MÜZİK ÖTESİ

Aylaklık Ve Yeraltı Edebiyatı Üzerine Notlar

Onur Yiğit - 29 Ekim 2005


DeliKasap Tüyap'taydı... Tüyap, bu sene çok hareketliydi, sayısız stand, sergi, onlarca panel ile gerçek bir çekim merkezi oldu. Buna dayanmak ne mümkün! 9 Ekim Pazar günü bizim Sarı Murat'ı da kandırdım ve Tüyap kitap fuarının yolunu tuttuk, bambino bir kahvaltıdan sonra fuar organizasyonu tarafından sağlanan "eski doğu blok tipi otobüs servisi" ile uzunca bir yol gittik.

Çok istememe rağmen o günün ilk paneli olan Atilla İlhan'a yetişemedim, 13.30'daki "Modern hayata bir başkaldırı: Aylaklık edebiyatı" adlı panele konunun cazibesi üzerine geç de olsa dahil olabildik.
"Aşk da aldatır", "Geriye bir umut" isimli kitapların yazarı Valerie Tong-Cuong ve Gerard Depardiu kılıklı başka bir yazar; Jorge Parrondo, konu üzerine konuşmaktaydı. Valerie'nin Paris'in kenar mahallerinden yetiştiğini, şarkı sözü yazdığını ve "Quark" isimli bir grupta söylediğini sonradan öğrendim. Sadece fransızca konuşan Valerie ve önceden duymadığım, bilmediğim bir dil sandığım fakat sonradan zorlayınca ingilizce konuştuğunu anlayabildiğim Jorge, fransızca su gibi çevirip ingilizce tekleyen çevirmen oldukça zorlu bir iletişim ortamı sağladılar.

Geç girdiğimiz için, Jorge'nin tembelliği sevdiğini ve öğleden sonra iki üç saatlik bir çalışmayla bir kitap yazabildiğini öğrendik. Modern hayatın koşuşturmasına, insanların çalıştıkları ortamlarda nasıl otomatikleştiğine, yaşamın mekanikleştiğine değinen; böyle bir hayatı tercih etmeyen Jorge'nin yaşamını anlamlandırma çabalarını taktir ettim. Valerie ise bu şekilde yaşayamacağını, sorumlulukları olduğunu (eş, çocuklar vs..) belirtti. Bence de önemli olan yaşamdan zevk alma yollarının çeşitlendirilip, geliştirilebilmesidir ama çoğumuz günlük hayatlarımızın rutinliği içerisinde bunu unutup, hayatı ıskalayabiliyoruz. Jorge'nin tebelliğe övgüleri seyirciler arasında biraz infial yarattı. Gelen sorular üzerine "fiziksel tembellik" ve "zihinsel tembellik" farkının altını çizdi. Ben de belki feyz alabilirim umuduyla tembellik ve yaratıcık arasındaki ilişkiyi, yaratıcılığı geliştiriebilmenin varsa kendine göre yöntemlerini sordum. Buna inandığını ve sürekli "siesta" yaptığını söyledi, başka bişey de aklımda kalmamış, metot, yöntem yok yani!

Yine geç girdiğimiz "Tanzimattan günümüze aydınlarımızın gözüyle Avrupa"da Taner Timur, İzzettin Önder, Demirtaş Ceyhun, Fikret Başkaya konuşmaktaydı. Özgür Üniversite'den tanıdığımız Fikret Başkaya'nın güçlü hitabeti ve ekileyici konuşması seyriciden oldukça alkış ve destek aldı. Gerçekliği, bize gösterilen bir fotoğraf olarak algıladığımızı ve kendi gerçekliğimize yabancılaştığımızı söyledi; fotoğrafın bir kısımını başkasının yani Avrupa'nın gözüyle gördüğümüzü belirtti. Avrupa'nın refah, çevre, çocuk işçi gibi konularda hassasiyet göstermesini, yaptırımlar uygulamasını örnek göstererek, görmediğimiz tarafta ise "kendi pisliğini senin üzerine atar, Venezüella'da çocuk işçi çalıştırır" dedi. İngiltere'de çay yetişmezken, nasıl ingiliz çayının meşhur olduğunu, buna bağlı olarak sömürgeciliği, kaynakların nasıl kendilerine aktarıldığını irdelerken, seyricilerden yaşlı bir amcanın dayanamayıp karadeniz şivesiyle "Lipton! Karadeniz çayı, ingiliz çayı!" demesi gülümseme ve hafif alkışa neden oldu. Hararetli konuşmasına devam eden Başkaya, zihniyetin değişmesi gerketiğini vurguladı ve şu parlak inci ile sözlerini bitirdi: "Hergün Türk'üm, doğruyum, çalışkanım diyerek, ezberletilerek güne başlayan şartlanan çocuktan hiç bişey olmaz!"

Asıl içinde bulunduğumuz durum, ilgilendiğimiz fakat "hadi yer üstüne de çıkalım, görelim gibi bir heves uyandırmayan" panel ise Altay Öktem, Sevinç Altan ve Ömer Faruk'un katıldığı "Yeraltı edebiyatı" idi. Buna zamanında girdik.Gerçekten adına yakışan şekilde yukarıdaki en küçük odalardan birinde yapılıyordu, izleyici kitlesi de çoğunluğa göre daha gençti. Ömer Faruk söz alırken önce bir "Alt kültür" tanımlaması yaptı. Bunu, bütüncüllüğün reddedilişi, makrodan mikroya doğru birey kültürünün öne çıkışı, moderniteye karşı bir tereddüt ve post-modernizme yöneliş olarak tanımladı. Geçmişin, geleceğin önemini yitirdiği, geleneğin kaybolduğu, şimdinin yaşandığı bir kültür olduğunu ifade etti "Alt kültür"ün.

Yeraltı Edebiyatı'nın Ömer Faruk'un sözleri ile tanımı şöyle: "Yeraltı edebiyatı, egemenliğe başkaldırır, aykırılığı seçer, irkitir, içselleştirilenleri ( drugs, loosers, alkol) anlatır, kesintisiz olanı keser, gerçeklik algılarını ters yüz eder, deneysellikten ve farklı anlatımdan korkmaz, küfürden yanadır, steril, süslü dile itibar etmez"

Altay Öktem ise yeraltı edebiyatının kesin bir yere oturmadığını söylerek başladı. Chiviyazıları ve stüdyo imge'nin örnek olabileceğini, çıkış noktalarının mizah dergileri, TC'de leman, lemanyak, onların uzantısı Öküz, yazarlardan Mehmet Kartal, Kanat Güner olarak verilebiliceğini söyledi. Yeraltının kendi şairlerini, yazarlarını ürettiğine, adı üzerinde "yeraltı" kaldığı için de bunların farkına varılmadığına işaret etti. Şöyle devam etti: "Main-stream medyanın dışında kalıyor ve kalması da gerekir. Ana Akım, ben, K.İskender yanıltıcı oluyor, benim fanzinlerim belki kıstas olabilir (Burada kendini dahil etmesi ilginçti) 4-5 yıl öncesine kadar çizgi roman devri bitmişti, şimdi yenilenen kapakları ciltleri ile tekrar parladı. Fanzinler yerini e-zine'lere bıraktı; internet ortamında yayıldılar. Artık Avrupa'da alt-kültür kelimesi yokedildi, sosyologlar "sahne" dedi ve artık ahlaksızca içi boşaltılmış, eğlendiren tipler olarak lanse ediliyor. Türkiye'de medya destekli ana-akımın önüne geçecek ürünler, eserler çıkarabilecek bir alt-kültür gelişeceğine inanmıyorum. Bukowski gibi birden ünlenip sokaklardan kurtulacak örnekler yok; yetenekler erken harcanıyor, bir iki eserle, deneyim sahbi olamadan, iyi eser oluşturamadan 30'lara gelemeden yok oluyorlar" (Kanat Güner örneğindeki gibi)
Bundan sonra sorulanlar ile konu pek tabii müziğe ve özellikle metal'e geldi; sarı dostum Murat heyecanlı şekilde söz alarak metal müziğin homojen olamdığını, tek başına alt-kültürü ifade edemeyeceğini, metal müzik yapan main-stream (ana akım) gruplar da bulunduğunu belirtti. (ki biz ne metalcilik yapan eşekler de gördük:) Sorular devam ederken vaktimiz gelmişti, "Çetin Altan"ın panelini izlemek üzere kaçtık, "Çetin Altan" mı? bildiğiniz gibi..


Onur Yiğit

Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: