MÜZİK ODASI

Zindanlarda Gözyaşı...

Erdem Tatar - 30 Nisan 2006

Korkuyor musun? Korkma, ne de olsa bitecek bu gece de... Bir şarkı sonra, biraz daha isteyeceksin uykuyu. Sonra belki derin bir nefes daha çekersin ve gümüş duman havaya savrulurken ne de olsa yarın olacak dersin, gözlerin kapanırken hayal meyal görürsün onu, kulağında cızırtılı bir ses, bir gülümseme berlirir yüzünde... Sonra sabah olur...

24 Haziran sabahı nasıl uyanacağımı bilemem ama herhalde 23 Haziran gecesi 24'ünü bekleyen pek çok kişi için böyle bitecek. Bir şarkı daha sürsün bu gece derken sabah olacak.


Nu-metal akımının ilk neferlerinden olsalar da akımın en dışında kalan tavrın sahibi mühim topluluk Deftones sıcak bir Haziran gününde tüm hararetiyle zindanlarda bizimle buluşacak. Kurulduklarından sonra bir albüm yayınlamak için yedi yıl bekleyen Deftones'a; Türk hayranları da 11 sene boyunca beklemenin ertesinde kavuşacak.


Deftones'u anlatmanın ne kadar doğru olacağı konusunda somut tereddütlerim var, Nu-Metal tayfasının belki de en saygı gören grubu Deftones. Korn'a bile çoluk çocuk grubu muammelesi yapılırken Deftones hem komplike şarkı yapıları ve atmosferik derinliği, hem de bünyesindeki müzisyenleriyle kalbur üstü bir kitlenin severek desteklediği, öyle çok da ütopik albüm satışlarına ulaşmadan adını müzik tarihinin önemli bir noktasına kazımış bir grup. Atmosfer...

Aslen Deftones müziğinin tanımını en iyi yapacak isim olan Deftones bünyesinden Stephen Carpenter, kendisinden Deftones müziğini tanımlaması istendiğinde;


"Bataklıkta çırpınarak yolunu bulmaya çalışan bir denizkızı" diye cevap vermiştir.

"Adrenaline" albümünü açın, beklenen yedi sene ardından ortaya çıkana bakın... Yedi sene bekleyip ilk kaydettiğiniz albümü alan insanların ilk defa duyacağı, belki de sizin hakkınızdaki intibaya erişeceği şarkının adını "Bored" koyarak içinde bulunduğunuz ruh halini dürüstçe paylaşır mıydınız? Müzisyenliğin tavan yaptığı, efektler ve tür için benzersiz olan vokallerle harmanlanan kimyasal bir tepki "Adrenaline"! Stephen Carpenter'ın Nu-Metal kalıplarıyla genel ritmini oluşturduğu şarkılara tünlü hinliklerle müdahale edişleri, Chi'nin bass gitarıyla neredeyse tek başına bambaşka bir albüm icrası, Chino'nun hipnotize eden vokali; "Fist" yüzümüze inecek diye beklerken nakavt olan kendisine son yaptığı kıyakla kapatıyor albümü. Chino son yumruğu kendine atıyor ve gökyüzünde bir yıldız daha sönüyor.

"Around The Fur" dinlemek lazım biraz da ya da onu kendiniz dinleyin en iyisi, ben size anlatmak istemiyorum. Yumruğu yediğinde kafasında yıldızlar döner ya insanın, hani Chino'nun da dönüyordu, "Around The Fur" işte o son yıldızla başlıyor, o sönen yıldızı yeni parlayışında selamlayarak. Tanrı konuşurmuş gibi geliyor dinlerken, insansız sokakların kakafonisi burnunuzdan sızan bir damla kanla sizi selamlarken, güneşsiz geçen o yaz gününde gözleriniz gökyüzüne bakamaz. Küçük kadının kürkünü kendi tenine değen en değerli şey sanıyorsa senin tenin ne işe yarar? O güneşsiz, kaos kokulu yaz gününde sen bir kürkün üzerinde sırılsıklamken, kulağında tanıdık bir ses, üzerinde bilindik bir ağırlık düşük temposunu hiç bozmazken aklında hep o kürk yok mu? Senden değerli o kürk... Gözlerine diktiğinde gözlerini ve onun narin bileklerine kayarken gözlerin, tanıdık bir ses... Garip bir tını ve o kürkün dayanılmaz rahatlığı, sen yavaş yavaş içinde kaybolurken, üzerindeki tanıdık ağırlıkla... Dışarıdan gelen bir araba sesi, güneşsiz yazın kavurduğu asfalta kauçuk tecavüz ederken o arabanın içinde olmak için neler vermezdin? Üzerindeki tanıdık ağırlık ne ritmini bozuyor, sen kürkten bir an bile uzaklaşmayı kendine yediremiyorken... Islandıkça üzerindeki ağırlık, seni de selinde boğarken sanki bir şişeden dökülüyormuş gibi gelmiyor mu? O sıcak yaz gününde damla damla akıyor üzerine, ne güneş var ne de kürkten değerli bir şey o odada...


Kendisiyle konuşana deli derlerse, Chino ile muhattab olana Stephen Carpenter demezler mi? "White Pony" aslen Amerika'lı her küçük çocuğun rüyası olan midilli figürünü temsil etse de Deftones'un Grammy'den tutun platin albüm kazanmasına kadar varan sürecin müjdecisidir belki tamamen bilinçsizce. Okula dönüp eski aşkları mı yad etmeli? Aşkınızı yazdığınız defter var ya hani Bir onun adı yazılıdır bir de kendi adınız O sayfa en önemli sayfadır ya defterinizin! O'nun defterinde de adlarınız yazılıdır ama aynı sayfalarda değil. Bırakın aksın vücudunuzdan nefret, damla damla akmasını bekleyin içine uzandığınız küvete. Kemiklerinizin içi boş sanki, kollarınızla biraz zorlasanız uçacakmış gibi, halbuki burada hepimiz aynı küvette uzanıyoruz, hepimiz burada süzülüyoruz, bembeyaz bir küvette, dört nala bembeyaz... Akıp gidiyor kulaklarınızdan... Müzik sanki her hücreyi harekete geçiriyor akıtıyor dışımıza ruhumuzun her zerresini, bir sinek konarsa kolumuza, tanıdıktır, korkmuyoruz, yeter ki çeksin tetiği...

Deftones, Deftones, Deftones, Deftones, Deftones... Kılıç gibi bir albüm, vücudumda geometrik ve polifonik izler bırakıyor her saniyesiyle, giden kadınlar, giden erkekler ve geride kalanlar... Deftones'u duyuyorsunuz! Arkasından ağlarken, içerken, sıkılırken, kanarken, ağlarken, özlerken, inlerken, ağlarken, ağlarken, ağlarken, ağlarken...

Korkuyor musun? Korkma, ne de olsa bitecek bu gece de... Bir şarkı sonra, biraz daha isteyeceksin uykuyu. Sonra belki derin bir nefes daha çekersin ve gümüş duman havaya savrulurken ne de olsa yarın olacak dersin, gözlerin kapanırken hayal meyal görürsün onu, kulağında cızırtılı bir ses, bir gülümseme berlirir yüzünde... Sonra sabah olur...

24 Haziran olur, ben orada olurum, sen orada olursun, yanyana durur izleriz Deftones'u aklımızda o albümlere yazdığımız kendi hikayelerimizle, birbirimizi tanımayız, altı milyar insan içinde birbirine en mükemmel uyacak insanlarızdır, aşık oluruz, insanlar gıptayla izler bizi, örnek gösterirler birbirlerine...

Sonra konser biter, evlere dağılırız, biz hiç tanışmadık ki...



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: