MÜZİK ODASI

Wolverine'nin Hüznü...

Taylan Bilgiç - 30 Nisan 2006

Kutupların boyun eğmez hayvanı, özgürlük tutkusunun simgesi wolverine, İsveçli Death Metal grubu Entombed'un aynı adlı albümüne konu olmuştu. Ama Death Metal, en sancılı döneminde piyasanın oyuncağı haline gelirken, Wolverine'in de başına gelmeyen kalmadı!

Wolverine'i bilir misiniz? Kuzey kutbunda yaşayan bu nadir hayvan, zoologların hep ilgisini çekmiştir; ama "denk gelmesi" pek kolay olmadığından hakkında fazla şey bilinmez. Ernest Thomspon Seton, bilmeyenler için şöyle anlatmış: "Bir gelincik düşünün. Pek çoğumuz bu küçük yıkım şeytanını, bu küçük ama merhametsiz cesaret timsalini biliriz: O; kıyımın, uykusuzluğun, yorulmak nedir bilmezliğin sembolüdür. Bu şeytani öfke yumurcağını düşünün. Şimdi onu 50 ile çarpın. İşte wolverine böyle bir şeydir." Sıradışı kuvveti ve acımasızlığıyla bilinen wolverine, gelincik familyasının en iri üyesidir. Kuzey kutbuna yakın bölgeleri mesken tutan İnuit yerlileri tarafından, en kurnaz hayvan olarak adlandırılır. Gerçekten de wolverine; ne zaman harekete geçeceğini, ne zaman geri çekileceğini, hangi duruma ne tepki vereceğini, ne zaman "görünmez" olması gerektiğini çok iyi bilir. Fena avcı değildir; ama leş yiyiciliği daha baskın gelir.


Kutupların acımasızlığında, bulabildiği herşeyi değerlendirir. Yiyecek bulmak için bir günde 65 kilometre gezdiği görülmüştür. Bir yetişkin wolverine'in hakimiyet alanı, 1500 kilometrekareye kadar çıkabilir. En fazla otuz kilo ağırlıkta, yaklaşık bir metre boyundaki bu hayvanın gücünü anlamak için, geyik öldürdüklerine tanık olunduğunu söylemek yeterli olur. Dahası; kutup ayılarından veya kurt sürülerinden av bile çalarlar. Yalnız yaşarlar; tek eşlidirler. Değerli kürkü nedeniyle soyu tehlikede olan wolverine; Alaska, Kuzey Kanada, Sibirya ve İskandinavya'da bulunur.


Bir "hayatta kalma uzmanı" olan wolverine'in, efsaneler için biçilmiş kaftan olduğu tahmin edilebilir. Yerli mitolojisinde wolverine kurnaz bir kahramandır, aynı zamanda ruhlar dünyasına geçişin bağlantısıdır. Inuit mitolojisinde onunla ilgili sayısız efsane bulunur. Araştırmacılar, bu efsanelerden birinde betimlenen "kurnaz wolverine"i şöyle anlatıyor: "Kurnazdır; aynı zamanda hem yaratıcı, hem yok edici, hem verici, hem yadsıyıcıdır. Başkalarını aldatır ama o da daima aldanır. Hiçbir şeyi bilinçli olarak istemez. Zaman zaman, üzerinde hiçbir denetimi olmadığı güdülerle hareket eder. Ne iyilik ne kötülük bilir, ama ikisinden de sorumludur. Ne ahlaki, ne toplumsal hiçbir değeri yoktur; tutku ve iştahının insafına kalmıştır. Ama yine de bütün değerler, onun edimleri ile var olur." (Radin, 1956)

Kutupların asi hayvanı wolverine.


ENTOMBED PAZARA AÇILIYOR!

Wolverine'e atfedilen "yalnızlık", "başına buyrukluk", "her şart altında ayakta kalma", "sıradışı kuvvet", "bilinen değerleri tanımama" veya "gizem" gibi özellikler, sadece İnuit yerlilerinin veya araştırmacıların dikkatini çekmedi elbette. Seksenlerin sonunda, "ikinci dalga" death metalin Avrupa'daki öncü ismi Entombed, bir dizi başarılı çalışmaya imza attıktan sonra, 1993 tarihli "Wolverine Blues" ile "piyasaya" açılacaktı.


Ama İsveçli grubun bu albümle birlikte başına gelenler, "müzik piyasası"nın ne wolverine, ne de ölümü takmadığını, genç müzisyenlerin sırtından "maksimum kâr"ı elde etmek için onların yaratıcılığının üzerinde tepinmekten çekinmediğini gösterecekti.


Wolverine Blues, Entombed'un "ana piyasa" olarak görülen ABD'de "keşfedildiği" dönemin hemen ardından çıkardığı ilk albümdü. Entombed, albümden önce, bir death metal grubu için "rüya" sayılacak bir şeyi gerçekleştirmiş, Earache üzerinden Columbia/Sony'ye bağlanmıştı. Sadece Entombed değil elbette; "yeraltında kopan fırtına"ya kulak kabartan Columbia ve Geffen gibi şirketler, Earache gibi bu gruplarla tecrübesi olan küçük firmaları toptan kendilerine bağlamaktaydılar. Carcass, Deicide, Morbid Angel ve hatta Napalm Death: Daha önce bu müzikten para kazandıklarını rüyalarında görseler inanmayacak olan gruplar, bu "ekstrem" tarz için rekor nitelikteki sözleşmelere imza atıyor, en "kaliteli" prodüktörlere veriliyor, en "cilalı" stüdyolarda, onbinlerce dolar bütçelerle albüm yapmaya gönderiliyorlardı. Death metal "şımartılma" dönemine girmişti!


KAFESE KONULURSA...

Ama konuyu fazla dağıtmayalım. Entombed, Wolverine Blues'da, tahmin edileceği gibi wolverine'in asaletini anlatır: "İnsanlardan nefret eden bir türüm ben / açlığım dindirilemez / Korkusuz / ve tatlı etine aç / iştahım bir savaş gibi / ve hep daha çok isterim / Saldırgan memeli / Çağrım kandır benim / Darbe darbe üstüne / En tehlikelisi benim."

Wolverine Blues, bu kutup yalnızının "kafese konulduğunda öleceğinden" de bahseder. Bu tanım, ilerleyen günlerde hem Entombed, hem genel olarak o dönem death metali için epey ironik olacaktır!


Davulcu Nicke Andersson, bestesine katkıda bulunduğu bu parçanın ilhamını, kendini wolverine ile özdeşleştiren bir katili anlatan James Ellroy imzalı bir romandan aldıklarını anlatıyor. Ancak Columbia'nın pazarlama ekibi, ne parçanın sözlerine, ne romana bakarlar. Onlar, "wolverine" kelimesine takmışlardır ve akıllarına gelen tek şey, Marvel Comics'in aynı adlı çizgi roman karakteri olur.


Çizgi roman aleminin klas karakteri "wolverine" Entombed'u satmak için iyi bir araçtır! Pazarlamacılar, gruba tek kelime bile söylemeden, Marvel ile temasa geçerler. Amaç, albüm ile Wolverine karakteri arasında "resmi bir bağlantı" kurmaktır. Marvel epey cömert davranır: Albümün ilk baskısının kapağında Wolverine karakterinin kullanılmasına izin verir. Sadece o da değil; karakterin, "Wolverine Blues" parçasına çekilecek klipte kullanılması da mümkün olacaktır.


Grubun olanlardan haberi, işlemler bittikten sonra olur. Andersson şöyle diyor: "Üzerimizden tank geçmiş gibiydi. Hiçbir şey söyleyemedik. Sony, albümün adını görür görmez 'Ah, Wolverine! Marvel!' demiş. Hiçbirimiz o çizgi romanı okumamıştık bile. Ama onların elinde bu büyük pazarlama fikri vardı. 'Gerçekten iyi bir fikir olduğuna emin misiniz?' diye sorabildik sadece." (Choosing Death, Albert Mudrian, sf. 191)


Wolverine Blues; ilettiği fikirle hiçbir alakası olmayan bir albüm tanıtım kampanyası ve Amerikan tarzı "parodi" bir kliple dinleyici karşısına çıkar. 1993 sonu/1994 başlarındaki bu çıkış, aynı zamanda, death metalin "piyasa" tarafından keşfedilmesinden sonra çıkan ilk önemli albümdür. Ardından, Carcass'ın 'Heartwork'ü gelir.

Wolverine Blues klibinin ana teması, Marvel çizgiroman karakteri Wolverine idi.


SATIŞ FİYASKOSU

İki albüm de, grupların "kök" hayranlarını epey öfkelendirir. Wolverine Blues, "piyasa kulağı"na hâlâ çok uzak olsa da, grubun punk köklerine daha yakın, orta tempolu bir "groove death" albümüdür. Death gruplarının arkalarında hiçbir destek olmadan, uyduruk stüdyolarda üç beş günde tamamladığı albümlerin binlerce, hatta onbinlerce albüm satmasından sonra birçok grubu bünyesine katan Sony,Wolverine Blues'dan çok şey beklemektedir. Öyle ya; yetenekli ve kendi hayran kitlesini yaratmış, adı kulaktan kulağa dolaşan bir grup, arkasına dev bir şirketin desteğini alınca çok satmaz da ne olur?


Ama sonuç hiç de beklenildiği gibi olmaz. Wolverine Blues, çıkmasından iki yıl sonra dahi, 40 bin bariyerini aşamamıştır. Oysa Sony, 100 bin satış beklemektedir. Carcass ve Napalm Death için de durum aynıdır. Aslında hiç de fena bir albüm olmayan "Wolverine Blues"un, grubun önceki tarzından radikal bir kopuşu ifade ettiğini herkes kabul ediyor.


Burada soru, bu kopuşun grubun kendi iç dinamikleri ve gelişiminin doğal bir sonucu olup olmadığı. Entombed elemanları, "Anlaşma imzalamadan önce albümü aşağı yukarı hazırlamıştık zaten" diyerek, samimi olduklarını söylüyorlar. Ama tanıklar, Columbia yöneticisi Jim Welch'in, hem Entombed, hem Carcass'a "radyoda çalınabilecek" bir parça yapmaları yönünde baskı yaptıklarını ifade etmekte (age, sf.192)


Görünen o ki, "wolverine" soytarılıkları hem grubun "ana kitlesini" soğuttu, hem de "yeni kitle" edinmelerini engelledi. Entombed'un sözleşmesi iptal edildi. Grup, East/West ile 1996'da kötü bir anlaşma imzalamak zorunda kaldı. Bir yıl sonra, İngiliz şirketi Music For Nations'a geçildi. Grubun üzerinde biriken kara bulutlar, kurucu eleman Nicke Andersson'un pes etmesine yol açtı. '97'de Entombed defterini kapatan Andersson, The Hellacopters adlı garaj rock grubuyla farklı bir kulvara geçti.


JO'YA KULAK VER!

Doksanların başında dünyaya meydan okuyan death metal gruplarının hemen tamamı, benzer sorunlar yaşadılar. Dinleyicide death metalin "ticarileşmeye başladığı" hissi giderek pekişirken efsane gruplar gözden düşüyor, bu arada gözler ve kulaklar yavaş yavaş, "gerçek yeraltı" iddiasıyla ortaya çıkan yepyeni bir türe, black metal'e dönüyordu.


Ne ilginçtir ki black metalin ticarileşmesi, Wolverine'i mumla aratan tuhaflıklarla ve çok daha derinden gerçekleşecekti...


"O günlerden geriye dimdik ayakta kalan tek bir grup söyle" derseniz, tereddütsüz, Napalm Death diyeceğim. Ağır piyasa baskısı altında Ekim 1993'te stüdyoya girip, ancak Mayıs 1994'te, "Fear, Emptiness, Despair" adlı "en ticari albümünü" çıkaran ekip, bütün piyasadan öcünü 6 yıl sonra, "Enemy of The Music Business" (Müzik Piyasasının Düşmanı) ile alacaktı. Napalm Death, tavizsiz bir biçimde yoluna devam ediyor.


O günlerden bugüne bir de, death metal aleminin "en delikanlı basçısı" olan Jo Bench'in (Bolt Thrower) söyledikleri kalıyor: "Earache'in Columbia yönetimine geçmesinin Earache için ölüm öpücüğü olduğunu düşünmüştük. Bu işin bir parçası olmadığımız için mutluyduk. Büyük şirketler bir tarza daldığında genelde onu öldürüp çıkarlar. Ama Bolt Thrower'ı sürükleyemediler." (age, sf. 190)






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: