MÜZİK ÖTESİ

Ahlaksız Edebiyatın Maşaları: Ödüller

Barış Öner - 11 Kasım 2006

Ah benim insanım...

Mütevazilik huyundan sayrı tutmuş kendini, bencil, benmerkezci, bir türlü kendini tatmin edemeyen insanım, yazarım.
Sen kendinle birlikte edebiyatı da ahlaksızlaştırmadın mı şimdi..?

Yerel bir derginin kuruluş aşamasında bulunmuştum.

...derken, dergiden ayrılma vakti gelmişti bize; yerimize, yenileri gelecekti.
Geldi.

Bir zaman sonra dergi, aylık çıkarken, iki ayda bir çıkmaya başlamıştı. Üstelik, sandığınız gibi ilk neden maddi kaynaklar da değildi.
Son zamanlarda derginin yazı kaynakları kurumuştu. Böylece, derginin yükünü üstlenenler de, eski katkıyı yapmaz olmuştu.

...sonra, dergi iki ayda da çıkamıyordu artık.

O zamanki çıkarıcılar, yarışmalara bulaşmaya karar verdi. Dergiye nitelikli yazı akışını sağlamanın yolu olarak görmüşlerdi bunu. Baktığınız zaman, yarışmalar, dergiyi toparlama işinde "kolaya kaçmaktır." Bu sayede edebiyat dergileri "bitme" noktasını aşarlar. Yarışma ilanları birkaç yerel gazetede yayımlanınca tanınır hale gelirler.
Bu yarışmalardan ödüller alanlar, şimdi nerelere geldiler, tek tek izleyemedim. Bilemem. Ancak o zaman akla gelen bu çözüm, bir "iyileşme" sayılabilirdi. Bu yolu deneyen pekçok dergi, bu sayede devamını da sağladı. Hoş, şimdi düşünüyorum da, bu kadar çok derginin yaşamasına ne gerek var? Bunca "aynı" derginin edebiyata katkısı ne?

"BUMERANG"
Tanrı insanları yarışmaktan korusun. Öyle bir yumaktır ki bu... "İyi" olsun diye savurduğunuz bir "bumerang",  sonra gelir size "kötü" olarak döner. Tamam, yazı sıkıntısı giderilir. Ama öbür yanda başka bir dert daha bekler insanı: Sürdürümcüler... Yani, para. Sırf ödül alanlara saygıdan ve böyle bir gereklilikten dolayı yeni sayılar çıkarmak için yırtınırsınız. Üstelik, yarışmalar arttıkça ödül sayısı da artar. (Neden acaba?) Tabii, masraflar da...

Arkadaşlar, yarışmalar, özellikle Anadolu dergilerini ayakta tutar. Dergiyi ve yarışanlara ne katar, bilinmez... Ancak bu soru işaretinden daha da vahim olan bir durum vardır ortada: Ödül biriktiricileri...


Bu biriktiriciler, 2. sınıf ödülleri toplayıp, kendilerine yaşamöyküsü oluştururlar.


...bu döngü gitgide "ödül avcılığına" dönüşür.


Ah, öyle kötü bir avcılıktır ki bu, tam "ava giden avlanır" durumu. Artık bu insanların sunulma istençleri çok güçlüdür, yarışmalarda "araya" insan koyarlar, fotoğraflarda hep en önde olmak isterler. Sanki tüm bunları hakeden kelimeleri var.

Ödül, bir edebiyat ürününün okurunu çoğaltmalı, o edebiyat ürününün yaratıcısının okuyucusunu da yaratmalı. Ödül, bir yazıncıya 999. okurunu (Türkiye'de kitaplar -genellikle- bin adet basılır. Çoğu da dağıtılmaz.) kazandırmazsa, ne anlamı kalır?

Bunca ödülü, tarih nereye kadar yazar..?

Tekrar sözü ödül dağıtıcılarına getirmek istiyorum. Çünkü bu biriktirici canavarları yaratanlar, onlar.
Ahlaksız edebiyatın başkahramanları da onlar.

Arkadaşlar, ödülleri nasıl bilirsiniz? (İyi biliriz.) Birincilik, ikincilik, üçüncülük vardır. Bir de yarışanı "ateşlemek" adına mansiyon verilir. Hadi bir de "JURİ" (Zaten bu sözcük yerine başka bir kelime gerekli.) özel ödülü oldu diyelim. Ancak yarışmalar, yarıştırıcılar sayesinde yoldan çıktı ve giderek "facia" bir durum almaya başladı. Bakıyorum dergilere; özendirme ödülünden tutun da, yayımlanmaya değer öykü ödülüne kadar, akla gelmeyecek bölümler... Seçici kurulda desen, 16'ya varan rakamlar görüyorum. Bu 16 kişi, bir defada tam 22 kişiye ödül vermiş. Biz ki, ufacık tefecik bir alanın içinde yoğrulanlar... Bu, 22 kişiye ödül vermek de ne oluyor? Bu, edebiyatı "ahlaksızlaştırma" değil de nedir?


Edebiyat adına ne üzücü bir durum... (mu?)

KÖRLER VE SAĞIRLAR
Örnekliyorum: Bu ödül alanların hepsi de gerçekten başarılı olsalardı, bugün kaç iyi yazarımız olacaktı, siz düşünün...
Ancak bugün "iyi" denilince, aklımıza beş parmaktan fazlası geliyor mu? Baksanız, adamın yazdığı 5. öyküdür, yarışmalara gönderdiği. Ancak aldığı ödül sayısı beşi geçmiştir. Çünkü onlar o "yenmez-yutulmaz" yazılarını tutar da her yere gönderir; yarıştırıcılar da bununla ilgili önlem almaz. Ya da önlem almak işine gelmez!

Edebiyata katkı sağlamayacak üretileri yarıştırıp "mutlaka" derece vermek, edebiyatı aşağılara çekmek değil midir?

Yazının sonlarına gelirken, "bir garip kesim"den de söz edeyim sizlere.
Kendi adına yarışma düzenleyenler de var, biliyorsunuz... İyi de, kendi adına düzenlediğin yarışmada seçici kurul üyeliği niye? Edebiyatla hiç mi hiç alakası olmayanın adına "edebiyat yarışması" neden? Bu, bir sömürü değil midir?
Anadolu dergilerinden birinde "şiir" bölümünde "ödül dağıtıcı" olarak bulunan birinin, "öykü" bölümünde yarışmacı olup ödül alması ne derece etiktir? Bu, güvenilirliği ne derece inandırıcı kılar?

Hadi "diğerleri" gibi yapıp da susalım...

Ancak susmak, kirliliği yaygınlaştırmaz mı?


Çoködülseverler...
Bir yarışmanın hem şiir, hem öykü kısmına katılıp ikisinden de derece alan "ödül biriktiricileri" de vardır. Tanrım, bu avcıların tuzağından nasıl kaçılır? Bu "çoködülseverler", her yerde yarışma sevdasıyla gündeme gelir de, kimse duymaz. Çünkü "duymayan" da bir sonraki yarışmada ona göbekten bağlanacaktır. Bu kesin.

Benim bildiğim yarışmalar böyle değildi. Bir zamanlar ödüller, edebiyatı ahlaksızlaştıran birer maşa hiç değildi. Bu gidişat, edebiyatın ocağına kibrit suyu dökmektir. Bu insanlar gelecekte sorgulanacaktır. Niteliksiz ürünleri yaratanlar, insanları okumaktan uzaklaştırır. Bunun cezasını da mutlaka verilecektir. Aynılaştırmanın cezasını, ona ortak olan herkes bir gün çeker.


***


Bir sonraki dosya konumuz "Özyaşam Öykülerini Kitaplaştırmak" üzerine kurulu. Hadi, ucundan kıyısından biraz da "Orhan Pamuk ve Nobel Ödülü"ne bulaşırız.


İletişim adresi, her zamanki: slaythern@hotmail.com
Yeni sayı(lar)da buluşmak dileğiyle...






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: