MÜZİK ÖTESİ

25. Uluslararası İstanbul Film Festivali

Mehtap Bark - 30 Nisan 2006

Uluslararası yarışmada 11 film yarıştı:
Perde Arkas / Backstage / Emmanulle Berco
Allegro / Cgristoffer Boe
Yüreğimdeki Canavar / Don't Tell / Cristina Comencini
Ayrı Hayatlar / Separate Lies / Julian Fellowes
Dev Budalar / The Giant Buddhas / Christian Frei
Cuma ya da Başka Bir Gün / Friday or Another Day / Yvan Le Moine
Bekleyiş (İntizar) / Waiting / Rashid Masharawi
Uzaktaki Kadının Siması / Portrait of a Lady Far Away /Ali Mosaffa
Cennettten Bir Parça /A Little Piece of Heaven / Petr Nikolaev
Tristram Shandy : Uyduruk Bir Öykü / A Cock and Bull Story / Michael Winterbottom
Küçük Kırmızı Çiçekler / Little Red Flowers / Zhang Yuan

Danimarkalı yönetmen Cgristoffer Boe'nin ilk filmi "Yeniden Sev Beni"den sonra kusursuz piyano çalma saplantısı olan kahramanın kendisine yakınlaşan herkesi yabancılaştıran "Allego" adlı ikinci filmi göze hitap etmesi, zihni yorması ve izleyicileri düşündürmesi sebebiyle iddialı bir film olmasına rağmen, ödülü Michael Winterbottom'ın
"Uyduruk Bir Öykü" isimli filmi aldı. Ayrıca bu kapsamda gösterilen Cristina Comencini'nin "Yüreğimdeki Canavar" adlı filmi bir kadının iç dünyasını yüzesellikle karşıtlayarak çarpıcı bir şekilde bize sundu.

Türk Sineması Ulusal Yarışmada ise toplam 8 film ve 1 yarışma dışı film bulunuyordu:
Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? / Ezel Akay
Dondurmak Gaymak / Yüksel Aksu
Beyza'nın Kadınları / Mustafa Altıoklar
İki Genç Kız / Kutluğ Ataman
Sen Ne Dilersen / Cem Başeskioğlu
5 Vakit / Reha Erdem
Babam ve Oğlum / Çağan Irmak
Sinema Bir Mucizedir / Memduh Ün
Kış Bahçesi / Uygar Asan ( Yarıma dışı)

Ezel akay'ın "Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?" filmi uyarlama olarak çok iyi olmasa da, filmin genelini baz alırsak görsellik olarak iyi bir filmdi. "İki Genç Kız" filmi ise festivalde Kutluğ Ataman'a "En İyi yönetmen Ödülü"nü getirdi. "Babam ve Oğlum" dramatik yapısının güçlü olması ve insanların duygularını direk hedef alan bir konusu olması dolayısıyla oldukça fazla izleyici topladı. Film "En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü Fikret Kuşkan'a , "En İyi Kadın Oyuncu Ödülü"nü de Şerif Sezer'e kazandırdı.
"Dondurmak Kaymak" filmi ise iddiasız görünmesine rağmen film için ne kadar büyük bir özveriyle çalıştığı gözlerimizden kaçmadı. Küreselleşen dünyamızda tutunmaya çalışan küçük esnafın hikayesini anlatan film "Jüri Özel Ödülü"nün sahibi oldu. Reha Erdem'in çoçukluktan ergenliğe geçen üç çoçuğun büyüme psikolojini anlattığı "5 Vakit" isimli filmi büyük beğeniyle izlendi ve "En İyi Film Ödülü"nü hakkıyla aldı.

Akbank Galaları kapsamında toplam 10 film gösterildi:
Beni Ne Kadar Çok Seviyorsun$ / How Much Do You Love Me? / Bertrant Blier
Tek Başına / North Country / Niki Caro
Gerçeğin Ötesinde / Where the Truth Lies / Atom Egoyan
Kar Pastası / Snow Cake / Marc Evans
Teklif / The Proposition /john Hillcoat
Plüton'da Kahvaltı / Breakfast on Pluto / Neil Jordan
Venedik Taciri / The Merhant of Venice / Michael Radford
Carlos Saura : İberya-Dans Müzik&İspanya / İberia / Carlos Saura
C.R.A.Z.Y. / Jean –Marc Vallee
Kapımı Çalma Sakın / Don't Come Knocking / Wim Wenders

Kanadalı Yönetmen Jean –Marc Vallee'nin en çok ilgi gören filmlerinden biri olan "C.R.A.Z.Y.” eşcinselliğini bastırmaya çalışan Zach adlı kahramanın orta yol bulma hikayesi anlatılıyor. Hikayenin aile içinde geçmesi sebebiyle  izleyici kitlesi geniş tutan film olayları acıtmadan gözümüzün içine sokuyor. Pats Cline'dan, Charlas Aznavour'a, Pink Floyd'dan The Rolling Stone'a, David Bowie'den The Cure'a, Elvis Presley'den Jefferson Airplane gibi ünlü ismin şarkılarının yer aldığı sountrack ile kendimizden geçtik. Filmi kaçıranlar üzülmesin ilerleyen günlerde yeniden gösterime girecek. Ayrıca Wim Wenders'in  "Kapımı Çalma Sakın”ı hatırı sayılır filmlerden biriydi.

Özel Gösteriler'de ise toplam 4 film gösterildi.
Kaderi Arayan Adam / Mr. Klein / Joseph Losey
Mazeppa / Galloping Horses / Bartabas
Dr. Caligari'nin Odası / Robert Wiene
Salome / Charles Bryant

Kendisine "Yaşamboyu Başarı Ödülü” verilen Alaın Delon ülkemize gelmedi. Sevenleri Joseph Losey yönetmenliğindeki ve yapımcılığına kendisininde ortak olduğu "Kaderi Arayan Adam”la teselli buldu. Zingaro ise görselliğiyle izleyicileri büyüledi. "Salome” ise Oscar Wilde'ın oyunundan uyarlanan ve kostümleriyle bize birçok şey anlatan harika bir film. Özellikle filmin sessiz olup piyano ile desteklenmesi tam bir film keyfini yaşattı.

Festivalin en zengin bölümü olan "Dünya Festivallerinden” dahilinde toplam 25 film gösterildi.
Obaba / Montxo Armendariz
Seyyar Satıcı  / Man Push Cart / Ramin Bahrani
Yalnız Jim / Lonesome / steve Buscemi
Gece Bekçisi / Nigh Watch / Edgardo Cozarinsky
Mezardan Mezara / Gravehopping / Jan Cvitkovic
Çocuk / The Child / Jean-Pierre& Luc Dardenne
Mary / Abel Ferrara
Katliam / Manslaughter / Per Fly
Kahraman / The Hero / Zeze Gamboa
Yedi Silahşör / Steven Swords / Tsui Hark
Uzaklardaki Vahşi Mavilik 7 The Wild Blue Yonder / Werner Herzog
Üç Defa / Three Times / Hou Hsşao-hsien
Ademin Elmaları / Adam's Apples / Anders Thomas Jensen
Söz / The Promise / Chen Kaige
Bab'aziz / Nacer Khemir
Biletler / Tickets / Abbas Kiarostami, Ken Loach, Ermanno Olmi
Sihirli Ayna / Magic Mirror / Manoel de Oliveira
Klimt / Raoul Ruiz
Nereye Gidiyorsun Yavrum? / Quo Vadis Baby? / Gabriele Salvatores
Güneş / The Sun / Alexandr Sokurov
Cehennem / Hell / Danis Tanoviç
Aşk ve Sigara / Rpmance&Cigarettes / John Turturro
Uzay Düşü / Dreaming of Space / Alexey Uchitel
Benimle Ol / Lie With Me / Clement Virgo
Ben Seks Bağımlısıyım / l Am  a Sex Addict / Caveh Zahedi

"Aşk ve Sigara”ya festivalin ilk günlerinde biletler tükendi. John Turturro'yu oyunculuğundan itibaren takip eden hayranları yalnız bırakmadılar. Bağımsız yönetmen John Turturro yönetmenliğindeki bu müzikal film izleyicilerin gözdesi olmasına rağmen  hayalkırıklığına uğrattı. Fakat Nick Cave, Janis Joplin ve Bruce Springsteen'in nefis şarkıları ve Susan Sarondon, Kate Winslet gibi  iyi oyuncu kadrosuyla izleyicileri boş göndermediği de su götürmez bir gerçek.
Yine bir bağımsız film ve yine bir bağımsız yönetmen. Steve Buscemi'nin 3. filmi olan bu film başarısız bir adamın ailesinin yanına sığınarak toparlanmaya çalışmasını anlatırken hem hüzünlendirdi hem de güldürdü bizleri. Buscemi insanları terketmeden de kendi yolumuzu bulacağımızı cok iyi anlatmış.
"Biletler” filmi ise İtalyan Ermanno Olmi, İranlı Abbas Kiarostami ve İngiliz Ken Loach'In hikayelerini biraraya getirmiş bir film. 3 ayrı öyküyü o kadar güzel eritmişler ki birbirleri içerisinde Sezdirmeden bir diğerine geçerken yabancılaşmıyorsunuz filme. Yol filmleri içerisinde eminim ki bir çok kişinin favorileri arasına girdi bile.
John Hillcoat'ın yönettiği "Teklif” adlı film ise 1880'lerde geçen bir Western filmi olmasından ziyade karakter incelemelerine derinlemesine inilmiş nefis bir film. Nick Cave'in kaleminden çıkan bu senaryo müzikte olduğu kadar bu dalda da fena olmadığını hissettirdi. Danis Tanovic'in yönettiği "Cehennem” ise  izleyiciler için merak uyandıran bi film oldu. Kieslowski ile uzun bi sure çalışan Piesiewicz tarafından yazılan senaryo üçlemenin ikincisi olması sebebiyle izleyicilerin sonuncusunu heyecanla beklenmesini sağladı. Birbirinden uzak üç kızkardeşin yakınlaştırmaya çalışan bir yabancıyı konu alan bu hikaye gerçekten gizem dolu bir filmdi.

Geleceğin ustaları dahilinde ise 10 film gösterildi:
13 / Gela Babluani
Sinema, Asprin ve Akbabalar / Marcelo Gomes
Sahte İtiraflar / Christoph Hochhaeusler
Asi Gençlik / Brick / Rian Johnson
Kral / The King / James Marsh
Başparmak / Thumbsucker / Mike Mills
Taksi Hırsızı / The taxi Thief / Jo sol
Kuzeydoğu / Nordeste / Juan Diego Solanas
Her İşte Bir Hayır Vardır / Look Both Ways / Sarah Watt
Grbavica / Jasmila Zbanic

Marcelo Gomes'in Sinema, "Aspirin Ve Akbabalar" adlı filmi 1942'de savaştan kaçan Alman Johann ve yaşama koşullarının zorluğunda dolayı orayı terk eden Brezilyalı Ranulphonun hikayesini anlatan hoş bir filmdi. Gittiği yerlerde kısa filmler göstererek aspirini tanıtan Johanna katılan Ranulphonun bu yol filmi festivalde sevenleri fazlasıyla sevindirdi. Bu arada Ranulpho oyunculuğun hakkını fazlasıyla vermiş. Sarah Watt'ın yönettiği "Her İşte Bir Hayır Vardır" filmi ise bir kesişme filmi. Karakterlerin kendi sorunlarında boğulurken bir tren kazası sonucu yollarının kesişmesini anlatıyor. Ölüm bizim peşimizde olsa  bile her zaman yeni başlangıçlar yaşabileceğimizi yeniden hatırlattı film bizlere. Hayata dair düşünmemizi sağlayan bu enfes film her şeye rağmen gülmemizi sağlıyor.
Jasmila Zbanic'in yönettiği "Grbavica" ise bu bölümün dikkat çekenlerinden oldu. Savaştan sonra toparlanmaya çalışan Bosna halkının aslında kendileriyle vermeleri gereken daha büyük savaş olduğunu bir annenin gözünden görmemizi sağlayan iyi filmlerden biriydi.

Mayınlı Bölge kapsamında 11 film gösterildi:
Aura / The Aura / Fabian Bielinski
İntikam Meleği / Sympathy for Lady Vengeance / Park Chan-wook
Ectasy / The Great Ectasy of Robert Carmichael / Thomas Clay
Dokuz Günlük Dua / The Novena / Baernard Emond
Kan / Blood / Amat Escalante
Edmond / Stuart Gordon
Keane / Lodge H. Kerrigan
Takeshi / Takeshis' / Takeshi Kitano
Cennette Savaş / Battle in Heaven / Carlos Reygadas
Balon / Bubble / Steven Soder  
Dumanlı Kafalar / Stoned / Stehen Woolley

Chan-wook'un üçlemesinin sonuncusu olan "İntikam Meleği” istenilen gibi değildi. Özellikle "Old Boy” filmi ile ile kendine hatırı sayılır bir izleyici oluşturan yönetmen bu filmiyle hayranlarını hayalkırıklığına uğrattı.
Thomas Clay  Cannes'da geçtiğimiz yıl tartışma yaratarak "Ectasy” filmiyle tepkileri üzerine çekmişti. Irkçılığa, ikiyüzlülüğe, cinsel ayrımcılığa, sosyal adaletsizliğe, savaşa ve tüm bunlarla iç içe büyüyen gençlerin dünyasını, uyuşmuş ve uyuşturulmuş gençliğin tepkisizliğini anlatan harika bir filmdi. Festivalin izlenesi filmlerinden biriydi. Kubrick hayranı olduğunu belirten Clay, "Otomatik Portakal”a gönderme yaptığını da söyledi.
"Cennette Savaş” filminin yönetmeni Carlos Reygadas cinselliğin bilindik ama görünmeyen yüzünü izleyicileri rahatsız ederek yakın planlarla gözümüzün içine kadar soktu. Tahammül edemeyen izleyiciler yarıda filmi bırakıp çıktılar. En uç noktalardaki karşıtları kullanarak rahatsız olmamızı çok iyi sağladı, sanırım yönetmenin istediği de buydu.
Rolling Stones'un kurucu üyelerinden olan Brian Jones'un henüz  27 yaşındayken yüzme havuzunda ölü bulunmasından önceki dönem için sıkı bir araştırma yapan Stephen Woolley, "Dumanlı Kafalar” ile 60'ların asi, yaratıcı ve hayal dünyasını anlatırken kendimizi o dönemde hissetmemizi sağladı.

Kadınlara Hürriyet bölümünde toplam 7 film gösterildi:
Küçük Kudus / Little Jerusalem / Karin Albou
Savaş Zamanı Aşk / A Love During the War / Osvalde Lewart-Hallade
Su / Water / Deepa Mehta
Ofsayt / Offside / Jafar Panahi
Café Transit / Border Café / Kambozia Partovi
Lili ve Baobab Ağacı / Lili and the Baobab / Chantal Richard
Kalk ve Karşı Dur / Delwende / S. Pierre Yameogo

Jafar Panahi'nin "Ofsayt” adlı filmi İranlı 6 genç kızın futbol maçını izlemek için erkek kılığına girmelerini konu alıyor. Bu filmiyle sosyal yönden evrenselliği yakalamış olan yönetmen, izlerken gülmemizi sağlarken izleyiciyi düşünmeye zorluyor. Film Berlin'de "Gümüş Ayı”yı paylaşmıştı.
Karin Albou'nun "Küçük Kudüs” adlı filmi ortodoks yahudi bir kızın Cezayirli bir müslümana aşık olması ile başlayan bir hikaye. Aşk ve din üzerine kurulmuş, çatışmaların ağırlıklı olduğu bir film.

Sinemada İnsan Hakları kapsamında 11 film gösterildi:
"İşçinin Ölümü” adlı belgesel dünyanın çeşitli yerlerindeki işçilerin çalışmasını konu alıyor. Özellikle teknolojinin fazlasıyla geliştiğini düşündüğümüz şu zamanda, Avusturyalı yönetmen Michael Glawogger bu belgeselle bir daha düşünmemizi sağlıyor. Çok güzel ve zor yakalanan  kareler var filmde.
”Irak Paramparça” adlı belgesel ise James Longley'in hayranlık uyandıran bir çalışması gerçekten. Sundance'de "en iyi belgesel ödülü”nü kazanan film savaş sonrası Irak halkının günlük yaşamını üç bakış açısıyla çarpıcı bir şekilde mercek altına alıyor.
Ümit Kıvaç'ın yönetmenliğini yaptığı "Naze” Yüksekova'da 105 yıldır yaşayan Naze'nin yaşamını anlatıyor. Sadece 105 yıl yaşadığı için değil bu belgesel. Naze'nin masalını öyle güzel ve naïf bir şekilde yansıtmış ki Ümit Kıvanç... İzlemek lazım

NTV belgesel kuşağında toplam 17 film gösterildi.
"Bir Metalcinin Yolculuğu" için ilgimizi çekenler arasındaydı. Yönetmenlerden Sam Dunn zaten çocukluğundan itibaren Metal kültürünün içerisinde olduğunu belirtmiş. Artı antropolog olması filmi sosyal yönden daha kuvvetli hale getirmiş. Karşıtlık kullanılarak söylenmek istenen söz çok iyi bir şekilde anlatılmış belgeselde. Bir müzik türünün bu kadar eleştirilmesine rağmen bu kadar ilgi duyulması nasıl bir çelişkidir diye düşünenlerin belgeseli.  Artı Ronnie James Dio, Dee Snider, Lemmy Kilmister ve Tony Iommi gibi efsanevi isimler ve koyu hayranlarıyla yapılan ropörtajlar izleyiciler tarafında çok sevildi.
Don Letts'in "Punk Tavrı" da izlenesi belgeseller arasındaydı. Filmi Hery Rollins'in ağzından dinledik. Ramones, Sex Pistols, The Stooges gibi devrimci Punk gruplarının görüntüleriyle bir görüntü şöleniydi.
"Geceyarısı Filmleri: Marjinalden Merkeze" ise sıradışı filmleri ile yeni bir dönem başlatan yönetmenleri konu alan harika bir belgesel. İlk olarak tepki aldıkları filmlerin bugün klasik sayılmasını anlatan tarihi bir deneme özelliğini içeriyor. Özellikle David Lynch ve John Water'ın bulunması sinefiller tarafından sevindirici oldu. Bu arada belgeselleri kaçıranlar ve yeniden izlemek isteyenler bu belgeselleri NTV'yi yayin akışını takip ederek izleyebilir.


Film Sende bölümünde çocuklar için toplam 5 adet film gösterildi:
Pelikan Adam / Liisa Helminen
Heidi / Markus Imboden
Sütün Rengi / Torun Lian
Köpek, General ve Kuşlar / Francis Nielsen
Kardeşim Köpek Oldu / Peter Timm

Festivalde çocuklar da düşünüldü. Çocuklarına şimdiden sinemanın büyüsüyle tanıştırmak isteyen izleyiciler için kaçırılmayaçak bir fırsat oldu. Özellikle "Sütün Rengi" ve "Pelikan Adam"  bol ödüllü çocuk filmleriydi. "Pelikan Adam"ı bırakın çocukları büyükler bile severek ve eğlenerek izledi. Bir pelikanıın balerine aşık olması ayrı bir güzellik.



Canlandırma Sineması : Avustralya

Bu sene canlandırma sinemasında mercek altına alınan ülke Avustralya oldu. Avustralya'da son on yılda çıkan en iyi kısa canlandırma filmleri gösterildi. Toplam 30 kısa film gösterildi.
Melbourne Uluslararası Canlandırma Festivali'nden özel seçkilere de yer verilen bu bölümde 2006 yılı içerisinde henüz gösterilmemiş olan kısa filmlere de yer verilmesi hoş oldu.



Fransız Baharı kapsamında toplam 12 film gösterildi:
"Güneye Doğru" bu kategorinin en iyileri arasındaydı. Laurent Cantet'in yönetmenliğindeki bu film, bir ülkenin sınıfsal farklılığını, fakirliğini, baskı altındaki insanlarını görmemizi üç kadının Haiti'de geçirdikleri tatil yoluyla anlattı.
Bir diğer film "Aşkın Dansı" ise 2005 yılı "San Sebastian Senaryo Yazarları Birliği En İyi Film Ödülü"nü almış bulunuyor. Hayatın monoton sıkıntıları arasında tango dersleri alarak kendilerine bir çokış yolu arayan iki insanın hikayesini eğlenerek izledik.
Patrice Chereau yönetmenliğindeki "Gabrielle" görselliği ile bizi büyüleyen bir psikolojik dram. Ayrıca Isabella Huppert'ın naïf  oyunculuğu gözlerden kaçmadı.


Bir Fransız Divası: Isabella Huppert
Bu bölümde Isabella Huppert'ın topla 10 filmi gösterildi.
Michael Haneke'nin bol ödüllü bu filmi piyanist İsabella Huppert'ın oyunculuğunu en iyi şekilde gösterdiği filmlerden de biridir. Öğrencisi ile aşk yaşayan katı bir öğretmeni anlatırken aslında Avrupa'nın kötü gidişatını bize anlatmaya çalışan Haneke'nin hakkını yememek gerekiyor. Isabella Huppert  iyi oynamak için özel bir çaba harcamadığını, kamera karşısında bir makine gibi olduğunu ve gereken oyunculuk ne ise sadece onu oynadığını ve çok rahat olduğunu da dile getirdi.
1980 yapımı olan "Loulou" ise favori filmler arasındaydı. Maurice Pielet yönetmenliğindeki bu film burjuvazi hayatını bırakan Nelly'nin, serseri Loulou ile yaşadığı ilişkiyi olağanüstü gerçekçi bir şekilde izlememizi sağlıyor.


Bir Fransız Usta: Bertrand Blier
Fransa'nın en sıradışı yönetmenlerinden sayılan ustanın iki filmini izledik . Favorimiz olan  "Ayrı Odalar" 1984 yapımı ve bir erkek ile bir kadının trende başlayan hikayesini anlatıyor. Yönetmen merak unsurunu iyi kullanmış.


Sinemanın Çılgın Yarattıcıları: Terry Gilliam
Bu kategoride Tery Gilliam'ın 4 filmine yer verildi.
Terry Gilliam fantezi ve gerçekliği harmanlamış yaratıcı yönetmenlerden olup farklı mizah anlayışını canlandırma sinemasından gelen yeteneğiyle birleştirip izleyicileri fantastik bir yolculuğa cıkarıyor. Bir yol filmi olan "Las Vegas'da Korku Ve Nefret" gazetecilik yapan Duke ve Avukatı Gonzo'nun uyuşturu ile ilgili bir kongreyi izlemek için gittikleri yolculuğu konu alıyor. Terry, izleyicinin kendini tuhaf hissetmesini sağlarken, "ben neredeyim?" hissi yaratan ender yönetmenlerden biri. Adeta gerçeklikle masal arasında yaratılan bir dünyanın ortasına oturtuluyorsunuz ve olanları anlamaya vaktiniz bile kalmadan filmin bir parçası oluyorsunuz.


100. Yılında Roberto Rosselini
Faşizme karşı en güzel görselleri bize izleten yönetmenin üç filmi ve senaryosunu kızının yazdığı "Babam 100 Yaşında" adlı belgeseli izledik. Yönetmen üzerinde hala bir fikir birliğine ulaşılamamış olması da ilginç bir durum. Kimileri filmleri sıkıcı bulurken kimilerine göre ise modern sinemanın öncülerinden...
"Stromboli" gerçekciliği ile izleyicileri mest eden filmlerden biriydi. Film, Litvanyalı savaş mültecisi Karin'nin mecbur kalması ile balıkçının evlenme teklifini kabul etmesi ve yaşadığı zor hayatı konu alıyor. Karin'in sıkıntısını stromboli adasında patlamak üzere olan volkanla birleştirmesi de filmin bağlandığı nokta.


Ustalara Saygı :
Bu bölümde İspanya'nın klişe olmayan fakat mükemmelliyetçi yönetmeni Victor Erice, Türk Sineması'nın büyük ustası Erden Kıral, İngiltere'nin farklı yönetmeni Nicholas Roeg ve İtalya'nın en iyi belgeselcisi Vittorio De Seta'nın filmlerine yer verildi.
Victor Erice'nin "Güney" isimli filmi de diğerleri gibi her karesi bir resim olmaya aday filmlerden. Ayrıca doğal ışıkla çekilmiş olması da filme ayrı bir özellik katıyor.
Babasının gizemli geçmişini çözmeye çalışan "Esteralla'nın Çocukluğu"nu izledik. Görsel şölen sözünü fazlasıyla hakedenlerden...
Erden Kıral'ın 1983'te çekilen "Hakkari'de Bir Mevsim" adlı filmine festivalde büyük ilgi vardı. Film 1983'te Bastia En İyi Film, Fibresci Ödülü ve Berlin Gümüş Ayı Ödülü'nü aldı. Film güneydoğuda küçük bir dağ köyüne müdür olarak atanan adamın oradaki koşullara uyum sağlama sürecini anlatıyor.
Diğer bir yönetmen Nicolas Roeg; görüntü yönetmenliğinden gelmiş olması sebebiyle kabul edilmesi zaman almış bir İngiliz. Filmleri ilginç olduğu kadar gerçek sinemadan da payını almış. Vittorio De Seta Ermanno Olmi ve Pier Paolo Pasolini ile birlikte sinemanın en yaratıcıların biri olarak kabul ediliyor. İzleyiciler yönetmenin yedi kısa belgesilini izleyerek kendisini tanıma fırsatı buldular.


25 Yılın En İyileri, 25 Yılın Altın Filmleri:
Festival çeyrek asrı doldurmuş olması sebebiyle 25 yılın en iyilerini yeniden izleme fırsatı sundu bizlere. Sinemaseverler tarafından ayrı bir ilgi gösterilen bu bölüme ilgi istenilenin üzerindeydi. Andrey Tarkovski'nin "Nostalghia"sından, Diego Lerman'ın "Aniden" adlı filmine, Tunç Başaranın "Uçurtmayı Vurmasınlar"ından, Nuri Bilge Ceylan'ın "Uzak" filmine kadar



Bir film festivalini daha geride bıraktık. Çeyrek asrını doldurması sebebiyle daha zengin bir içeriğe sahip olan bu festival, sinamaverler tarafından bir önceki seneye göre daha fazla ilgi topladı. Açılış töreni gerçek bir olaydan esinlenen ve gösterime de giren "Ateşkes" filmiyle yapıldı. Kapanış filmi ise 1940 ve 1950'lerin İngilteresi'ndeki ünlü bir tiyatroyu anlatan "Bayan Henderson Sunar" adlı güçlü oyuncu kadrosuna sahip müzikalle yapıldı.



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: