MÜZİK ÖTESİ

Bir konservatuvarlının tekinsiz ruh halleri

Önder Çelik - 8 Ekim 2015

Şükrü Abi'nin Masası ve Ahmet Bey

Kulağımın yeteri kadar işittiğinin, sesimin elverişli bir aralığa sahip olduğunun, gitar çalışımın, İstiklal Marşı'nı doğru okuyor oluşumun devletin doçentleri tarafından kabul görmesi için takriben iki yıl uğraştım. Duymuşsunuzdur, belki de bir kısmınızın ergenlik hayalleri arasında yer almıştır. Konservatuarlı olmaktan bahsediyorum. İkili, üçlü, dörtlü aralıklardaki piyano seslerinin ve akorlarının “naa” hecesiyle taklidi, ritim duygunuzun ölçülmesi, blok fülüt ile sınavı kazanan arkadaşınıza yaptığınız “zeki yoksul çocuk ” muamelesi, koysan İbrahim Tatlıses'in arkasında bir eliyle çiğ köfte yerken diğer eliyle keman çalabilecek kabileyetteki çocuklar, Fransız cazcı gırtlağına sahip olduğunu sanan kızlar ve daha neleri, niceleri.

Bir konservatuvarlının tekinsiz ruh halleri

İlk dönem başlamış, ikinci haftası bir sabah, bölüm panosuna iliştirilen yatay A4 kağıtta yazdığı gibi “Ahmet Say B-3 Amfi'de söyleşecek” haberi ile diğer yarısını yatakta bıraktığım beynimi topladım. İzmir'den Karadenize neden müzik eğitimi almak için geldiğini anlamadığım Emrecan var yanımda, duygularımız karşılıklı o da bana anlam veremiyor; İstanbul İzmir'den daha yakın diye bir nebze rahatım bende. Batılı olmamızdan sebep ayrı bir heyecan duyduk sayın Say'a; köyden gelen akraba gibi bir şeydi bizim için. İlk ders iptal edilmiş, bölümün hizmetlisi Şükrü Abi kolundan tuttuğunu amfinin içine fırlatıyor. Çok zor bir şey olmasa gerekti, amfide 1 saat boyunca Ahmet Bey'i dinleyeceğiz, bunun yerine kantinde çay içmenin bir manası yok gibi görünüyordu. Kendimi Şükrü Abi'ye elletmeden içeri girdim, Fazıl Say'ın Uçak Notları kitabında bahsettiği bir an geldi aklıma; orkestra şefinin yüzündeki ifadeyi yakından görebilmek için ön sıralardan bir yere bilet aldığını hatırladım. Nihayetinde ön sırada oturmalıyım düşüncesiyle ilk gördüğüm boşluğa çömdüm, Ahmet Bey'i dinlerken Fazıl Say'ı düşünecektim, bölüm başkanı ikinci sıraya geçmemi söyledi, “hocalarının yeri orası” komutuyla ikinci sırada, ortalarda bir yere oturdum.

Bir konservatuvarlının tekinsiz ruh halleri

Ahmet Bey kapıda göründü. Şükrü Abi'nin odasındaki masanın üzerine beyaz bir kumaş örtülerek amfi içinde Ahmet Bey için bir alan hazırlanmıştı. Kitaplarından oluşan bir set masanın kenarına muntazam bir hiza ile dizilmişti. Masaya oturdu. Kantinde çay içmek yerine kendini dinlemeye gelen öğrencilere baktı. Soldan sağa doğru bir süre bizleri süzdü. Haliyle insan o esnada neler düşündüğünü tahmin edemiyor. Yılların eğitimcisi, yazarı, müzisyeni, tarihçisi, büyük ihtimalle bir bakışta bir kaçımızı ayağa kaldıracak ve “ sizler bu memleketin büyük müzisyenleri olacaksınız çocuklar” diyecekti. Bekledik bir süre daha, gözlüğünü taktı “başlayalım mı arkadaşlar” sorusuna bölüm başkanı el yordamıyla yanıt verdi.

“Çok yaşlandım” dedi Ahmet Bey, uzun bir süre konuşma yapamayacağım sizlere ama eğitiminiz için güzel kaynaklar hazırladım dedi. Kitaplarını işaret ederken yetmiş yedi senelik ömrünün Şükrü Abi'nin masasının üzerinde serili olması başka bir dünyanın konusuydu benim için. Dinledik, kendisine soru sorabileceğimiz net bir konu açılmadı. Üç ciltlik müzik ansiklopedisinin içeriğini anlattı bize; kaç yıl uğraştığını, nerelere gittiğini, kimlerin destek verdiğinden bahsetti. Başka neyden bahsedecekti sanki; Fazıl Say'ın çocukluk anılarını anlatmasını isteyemezdik adamdan, dinledik, bir süre sonra sıkıcı bir hal almaya başladı, bölüm başkanı ayağa kalkıp Ahmet Bey'in kitaplarından almak isteyenlerin söyleşi sonrası odasına gelmesini istedi. Söyleşi sonrası odaya gidecek bir bütçeye sahip olamadığımız için kapısının önünden geçtik, hatırı sayılır bekleyeni vardı kapıda, Emrecan ders başlamadan çay içelim dedi, sigara uzattı, kantine inerken şu, İzmir'den buraya gelme mevzusunu tekrar açtım. O sırada Şükrü Abi'yi gördük, masayı sırtlamış odasına geri götürüyordu.

Bir konservatuvarlının tekinsiz ruh halleri

 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: