MÜZİK ODASI

Zindanlardan Yükselen Buğulu Atmosfer...

Sadi Tirak - 31 Ağustos 2006


24 Haziran 2006 İstanbul
Yedikule Zindanları
DEFTONES + KATATONIA Konseri

Korn ile birlikte Nu-Metal'in yaratıcılarından biri olarak kabul edilen ve 90 sonrası Metal müzik dünyasında en çok saygı duyulan popüler Amerikan Metal gruplarından Deftones, 24 Haziran 2006 gecesi 2bini aşkın hayranına İstanbul Yedikule Zindanları'nda hafızalardan kolay kolay silinemeyecek bir şov sundu! Katatonia ise 3'üncü ziyaretinde en kalabalık ve en iyi Türkiye konserini verdi!


Organizasyonda çalışanlardan biri olarak hayatımın gruplarından Deftones ile geçirdiğim 3 günün özetini ve özellikle de konser atmosferini sizlerle paylaşmak istiyorum. Hazırsanız başlıyoruz!


23 Haziran Cuma günü sabah saatlerinde İstanbul'a inen Deftones ekibini havaalanında karşılayan Rumble Tayfun, Ahmet Başkan ve Deathpray Osman üçlemesi içinde değildim. Akşamüzeri Stockholm'den Viyana aktarmalı gelen Katatonia'yı karşılama ekibinde ise Derya ve Evrim ile birlikte bulunuyordum. Grupla, kendilerini havaalanından alıp kalacakları otele götürene kadar kızlar ilgilendi genelde. Benim aklım ise son birkaç haftada olduğu gibi Deftones'taydı tabii ki.


Otele vardığımızda Deftones elemanlarının odalarında dinlenmekte olduklarını öğrendim. Katatonia elemanlarını da odalarına yerleştirdik ve ben direk yanlarından ayrılıp, Deftones ekibinden o sırada lobide takılmakta olanlarla tanışmaya başladım. Klasik Amerikalı grup ekibi Düşük bel hafif bol kot pantolon ya da bol diz altı şortlar, Vans ayakkabılar, her tarafı dövmelerle kaplı olan vücutları kaplayan (genelde bir grubun merhandise'ı olan) t-shirtler, rahat tavırlar, gevrek İngilizce (özellikle de California aksanlılarda bu bariz belli olmakta) ve samimi yaklaşımlar


Lobide bir müddet takıldıktan sonra Deftones'un İstanbul rehberi olan Rumble Tayfun'un oteldeki odasına çıktık ve lobideki Deftones ekibi elemanlarının da katılımıyla koyu bir muhabbet ortamını başlattık. Ardından odadaki bu ortam gitarist Stephen Carpenter ve vokalist Chino Moreno'nun katılımı ile iyice şenlendi. Ben ise hayatımın gruplarından birinin en önemli iki elemanı ile aynı ortamda bulunma şokunu kısa sürede atlatıp, her ikisiyle de kısa sürede muhabbete daldım. Özellikle Chino ile konuşmaya başlayana kadar "klasik Rock Star soğukluğu" bekliyordum fakat ağzından çıkan ilk cümlelerden itibaren hayatımda tanıştığım en sıcakkanlı, en cana yakın, en doğal ve tamamen olduğu gibi davranan, "kasmayan" bir Rock Star olduğunu fark ettim! Bir ara Chino bana nerde olduklarını sordu! Ciddi ciddi "biz şimdi şuan tam olarak neredeyiz?" dedi adam :) Stephen, Türkiye'nin jeopolitik konumundan falan bahsetse de Chino pek anlamadı dünyada bulunduğumuz alanı. "Doğu Avrupa yani?" dedi, biz de "evet, evet" dedik ve geçiştirdik son olarak :) Bu arada Stephen'ın Testament'ten Chuck Billy'nin kuzeni olduğunu da ilk defa kendi ağzından orada öğrenmemiz de günün en şaşırtıcı olayıydı doğrusu.


Odadaki kahkaha ve eğlence dolu uzun sohbet ortamı sonrasında akşam şehir turu ve yemek için tekrardan lobiye indiğimizde hem Steph hem Chino ile çoktan "kanka" olmuştuk bile!


Günün en akılda kalıcı diyalogu ise grubun gitar teknisyenlerinden biri ile Rumble Tayfun arasında geçmişti. Deftones'u havaalanında karşılayanların 3 erkek olması (Ahmet, Tayfun ve Osman), Katatonia ile ise otelde ekipteki tüm kızların ilgilenmesi soncunda elemandan çıkan şu cümle ortalığı dağıtmıştı: "İşe bak! Koskoca Deftones'u 30 yaş üstü erkekler karşılıyor, daha ismini bile yeni duyduğum bu grupla kızlar ilgileniyor!"


Deftones ekibinden daha önce hiç kimsenin Katatonia'yı duymuş olmaması ve hatta çoğunun Avrupa'daki Metal müzik gruplarından bi haber olması en çok dikkatimizi çeken şeylerden biriydi. Efsanevi gruplar dışında bildikleri Avrupalı grupların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Tipik Amerikalı "Dünya Amerika'dan ibarettir bakış açısı"na bir örnek daha işte


Cuma gecesi eğlencesinden birkaç not:


-Otel odalarında başlayıp da bir anda kendimizi Rumble Tayfun'un arabasında Deftones ekibiyle birlikte hız yapıyorken bulmak


- Tüm camlar açık, içeride bangır bangır Sepultura çalıyor, Chino baba önde torpido gözünde davul ritimleri tutarak şarkıyı (Arise) söylüyor, yanımızdan geçen arabalardaki insanların şaşkın bakışları arasında basılıyor gaza Taksim'e doğru


- Gecenin bir yarısı Burger'da tıkınırken, Chino'nun şöyle bir etrafına bakıp "Life is good" demesi beni derinden yaralamış olsa da, gençliğinde kendisinin de benim gibi hatta kat kat fazlasını düşündüğünü ve hissettiğini söylemesi ve benim de "Emin ol çok iyi biliyorum, o yüzden hayatın güzel olduğunu söylemene şaşırdım" demem ve ardından artık gençliğindeki nefretinin ve kızgınlığının kalmadığından falan bahsetmesi, hayatım boyunca her zaman aklımda yer edecek olan diyaloglar arasında girmiş durumda. Lise dönemimde tek bir CD'ye çektiğim ve sürekli tekrar halinde tüm dersler ve tüm gün boyunca dinlediğim "Bored" şarkısının bana ifade ettiği anlamdan bahsettiğim sırada, ikimizin de gözlerinin dolması fakat ikimizin de çaktırmadan yemeğe devam etmemiz bana da "bu yaşadığım an gerçek olamaz" hissi enjekte etmişti! Hala inanamıyorum ya, neyse


- Taksim'de gittiğimiz mekânda saatlerdir Chino'yu bekleyen Çilekeş elemanlarının, karşılarında onu gördüklerinde ellerinin ayaklarının tutmaması, yaklaşık 5 dakika falan kendilerine gelememeleri, heyecandan Chino'nun yanında iki lafı bir araya getirememeleri falan Chino aşırı ilgiden rahatsız olmuş olacak ki bir müddet sonra, Tayfun abiyle benim oturduğum masaya geldi ve koyu bir sohbet başladı, votkalar eşliğinde Artık Türk kızlarının hangi genel özellikleri taşıdıklarından mı dem vurmadık, turne boyunca ekibin kendi arasında başlattıkları "en çok hatun kaldırma" olayında liderliğin şaşırtıcı derece grup elemanlarında değil de crew'daki diğer elemanlarda olduğuna mı değinmedik artık Gece sonunda Chino baba sordu; "Otele mi dönelim, başka mekânda takılmaya devam mı edelim?" diye. Otele dönmelerinin rahatlık açısından daha iyi olduğunu söyledim ve o gece vedalaştık. Fakat sonradan duydum ki party olayı odalarda sabah 6'ya kadar devam etmiş.

Yedikule Zindanları'ndaki karanlık atmosferi yakalayan ve yakalatan ilk gruptu İsveçli ekip. Co-headliner oldukları için sahnede 1 saat kaldılar ve daha önceki İstanbul konserlerinde olmadıkları kadar sahneye hakimdiler. Vokalist Jonas Renske klasikleşen çakılı ve soğuk performanslarından birini daha sergilese de özellikle bassçı Mattias Norrman ve grubun lideri gitarist Anders Nyström, heyecansız sahne performansları ile bilinen Katatonia için oldukça hareketli sayılabilecek bir sunum sergilediler tüm şarkılar boyunca.

Grubun genel olarak sahne performansındaki gelişim yadsınamaz bir biçimde görülüyordu. Grubun çaldığı şarkılar sırasıyla şunlardı: "Leaders", "Wealth", "Soil's Song", "My Twin", "Deadhouse", "Teargras", "Sweet Nurse", "For My Demons", "Ghost Of The Sun", "Criminals", "Deliberation", "July", "Evidence" ve "Murder".

14-17 Eylül tarihleri arasında Türkiye turnesi için yeniden ağırlayacağımız grubun bu performansı hakkında fazla yorum yapmak istemiyorum. Tadımlık kalsın bu Daha uzun süre sahnede kalacakları turne konserlerinde izlemenizi tavsiye ederim. Turne sonrası yazımızda değiniriz grubun, acıya meyilli bünyeler için ne denli önem arz ettiğine

Ve sıra artık günün headliner'ı Deftones'daydı. Hatırlıyorum da en son Slayer 2005 Rock Republic konseri öncesi bu kadar heyecanlanmıştım. Grubun güvenliğinden sorumlu Bob, organizasyonda çalışanlar yani bizler için bir güzellik yapmış ve Deftones'u sahne üzerinden izlememiz için izin vermişti. Soyunma odasından bengay kokuları arasında çıkıp da sahneye daldıkları ana kadar grup elemanlarının yanındaki tek kişiydim. Gitarist Steph ve dj Delgado hariç hepsi tıpkı maça çıkmaya hazırlanan futbolcular misali esneme gerilme hareketleri yapıyorlardı.


Sahne arkasına geldikleri anda kendi aralarında yaptıkları son konuşmalar, sahneye çıkmadan önce her konser öncesi yaptıkları birbirleri ile tokalaşma seanslarına beni de dahil etmeleri falan hayatım boyunca unutamayacağım anlara yenilerini ekliyordu.


Ve Chino'nun sahne amirine "Lights Off!" talimatından sonra grubun sahneye çıkması ve benim de sahnenin solunda, kolonların arkasında yerimi almamın ardından 2bini aşkın seyircinin tüyler ürpertici alkış ve çığlık sesleri arasında grubun konsere başladığı ilk şarkı: "Passenger"

Daha önce hiçbir konserin henüz ilk şarkısında filmin koptuğunu hatırlamıyorum. Lise dönemim boyunca hayatımın fon müziklerinden biri olan şarkı henüz konserin başında çalınmaya başlamıştı ve o sırada düşündüğüm tek şey gözyaşlarımı saklamak için boşuna çaba sarf etmemem gerektiğiydi.


Zindanlarda gözyaşı henüz ilk şarkıda başlamıştı


Ne zaman dinlersem dinleyeyim benim için hüzün dolu derin dakikalara açılan kapılardan biri olan (bunda şarkının orijinalinde Chino'ya vokallerde eşlik eden Tool frontman'i insanüstü varlık James Maynard Keenan'ın da etkisi çok büyük) "Passenger"ın etkisinden çıkmam zor gibi görünüyordu. Fakat grupta cephane boldu!

5'inci şarkı olarak "Bored" girdiğinde şarkıyı dinlemekten çok şunu düşünüyordum: Demek ki bazı hayaller gerçekten de "gerçek" olabiliyormuş, demek ki hayatımın gruplarından birinin, hayatımın önemli bir dönemini etkisi altına alan şarkılardan birini ben onlarla sahne üzerindeyken çalması da gerçek olabilen bir hayalmiş!


Rüyadan uyanmam; konserin bitip, grubun yoğun alkış sesleri arasında sahneden soyunma odalarına doğru yol almaya başlaması ile birlikte açılan sahne ışıkları sayesinde olmuştu. O sırada da, bu yazıyı yazarken de ve sanırım bundan sonra her zaman, grubun bu ilk İstanbul konserini bir rüya olarak hatırlayacağım. Unutulmaz, anlatılmaz yaşanır bir rüya olarak


Grup elemanlarının performanslarına teker teker değinecek olursak

Öncelikle o tarihe dek izlediğim en iyi frontmanlerden biri olan Chino Moreno'dan başlamak istiyorum. Klasik sahne kostümü sayılabilecek bir kıyafetle sahnedeydi. Dize kadar çekilmiş beyaz tozluklar, düşük bel ve bol bir şort, hafif bol bir siyah düz t-shirt Konser boyunca kelimenin tam anlamıyla sahnede basmadık yer bırakmadı. Bir ara sahne kenarlarındaki kolonların tepesine çıkıp oradan yeniden sahneye atladı. Her konserde yaptığı gibi bariyerlerin üzerine çıkarak seyircilerle iç içe söyledi bir şarkıyı ve enerjik sahne performansı nasıl olmalıdır konusunda adeta ders verdi. Bir frontman'in bu tarz "sahne gruplarında" ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Bunu en son Max Cavelara göstermişti 25 Şubat 2006 tarihinde!


Stephen Carpenter Bir dönemi peşinden sürükleyen Nu-Metal akımının yaratıcılarından, Nu-Metal soundu ile özdeşleşen gitar rifflerini bulan adamlardan biri olan bu önemli gitarist; klasik sahne üslubundan farklı olmayan bir tavır sergiledi İstanbul'da da. Kafası öne eğik, saçları suratını kapamış bir şekilde sürdürdü tüm performansını. Her iki şarkıda bir gitar değiştirmesi de dikkatlerden kaçmadı. Özellikle onun tarafına yakın olan seyircilere bol bol pena atmayı da unutmadı.


Bass gitarist Chi Cheng, Chino'nun ardından sahnedeki en hareketli elemandı. Grubu izlediğim yere en yakın eleman oydu ve birçok şarkıda göz göze geldiğimiz anlar oldu. Bazen bana "nasıl gidiyor?" diye sormaktan da çekinmedi. Yapabildiğim tek şey başparmağım havada "süper" demekti! Bazı şarkılardan önce "bu şarkı senin için!" gibisinden hareketler yapması da neden konseri zamanın kaybolduğu bir rüya olarak algıladığımı açıklayan sebeplerden biriydi sadece. Chi'nin saçlarını savurarak kendi etrafında dönerek çaldığı ve kendi sabitken bass gitarını kendi etrafında döndürdüğü anlar grubun sahne performansına dair unutulmaz hareketlerin başında geliyordu.


Delgado dj setinin başında pek fazla ön plana çıkmayan ve sadece bakanların görebileceği biri modundaydı sahnede. Davulcu Abe Cunningham ise izlediğim en coşkulu davulculardan biri. Çalarken öylesine heyecan verici ki ritimlere ve ataklara kayıtsız kalmanızı imkânsızlaştırıyor siz ona bakarken.

Sonuç itibariyle hayatımın gruplarından biri olan Deftones, hayatımda tanık olduğum en iyi canlı şovlardan birini sunmuştu bana göre. Dediğim gibi bu olay benim için bir rüyaydı. Deftones'un o içli ve derin şarkıları ile başka boyutlara geçildi, Chino Moreno "kanka"nın sahne hâkimiyetine şapka çıkarıldı ve konser bittiğinde gözlerden mutluluk veya şarkıların anıları uyandırması sebebi olan gözyaşları silinip yeniden gerçek hayat dönüldü. Olay böyle bir şeydi kısaca!


Teşekkürler Mute Promotions ve Bronx Productions.

Teşekkürler Ahmet Çataltuğ, Özgür Sevinç, Rumble Tayfun, Osman Korur, Ekin Alkan, Evrim Ünlüyurt, Adil Akbay ve bu unutulmaz organizasyonun gerçekleşmesinde emeği olan herkes!


Sahneye atılan ve uzun bir süre üzerimden çıkaramadığım bir Deftones t-shirtünün arkasındaki yazı ile olayı noktalayalım: "GOD BLESS U ALL, For the songs u saved us"

PLAYLIST:
PASSENGER (2 FAST)
SUMMER
BEWARE (YENİ ŞARKI)
DRIVE
BORED
ROOT
NOSEBLEED
HEXAGRAM
IF ONLY TONIGHT
FIETICIERIA
KOREA
MINERVA
BLOODY CAPE
FUR
LOTION
HEAD UP
CHANGE
E9
7 WORDS


Konser günü


Sabah erken saatlerde gruplar ve rehberleri dışında tüm ekip Yeidkule Zindanları'ndaydık. Henüz kapıların açılmasına saatler olmasına rağmen Deftones sahne ekibi prensipleri ve kuralları gereği sahne kurma, ses ve ışık sistemlerini hazırlama faaliyetlerine erkenden başlamışlardı.


Daha önce '93, '99 Metallica ve '98 Rolling Stones konserleri için İstanbul'a gelmiş olan Deftones'un güvenlik sorumlusu "2 tonluk Bob"un; konsere henüz saatler varken güvenlik şefini çağırıp alanda yapılması gereken güvenlik işlemlerini anlattığı sırada şu direktifler dikkat çekiciydi: Crowdsurfing sonucu en önlere gelenleri alıp bariyerlerin önüne indirin ve hiçbir şekilde hırpalamadan kenarlardan seyircilerin arasına bırakın! Sabahtan beri en önde bekleyenler için sahne önünde birkaç kasa su bulundurun. Deftones öncesi önlerdeki hiçbir seyircinin su problemi olmayacak! Chino bir şarkıda en önde karışacak bariyerlerin üstüne çıkarak seyircilerin arasına, o sırada panik yapılmayacak, ben ve bir güvenlik görevlisi hariç kimse yaklaşmayacak!


İlginç adamdı Bob. Şimdiye kadar çalıştığımız grup ekipleri içinde ismimi en iyi telaffuz eden de yine kendisiydi :)


Tüm sahne hazırlık aşaması, kapıların açılmasına 1,5 saat kala tamamlanmıştı. Fakat bu bir Rock/Metal konseriydi ve aksaklık olmazsa bir şeyler eksik olurdu. Ön gruplar için ayarlanan mikrofonlarda problem çıkınca günün ilk grubu Loverdrive'ın sahne alması 1 saat kadar sarktı. Sorun halledildikten sonra sahne alan grup normal playlistinden kısmak zorunda kaldı ve sadece 3 şarkı çalabildi. "Because Of You", "Wasted" ve "Jukebox Murderer" adlı şarkılarını biraz da ses sistemindeki bazı aksaklıklarla boğuşarak çalmak durumunda kalan grup, seyirci için iyi bir başlangıç sayılmazdı. Loverdrive gibi bar konserlerinde coşturucu bir etkiye sahip, sevdiğimiz bir grubu büyük sahnede daha iyi koşullar altında çalmasını isterdik. Fakat maalesef olmadı.


Loverdrive'dan sonra sahne alan Gabriel ve Dorian gruplarını, o sırada sahne arkasında yapmam gereken işler olduğu için izleyemedim. Ama saatlerin yavaş yavaş ilerlemesiyle gittikçe dolan konser alanında özellikle Dorian'ın şarkılarına eşlik eden seyircilerin sesleri duyuluyordu sahne arkasından.


Bir ara Deftones bass gitaristi Chi Cheng ile Yedikule Zindanları'nın çevreleyen büyük kulelerin birisinin tepesine çıktık ve manzarayı seyrettik. İlk defa çaldıkları bir ülkede daha önce hiç bu kadar yakın ilgiyle ve güzel bir organizasyonla karşılaşmadıklarından bahsediyordu kendisi o sırada.


Hayatlarının grubu Deftones ile aynı sahnede konser verecek olan Çilekeş elemanlarının ne kadar heyecanlı ve stresli oldukları gözlemleniyordu sahne arkasında. Fakat sahneye çıktıkları ve seyircilerin alkış seslerini duymaya başladıkları anda heyecanları pozitif enerjiye dönüştü ve her zamanki dinamik sahne performanslarından birini daha sundular. Playlistlerindeki şarkılar sırayısla şunlardı: "Sorma", "Siyah", "Kendimden Geriye", "Yetmiyor", "Körpe", "Kürar", "Senin Gibi" ve bir kez daha "Kendimden Geriye".


Sıra Katatonia'ya gelmişti. Gün içinde seyircilerin olduğu bölümden izlediğim tek performanstı. Grup havadaki alacakaranlığın etkisi ve ışık sisteminin de harikulade bir iş çıkarması ile atmosferi kolay kolay yakalanamayacak güzellikte bir konser performansı sundu izleyenlerine. Bu aynı zamanda Katatonia'nın o tarihe dek İstanbul'da verdiği en iyi konserdi. Bundan daha iyisini yakalamaları da hem çaldıkları kalabalık bakımından hem de mekânın olaya kattığı atmosfer bakımından pek mümkün görünmüyor düşüncesindeyim şahsen.



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: