MÜZİK ODASI

"Yuro vizyonsuz" vatandaş Bonomo'dan ne ister?

Tunca Arıcan - 23 Şubat 2012

TRT geçtiğimiz günlerde, bu sene Azerbaycan'da düzenlenecek Eurovision şarkı yarışmasında, üç dakikalığına Türkiye'yi temsil edecek müzisyen olarak Can Bonomo'yu seçtiğini açıkladı. Bu açıklamanın ardından tabiri caizse yer yerinden oynadı. Memleketin "güzide" müzikçileri ve "müzikseverleri" gündemi tarumar etti. Sadece onlar mı? Medyanın "kültür işlerinde" de yer yerinden oynadı. Nefret söylemiyle mayalanmış gazeteler Yahudiliğinden vurmaya çalıştı Bonomo'yu, üçüncü sayfalarından kan akan haberlerinden mütevellit olanlar da "marjinal ünsüzlüğünden". Bir de üstüne "bonobo" kelimesini dar sözcük haznelerine eklemiş, komik videocuklarla yüz kaslarına etki etmek isteyen "yutüpçüler": Verin gazı, doldurun tüpleri! Annesinin geçen sene vefat etmiş olmasından gönül işlerine kadar hakkında birçok haber çıktı. Kendi üslubuyla bir şeyler üretmeye çalışan ve de başaran genç bir müzisyen üzerinden, birileri çıkıp daha geçtiğimiz beş-on yıla kadar "dere tepe" düz gidilen Eurovision'a "aman efendim nasıl da katılırmış" tartışmaları döndürüldü. Yarışmada alınan birincilik yetmedi, sıra müzik eleştirmenliğine geldi. Mevzu bu müzisyenin "engin!" müzik bilgisine sahip ülkemizde yeteri kadar bilinmemesi mi, dini inançları mı yoksa "Ben Türküm, Yahudilik bir dindir" açıklaması mı? Bence bunlardan hiçbiri! Birçoğunun derdi genç bir müzisyenin, Türkiye'deki popüler müziğin sınırlarını kendince, özgün tavrıyla zorlaması, ona bir şeyler katmaya çabalaması. Ne de olsa, bu ülkede "The Wall" şarkısını en "özgün" haliyle dinlemiş bir kalabalığın en güzide "play-er"ısınız; bas "play"e, oynasın genç gacılar, görmesin gözümüz aman kıvırırken bellerini bacılarımız sahnede, sümme haşa! Söyleminiz erkek, ruhunuzda nefret, kulaklarınızda pas!

Eurovision'daki makûs talihimizi yıktı Sertap Erener. Bunun üzerine herkeste bir "yuro vizyonu" aldı başını yürüdü. O "güzelim" Türkçeleriyle şarkı yapanlar "İngilizce parça mı olurmuş" der oldu. Kimisi de yerel ezgilerimiz, türküler türkülerimiz. Meseleniz üç dakikalık bir şarkıya kültür ve turizm mi doldurmak? Zaten ne geldiyse başımıza kültürü, turistik görenlerden geldi. Konumuzun biraz daha derin olduğunu tartışsak daha iyi olmaz mı? Türkiye müziği ile neden Avrupa'da düzenlenen bir yarışmaya katılınıyor? Çünkü hem Avrupalı hem de Türkiyeli olma hali gösterilmeye çalışılıyor. Ha biraz "reklamı ucuza getirir miyiz" diye de düşünülmüyor değil. Bu işin adında "vision" (görüş) var. İster "ileri görüş" diyelim ister bakış açısı ama eninde sonunda Avrupalı bir mevzu çıkar ortaya. Birileri hala nefret söylemiyle, değişime olan dirençle, ünlü-ünsüz, acemi-usta tartışması ile var olmak istiyorsa Avrupa tartışmasında işleri ne? "Avrupa Avrupa duy sesimizi" dönemi kapandı. Artık sesini duyurmanın ötesinde kendi varlığını kendinin keşfetme zamanı geldi. Avro'nun takibini yapanlar, bu işin peşini bıraksalar da canlar da, bonobolar da rahat bir nefes alsa...



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: