MÜZİK ÖTESİ

Anadolu'nun Kayıt Dışı "Sahiciliği"

Tunca Arıcan - 14 Ağustos 2010

Uzun yıllardır dillerimize bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde pelesenk olan bir kavram var: otantiklik. İlk başlarda bu kelimenin kullanım alanı, ilginç bulunan, farklılık arz ettiği düşünülen bazı estetik nesnelerin tanımlanmasından ibaretti. Fakat geçtiğimiz yaklaşık beş yıllık zaman diliminde kavramın, "gerçek olan", "özgün özelliklerini barındıran", "eskiden beri mevcut olan özelliklerini taşıyan" (TDK tanımı) anlamına gelecek şekilde, özellikle yerel kültürlerin tanımlanmasında işlevsel olacak şekilde evrildiğini gözlemlemekteyiz. Aslında, kavram yaklaşık on yıldır kültürel çalışmalar, etnomüzikoloji, sosyal antropoloji gibi disiplinlerde derinlemesine tartışılmaktadır. Sonuçta bu tartışmalardan, otantiklik kavramının kullanılması konusunda ne denli hassas davranılması gerektiğini anlıyoruz.

Genel olarak tanımlama mevzusunda temayüller iki noktada önemli olmaktadır. İlki, yerel kültürlerin tasvir edilmesi konusudur. Bu noktada, otantik kavramı kültürün kendi özgünlüğünü koruyor olmasına vurgu yaptığı gibi "sahiciliğine" yani bir temsiliyet olarak değil kendilik olarak özgünlüğünü koruyor olmasına da vurgu yapar. İkinci nokta ise, özellikle popüler müzik çalışmalarında önemli olan, belirgin bir müzik etrafında toplanarak bir yaşam biçimi oluşturan topluluğun var ettiği kültürü tanımlamada kullanılan otantiklik kavramı. Örneğin, bir grind ya da crust fanının ya da anarko-punk'ın kimlik olarak müzik türünden beslenmesi konusunda, verili kültürün, icracının ya da dinleyicinin "otantik" olarak tanımlamak için aslında bu kültürlere dair bazı kıstasların zamanla oluşması.

Fanların kendi aralarında uzlaştıkları ya da paylaştıkları konulardan, giyim tarzlarına, albüm takaslarındaki ticarisizleştirme amacından politik duruşa kadar kendi kıstaslarını ortaya koyan bahsi geçen müzik sahneleri otantik olarak tanımlanabilmektedir. Bazı müzik kültürlerinin aralarındaki ayrım bu konuda oldukça keskindir. Örneğin, bazı müzik türleri bu kıstasları, doğrudan ve kasıtlı olarak gerçeğin yeniden inşası, bozumu ya da yeniden sunumu olarak değerlendirirken (örneğin Glam Rock), kimi türler sunumun bizatihi kendisiyle gerçeklik arasında farklılığın ya da "samimiyetsizliğin" olmaması gerektiği konusunda ısrarcı davranırlar (örneğin hip-hop). Bu da gösterir ki, müzik kültürleri dinleyici-fanları ya da icracıları ile beraber zamanla kendi sınırlarını çizerek "sahicilik" meselesinde bir idrak yaratırlar. Kısaca, "underground" (yer altı) bir grindcore grubunun tırlarla Avrupa'yı turlayıp, elli liraya bilet satması nasıl hiç de "otantik" değilse, gangsta rapçinin bazı arka sokak işlerine ilgi göstermesi ve bununla ilgili lirikleri sahiden deneyimlereyek yazması bir o kadar "otantik" bulunabilir.

Bu konu yer yer o kadar incelir ki, genelde müzisyen ya da dinleyici-fanlar, otantik olmak adına bir çaba gösteriyorlarsa dahi "sahici" olamama tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler. Bu zamanla çoğumuzun karşılaştığı, bazı müzik türlerinin diğeri karşısında durarak, daha az "sert", daha az "samimi", daha az "yaratıcı", daha çok "tekrarcı" suçlamalarından, dinleyicinin "naifliğine" olan tartışmaları tetikler.

Buraya kadar otantik kavramına yönelik kısa bir tartışma yürüttüm. Şimdi asıl konuya girebilirim. Geçtiğimiz aylarda Nezih Ünen'in sekiz yıllık bir çalışmanın ardından yapımını tamamladığı "Anadolu'nun Kayıp Şarkıları" belgeseli gösterimde kaldı. Bu süreçte televizyon kanallarında ya da İnternet sitelerinde bu çalışmaya yönelik birçok habere rastlamış olabilirsiniz. Film, Anadolu'nun farklı bölgelerindeki müziklerin ve oyunların itinalı bir şekilde kayıtlara geçilmesiyle gerçekleştirilmiş. Süryanilerden Mersin'de yaşayan Alevilere, Lazlardan Denizli'deki dokuma tezgâhına kadar birçok yerel halktan icracılar ve yörenin şarkıları başrolde. Filmin başındaki kısa tanıtımda, "şarkıların herhangi prova alınmadan, otantik halleriyle kaydedildiği" belirtiliyor. Açıkçası, her bir kayıt bu noktada gerçekten samimi olunduğu hissiyatını yaratıyor. Film müzik üzerinden Anadolu'ya ulaşılabilirliği artırdığı gibi hayranlığı da tekrar tekrar uyandırıyor. Ancak, belirtmem gerekiyor ki, filmin en başında otantik halleriyle kayıt edildiği söylenen hemen hemen hiçbir şarkıyı "otantik" olarak on saniyeden fazla dinleyemiyorsunuz.

Anadolu'nun Kayıt Dışı

Otantik bir girişten sonra parçalar yeni düzenlemelerle, hatta yeni-harmanlamalarla (re-miks) sunuluyor. Bu duruma kendi açımdan iki noktadan yaklaşıyorum: 1) Müzikal estetik anlayışım ve 2) kayıtların otantik fakat sunumun "sahici" olmaması. Estetik yorumum çoğu şarkı düzenlemesinin başarılı ve etkileyici olmuş olması. Bu konuda iddialı yorumlarda bulunmayacağım. Keza, konunun bu coğrafyanın ta kendisi olması ve yerel halktan icracıların samimiyetinin yeteri kadar duygusal olarak beni etkilemesi müzik eleştirisi yapmamı kısmen zorlaştırıyor. Fakat açıkçası ben bu kayıtların özgün hallerini filmde duymayı tercih ederdim. Keza bu film, sekiz yıllık ciddi bir emeğin ürünü olarak, Anadolu şarkılarına bizi yakınlaştırsa da, Anadolu'nun "sahici" sunumunu işitsel olarak aslında hiç de "otantik" olmayan bir üslupla yapıyor ve yüzlerce yıllık deneyimlerin ürünü şarkıları çağdaşlaştırarak kulaklarımıza iliştiriyor. Dolayısıyla kayıtların -bizim sadece on saniye duyabildiğimiz- kendisi otantik iken, filmin kendisi gerçekliğin yalnızca temsiliyeti oluyor. Eğer burada amaç Anadolu şarkılarının Türkiye dışında tanıtılması ise sanırım Türkiyeli olmayan dinleyicinin kulaklarına daha uygun düzenlemeler bu nedenle tercih edilmiş olabilir.

Açıkçası, bazı zamanlar "çağdaşlaştırma" gerçekten çekici ve anlamlı olsa da, kimi zaman geçmişin gerçekliğini kavramada bizi daha öteye atarak yabancılaştırma yarattığını düşünüyorum. Örneğin bu filmde olduğu üzere, Muharrem Ertaş'ı "yeniden-harmanlanmış" (remiks) dinlemeyi çok tercih etmiyorum. Dediğim gibi, niyetlerin "sahiciliğine" göre tartışmaya yön verebiliriz. Yerel kültürlerin otantikliğine yönelik keşiflerle ile popüler olana dair fetihler birbirine karışırsa tartışmalar biraz daha çetrefilleşir.

Zamanın bizi getirdiği nokta ise: Norveç Black metalcilerinden daha koyu ama "update"[1] olamamış black metalci var Türkiye'de. "Sahiden mi?" diye soranınız vardır belki. "Sahiden!!!

(1) Nergal'ın(Behemoth) Delikasap'a verdiği röportajda söylediklerine referanstır.
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: