MÜZİK ÖTESİ

Ağırlaştıkça Gözkapaklarınız, Sivrilecek Bıçaklar!

Erdem Tatar - 31 Ekim 2006

Karpuz kollu bembeyaz elbiseler, sarı lüle saçlar, hayattan hiçbir kötülük görmemiş masum gülümsemeler... 1-2... 3-4... tanıdık bir tekerleme, metale sürtünen bıçaklar eldivene, eldivense kavrulmuş ete, yeşil, kırmızı çizgili bir hırkaya, fötr şapkaya... Bayanlar baylar, sinemanın yarattığı en büyük ikonlardan birine selam durun ve uykuya dalın. O, orada olacak!

Rüyalarınızın Yanık Et Kokan Prensi
Hiç denk geldiğiniz oldu mu bilmiyorum ancak bazı mahallelerin delileri vardır. Yani bildiğiniz deli işte, hayatla uğraşamayacak kadar kendi dünyalarıyla meşguldürler belki renkler daha parlaktır o dünyalarda ve herkesin yüzünde bozulmayan, eskimeyen bir gülümseme vardır. Zararsızdır bu deliler, genelde ya kendi kendilerine konuşurlar ya da ellerinde bir direksiyon simidiyle bir gün Porsche, bir gün Lamborghini'ye binerler hayali otobanlarda.

Her deli zararsız mıdır?
Peki her mahalle huzurlu mu?

Şahsen, bir emlakçıdan;
- Elimde süper kelepir bir ev var, inanmazsınız aynı emsalde evlerin neredeyse yarı fiyatına. Yeri de merkezi, Elm Sokağında.
gibi bir cümle duysam meridyen değiştirene kadar koşar kaçarım!!!

Elm Sokağının da bir delisi vardır, çalıştığı dev fabrikanın paslı duvarlarında çocuk haykırışları duymayı seven, güçsüz bedenlerine yaptıkları işkence ve sapıklık ansiklopedilerine işlenecek bir deli, Fred Krueger. Ölümlerden ölüm beğense herhalde kendi evinde cayır cayır yanmayı seçerdi Fred. Mahalle ahalisinin, "Fareli Köyün Kavalcısı" ekolünün belki de en kanlısına layık gördükleri son buydu. Tabi hikaye orda bitmez aksine yeni başlar. Rüya şeytanları Faustvari bir anlaşmayla Fred'e ölümsüzlük bahşederler, istedikleriyse Fred'in intikamını alması ve onlara getirebildiği kadar kurban ruh getirmesidir. Tabii etik ve ahlak fukarası kahramanımızın canına minnet bir anlaşmadır bu.

Elm sokağında aileler artık huzurludurlar, her bölgenin üstü kapatılmış bir sırrı vardır ve kendi sırları da küllenmiştir. Yeni jenerasyon Elm Sokağı sakinleri büyümüşler, serpilmişler fingirdemeye bile başlamışlardır. İşte tam da bu anda eski dost Fred geri döner. Tabi bu dönüş belli şartlara tabidir. Gündüz gözüyle etrafı mezbahaya çevirmek gibi bir lüksü yoktur yüksek ateşte harlı pişmiş Bay Krueger'ın. Rüyalarda serbestçe dolaşma hakkı vardır, gençler uykularında bir bir avlanacaklardır, çocuklarını kurtardıklarını sanan ailelerin başı çok daha büyük ve kanlı bir beladadır...

Bir İkon Yaratmak;
Malzemeler: Keskin bıçaklı bir eldiven, fötr şapka, yanık ten (bronzdan 20 ton daha koyu), bir avuç uykucu, savunmasız genç!
Film çekmek zor iş gerçekten de. Özgün bir senaryo, donanımlı karakterler, zeki bir yönetmen ve seyirciyi gerçek dünyasından kopartan bir atmosfer... Ancak bir ikon yaratmak çok ama çok daha zor bir iş. Wes Craven gerçek bir sinema dehası olarak adlandırmak için belki fazla mütevazi özelliklere sahip bir isim, ancak bilerek ya da bilmeyerek yarattığı Krueger karakteri ve Elm Sokağı konsepti hiç şüphesiz dünya sinema tarihinde çok mühim bir noktaya sahip. 1984 yılında ilk Elm Sokağı kabusunu çekmeden önce yine sinema işinde önemli filmlere imza atan -genel olarak şiddet ve cinsel istismar unsurlarını "korku" sinemasına bu kadar somut olarak sokan ilk yönetmenlerden- Craven asıl önemli hikayesini öğretmenlik yaptığı dönemde yazmaya başlamıştır. Hem gençleri gözlemlemek adına önemli bir fırsattı öğretmenlik hem de onların beyaz perdede görmek istediklerini pek rahatlıkla onların arasında olabildiği bu ortamda algılamak çok daha olasıydı. Düşünsenize öğretmen de etrafında pek çok gençle ve onları istediği gibi yönetebilme gücüyle bir nevi Krueger değil midir?

Wes Craven'ın en çok ilgilendiği konseptin gerçek ve hayal arasındaki geçişler olduğu aşikar. Her ne kadar "Serpent And The Rainbow", Craven'ın bu temayı en yalın haliyle işlediği film olsa da yarattığı Elm Sokağı fenomeni şüphesiz bu tarz çalışmaların hepsinin önüne geçmiştir. Çok da ilginç bir özelliği var "Elm Sokağı Kabusu”nun, pek filmin kendisiyle alakalı olmayan.

Wes Craven, isim yapmaya başlamış bir korku filmi yönetmenidir, yazdığı senaryolar beyaz perdede ürkütücü bir gerçekliğe dönüştükçe ünlenmeye de devam eder. İyi de bir sinema ve televizyon seyircisi olan Wes Craven, Freddy Krueger konspetini hazırlarken olay örgüsü için dönemin ünlü dizisi LA Times ve Gary Wright'ın takdire şayan klasiği "Dreamweaver"dan da etkilenmiştir. Krueger ise Craven'ın küçükken mahallesinde yaşayan, tüm yüzü yanık izleriyle kaplı bir evsiz ve okulda sürekli kendisiyle uğraşan ve sapık emelleri olduğu apaçık bilinen baş belası bir öğrencinin kafasında birleşiminden doğmuş bir karakterdir.

Filminin senaryosunu yazdığı yıl olan 1981'den itibaren üç sene boyunca Craven filmini çektirmek için türlü şirketlerle görüşür. Kimi şirketler maliyet, kimileri de şiddet öğesinin fazlalığı yüzünden filmin yapımına sıcak bakmaz. İşin ilginciyse Craven artık bu filmi çekemeyeceğine emin olduktan aylar sonra öğrencilerinden birinin amcasına ait olan New Line Cinema adlı şirkete yine aynı öğrencisi ve arkadaşlarının ısrarı üzerine gitmesidir. New Line Cinema şimdilerin dev firmasından oldukça uzaktır, (yapımcılığını üstlendikleri bazı filmler; "Austin Powers", "Blade", "Dumb & Dumber", "Final Destination 1-2-3", "I Am Sam", "The Lord Of The Rings Triology", "The Mask", "Se7en") 1984 yılına dek yalnızca dağıtımcılık yapan firma, sektörün kurtları arasında yer alabilmek için tek şansının artık kendi filmlerini de yapmak zorunda olduklarını bilmektedirler. Bilmektedirler de ortada film yoktur! Wes Craven elinde "Elm Sokağı Kabusu"nun senaryosuyla çıkıp geldiğindeyse iki taraf için de mükemmel bir fırsat doğmuştur.

Filmin çekimleriyse bir hayli olaylı geçer. Çekimler senaryonun "sadeleştirilmesi" talebiyle iki defa durdurulur, yine de sonradan filmin atmosferinden çok şey götüreceği kaygısıyla –özellikle filmin açılışındaki Tina'nın duvarlardan tavanlara taşan meşhur sahnesi- ilgili sahnelerin filmde yer almalarına karar verilir. Yine de problemler bitmez. O sıralarda dağıtımını yaptıkları filmler de iş yapmayınca New Line Cinema, batmanın eşiğine gelir. Filmlerin çekimine devam edilirken haftalarca ekibe para ödenemez yine de ne teknik ekip ne de oyuncu kadrosundan kimse projeden çekilmez ve film tamamlanır.

Herkes merak içindedir, filmin maliyeti yaklaşık iki milyon dolara malolmuştur ve kimse filmin maliyetini dahi kurtarabileceğinden emin değildir. Ancak tüm tahminlerin aksine film o kadar çok sevilir ki tam yirmi beş (25) milyon dolarlık hasılat yapar ve bir anda tüm Amerika oyuncusundan yönetmenine, hikayesinden karakterlerine bu projede yer alan herkesi tanır.

Ancak bu büyük başarı pek çok sorunun da habercisi olur. Altın yumurtlayan tavuğu kesmeye hiç de niyeti olmayan New Line Cinema yetkilileri, Wes Craven'a iki adet son çektirmişlerdir. Bir mutlu son bir de sürpriz finali çekilen filmin ilk iki hafta gösterime giren versiyonunda mutlu son kullanılmıştır. Ancak film kısacık iki haftalık sürede bir fenomen haline gelince tüm kopyaları toplatılır ve sürpriz son diye nitelendirilebilecek -ucu açık- kısım filme montajlanır ve yayınlanır. Artık "Elm Sokağı Kabusu", Wes Craven'ın tüm karşı çıkışı ve çabalarına rağmen bir seri olacaktır, anlaşılan o ki kanlı düşlerden uyanmaya kimsenin niyeti yoktur...

Kazana odun atın, bileyleme işlemleri başlasın, mahallemize hoşgeldiniz!

Elm Sokağı...
Yolun iki yanına sıralı beyaz evler, cıvıl cıvıl aileler, şehrin gürültüsünden uzakta mis gibi bir yaşam. Aileler şen şakrak, tüm çocuklar arkadaş, sağlıklı ve mutlu gençlerin tatlı flörtleriyle renklenen bir muhit. Yine de bu mükemmel örtünün altında bir çürümüşlük yatmakta, küllenemeden yanmayı sürdüren insan eti, katledilen çocukların hunhar diyeti.

İlk filmde işlenen konu hikayenin en öz anlatımıydı aynı zamanda. Freddy'nin kim veyahut ne olduğunu günlüğü Heather tarafından bulunana dek bilemiyorduk. Beyaz perdenin günümüzdeki starlarından Johnny Depp'in de arz-ı endam ettiği ilk uzun metrajlı Hollywood yapımı bu film olmuştur. İlk film tüm ticari kaygılarına rağmen görülmemiş şiddet unsurlarıyla bezeliydi, belki de budur serinin popüleritesinin sebebi! Film çok ama çok amatör gelir şimdi izlerseniz ancak daha ilk sahnesinden dönemin "apıştıran" yapımlarındandır, zaten klasiklerin tümünün kaderidir bu, günümüzde izlediğimizde "Bu muymuş?" dediğimiz filmler, yirmi yıl evel o dönemki yaşıtlarımızın mesanelerinin düşmanıydılar -hoş, genelde günümüzde çekilen yapımlar ancak vakit kaybı olacak kadar korkutucu olsalar da-. Filmin ana teması gerçek ve düşün birbirinden ayrı mı yoksa birbirlerinin içinde var olan birer "gerçeklik" düzeneği mi olduğu sorusuydu. Sorunun cevabı filmin sonunda pek cevap bulmasa da Amerikan sineması bir ikon buluvermişti. Kötü çocuk Freddy, anti-kahramanların şahı olmaya çoktan adaydı.

Wes Craven, New Line Cinema ile işte tam da siz filmde emeği geçenlerin listesine göz gezdirirken karşı karşıya gelmeye başlıyor. Önce, iki haftada toplatılıp yeni sonla montajlanması ve ardından ilk ayın sonunda firmanın filmi seriye dönüştüreceğini açıklaması ortamı iyice geriyor ancak Wes Craven bükemediği bileği öpmüyor da, efendi efendi çekip gidiyor projeden.

Aslında ortada ne ikinci film var ne de oyuncu kadrosu. New Line Cinema'nın niyeti, ilk filmde Freddy'i fazla "basit" bir numarayla alt eden Nancy'nin hikayesini uzatmak. Yalnız Wes Craven projeden ayrılınca, Nancy karakterini oynayan Heather Langenkamp da ikinci filmde oynamıyor.

Alelacele toparlanan bir kadroyla ikinci film kotarılıyor, ilk filmden tam bir sene sonra gösterime girdiği ve ilk filmin yankıları henüz sürdüğü için sorgusuz sualsiz herkes filmi izlemeye koşuyor -yine de herkesin ortak fikri serinin en zayıf halkasının bu film olduğu ve aslında pek haksız bir yorum değil bu-. Freddy karakteri ilk filmdeki dialog yoksunluğunu bu filmde az da olsa üzerinden atmış gözüküyor, tabi ideal Freddy'e ulaşmamıza daha 2 film var ancak bu filmde de manipülatif Freddy'le tanışıyoruz. Freddy nedense sanki kendi gücü tükenmiş gibi Nancy'den sonra eve taşınan ailenin genç oğlu Jesse'ye musallat oluyor ve pis işlerini ona gördürüyor (olabilecek en anti-Freddy senaryo!!!!) ve filmin sonunda "aşkın gücü" dediğimiz sihirli Hollywood değneği her şeyi tatlıya bağlıyor (mu acaba?).

New Line Cinema ikinci filmin gişe başarısına rağmen aldığı tepkilerden o kadar çekinir ki eğer bu bir seri olacaksa kesinlikle kaliteli ilerlemesi gerektiğine, aksi takdirde altın yumurtlayan tavuğu yumurtalarıyla beraber gömecek olmalarının acı ama gerçek olduğunu farkederler. Bir sene boyunca görüşmeler sürer ve seriyi şahlandıracak gelişme müjdelenir; köklere dönüş! Wes Craven senaryo ekibine dahil olmuştur ve onunla beraber Nancy de kabusa geri dönmüştür.

Wes Craven'ın kafasında bu filmin serinin son filmi olması ve Freddy'nin artık kabuslardan bağımsız olarak dünyada dolaşması, Nancy'nin kurtulan tek genç olarak kalması gibi parlak fikirler olsa da bunların hiç biri uygulanamaz ancak ortaya çıkan sonuç enfestir. Hikaye bu sefer bir akıl hastanesinde geçer, bu hastanenin en önemli özelliğiyse Freddy'nin doğumu ve de "üretiminin" olduğu yerdir!! Hikayesiyse kısaca şöyle;
Amanda Krueger adlı rahibe, Westin Hills hastanesinde hastalara bakmaya başlar. Hastanenin meşhur kule kısmında da çalışmaktadır. Buranın özelliği, hasta oldukları kadar cani de olan ve pek çok kriminal olaya karışmış kafadan ultra kontak suçluların bulunduğu bir kısım olmasıdır.
Noel tatili öncesi tam da Amanda bu kısımda görevliyken, rutin sayımı yapan ancak umursamazca Amanda'yı içeride bırakıp Noel tatiline çıkan hastane güvenlği aslında tüm bu dert ve sıkıntının baş mimarıdır. E tabi haliyle o kadar ruh hastası, rahibe Amanda'ya Noel'lerden Noel, yıllardan yeni yıl beğendirirler! Artık iyice mundar olmuş ve ölümüne dakika sayan Amanda şans eseri bulunur ve ciddi bir tedavi süreci ertesi hayatta kalmayı başarır ancak yalnız değildir, sevgili Frederick Charles Krueger da anneciğinin bedeninde günden güne büyüyor, serpilip düşleri kabusa çevirmek için adeta gün sayıyordur (gerçi o kadar manyak ötesi tipten hangisi Freddy'nin babası acaba diye sorabilirsiniz, biraz dikkat edince anlayıvereceksiniz).
Kısaca Freddy'nin doğum hikayesi bu, filmimizse herşeyin resmen başladığı Westin Hills hastanesinde geçiyor!
Hastalarımız bir bir Freddy'nin ağına düşerlerken yardımlarına bu hastanede doktor olarak işe başlayan güzel üstü kişi, ilk filmin yegane hayatta kalan kahramanı Nancy yetişiyor. Freddy'nin rüyadan çekilip çıkarılabilmesi teorisi ile kendisiyle savaşan kahramanlarımız adamımızı yine bir punduna getirip alt ediyor ancak bebek kişi Nancy aramızdan ayrılıyor. Serinin en iyi hasılatını yapan "Dream Warriors" hemen ertesinden serinin en güzel iki filmini beyaz perdeye buyur ediyor.

Wes Craven artık iyice çileden çıkıyor ve yeni bir "Elm Sokağı Kabusu" devam filminde yer almayacağını bir defa daha dillendirip projeyi terk ediyor.

Wes Craven fiilen yer almasa da pek çok fikri dördüncü filme taşındı. Serinin beşinci filmle beraber en iyi filmi olan dördüncü filmde, kahraman rolünü Nancy'nin ölümü ardından devralan Kristen'ın her şeyi sonlandıramadığını görüyoruz. Freddy geri dönüyor ve bir önceki filmde sağ bıraktığı Kristen, Kincaid ve Joey'i tarumar ediyor (Joey'in ölümü de hiç fena deil aslında en azından ölümü öncesindeki su yatağı muhabbeti), ancak Kristen ölmeden, rüyalarda geçiş yapma gücünü Alice'e emanet ediyor. İlk bakışta bu senaryo biraz çiğ gibi gözükse de mükemmel işliyor ve Alice'in mücadelesi muhteşem görsellikle birleşiyor özellikle seri tarihine kazınan, hamamböceğine Samsa'nın kulaklarını çınlatan dönüşüm, sinema perdesine çekilme sahnesi, Freddy ile pizza keyfi (!) ve paradoksa dönüşen Freddy'i durdurmak için araba muhabbeti kesinlikle görmeğe değer. Filmi mutlu sonla tamamlarken Freddy bey bize beşinci randevu için bir çizik atıyor.

Alice yine dönüyor beşinci filmle ve bu sefer kendisi hamile, Freddy bey ise bebeği kullanarak doğmaya çalışıyor ancak Alice kolay pabuç bırakacak değil. Filmin efsane mertebesindeki motorsiklet sahnesi için bile hatmedilmesi gereken bir yapım. Müthiş zengin görsellik ve Amanda ile harmanlanan senaryosuyla serinin en iyisi olarak ışıl ışıl parlıyor bu yapım. Manken olmak isteyen kızlarımıza, çizgi romanlarla beynini yemiş dostlarımıza selam ediyor film hem de hiçbir gaddarlıktan kaçınmadan. Seri için sürpriz bir sonla noktalanırken film, biz de serinin çöküşüne tanık olmaya yavaş yavaş başlıyoruz.

Seri 5. filmde durmalıydı! Malesef görselleri hariç zayıf ötesi hikayeleriyle, çekilen iki devam filmi hayalkırıklığından öteye gidemiyor. Aslında Freddy'nin Ölümü, senaryonun ham haliyle çekilse muhteşem olabilirmiş, zira orijinal senaryoda Freddy, Alice ve oğlunun peşine düşüyor akabinde üçüncü filmin kurtulan ve dördüncü filmin başında toprakları bol olan Jristen, Kincaid ve Joey rüya polisleri olarak hikayeye geri dönüyor, özellikle üçüncü filme atıfta bulunan muhteşem bir senaryo elde varken bu senaryo tamamen değiştiriliyor ve film Freddy'nin psikiyatrist kızının ve onun hastalarının Freddy'den kurtulma mücadelesine dönüşüyor. Filmin tek elle tutulur ve muhteşem olan kısmı, Freddy'nin kısılı kaldığı mahalleden çıkınca, "Her şehirde bir Elm Sokağı vardır" konspetli monoloğudur (bu arada filmin hoş sürprizi de bir sahnede Johnny Depp'in fırlaması ve Freddy tarafından tava eşliğinde susturulmasıdır)! Filmin de adı Freddy'nin Ölümü olduğu için, sonu başından belli vasat ötesi bir film ortaya çıkıveriyor.

Tam da "kurtulduk!!!" derken bu sefer büyük usta Wes Craven yeniden ortaya çıkıyor ve "Son Kabus"u çekmeye başlıyor. Aslında film hoş olsa da tamamen New Line Cinema'ya atıfta bulunmaktan öteye gidemiyor. Craven Freddy'i rüyalardan gerçek hayata taşırken aslında devam filmlerinin ilk filmin ruhunu bozduğundan, serinin rüştünü ispat edip adını kurtarmak için ilk filmle sınırlı kalması gerektiğinden falan bahseden bir senarist/yönetmen çemkirmesinden başka bir şey değil, yalnız böyle yaparken filmin olay örgüsünün neredeyse 4 ve 5. filmlerin kesişim kümesi olması da bir hayli ilgi çekmiyor değil!!!

Akabinde 2003 yılı korku sineması tarihinde muhteşem bir olaya tanıklık ediyor! "Freddy vs. Jason" ile aşırı bronz arkadaşımız yanına kendisinden de sakat(!) kankasını katarak beyaz perdeyi kana boğmak için geri dönüyor. Komik ötesi Jason X filminden sonra Jason karakterinin imajının tazelenmesi için süper bir fırsat doğmuştu kaldı ki Freddy'i de özlemiştik! Film kesinlikle ne olduğu başından bilindiği için muhteşem bir pop-corn filmi, haftasonu seyirliği oldu ve kesinlikle beklentilerini bu yönde tutanları tatmin etti. Freddy ve Jason düelloları, zekice kotarılmış muhteşem sahneler (Jason'ın tarlada alevler içinde yürümesi gibi) ve süper soundtrack'iyle seride inanılmaz bir hoşluk olarak yer aldı Freddy vs. Jason!

New Line Cinema şimdilerde yeni bir anti-kahraman maçı için hazırlıklar yapıyor, yeni rakip Freddy vs. Jason'da aslen yer alması planlanan "Hellraiser" serisinin hunhar adamı Pinhead mi olacak yoksa "Halloween" serisinin Mike Myers'ı mı bilinmez ancak yeni Halloween'in çekiliyor olması da (yönetmen koltuğunda Rob Zombie ile) bu ihtimali düşürüyor.

New Line Cinema'nın 2000'lerde "The Lord Of The Rings" ile beraber büyük stüdyolar klasmanında keyif çattığı pek doğru ama bilen bilir, şirket; "Freddy'nin inşa ettiği ev" diye anılır :)

Şimdi hep beraber gözlerimizi kapayalım ve en huzurlu, uyku öncesi ses tonumuzla söylemeye başlayalım;

One, two, Freddy's coming for you.
Three, four, better lock your door.
Five, six, grab your crucifix.
Seven, eight, gonna stay up late.
Nine, ten, never sleep again






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: