MÜZİK ODASI

Yerli Grupları Destekleyelim... Ama Niye?

Mehmet Ekici - 9 Nisan 2006


Şu son zamanlarda ülkemizden bir çok grubun yeni albümlerle karşımıza çıkmasına şahit oluyoruz. Bu yazıda, Manga, Athena gibi arkasında mali destek sağlayan bir şirket olan gruplardan değil, kendi çabası ve kaynakları ile kendi müziğini üretmeye çalışan gruplardan ve bu grupları tabiri caizse neler "çektiğinden" bahsetmek istiyorum.

Piyasaya yasal kayıt sürmüş olan grupların, bir şekilde emeklerini beğeniye sunduğunu, dinleyicilerin bu emeklerini takdir etmesini beklediğini, ve en iyi senaryoyu düşünürsek sadece müzik yaparak, başka işlerin baskısı altında kalmadan kendi hayatllarını devam ettirebilmek istediklerini düşünebiliriz. Özellikle metal müzikten bahsettiğimizde bu son söylediğim şeyin gerçektende zor gerçekleştirilebilecek bir hayal olduğu açıktır. İşi daha da zor ve gizemli yapan şeyse ticari başarının tam olarak bir formülle ifade edilememesi tabii ki.
İnternet kullanımının ucuzlaması, ve hayatımıza iyice yerleşmesi, download programlarıyla birlikte e-hırsızlığı da yaygınlaştırıyor. İnsanlar bir cdye para vermektense internetten albümleri mp3 formatında indirip dinlemeye yöneliyorlar. Bazı gruplar/şirketler buna tamamen karşı çıkarken bazıları ise bunun kendilerine tanıtım ikmanı sağladığını ve kendilerine zarar vermediğini düşünüyor. Ama işin bir başka noktası ise yurt dışındaki dinleyicilerin (herkesi aynı kefeye koyamayız, genel olarak diyelim) mp3 dosyalarına albüm önizlemesi olarak baktığı,  internetten indirdiği ve beğendiği albümleri alma eğiliminde olduğu. Ülkemizde ise çark tam aksi yöne dönüyor gibi. İnsanlar mp3 albümlerle orijinal cdler arasında hiç fark görmüyor neredeyse. Tecrübeli bir kulağın audio ses ile mp3 arasındaki farkı anlamaması çok zor, ancak ne üzücü ki 48 kbps mp3 albüm dinleyip "albümün soundu çok kötü” diyen insanlara da rastalayabiliyorsunuz.

Bir yabancı cd'nin 25 ytl gibi fiyatlara satıldığı bir yerde herkesin orijinal cd almasını beklemek ancak olaylara gerçekçi olmayan bir bakış açısından yaklaşmakla mümkün olabilir. Ancak yerli gruplarımızın cdleri söz konusu olduğunda bunu bir yana bırakmak gerekiyor bence. Soul Sacrifice, Episode 13, Black Omen ve daha bir çok grup yakın zaman içinde albümlerini yayınladılar. Suicide, Cenotaph gibi zaten yaptığı işin kalitesi olan gruplarımızda var. Bu yazının devamında elimden geldiğnce size bu grupların hangi şartlar altında albümler hazırladıklarından bahsedeceğim, o cd ler bizim önümüzde gelene kadar hangi zoluklara katlandıklarını anlatmaya çalışacağım.

Her şeyin başında, enstrümanları ve elinde parçaları olan ve albüm yapmak isteyen bir grubunuz olduğunu düşünelim. İlk yapmanız gereken şey tabii ki parçalarınızı prova etmek olacak. Bu gün, ne çaldığınızı duyabileceğiniz bir prova stüdyosunun saati en azından 10 ytl, ne kadar iyi bir stüdyoya giderseniz o çalışmanız o kadar verimli olur, hatalarınızı çok daha rahat farkedersiniz. Albüm kaydetmek gibi ciddi bir işten bahsediyorsak haftalarca sürecek, düzenli stüdyo çalışmalarını es geçemeyiz.

Eğer elinde demosu olan bir grup iseniz bu kayıtla plak şirketlerini gezip bir anlaşma yapmayı ve size albüm kaydetmeniz için para vermelerini umabilirsiniz, ama eğer Avrupa ya da Amerikada iseniz. Evet, hiç bir şey imkansız değildir ancak şu an buradaki büyük şirketler metal müzikle pek ilgilenmiyor, ilgilenen şirketlerin ise albüm kaydına yatıracak parası yok. Bu sizin için albümünüzü kendi kaynaklarımızla kaydedeceğiniz anlamına geliyor. Hazırlıklarınızı tamamladıktan sonra bir kayıt stüdyosu arayışına girebilirsiniz. Kaliteli bir kayıt elde edebileceğiniz stüdyolarda kanal kayıtın saati 50 ytl civarındadır, ve stüdyoya göre yukarılara doğru çıkar. Stüdyo seçiminde parası olan kazanır diye bir kural yoktur, en pahalı stüdyoya girecek kaynağınız olabilir. Ancak orada albümünüzü kaydedecek kişi yaptığınız müzik hakkında bir fikre sahip değilse sonuç sadece ağlamanıza sebep olur. Söylemeye çalıştığım şey sorunun sadece para ile çözülmediği, insanı zorlayan bir araştırma, değerlendirme sürecinide gerektirdiği. Aradığımız stüdyoyu bulduğumuzu ve albüm kaydımızı gerçekleştirdiğimizi umalım. Bu bize en azından 1500 – 2000 $ civarında bir fatura getirecektir.

Tamam kaydımızı tamamladık, şimdi herşey hazır diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bir cd nin rafta ilgi çekmesini sağlayan, grubu görsel olarak anlatan, grup elemanlarını dinleyiciye tanıtacak olan öğeler var sırada. Albüm kapağı ile başlayalım, profeysonel biri ile çalışmazsanız artworkünüz sadece komik olmayı başarabilir. Bu da bu işi profesyonel olarak yapan bir tanıdığınız yoksa parası ile yaptıracaksınız demektir. Buarada sadece cdnin ön kapağını değil, iç kapak tasarımını, cd üzerine yapıştırılacak stickerı, afiş ve flyer tasarımlarını da düşünmelisiniz. Kapağın içinde en azından bir grup fotoğrafı koymak ta adettendir bildiğiniz üzere. Okul için çektirilen vesikalık fotoğrafların cd içinde hoş durmayacağı konsunda hemfikir isek öncelikle size bir fotoğrafçı gerekli, bu işin eğitimini almış ya da daha önce profesyonel işler yapmış biri ile çalışmak ölümcül derecede önemlidir. Fotoğrafçıyı bulduktan sonra sağlamanız gerekenler çekimler için kıyafet ve mekan olacaktır. Şanslı iseniz zaten elinizde olan kıyafet ve mekanları, arkadaşınız olan fotoğrafçıyı kullanabilirsiniz, değilseniz bunlarda para demek.

Ülkemizde anlaşma yapacağınız şirketler size bu görsel konularda belki yardımcı olabilecekse de – doğru kişiler tanışmanızı sağlamak gibi - bunlar için size fon sağlayamayacaktır.

Bir şirket bulamadıysanız ve albümü kendiniz piyasaya sürmek istiyorsanız bu kapağı matbaada kendiniz bastıracaksınız demektir. Bazı durumlarda şirketinizde bu masrafı üzerinize yıkabilir ayrıca. Matbaa masrafı tamamen kapak kitapçığının kaç yaprak olacağına, kaç renk kullanıldığına, istediğiniz kağıdın kalitesine ve sayıya bağlıdır. Milyarları gözden çıkarmak demektir bu. Bu işi hallettikten sonra, cdleri çoğaltmanız gerekir. Kendi cd-writer'ınızda çekeceğiniz yeşil renkli cdlerin albümünüzü alan kişilerde çok hoş duygular yaratmayacağını düşünüyorsanız sizde, çoğaltma işini yapan birilerine başvurmalısınız, ayrıca bu arada cdlerin üzerine birer sticker da yapıştırılmalı. Matbaa kadar pahalı bir iştir bu da.

Bu noktaya kadar gelebildiyseniz, tüm bağlantılarınızı kullanıp albümünüzü olabildiğince çok müzik markete göndermeden önce yapmanız gereken bir kaç iş daha var. Eğer yasal bir albüm olacaksa bu – aksi takdirde satamazsınız! – Kültür Bakanlığı tarfından onaylanması gerekir albümün ve size bandrol verilecektir bu onaydan sonra. Bunun yanında eğer başkalarının şarkılarınızı çalmamasını istiyorsanız biraz daha uğraşmanız ve şarkıların sizin olduğuna dair belgeler edinmeniz gerekir, yani para harcamanız gerekir.

Bu işi en kısa haliyle bu şekilde özetleyebilirim sanırım. Şimdi, bunları anlattıktan sonra beni ve yerli gruplarımızı daha iyi anlayacağınızı umuyorum. Bu kadar emek sarfedip kendi çabasını bize ulaştırmaya çalışan gruplarımızın mp3lerini dinlemek ya da korsan cdlerini edinmek sizce ne kadar haklı bir davranış? Hangi ekonomik durumda olursanız olun, yemek parasından bile kısarak bir yerli cd alabilirsiniz. Soul Sacrifice'ın yeni albümü önümde şu an ve baktığımda tasarım, şarkılar ve sound olarak yurtdışındaki rakiplerinden hiç bir eksiği olmayan bir çalışma görüyorum. Bu insanlar bu kadar profesyonel düşünüyorsa cdlerinin satın alınmasınıda hakediyorlar bence.

Geçmiş sayılarda United Guttural Records ile anlaşmalı olan Cenotaph ile yaptığım röportajı okuyanlar hatırlayacaktır. Grubun vokalisti Batu burada satılacak cdleri kendisi alıp yerli cd fiyatına satılsın diye Türkiye'de lisanslamıştır. Sanki bizde gruplar metal kitlesi için herşeyi düşüniyor ama metal dinleyicisi bunun farkında olmaktan çok uzak gibi görünüyor.
Yıllardır ortada dolaşan bir "destek" kelimesi vardır. Eğer bir grubun yaptığı müzik hoşunuza gidiyorsa albümünü alın, konserlerinde onları yalnız bırakmayın, sizin gibi yapanlar arttıkça o gruplarda istedikleri yere gelecektir. Desteğin fazlasına gerek yok. İnanın! Bu yeter...


Mehmet EKİCİ

Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: