MÜZİK ODASI

Yeni Melek'te Enerji Patlaması!!!

Sadi Tirak - 31 Aralık 2005


23 Mart 2005 İstanbul
Taksim, Yeni Melek Gösteri Merkezi
SEPULTURA Konseri

1 Haziran 2003 tarihinin unutulmazlığını tatmak duygusuydu belki de konser öncesi bizdeki heyecana en çok sebebiyet veren. Bu müzik adına tam 20 yıldır birçok başarıya imza atmış ve dünya çapında saygı değer bir konuma ulaşmış olan Sepultura'nın ilk konseriydi bu topraklardaki ve tek kelimeyle 'unutulmaz'dı. Zira o konserle Sepultura'nın ne kadar güçlü olduğuna birebir şahit olmuş ve yine o konserle Derrick Green'in müthiş sahne hâkimiyetine tanık olmuştuk.


2003 çıkışlı "Roorback” adlı albümlerinin ardından iki yıldır belirli aralıklarla turneye çıkmaya devam eden Sepultura; Türkiye'de verdiği ikinci konserinde, Yeni Melek'i 'tıklım tıklım' dolduran kalabalığa eğlencenin, headbang'in, pogo'nun, heyecanın, adrenalin akışının ve saf coşkunun tavan yaptığı fakat konser olgusunun olmazsa olmazlarından 'ses' unsurunun taban yaptığı bir şov sundu. Grubun iki yıl önceki Maslak, Venue konserinde 668 biletli olmasına rağmen, gerek akıllı reklâm uygulamaları gerekse de bilet fiyatının böyle bir organizasyon için 'olağanüstü' ucuz tutulması sayesinde o gece Yeni Melek'te 2000'i biletli toplam 2115 kişi vardı! Zaten sadece bu bile gecenin ne kadar sıcak ve coşkulu geçtiğini anlatmakta kullanılabilecek bir ifadedir başlı başına.


Mekâna vardığımızda saatler 19.00'u gösteriyordu ve Yeni Melek'in önünde oluşmuş olan olabildiğince uzun 'simsiyah' kuyruk, iki sene önceki ilk Sepultura konserinden çok daha kalabalık bir şov izleyeceğimizin ilk işaretiydi. Yarım saatlik bir bekleyişin ardından kapılar açıldı ve salonun ilk iki katı hemen hemen tamamen doldu. Bizlerde ise Yeni Melek gibi bir mekânda, böylesine büyük bir grubu, bu kadar coşkulu bir kalabalıkla izleyecek olmanın heyecanı çoktan üst seviyelere tırmanmıştı bile.


Saat 20.00'ye doğru günün ilk grubu Lucy Fear sahnedeki yerini almıştı. Bir zamanlar bu ülkedeki en aktif Metal gruplarından olan ve bu ülkede çıkarılmış en iyi Metal albümlerinden birine ("Suffer Hits") imza atmış Antisilence grubunun beyni Erdem Çapar'ın son model projesi Lucy Fear; Punk Metal çizgisinde son derece enerjik bir müzik grubu. Bunu henüz ilk konserlerinde -Erdem dışındaki elemanlar sahnede biraz tutuk olsalar da- göstermeyi başardılar. Fakat ne yazık ki sadece 'göstermekle' kaldılar diyebiliriz. Zira Lucy Fear sahnedeyken ses sistemi neredeyse yarı potansiyelde çalışıyor gibiydi. Erdem'in o çok özlediğimiz hareketli sahne hâkimiyetiyle seyircileri coşturmaya başlayan grup; "Suicide Trip", "Everlasting", "Save Me" ve "Is This The World We Cremated" adlı şarkılarının yanı sıra "Somebody Call Me A Starship" ve "Kesme Sesini" ile de eski Antisilence dönemlerine göndermede bulunurlarken, bizler de günün ilk 'ses telleri kontrolleri'ni yapıyorduk böylece. 20 dk. gibi kısa bir süre sahnede kalan Lucy Fear bu 'tadımlık' şovuyla bile, bundan sonraki konserleri kaçırılmaması gereken gruplardan biri olduğunu hissettirdi. Erdem ve yeni yol arkadaşlarına Lucy Fear ile başarılı ve bol eğlenceli bir müzikal kariyer diliyoruz.


Lucy Fear'ın sahneden inmesinin ardından başlayan hazırlıklar False In Truth içindi. Grubu bilenler arasında 'albümsüz efsane' olarak da adlandırılan F.I.T., 10 yıllık geçmişinde o gün ilk defa böylesine güzel bir sahnede ve böylesine kalabalık bir kitle önünde çalacaktı. Bizler gibi grubu defalarca izlemiş olanlar için pek olmasa da, grubu o gün ilk defa izleyecek/dinleyecek olan çoğunluğun oldukça merak ettiği bu performanstan F.I.T., alnının akıyla çıkmayı başarmıştı.


Metal âlemlerimizin sayılı gitaristlerinden Fırat Öz gibi bir yeteneğe ve Toygar Naiboğlu gibi 'insanüstü' bir sese sahip grup; "Deathwish", "Death Side Story", "Never Again", "Faction", "Puppets In The Sand" ve son olarak da "Death Squad" şarkılarıyla, Sepultura öncesi seyirciyi olabildiğince coşturdu. Son birkaç şarkı arasında ufak bir gruptan 'Sepultura, Sepultura' sesleri duyulduysa da, hem bu sesleri çıkaranların çevrelerindekiler tarafından gerekli cevabı almaları hem de grubun vokalisti Toygar'ın artık aşinası olduğumuz rahat sahne tavırlarıyla, bu olumsuzluk -neyse ki- çabuk giderildi.
Sahnede ön plana çıkan Adil(bass) ve Toygar'ın önderliğinde oldukça 'sağlam' bir sahne duruşu görüntüsü veren grupta, sağ ve sol köşelerde ise olayın 'full time headbang' kısmını üstlenmiş olan gitaristler Fırat ve Alper de 'bu grubun neden hastası olduğumuz gruplar arasında olduğunu' açıklıyorlardı adeta. Gözlerimizi yaşartan bir sahne sunumu gerçekleştirdiği için False In Truth'a bir kez daha teşekkürlerimizi sunuyoruz.
F.I.T. sahneden indikten sonra ise, Yeni Melek'in üç katını da doldurmuş olan hemen herkes biran önce Sepultura'nın sahne almasını istiyordu. Tüm salonda yankılanan 'Sepultura, Sepultura' sesleri de bunu kanıtlar nitelikteydi. Bu sırada hoparlörlerden yükselen "Fear Of The Dark", "Enter Sandman", "Du Hast", "Kings Of Metal", "Metal Heart" ve "Poison" gibi coşturucu parçalar kelimenin tam anlamıyla salonda 'bomba' etkisi yaratmıştı. Özellikle ilk üç şarkıda seyircilerin yarattıkları coşku anlatılır cinsten değil. Tüm günün seyirci bakımından en hareketli ve gürültülü dakikalarıydı şaşırtıcı bir şekilde. Hatta o kadar ki, eğer böyle gidilirse kimsede Sepultura'ya eşlik edecek hâl kalmayacak dediğimizi hatırlıyorum.

Böylesine 'bol gürültülü ve eğlenceli' dakikaların ardından dj'in (belki de seyircinin gücünü Sepultura'ya saklamasını sağlamak adına) birbiri ardına çaldığı Limp Bizkit, Linkin Park, Evanescene, Radiohead ve Cranberries şarkıları, bu sefer de yüzlerce kişinin aynı anda ıslıklamasına, yuhalamasına ve bir müddet sonra da 'oturma eylemi(!)' başlatmasına sebep olmuştu.


İşte tüm bu inişli-çıkışlı anların ve havasızlık ile kalabalık miktarının gitgide arttığı 1,5 saatin sonunda, saatler 22.40'ı gösterdiğinde Sepultura nihayet, büyüleyici ışık tonlarıyla parlayan sahnedeki yerini almıştı. Üstelik tıpkı ilk konserde olduğu gibi 'dayanılmaz' bir slamdive-pogo-headbang karmaşası içinde!!! İşte yine karşımızdaydı sert tınıların 4 sert ismi!


Baştan sonra capcanlı, 'sarsıcı' ve olabildiğince etkileyici bir performanstı kesinlikle. Fakat bu unutulmaz gecede bir eksiklik de vardı. 'Konser' olgusunun en önemli özelliklerinden biri olan 'yüksek ses' yoktu bu konserde. Kolonlardan çıkan ses Sepultura'nın sahne süresi boyunca hiç tatmin edici yüksekliğe ulaşamadı. Ön taraftakilerin hem sahneye yakınlıktan hem de dur durak bilmeyen pogo + headbang olaylarından pek fark etmediği bu hadise, özellikle arka tarafta ve balkonlarda olanları etkilemişti. Oradakiler neredeyse şarkı aralarında Derrick Green'in konuşmalarını dahi duyamadıklarından bahsediyorlardı konser sonrasında.

İşitsel olarak seyirciyi tatmin edemeyen grupta görsel açıdan ise her konserlerinde olduğu gibi bir coşku yaşanıyordu. Grupta sahnenin yükünü çeken yine iki isim vardı: Andreas Kisser ve tabii ki dev cüsseli vokalist Derrick Green Andreas'ı izlerken bir Rock/Metal dinleyicisinin kendisini sorgulaması gerekebilir 'Acaba ben mi çok sakinim?' diye. Yaklaşık 20 yıldır olduğu gibi hâlâ çok 'sıkı' bir Metal manyağı bu adam! Bir diğer sahne lideri Derrick Green'e ise ayrı bir paragraf açmak lazım.


İlk konserde nefeslerimizi kesen ve birçoklarının da 'Max, Max' diye sayıklamasına son veren bu dev siyahî, yine son derece enerjik bir performans sergiledi. İlk konserde saçları omuzlarından biraz aşağıda olan Green'in, Yeni Melek'in bol ışıklı ve rengârenk sahnesinde havalarda uçuşan saçları boyunun yarısı kadardı diyebilirim. Eline gitarı aldığında, normal bir insanın oyuncak bir gitarı kavradığı gibi o 'bol stickerlı' gitarını kavrayan Green, belki o güçlü sesi daha net duyulsaydı çok daha etkileyici bir performans sergilemiş olacaktı fakat bu kadarı bile mekânı dolduranların çoğunu insanı tatmin etmiş olmalı!


Grubun diğer iki isminden biri olan Cavalera kardeşlerden daha tombul olanı ve hâlâ 'kendi çocuğu gibi gördüğü grubuyla' maceraya devam eden Igor da, ses sisteminin kurbanlarından biriydi. Devasal davul setinin arkasında oldukça hareketli görünen Igor, maalesef çıkardığı sesi salona yeterince ulaştıramadı. Sesini duyuramayan bir diğer eleman ise 'sessizlik abidesi' Paulo Jr.'dı. İlk konserde olduğu gibi yine hiç konuşmadı, yine yüzünü dahi pek göremedik ve yine kafası öne eğik, durgun bir şekilde noktaladı performansını. Akıllarımıza 'Acaba Paulo'ya bir şey oldu da grup 'figüran' mı kullanıyor?' soruları da gelmedi değil doğrusu :)

Grubun 'eskiler' ağırlıklı playlist'inde özellikle "Arise", "Necromanger", "Beneath The Remains", "Biotech Is Godzilla", "Troops Of Doom", "Desperate Cry", "Dead Embryonic Cells", "Propaganda", "Refuse-Resist", "Territory" ve kapanış parçası "Roots Bloody Roots" seyirciyi en çok coşturan şarkılar olurken; "Choke", "Nomad", U2 cover'ı "Bullet The Blue Sky" ve "Come Back Alive" gibi şarkılar da ses miktarının doyurucu olmamasından dolayı güme gitti. Bu şarkılarda vokal sesi duymak hemen hemen imkânsızdı.


Yaklaşık 2,5 saatlik yorucu ve bir o kadar da 'sarsıcı' bir gösterinin ardından uzun süren alkış, ıslık ve çığlık sesleri arasında Sepultura sahneden inerken, ne kimsede grubu yeniden çağırabilecek ses kalmıştı ne de doğru dürüst nefes alabilmeyi sağlayacak efor!


Sonuç itibariyle gelmeyenlerin 'kesinlikle' çok şey kaçırdığı unutulmaz bir geceydi. Böylesine güzel ve başarılı bir organizasyonun altından tıpkı Adler's Appetite, LA Guns ve Sebastian Bach konserlerinde olduğu gibi başarıyla kalkan Bronx Productions'ı kutluyor, başta Özgür Sevinç ve Siyabend Süvari olmak üzere organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.


Fotoğraflar: Tayfun Özakıncı, Gökçe Pehlivanoğlu




Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: