MÜZİK ODASI

Yeryüzü Cehennemi'nden Rock 'n' Roll Cennetine: A'dan Z'ye Hellfest!

Gül Bade Tonak - 6 Ağustos 2014

Avrupa'nın bu seneki en iyi kadroyu toplamış festivali Hellfest dokuzuncu senesinde headliner olarak Iron Maiden, Aerosmith ve Black Sabbath'ı sunarak prestij bakımından bileği bükülmesi zor bir seviyeye ulaşırken geçen seneki seyirci sayısını da neredeyse bir buçuk kat arttırarak 152.000 kişi topladı. Yılın en kaçırılmayacak festivali cehennemin değil ama cennetin kapılarını üç günlüğüne açtı...

Nihayet bir yıllık hasreti, festival susuzluğunu, metal açlığını gidermek için ismiyle müsemma olmayan festival Hellfest'e gitmek için tam gaz ve ful aksesuar yola çıkarken bu maceranın sonunun yorgunluktan yerlerde sürünürken biteceğenin farkındaydık, fakat şikayet yok! Hellfest'in güzelliği yalnızca mükemmel kadrosuyla sınırlı değil. Bu festivali diğerlerinden ayıran en önemli yönlerden biri ambiyansa verdikleri muazzam önem. Daha içeriye girmeden alternatif bir dünyaya, bir rock'n roll cennetine adım attığınızı anlıyorsunuz.

 Yeryüzü Cehennemi'nden Rock 'n' Roll Cennetine: A'dan Z'ye Hellfest!

Fotoğraf: Hernan Silva

İlk gördüğünüz kasabanın trafiğinin ortasındaki bir göbeğe dikilmiş metrelik metalden dev bir gitar heykeli oluyor. Ardından girişe ulaştığınızda sırf ihtişam olsun diye yaptıkları metal bir merdivenden tırmanıp festival alanını gördüğünüzde heyecandan dizlerinizin bağı çözülüyor. Aşağıya indiğinizde ise karşınıza kalıcı olarak inşaa ettikleri "Metal Village" çıkıyor. Londra'nın Camden Town semtini kopyalayan, yanyana dizilmiş iki katlı yapıların içinde kıyafet, dövme ve içecek dükkanları var. Bir iki adım sonra ise festival alanına varıyorsunuz. Ondan sonrası ise geceleri yanan metal heykeller, ışıklandırılmış dev metal paravanlar ve hatta dönmedolabın bile olduğu bir heavy metal parkı.

Yeryüzü Cehennemi'nden Rock 'n' Roll Cennetine: A'dan Z'ye Hellfest!

Restoranlara ayırdıkları ormanlık bölgede ağzında elmasıyla çevrilen domuzdan ortaçağ temalı et ve peynir dükkanlarıyla Hellfest afişli şişelere doldurulmuş Nantes bölgesine has Muscadet şarabıyla gastronominin bile heavy metal'i burada. Festivalin kendisine geçecek olursak, anlatılacak daha çok şey var...

Yeryüzü Cehennemi'nden Rock 'n' Roll Cennetine: A'dan Z'ye Hellfest!

Fotoğraf: Hernan Silva
 

Önce rakamlar
Hellfest'in dokuzuncu senesinde tam 170 grup sahne aldı! İki yıldan bu yana kullandıkları alan üzerinde ciddi bir optimizasyon çalışması yaparak üç günde 152.000 kişiyi konuk edebilmeyi başardılar. Bu rakamla Hellfest Fransa'nın ikinci büyük festivali olurken 185 Euro'luk kombine bilet fiyatıyla da acıklı bir birincilik aldı. Fakat bu pahalılığın sebebi Hellfest'in taviz göstermez tavrıyla Fransa'daki akla hayale gelebilecek her türlü kültürel etkinliğe verilen sübvansiyonu al(a)maması. Daha dokuzuncu senesinde Avrupa'nın en büyük metal festivalleri arasına girmiş, yerli grupları tanıtmak için ciddi bir çaba sarfeden, - çıkarcı bir yaklaşımla bile bakılsa - bölge ekonomisine bu denli yarar sağlayan bir festivalin bu sübvansiyonu alamaması, basit bir isim değişikliği ve seyirci sayısında milim oynama yapmayacak bir iki radikal ismi dışarıda bırakmasıyla mümkün olacakken bunu yapmıyorlar. Bunun nedeni de kurucu kadronun büyük organizatör abiler değil de muhafazakar siyasetçilerin açtığı davalar ve satanizm iddialarıyla uğraşıp zafer kazanmış, Nantes'lı iki metalci kafadar olması. Hellfest seyircisi de sağolsun, içki tüketimiyle sübvansiyon acısını unutturuyordur herhalde. Rakamlar şöyle: 175000 litre bira (yaklaşık 800,000 bardak) ve 10000 litre şarap (o da 75000 kadeh kadar yapıyor)! Hadi su bedava ama daha bunun kolası var köfte ekmeği var. Velhasıl olay büyük.
 

Peki bu kadar insan, bu kadar tesis nereye sığıyor? Söyleyelim; festival alanı 50000 metrekare (Sizin için araştırdık! Küçükçiftlik parkı 9000 metrekare). Kamp alanına ayrılan yüzölçümü ise Yıldız Parkı'ndan biraz küçük bir alana denk gelen 220000 metrekare.
İstatistiki verilere gelecek olursak, 2011 yılında Angers Üniversitesinin yaptığı bir araştırmaya göre seyircilerin yaş ortalaması 26 iken her üç kişiden biri 30 yaş üstü, yüzde 7'lik bir kısım ise 41 yaşından büyük. Hellfestcilerin yüzde 30'u festivale Fransa dışından geliyor. Cinsiyet dağılımına bakınca oranlardaki farklar bu kadar nazik değil: Erkek dinleyicilerin oranı yüzde 81...

Yeryüzü Cehennemi'nden Rock 'n' Roll Cennetine: A'dan Z'ye Hellfest!

1. Gün: Le Métal
Ziyafetimiz kısa ve sert şarkılarıyla thrash severlerin gönlünü fetheden Amerikalı Toxic Holocaust'un efsanevi performansıyla başladı. Yanyana konuşlanmış iki ana sahneden iki numaralıda çıktıkları için ses muhteşem, grup çok coşkuluydu ve fakat bu seneki festivalin tek handikapı olan güneş ve toz sorunu daha burada yakamıza yapıştı. Awaken The Serpent'ın üstüne I am Disease'i koyarak bütün fanları delirtseler de Hellfest'in ünlü büyük circle pit'lerinden ilki ilerleyen dakikalarda gelen Death Brings Death ile oluştu. Havaya kalkan tozlardan göz gözü görmezken son şarkı Nuke the Cross'la artık nefes de alınmaz olmuştu. Fakat thrash insanları bunlara bana mısın demeyecekti!
Bu süper konserin ardından geçtiğim Loudblast'ta - belki grupla da çok aramın olmaması sebebiyle - biraz heyecan kesildi. Hem Fransız olmaları hem de dışarıdaki hain güneşten korunan bir çadırın içinde çalıyor olmaları sebebiyle seyirci sayısı çok fazlaydı fakat coşkulu bir konser olduğunu söylemek yalan olur. Fransa dinleyicisi tarafından ülkenin medar-ı iftiharları arasında sayılmalarına rağmen sönük bir konserdi.

Yeryüzü Cehennemi'nden Rock 'n' Roll Cennetine: A'dan Z'ye Hellfest!

Bozulan konsantrasyonu toparlamak için Stick to Your Guns'ı denemek de tam bir çözüm getirmedi. Doğrusu grup ortalığı dağıttı, Kaliforniya hardcore'unun punk'a göz kırpan tarafından çok hızlı ve hareketli bir konser verdiler. Lakin solist terli terli soğuk su içmiş olacak (şaka değil, gerçekten), sesini bir türlü toparlayamadı. Ama belki de bu eksiği kapamak için sahneyi ağzına kadar dolduran bir performans gösterdiler.

Yine de festival havasını yeniden toparlamayı başaran grup Avusturalyalı "thrash desem değil,black desem değil" grubu Deströyer 666 oldu. Konser her bakımdan mükemmel gidiyordu ki aynı çadırın içindeki yan sahnede çalacak olan Hail of Bullets'ın soundcheck'i başladı! Kaprise bak derken bu sefer grubun kendisi de konsere başladı ve böylece Hellfest'te karşılaştığım tek skandalı da görmüş oldum. İki grup da anlaşılmıyor, her şey birbirine giriyordu. Satanic Speed Metal da güme gitmiş oldu...

Çok büyük bir kalabalığa çalan Therapy? Knives'la girip Nowhere'le çıktıkları setlist'lerinde Troublegum'ı neredeyse bir baştan bir başa tamamlayarak ergenlik yıllarımıza bir ışınlanma yaşattı. Breaking The Law cover'ları da adil olmak gerekirse çok güzeldi. Bir numaralı ana sahnenin bir sonraki fatihi Rob Zombie sinema tutkusuyla müziğini harmanlayarak hem Frankenstein'lı, King Kong'lu dekoruyla, hem de sinematografik performanslarıyla Hollywood'u ayağımıza getirmiş gibiydi; sanki konser değil de klip izliyorduk. Konseri White Zombie'den Thunder Kiss '65'le bitirmeleri fanları mest ederken bundan hemen önce çaldıkları Diamond Head cover'ı Am I Evil? ile de tozu dumana kattılar. Bunlar hep iyi güzel de, ne oluyoruz demeye kalmadan yan sahneye fırlayan Sepultura, başına "alternatif"tir "nu"dur "gore"dur katılmadan net bir şekilde "metal" dediğimiz şeyin ne olduğunu tokat gibi suratlara vurunca Hellfest resmen kendine geldi! Saf metal, bir solukta metal... Genelde yaptıkları gibi Refuse/Resist'le Arise'ı ucuca ekleyerek kalabalığı çıldırma noktasına sürüklediler. Konserin ardından üstü başı yırtılmış gençler görmek de bu yüzden şaşırtıcı gelmedi.

Seven deadly sins, seven ways to win, seven holy paths to hell and your trip begins... Günün headliner'ı Iron Maiden Moonchild'ın introsunu banttan vermeye başladığında ise festivalin değil ama benim tansiyonum düşer gibi oldu. Ne demeli ki, her zamanki gibi efsanevi bir konserdi. İki yıldır Maiden England konserlerini bu sefer de o günleri yakalamış fanların çocuklarına da tattırabilmek için turladıklarından, geçen yıl İstanbul'da izleme şansı bulduğumuz konserle setlist, dekor ve de kostüm bakımından elbette ki çok benzerdi. Infinite Dreams ne yazık ki yine es geçildi. Öte yandan bu seneki setlist'i biraz değiştirmek adına Afraid to Shoot Stranger'ı çıkararak yerine Revelations ekleyerek muhteşem bir şey yapmışlarsa da Clairvoyant'ı konsere dahil etmeyişleri biraz kalp kırdı doğrusu. Running Free yerine Sanctuary'yi alışları bence neden olmasındı, lakin daha üç hafta önce Fortarock'ta çaldıkları Wrathchild'ı bari listede tutsalardı diyerek sitem etmeden de geçemeyeceğim.

Metallica konseri kupa final maçına denk geldi diye üzüldüyseniz bence boşverin, Iron Maiden 5-2'lik skorla biten Fransa-İsviçre maçına denk geldi. Bruce Seventh Son of a Seventh Son'ı ortasından kesip skorun Fransa lehine 3-0 olduğunu anons ettiğinde elbette ki kızılca kıyamet koptu. Konserin geri kalanında da skor anonsları devam etti ve grup çok hızlı ve öfkeli bir Sanctuary yorumuyla sahneden indi. Yıllardır beklerim Maiden bir kere de bir sürpriz yapsın, bir önceki konserde çalmadığı bir şeyi bir güzellik yapıp çalsın, ya da mesela ikinciye bise çıksın diye ama tabii ki olmadı bunlar. Dickinson her zamanki gibi sahnede yarı deli bir adam, Steve deseniz sanki 17'lik taze gibi çat burda çat kapı arkasında... Bale dersi veren Janick, gül yüzlü Dave, yaşlı çekici Adrian ve neşeli şirin Nicko yine nasıl bittiğini anlamadığımız bir konser verdiler. Sürpriz yapmadılar ama olsun, zaten aynı şarkıyı bininciye dinlerken de şaşırmıyor muyuz? Bu müziği yapmış olmaları hayatımızın sürprizi değil mi?

Metalcinin ateşle imtihanı bitti mi? Tabii ki hayır, daha fen soruları var! Sırada, çok afedersiniz, Slayer ve Sabaton vardı. Slayer sanki Maiden için kendi içimden yaptığım Fortarock karşılaştırmasını duymuş gibi üç hafta önceki konserlerinin ilk iki şarkısını değiştirerek kendilerini konser konser takip eden fanlarına büyük bir kıyak çekti. İnsafsızlar Maiden konseri beş dakika önce bitmişken Hell Awaits'le girip ne var ne yoksa çaldılar. Gelelim "Gary Holt'la bu iş nasıl gidiyor?" sorusuna. Hanneman'ın ölümünün kalbimize aşk ettiği sızı belki hiç dinmeyecek, ama bundan da daha iyi bir yer değişimini belki metal tarihi görmedi. Gary Holt yalnız madden değil manen de bir Slayer insanı ve gerçek bir konser canavarı. Grup da zaten Hanneman'ı unutmadığını son şarkı olarak çaldıkları Angel of Death'te Heineken logosunu üst yazıyı "Angel of Death", alt yazıyı "Still Reigning" ve Heineken yazısını da Hanneman olarak değiştirdikleri afişlerini açarak her konserlerinde hatırlatmaya devam ediyor.

Yeryüzü Cehennemi'nden Rock 'n' Roll Cennetine: A'dan Z'ye Hellfest!
 

Mümkün olsa günde üç konsere çıkmayı kabul edecek kadar fazla turlayan, bu yüzden on yıllık ekip arkadaşlarıyla yollarını ayırıp yine bildiğini okuyan çalışkan grup Sabaton da son izlediğim konserleri olan Fortarock'a göre setlist'lerini değiştirerek sahne alıyor. Şarkı seçimlerindeki değişiklikleri hitlerden ziyade son albüme kayarak yapmayı tercih etmişler. Attero Dominatus'tan olduk ama yerine son albümün en bombalarından Soldier of 3 Armies'i ve sonunu Master of Puppets'la süsledikleri Resist and Bite'ı dinlediği için bence kimse şikayetçi değildi. Ve nihayet Primo Victoria'yla sadece konseri değil birinci günü de kapatan grup güneş ve tozdan simsiyah olmuş kalabalık bir orduyu kamplara doğru fiziksel acı ve fakat manevi hazla dolu olarak yolladı.

2. GÜN - Baby, I go crazy...
Hellfest'in ilk günü ne kadar metalse ikinci günü de o denli R'N R olacaktı. Güne kahvaltının üstüne Skid Row'la başlamak göz yaşartıcı, setlist de kusursuzdu. Big Guns'lar, Piece of Me'ler, 18 And Life'lar arka arkaya patlarken zalim güneş kimsenin iflahını kesemedi. Grup on şarkılık konserlerinde Sebastian Bach sonrası yalnızca iki şarkıya yer vererek kendileri için belki acıklı, ancak seyirci için çok mutlu edici bir karar almıştı. Artık 15 yıldır grupta olsa da hala yeni vokalist olarak anılan Johnny Solinger aslında çok da iyi. Sahne kişiliği olarak Sebastian Bach'la Axl Rose'un karışımı diyebileceğimiz (toplamı değil, haşaa, karışımı), süper bir vokalist ve sahne adamı. S.R. romantiklerinin atlandığı, herkesin ve bilhassa Snake'in sahneyi altüst ettiği sert konser Youth Gone Wild'la biterken katılım artık devasa boyutlardaydı.

Bu kadar enfes bir konserin ardından Buckcherry'ye göz attım ama çok da bilmediğim bu grubu heyecan verici ya da enteresan bulduğumu söyleyemem. Bunun üzerine güzel bir yer kapmak için Walking Papers'ın çalacağı ana sahneye yöneldim, zira birazdan Duff McKagan sahneye çıkacaktı. Günün headliner'ı Aerosmith için hazırlanmış, seyircilerin arasına doğru uzanan podyumun yanına konuşlandığımda güneşi Antalya'dan, tozu toprağı Sahra'dan gelmiş bu ortamda akşamki konser için yer tutmuş fanlar olduğunu farkettim. Saygılarımı sunarak aralarına katıldım ve çok Rock'n Roll bir konser izledim. Grup Skid Row'un aksine podyumdan neredeyse inmedi, vokalist seyircilerin arasına dahi karıştı. Duff çok karizmatik, çok acayip yakışıklı ama akıl alacak gibi değil, yaşlandıkça daha da güzelleşmiş. Ciddiyim, ortamdaki kızların sıkı bir yüzdesinden daha güzel.

Yeryüzü Cehennemi'nden Rock 'n' Roll Cennetine: A'dan Z'ye Hellfest!

 Fotoğraf: Daniel Buyle

Extreme uzun fakat can alıcı sololarla güzel bir konser verdi. Elbette sıra More Than Words'e geldiğinde duygular sel oldu aktı. Günün iki numaralı yakışıklısı Nuno Bettencourt da artık pop kraliçelerine gitaristlik etse de doğrusu süper gitarist. Status Quo'ya gelecek olursak, objektif olmak gerekirse belki de günün konserini verdiler, öyle bir bakalım diye gelenlerin fan olarak ayrıldığı bir performans sergilediler. Bu yaşlarında sahnede o kadar kıpır kıpırdılar ki ölüyü diriltirler. Arka arkaya gelen Roll Over Lay Down ve Whatever You Want'ta artık toplanmış mahşeri kalabalıkta dans etmeyen yoktu.
Günün Refuse/Resist ve Roots Bloody Roots'unu bu sefer de Soulfly'dan dinledik. Grubun sahneye çıkışıyla beraber derhal oluşan devasa circle pit konser boyunca neredeyse aralıksız devam etti. Tüm aşirete istihdam sağlamaya and içen Max Cavalera'nın oğlu olan Zyon ise davulda hiç de fena değildi.
 

Deep Purple bu sefer Jon Lord'suzdu, ama asla ruhsuz değildi. Bu kadar yeri doldurulamaz bir kaybın yerinin bir şekilde dolabildiğini görmek acı, ama Perfect Strangers'ı canlı dinlemek doğrusu çok tatlı. Grubun yaş ortalaması düşünülünce kendilerini en çok zorlayacak şarkıları atlamaları anlaşılır ve doğru olduğu besbelli bir karar. Ian Gillan'ın vokali son yıllarda çok eleştirilse de Hellfest'te gayet de güzel bir performans sergiliyor. Günün en yakışıklısı Doug (Dio ve Whitesnake'te de çalarak D.P. üçgenini tamamlayan nadide kişi) gitarda her zamanki gibi bir şahane. Yeni albümle başlayan setlist'in sonlarına geldikçe arka arkaya patlayan klasikler Black Night ile son buluyor. Hemen yan taraftaki Aerosmith konserine akın etmeye başlayan kalabalık o kadar büyük ki havaya kalkan toz bir sis bulutu yaratıyor.

Ve sıra günün headliner'ında. Kendiğimizi bildiğimizden beri bizi mutlu etmiş, fakat bir yandan da her kalp acımızda ruhumuza işkence etmiş, aynı şarkıyı arka arkaya dinlerken ölsem de kurtulsam dedirtmiş, ama o şarkıyı bir daha dinlemek için de belki bizi hayatta tutmuş grup Aerosmith. Grup konser boyunca seyircilerin arasına uzanan podyumdan aşağıya inmedi ve konfetisiyle, ışığıyla ve en önemlisi kendi şahsi performanslarıyla seyircilerine rüya gibi bir şov izletti. Grubun aynı zamanda isim babası olan davulcusu Joey Kramer'ın doğumgünü de olmasıyla ortamı daha da bir parti tadına sokan grup Love in an Elevator, Cryin', Livin' on the Edge ve dahi Mama Kin'le bezenmiş setlistle hepimizi yerden yere vurdu. Steven Tyler'ın sesinin ne kadar harika olduğunun belki hep farkındaydık ama şahsen böyle bir şey de ummamıştım. Kadife desek az kalacak sesiyle birden bire I Don't Wanna Miss a Thing'e girdiği zaman bütün kalabalık yerine mıhlandı, herkes kendi hülyalarına daldı gitti, bence herkes durduk yerde bir beş dakikalığına aşık oldu, çok insanın kirpikleri biraz ıslandı. Tek bis yapan grup yeniden sahneye çıktığında piyano podyuma gelmişti ve başına geçen Steven Tyler Dream On'la bir kere daha hepimizi mahvetti. Grup Sweet Emotion'la beraber sahneden indi.

Yeryüzü Cehennemi'nden Rock 'n' Roll Cennetine: A'dan Z'ye Hellfest!

Gözünün yaşını silip "Ne var ya, acımadı ki olm" diyerek testosteron seviyesini yeniden yükseltmek isteyen kalabalık bu sefer Carcass konserine aktı. Carcass güzel, Carcass acımasız. Fakat çadırda olmasına rağmen içeride o denli toz vardı ki, belki de bütün gün ciğerimize burnumuza dolmuş tozların da etkisiyle artık nefes alamaz hale geldiğimden ve dahi çok şaşaalı yorgun olduğumdan basın barına geçip biraz oturarak, Avenged Sevenfold'u izlemeye gitmiş arkadaşlarımın dönmesini beklemeye karar verdim (görev aşkı uğruna da olsa, kusuruma bakmayın ama, bu kadar keyiften sonra A.S. izleyip kafamı sıfırlamak istemiyordum). Basın barında beni kötü bir sürpriz bekliyordu. Şöyle ki barı disko yapmışlar. Ama abartmıyorum, öyle hareketli bir iki şarkı çalıyor, bir iki kafası iyi arkadaş da kımıldanıyor gibi değil ortam. Ortalık yıkılıyor resmen. Her türlü saçmalık çalıyor, dalyan gibi Avrupalı metal basını şıkıdım şıkıdım oynuyor. Dertleri nedir onu da anlamadım, Hellfest'e gelmişsin, yanda Carcass çalıyor, Avenged Sevenfold çalıyor, sen gelmiş figürler yapıyorsun orada. Cıvık affedersiniz... Hiç haz etmedim ama bir gün önce Deströyer 666'de sakatlanan bacağım artık ayakta durmama müsaade etmediğinden olan biteni esefle izledim.
 

3. Gün - I'll be seeing you in hell...
Hellfest'in sonuncu günü hayatta belki bir kere bile karşılaşmayı ummadığınız gruplarla doluydu. Bugün ayrıca punk'ın da tadına güzelce bir bakma şansı vardı. İlk durak İsveç'li punk/R'nR grubu The Bones. Güneş yine çok kavurucu olsa da uzaktan izlenemeyecek kadar iyiler ama ne yazık ki bunu bilen az kişi var. Ve hayır, Railroad Track'i çalmadılar ama az ve öz bir kalabalığa tam da beklediklerini verdiler: eğlence, coşku, punk. Yerlerde sürünen komik gitaristleri, cross'a selobantla yapıştırdıkları Cliff'em All yazıları ilen şahsen benim gönlümde daha da büyük bir taht kurdular bu konserden sonra.

Yeryüzü Cehennemi'nden Rock 'n' Roll Cennetine: A'dan Z'ye Hellfest!

Fotoğraf: Daniel Buyle (The Bones)

İkinci durak yine İsveçli bir grup, ancak bu sefer öteki İsveç. Death Metal grubu Unleashed konserine denk gelmesi güç bir grup olduğundan en merak uyandıran isimlerdendi ama yine toz illeti yüzünden gözlerimizi açıp adam akıllı göremedik kendilerini. Bir hafta sonra tekrar görecek olmanın verdiği rahatlıkla (pekala şımarıklık da diyebiliriz) ardından gelen Annihilator'a haksızlık edip "Set the World on Fire" eşliğinde gölgeye taşındım. Allison Hell'i uzaktan duymaya başlayınca biraz pişman olsam da sakat bacağımın sızısına eklenen kalp sızısı esasen son şarkı olarak Human Insecticide'ı çalmalarıyla ortaya çıkıyor.

Testament'tan da hatırlayacağınız Gene Hoglan'ın grubu Dark Angel Darkness Descends'le girdikleri konserlerinde sıcak sanki daha da arttı. Öğrendiğime göre ayarsız hızları ve aksak tempoları nedeniyle zaten zamanında gruba L.A. Caffeine Machine lakabı takılmış... Konser de gerçekten böyle. Son albümü 1991'de çıkmış bir grup, yukarıda verdiğim yaş ortalamalarını da göz önüne aldığınızda bu denli kalabalık topluyorsa bunun da nedeni böyle enerjik bir grup olmaları zaten.

Yeryüzü Cehennemi'nden Rock 'n' Roll Cennetine: A'dan Z'ye Hellfest!

Fotoğraf: Daniel Buyle (Misfits)

Sıra günün "bunu da dünya gözüyle gördüm ya..." gruplarından Misfits'te! Bir solukta otuz şarkı! Bisten önceki ilk yirmi beş şarkıyı bir saniye ara vermeden çalıyor Misfits ve beklentileri karşılamayı bırakın, binlere katlayan bir konser veriyor. Skulls, Dig Up Her Bones, American Psycho, Helena, Die Die My Darling... Ne ararsanız var! O kadar baş döndürücülerdi ki konserin nasıl başlayıp nasıl bittiğini bile anlayamadık, tren çarpmış gibi olduk. Tam da bu yüzden konserin ardından yerimize mıhlanmış kalmışken Jerry Only'nin tüm horror punk'lığıyla sahne kenarına inip fanlara imza dağıttığını farkedince elbette soluğu orada aldım. Uslu uslu sıramı beklerken Jerry'le göz göze gelmemizle ağır çekime geçen dünyam (Gözlerim gözlerine değince, felaketim olurdu, ağlardım Jerry...) elimi tutup gözlerime bakarak şarkı söylemesi, ardından da ben ne olduğunu anlamadan önce elime sonra da yanağıma bir buse konduruvermesiyle dönmeye de başladı... Büyük Don Juan'mış meğerse Jerry. İmzayı da verdikten sonra "I love French Women" deyişine "behhehehe" şeklinde verdiğim nüktedan ve karizmatik yanıtla bir romantizmin daha sonuna adımı altın harflerle yazdığıma eminim.

Artık sıra karanlığın efendilerinde. Işıklar kararıyor, sirenler başlıyor ve Black Sabbath War Pigs'le sahnede! Birleştikten sonra yaptıkları 2013 tarihli albümleri de çok iyi bir albüm olduğundan şarkı listesi hızı kesilmeyen bir girdap gibi. Konser boyu arkalarındaki dev ekrandan devam eden sinevizyon gösterileri ve ışık şovları ortamı gerçekle ötesi arasında bir David Lynch tadına taşırken yine bir "ölsem de gam yemem" hissiyatının pençesine düşmemek mümkün değil. Yan tarafımda 30'lu yaşlarında ve Meksika ya da civarında bir yerlerden olduğunu tahmin ettiğim kızın Black Sabbath şarkısı çalarken önce nazik nazik, ardından hüngür hüngür ağladığını görmem de işte bence bu sebepten. Hastalığın pençesindeki Iommi'nin karizması, Ozzy'nin deliliği her zamanki dozajlarda. Geezer Butler'ın bas solosunun sonuna ilişen N.I.B., hemen ardından gelen Fairies Wear Boots'la çok güzel bütünleşen sinevizyon gösterisi muhteşem. Bill Ward'u kadro dışı bırakmalarına içerlesek de tur için yanlarına aldıkları Ozzy'nin davulcusu Tommy Clufetos iyi bir davulcu. Rat Salad'ın ardından çok uzun ama neşeli bir solo atıyor ve bunu takip eden Iron Man'de ortalık elbette ki dağılıyor. Ardından çok başarılı son albümlerinden God is Dead'e geçen grup Children of the Grave'le sahneden inip bis için geri gelerek Paranoid'le konseri ve festivali bitiriyor. Böylece bizler de bitiyoruz. Heavy Metal'i başlatan grubun festivali bitiren grup olması da sanki biraz ironiye göz kırpmıyor mu?

Velhassıl, Hellfest kadrosuyla da ortamıyla da tadına doyum olmayan bir festival. Her geçen yıl daha da büyümesi de çok haklı bir sebepten: büyüyor çünkü her sene daha da güzelleşiyor. Tek sorun ise gerçekte yaşamak isteyeceğiniz hayatı size bir üç günlüğüne gösterip bitmesi...

Yeryüzü Cehennemi'nden Rock 'n' Roll Cennetine: A'dan Z'ye Hellfest!

(Soldaki zat-ı muhterem, ayağı yara bantlı Delikasap gazisi Bade -ki kendisi gerçek bir Fransız kadını (!) olup işbu yazıyı kaleme alan heavy metal çılgını Dişi Kasaplardandır -Delikasap Yönetim Birimi)

***

 

----------------------------------------------------------------------

Delikasap 13. Yıl Özel Koleksiyon Baskısı çıktı, aldınız mı? Türkiye'nin en eski ve yegane rock 'n' roll hayat tarzı mecmuası Delikasap'ın mecmua-kitabı, tamamı renkli ve kaliteli kağıda basılmış ilk rock ansiklopedisi hüviyetinde ve işbu neşriyat, Hellfest'ten Wacken'a, With Full Force'dan Rockistanbul'a dünya ve Türkiye festivallerinin gelmişini geçmişini analiz eden derinlikli yazılarıyla tüm seçkin kitabevlerinde...

Delikasap Külliyatını hemen edinmek için tıkla: http://www.esenshop.com/detail.aspx?id=74640

Yeryüzü Cehennemi'nden Rock 'n' Roll Cennetine: A'dan Z'ye Hellfest!


 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: