MÜZİK ÖTESİ

Bizden Olan Bir Sinema

Barış Öner - 27 Eylül 2006


Söylendik durduk. Neden Türkiye'de az sayıda film çekildiğine, neden sinema endüstrisine destek verilmeyişine anlam veremedik belki ama... Biz, yine de söylenmekten geri kalmadık. Elimize fırsatını geçirdik mi hemen "Türkiye'de de çok film çekilsin, izleyelim." diye haykırdık. Dikkat edin: "İyi" demedik... "Çok" dedik. Herhalde "Çok olsun da, içlerinden nasılsa ele avuca gelen de olur." mantığı işledi veya da işlendi beynimize. Ama olmadı abi...

Ha olmadı derken; sinema endüstrimizde film çekilmediğinden, Türk Sineması'na destek verilmediğinden söz etmiyorum. Elbet geçti yıllar, eklendi filmler birer, birer Türk Sinema Tarihi'ne...
"Çok" yapalım derken, başka etniklere kaydığımız "filmcikler..."
Sahiden, bunca filmle ne geçti elimize?


***


Evde bulunduğum zamanlarda, kendimi resmen filmlere ve kitaplara adıyorum. Öyle ki, bu "müthiş ikili beni boğana kadar, vazgeçemiyorum onlardan. Eh, filmler de öyle ot gibi izlenmez ki usta, ayrıntılara dikkat ediyor tabii insan. Ve benim dikkat ettiğim son detay da şu oldu: Sevinin; dualarımız kabul olmuş... Üzülün; keşke dualarımız kabul olmasaymış...


***


En son, 1997 yılında çekilen Ağır Roman adlı filmi, tekrardan izlediğimde (bu kaçıncı tekrar, ben de bilmiyorum.) beynimde birden bir şimşek çaktı:

A, Barışçığım, dedim.

- Şimdi artık böyle "işlenmiş" sahneler yok, sinemamızda.


***


Ayrıntılar, küçük olaylar, enteresan, ilgi çekici kareler... Hepsi "süpürülmüş" sanki film karelerinden. Sanki bir jiletle kazınmış da sinemamızın kalitesi, geri kalan "dımdızlak" seyircinin önüne koyuluvermiş. Ha hepsi böyle demiyorum: Nadiren "jiletle kazınmayan taraf" da denk gelebiliyor insana. Ben, yanlış dua etmenin sonuçlarından bahsediyorum sizlere.


***


Hele yakışır mı ki seneleri ezip geçmiş, tecrübenin insan vücuduna yansımış hali yıllanmış oyuncularımıza? Yakışır mı, sinemamızın geleceğini oluşturacak olan genç oyuncularımıza? Yakışmaz elbet, yakışmaz...


***


Yazının burasında bir öneri getirmemi bekliyor insanlar... "Seni çokbilmiş! Sen söyle o zaman da, biz yapalım." dermiş gibi.



***


Yapmayın arkadaşlar...
"Gölde maya tutar; halk, her şeyi yutar." mantığından vazgeçin.
Yüzeysel Amerikan esprileriyle bezenmiş veya da "kopyala-yapıştır" dramlardan vazgeçin.
Bana ne bunlardan.
Ne bileyim; bir kare yapın mesela...
İçinde anamızdan, babamızdan tutun da; hadi diyelim evimizin bir odası kadar sıcak olsun.
Öyle bir kare yapın ki, insan içinde, yabancısı olmadığı bir eve konuk gidermiş gibi gitsin sinema salonlarına. Öyle hissetsin!
Tamam; gözyaşı da olsun, kahkaha da... Ama "bizden" olsun usta.



***


Mesela ben filmlerimde Batılı zenginlere öykünen tipleri görmek zorunda mıyım? İlla "zengin" olacaksa filmlerde, vardır elbet bu ülkenin "oturaklı" bir zengini de... Fakiri desen... Ondan bol ne var?


***


Şey... Hımm... Hani siz nasıl diyorsunuz: Hah! "Local" olsun, "local."
Unutmayın ki: Yerel, temeldir.


***


Öyle yakışırdık ki "biz" sinemaya...





Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: