendi başına dışarıdayken yaşlı adamla bir iletişimi daha olur. Kendi başınadır, ilgi görme isteğinin karşılığı olarak yaşlı adam binadan çıkar, yanına gelir. Filmin başından beri kaldığı binanın karşısındaki dev gibi gaz işletmesinin önünde Dennis'e bir arkadaşının gaz ile intihar etmesi olayını anlatır. Aslında vaz geçmiştir yarı yoldayken ama kafası sıkışmıştır. Dennis odasına gelir, her yeri koklar. Gaz kaçağını arar. Huzursuzdur. Bulamaz, soyunur, karnına ve sırtına gazete parçaları sarar, iple bağlar giyinir ve dışarı çıkar.

Gerilim artar filmde. Gittikçe daha huzursuz oluruz. Bir Mahler yada Britten dinliyor gibiyizdir. Filme kendimizi kaptırmış izleyip giderken Hollywood'un o ucuz germe formülleri olmadan da bir şeylerin olacağını, önemli bir ana geldiğimizi hissederiz farkına varmadan. Nefes alışımız yavaşlar, dikkatimiz yoğunlaşır filme. Filmi seyredenlerin başları hafif öne doğru uzanır, eller koltukta yada her neredeyse sıkılır. O anda sorsa biri size ne olduğunu, verebileceğiniz tek yanıt 'bilmem, neden sordun ki?' olacaktır. C ile yolculuğunuz devam etmektedir.

Anne dışarı çıkar, bara kocasına bakmaya gider. Bostanlığa yönelir, kulübeye gelir, kapıyı açar ve kocası ile Yvonne'u sevişirken görür. Baba, kalkar küreği alır ve anneyi öldürür. Kulübenin önündeki toprağı kazıp anneyi gömerler. Bütün bu olanlar Dennis'in tanıklığı ile odasındaki deftere not alış planların arasında verilir. Bir farkla! Annenin kulübeye gelişinden öldürülüşüne dek Dennis yok olur görüntülerden. Bunu, çocuğun belleğinden silmek istediği bir görüntü gibi yorumlasak da birazdan gelecek yeni bir konu açılımına tam bir hazırlıktır C'nin sinematografisinde. C, annenin gömülüşü sırasında köprü altındaki sinematografinin tam tersini sunar bize. Mezarı kazan baba, küreği attıktan sonra doğrulduğunda sahnenin başından beri onu seyreden Dennis'in görüntüsü ile üst üste çakışır. Köprü altındaki sahnede babasıyla özdeşleşen Dennis'in tersine bu planda baba, Dennis'i örter.

Gerilimin başladığı yerden beri olaylara değil de C'nin görüntüleriyle mest olan seyirci, nefesini tutmaya dayanabildiği bu son anda böylesi bir anlatıma tanık olduğunda, soyadı kalmaz C'nin. O, David'dir artık. Kırk yıllık dosttan da öte. Öyle bir yönetmen ki, son derece basit konusu olan bir filmde olayları çoklu bakış açılarından bir senfoni gibi derinlemesine ve çok sesli anlatırken aynı zamanda kendisini de gösterir. Zekasına, titizliğine, muzipliğine, sohbetine, anlatımına, çabasına tanık oluruz. Hangi arkadaşımızın bu denli çok yönünü biliriz ki zaten?

Artık konu daha bir çözülmüştür ve olaylar daha belirgin akmaya başlar. Dennis artık annesinin bir kadın olduğu gerçeğiyle başa çıkamaz ve Yvonne eve taşınır. Yvonne'un varlığına karşı çıkışı da bir işe yaramaz. Dayanılmaz olan bu durum karşısında Dennis'in çok fazla seçeneği kalmamıştır. Babasıyla bir olup annesini öldürdüğüne inandığı bu iğrenç yaratıktan kendi elleriyle kurtulacaktır. Bu arada babanın davranışındaki değişiklik filmin orta yerine öyle bomba gibi düşer ki, bunu ve paralelinde gelişen olayları açıklamaya kalkışırsam bu, derginin tümünü ele geçirmem anlamına geliyor ve zaten uzun olan yazılarımı sayfalara sığdırmak için dizgide cebelleşen sevgili arkadaşla aramın iyice açılmasından korkuyorum. Dolayısı ile daha bir önceki cümlenin başında bu konuya girmekten vaz geçtim.

Neyse konumuza dönelim, bir bölümü atlamış olsak da! Sonlara yaklaşılan sahnelerde Dennis'in odasında da bir örümcek ağı görürüz. Dennis, bakımevindeki yedek anahtarlarını çalar, bakıcı kadının odasına girer. Filmin başından beri bakıcı kadının görüntüsü ile karışan Anne ve Yvonne görüntüsü ile davranışları tam bir karmaşaya dönüşür. Bakıcı kadının giysi dolabında annesinin ve Yvonne'un giysilerini görür.

Bitmez tükenmez sinemasal detaylar ve kurgu mükemmelliğinde (araya konan planlarda Dennis annesinin jenerikteki ninnisi eşliğinde görünür) çocuğun mutfaktaki gaz vanasına bağladığı ipi odasına kadar titizlikle getirişini izleriz. Odasına getirdiği ipin ucunu bir diğer gerilmiş ipe bağlar. Kamera geniş plana açıldığında odasının içinde iplerden bir örümcek ağı görürüz. Bütün odayı sarmıştır ve sığınılacak, korunaklı bir yuva görüntüsünün tam tersi tehditkar bir havası vardır. David, hazır bizi bu duyguya çekmişken sıcağı sıcağına ağın kurulma amacına yaklaştırır: Yvonne eve gelir, çocuk ipi çeker, ağdaki hareket, uzayan ipe aktarılır, ip gerilirken alt kata mutfağa ineriz ve gaz vanasının açılışına tanık oluruz. Baba zaman geçip de olayın farkına vardığında ilk olarak çocuğu kurtarır, onu dışarıda bırakıp içerden Yvonne'u sürükleyerek çıkarır. En son başını görürüz: gazda boğulan kadın Yvonne değil annesidir!

Dennis'in bakıcı kadının yatağına eğildiği sahneye döneriz birden. Kadına iyice yaklaşmışken kadın uyanır ona bakar ve "ne yaptınız" diye sorar. Dennis dehşet içinde uzaklaşırken elindekileri yere düşürür.

Ardışık ikili final sahnesinin ilkinde Dennis, resmi bir arabanın arka koltuğunda görülür. Yanında resmi görünüşlü bir adam "Bize dönmeye hazır mısın?" diye sorar. Biz, Dennis'in bakımevinden akıl hastahanesine yada cezaevine götürüldüğünü düşünürken plan değişir, hemen ardından finale konan kısacık muhteşem bir planda belki de Dennis'in film boyunca hatırladığı tek doğru görüntüyü görürüz!... Ve film biter.

Rayzan Başeğmez
www.tabularasa.ozar.net

 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: