şifremi hatırla
MÜZİK ÖTESİ

Can Ali'nin Kasap Vitrini

Can Ali Erdal - 3 Eylül 2010

BEŞİKTAŞ SEMTİNİ DAHA FAZLA MAHVETME KASIMPAŞALI!

Orta kuşakta yer alan, dört mevsimin belirgin olarak yaşandığı bir ülke var yeryüzünde. Güneyden batıya doğru bir yarım ada şeklindedir bu ülke, yönetim şekli cumhuriyet olup, sözde hukuk devletidir. Bir de bu ülkenin bir başbakanı vardır, tam bir baş belasıdır. İsim verip rencide etmek istemiyorum!
Bu padişah, affedersiniz başbakan, Beşiktaş gibi güzide ve insanların yoğunlukla yaşadığı bir semtte kendine bir çalışma ofisi açtırmış (Dolmabahçe Sarayı'nın en kuzeyindeki bina). Yok kahvaltıymış, yok iftarmış, yok şişe takıp, piliç çevirme partisiymiş derken sürekli burada. Tamam, gelsin lanet olsun da, o geldiğinde semt semtlikten çıkıp Gotham City'den beter bir hal alıyor. Her tarafta mahkeme suratlı polisler göze çarpıyor, trafik desen tam bir keşmekeş. Memlekette başka yer mi kalmadı çalışma ofisi yapılacak? Çatalca'ya taşı bu çalışma ofisini, yoğ yoğ bence Ağrı olsun, orası da vatan toprağı değil mi? Bence orta doğuda olsun, Necef nasıl? Benden tavsiye Yeni Zelenda'ya taşı bu ofisi, biz de rahat bir nefes alalım. Uçağa hayatlarında binmemiş insanların sık kullandığı şu laf gibi; "uçağa binince her taraf aynı mesafede nasıl olsa!"

Can Ali'nin Kasap Vitrini

THE FINAL FRONTIER GELMİŞ, HOŞ GELMİŞ

New Wave of British Heavy Metal'in öncü grubu Iron Maiden, dört senelik bir aradan sonra son stüdyo albümü "The Final Frontier"i sürdü müzik piyasasına. Bu albümden çıkan ilk "ep" El Dorado idi. Hiç alınmaca, gücenmece yok, El Dorada belki de albümdeki en kötü parça. Iron Maiden'in en başarısız olduğu konu, belki de "ep" seçimleridir, kim bilir? Albümdeki diğer parçalar hakkında öznel veya nesnel bir yorum almak istiyorsanız dergimiz yazarlarından Mert Yıldız'ın "Tutuculuktan Yeni Sınırlara Doğru: Iron Maiden'in Son 15 Senesi ve The Final Frontier Üzerine" isimli yazısına göz atmanızı tavsiye edelim. Ben ise kendi fikrimi söyleyeyim, söylemesem çatlarım; albüm tam bir "ağızlara bal çalma" niteliğinde. Somewhere In Time'den, Virtual XI'a, A Matter Of Life And Death'den, The X Factor'a kadar geçmiş albümlerden bir şeyler bulmanız olağan. Kendi fikrimi söylüyorum; hiç beğenmedim. Hele ki "A Matter of Life And Death" gibi mükemmel bir albümden sonra bu hiç kesmedi.
Bu albümün diğer bir özelliği de, uzun şarkılar. Son 15 yıldır süre gelen gelenek devam ediyor diyebiliriz. Fakat bu albümü diğerlerinden ayıran başka bir özellik de Iron Maiden tarihinin en uzun albümü olmasıdır. Grubun vokalisti Bruce Dickinson saçlarını uzatsa hiç de fena olmayacaktır, zira o uzun gitar sololarında headbang (kafa sallamak) falan yapar en azından. Yoksa yemin billâh zaman geçmez konserlerde!

RIJKAARD'IN ROCK MÜZİK TUTKUSU

80'li yıllarda ve 90'ların başında dünyaca ünlü bir futbolcu vardı, Hollandalı, saçları kıvır kıvır, kavruk tenli… Kim mi? Frank Rijkaard. Hatta elimden tutulacak kadar küçük yaşlarda, özellikle yaz aylarında okullar tatil olduğu için berberin yolunu unuturdum (maddi olarak babamın işine geliyordu tabi bu). Üstüne üstlük güneşten yanan tenimle beraber, özellikle geceleri sadece dişlerim ve gözümün akı görünürdü. Bu yüzden hacı amcam bana sürekli şöyle derdi: "Rijkaard yiğenim!"

Amcam Yozgat il sınırları dışına o zamana kadar hiç çıkmadığı için tanıdığı tek uzun, kıvırcık saçlı, esmer adam Rijkaard ve Ali Rıza Binboğa idi. Jimi Hendrix mi? Hayatında duymamıştı…

Bu olaylardan 20 sene sonra, Rijkaard Galatasaray'a teknik direktör olarak geldi. Öğrendik ki, bu Rijkaard çok fena Sex Pistols, Nirvana ve Pixies hayranıymış. Hatta ve hatta çalıştırdığı takımlarda futbolcuların rock müzik zevklerinin olmasını istermiş. Frank, Barcelona'da futbolculara maçlardan önce ve sonra The Smiths, Nirvana, Sex Pistols falan dinletirmiş. Tevekkeli Barcelona'yla Avrupa Şampiyonu olmuşluğu bile oldu bu "Uzun Adam"ın. Gel gelelim Türkiye'ye… Frank tutmuş, maçlardan önce ve sonra, Sabri'ye, Arda'ya, Servet'e Sex Pistols dinletmiş! Sonuç hüsran, adeta nal topladı GS geçen sezon, bu sezon daha da kötü. Bak Rijkaard'cım, bak isim babam; bu Türkiye'deki topçular anlamaz öyle Nirvana'ymış, Pixies'mış falan. Başarılı olmak istiyorsan onlara Serdar Ortaç, Gülşen, İbrahim Tatlıses falan dinleteceksin ki bak bakalım nasıl da "at gibi koşuyorlar"...

Can Ali'nin Kasap Vitrini

AH ZEYTİNLİ ROCK FEST AHH

Hafızam beni yanıltmıyor ise 2005 yılında başlamıştı festival, takipçi sayısı her yıl artarak devam ediyordu. Yalnız her sene başka sorunlar ortaya çıkıyordu. Gerek organizasyon bazında gerek belediye gerek orada kiesnaf ve yerli halkı olsun, o coğrafya ile özdeşleşmiş, saflığı ve iyi yürekliliğiyle ün salmış "Sarı Kız" efsanesinin aksine entrikasız tek bir yılı bile geçmemişti. O yöre halkının "rocker"lara bakış açısına hiç değinmeyeceğim! Öncü, Orçun ve Bahriye'yle beraber (daha sonra Kubilay'da bize katılacaktı) 2007 yılında, Deli Kasap'ın ilk kağıt dergisi olma özelliğini taşıyan "koleksiyon sayısı"nı satmak için orada bir stant açma girişimimizde yok değildir. Coğrafya olarak güzel bir yerdeydi, gezmeyi seven festivalciler için birçok alternatif gezilecek yerde sunuyordu festival. Ama olmadı, Zeytinli Rock Fest'te miadını doldurdu maalesef. Katılımcılara tekrar "geçmiş olsun" diyorum. Festivalin "line up"ları Therapy ve Soulfly ise geç de olsa, güç de olsa sahne almışlardır ve sahneye geç çıkma konusunda bu alanda yeni bir rekora da imza atmışlardır muhtemelen. Olumsuz rekorlar konusunda Türkiye bu alanda da birinciliği kimseye kaptırmamıştır, tebrikler doğrusu! Murat Arda ve Seyda Babaoğlu'nun Deli Kasap'ta yayımlanan Zeytinli Rock Fest gözlem yazılarını okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.


RAMAZAN SÜRECİ BU SENE HAYIRLARA VESİLE OLABİLECEK Mİ?

Hoş geldin ya şehri Ramazan diyerek bir giriş yapmak istedim! Oruç tutanlar için "11 ayın sultanı", "oruçla moruçla işim olmaz aga!" diyeler için ise "11 ayın kâbusudur" bu ay. Kâbus değil de, eziyettir aslında. Eziyeti dilerseniz açalım. Dakika bir, gol bir; eziyet öncelikle günün ilk ışıklarında başlar, ne ilk ışığı "gecenin körü" diyelim! Bir davul sesi vardır ki benim gibi "tilki uykusu" uyanlar için ev birden bire Bayrampaşa'daki bir torna atölyesine evrilir. O ne sestir öyle! Yarım yamalak uykuyla kalkarsın sabah işe veya okula gidersin. Gidiş yolunda pek bir problem olmaz, dönüş tam bir kepazeliktir. Tahammülsüzlük konusunda dünya birinciliği bulunan yurdum insanı, bu birinciliğin hakkını verme konusunda elinden geleni yapar bu ay. Hep kavga, hep gürültü, buna uzun süre gıda almamış bir bünyenin nefesinden gelen kötü koku da eklenince otobüsün içi Şam pazarına döner. Birde Ramazan davulcusunun harçlık için kapıya gelmesi yok mu? "Yangın var" diye bağırası geliyor insanın! Suratları hep yara bere içerisindedir davulcuların, yeni kavga etmişlerdir belli. Nedeni ise rant kavgasıdır. "Bu mahallede ben çalacam sen çalaman" sözünden doğan tartışmalar, birbirlerinin kafalarına davulu geçirince sona erer! Zor olacak ama sabır, sabır, sabır…

Can Ali'nin Kasap Vitrini

 


12 EYLÜL REFERANDUM SÜRECİNDE SOSYALİSTLER TEK SESTİ

Bilindiği üzere manidar bir tarihte, manidar bir referandum yaşayacağız. Düzen partileri insanlara; neden "evet?" Ya da neden hayır demelerini anlatacaklarına, tabiri caiz ise şaklabanlıkta sınır tanımadılar. Kılıçdaroğlu'nun, gülmemek için kendini zor tutan bir surat ifadesiyle, yerli yersiz sözler ettiği, Erdoğan'ın her ağzından çıkan vaadinin akıl dışılığa varacak kadar tutarsız olduğu ve Bahçeli'nin beyin gıdıklayan, dişçi frezini akıllara getiren sesiyle ortalığı "mahşer yerine" çevirmeyi başardılar. Referandumdan başka her şey konuşuldu mitinglerde. Bu arada şunu demeden geçemeyeceğim; hükümet partisinin her mitinginde öyle bir sahne kuruluyordu ki, Sonisphere'de göremezsin o sahneyi!

29 Ağustos tarihinde ise TKP, ÖDP, EMEP ve HALKEVLERİ ortak bir mitinge imzalarını attılar. On bin kişi katılmıştı bu mitinge. On bin güzel insan. Güzellikler mitingden birkaç saat önce Kadıköy'e giden vapurlarda başlamıştı. Pırıl pırıl insanlar, Partizan Marşlarıyla, Dev Genç Marşlarıyla kat ettiler Haliç'i, Sarayburnu'nu, İstanbul Boğazını. Sahneye çıkan siyasi parti liderleri diğerleri gibi laf salatası yapıp halkı kandırmak yerine, durumu son derece iyi özetlediler. Delikasap'tan, Serpil, Senem, Murat Arda, Ben, Erdem Yalçın, Alp Eren, Osman Güvensiz ve ismi şu an aklıma gelmeyen birçok "yoldaş"ımızda bu mitinge duyarsız kalmamışlardı. Toplanma başladığı gibi güzel bitti. Alandan ayrıldığımda "Bir şey yapmalı" şarkısı çalıyordu. Siyasi Parti liderlerinin konuşmalarından aklımda kalan bir cümleyi sizlerle paylaşmak istiyorum:

"Kardeşler, bu adamlar demokrasi memokrasi getiremezler, bu adamlar görgüsüzdür, ne anlarlar demokrasiden…"



RÜYAMDA LENİN, STALİN VE ATATÜRK'Ü GÖRDÜM

Başlığı yanlış okumadınız. Neyse efendim rüya bu ya; Murat Arda, ben ve Öncü Sancak, Beyazıt'taki tarihi Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nde Atatürk, Stalin ve Lenin'le röportaj yapıyorduk! "Hayır olsun" diyeyim ve hatırladığım kadarıyla röportajı sizlere aktarayım.
Röportaja başlamadan önce bu üç devlet adamı aralarında sürekli konuşuyor, Lenin ve Stalin sürekli Atatürk ile uğraşıyorlardı. Hatta Lenin, Atatürk'e şöyle dedi:

Lenin: Ya Mustafa Kemal, ne güzel bütün imkânlar elindeyken neden Anadolu'da bir sosyalist devrim yapmadın?
Atatürk: Yahu Vladimir (Lenin), kaç kere konuşacağız bunu? Şartlar öyle gerektirdi kardeşim, ne yapayım? Bari çocukların yanında yapma!
Murat Arda: Sevgili Mustafa Kemal…
Atatürk: Bir saniye, bir saniye neden bana Atatürk demiyorsun?
Murat Arda: Burjuva Kemalist gibi hissediyorum kendimi, öyle deyince.
Atatürk: ?!
Öncü Sancak: Sevgili Stalin, siz öldükten sonra Sovyetler Birliği Komünist Partisi'ndeki başarısız liderler için neler söyleyeceksin?
Stalin: Ahh ahh, Kruşçev'e o kadar da demiştim, fazla yağlı şeyler yeme, sağlam kafa sağlam vücutta bulunur ama adam sabahları Kiev Böreği, öğlenleri Kırgız Pilavı, akşamları ise Belarus Oturtma yiye yiye… Sen düşün işte!
Murat Arda: Öncü'cüm, Krıuşçevle iyi anlaşırdın sen.
Can Ali Erdal: Sevgili Stalin, Troçki'yi öldürttüğün doğru mu?
Murat Arda: Canali!!! Allah belanı versin!
Atatürk: Bu arada sen sarışın çocuk!
Murat Arda: Buyur paşam.
Atatürk: Sen Türk müsün, Rus mu?
Murat Arda: Babam işgüzar İso Bulgar Pomağı, annem ise Arnavut, neden sordun paşam?
Atatürk: Çocuklarla çok uğraşıyorsun, çok sesin çıkıyor, bir de sarışınsın ama Türkçe konuşuyorsun, merak ettim?
Lenin: Mesela şu yanındaki kavruk delikanlı (beni göstererek) kesin Türk'tür.
Stalin: Dostum (Atatürk'e sesleniyor) saltanatı kaldırdığını söylemiştin bize ama bu medrese falan ne ayak?
Atatürk: Yahu sizin amacınız beni Türk gençlerinin yanında nötralize mi etmek? Burası artık nargile, çay, kahve hizmeti veren bir kafe, sadece adı medrese, ne yapsaydım, tarihi yapıyı yıktırsa mıydım? Sen Çarlık Rusya'sından kalan manastırları yıktırdın mı?
Murat Arda: Sevgili Mustafa Kemal…
Atatürk: Sen de bir paşam diyorsun, bir Mustafa Kemal! Karar ver çocuk. Neyse de diyeceğini zaten açamadım şu nargileyi…
Murat Arda: Bu medresede bira servisi yapılsa fena mı olur?
Öncü ve Can Ali: Muraaatttt!
Murat Arda: Susun! Evet paşam?
Atatürk: Bak evladım ülkenin başka sorunu mu kalmadı, bana sorduğun soruya bak!
Lenin: Mustafa Kemal, Josef (Stalin) kalkmalıyız geç oldu.

Can Ali'nin Kasap Vitrini


Tam muhabbetin en demli yerinde Lenin'in bu isteği, özellikle benim hiç hoşuma gitmemişti. Tam o sırada yüzüne bakmadığım ama bize doğru yürüyen bir çift ayak gördüm. Lenin, Stalin ve Atatürk'ün arkasına doğru yaklaşan bir çift ayak… Stalin tam "Hadi Vladimir hesabı öde de kalkalım" der demez, o yaklaşan kişinin eli Stalin'in omzuna bir tokat gibi indi! O el, Stalin'e dokunur dokunmaz gruptaki herkes o kişiye baktı ve aman Allahım o kişi Troçki'ydi!

"Hiçbir yere kalkamazsın, Josef Stalin!!!" dedi.

Bu söz üzerine yatağımdan fırlayarak uyandım, üzerim açılmıştı. Yorganı üzerime aldım ve tekrar uyumaya koyuldum, taa ki gelecek aya kadar…
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için:
yorumlar
15 Kasım 2010 14:44

neye yesin benim dötüm ki yaa. :(

15 Kasım 2010 14:03

şimdi götü yemeyen ''sarı gusmuk'' mu yoksa ''can'' mı :D çok alengirli bi cümle atlantislim :D

Kullanıcı avatarı
15 Kasım 2010 13:34

Gotü yemedi ellaam "Sarı Gusmuk Canın"!?!?

Kullanıcı avatarı
15 Kasım 2010 12:32

"iki garı vardı işim ancak bitti!!!" :P:P hemen geliyo bayram sürecinde yaizicim, yayımlicim :)

Kullanıcı avatarı
15 Kasım 2010 10:33

daha da kötüsü ev yakıp gut hını dıhmaktadır ve gendisi garıya getmiştir!

15 Kasım 2010 08:45

heeeçç.. biz çoluk çocuk evde yazı bekliiz ; Canaliy daha ''şişe taksın , piliç çevirsin''.. olacak iş değil!

Kullanıcı avatarı
15 Kasım 2010 08:25

boş vaatler bunnar gusmukli, alacam zaten köşesini elinden! boş boş duruyo tükkan!

14 Kasım 2010 22:41

Canaliiiğğ?? eee nerede kaldı bu serüvenin devamı???

Kullanıcı avatarı
28 Eylül 2010 14:43

Gelecek ay oldu ulen Canali, nerde bu Josef; nerde bizim Selanikli!!??

Kullanıcı avatarı
26 Eylül 2010 18:31

Moda kayalıklar; son dem yaz; bira ve şarap..........??????????????

Kullanıcı avatarı
9 Eylül 2010 14:39

rüya falan, bilinçaltı tabi...değişik... eline sağlık cano. :D

2 Eylül 2010 12:24

çok matrak bi yazı olmuş, eline ve fikrine sağlık:))buarada; dikkat troçki geliyor!!! :DDD

Kullanıcı avatarı
1 Eylül 2010 22:08

geberdim gülmekten gecenin bi yarısı :)))

Kullanıcı avatarı
1 Eylül 2010 21:33

Cano gece gece trokçi rüyama girecek çok korkuyorum:P