MÜZİK ODASI

Wacken Open Air Festival 2005

Adil Akbay - 29 Ekim 2005


4-8 Ağustos 2005 Almanya

Wacken, Hamburg

WACKEN OPEN AIR FESTIVAL

1 yıl boyunca nerdeyse beynimi yıkayan ve belki de hayatımdaki en önemli olaylardan birini yaşamama ve böyle bir kapıyı açmama neden olan Elif'e de ne desem yetmez biliyorum ama seneye normal camping alanında kalacağız başlarım V.I.P.'sine demekle yetiniyorum.
Hamburg havaalanına indiğimde ve ortalıkta otobüs bekleyen metalci tayfayı gördüğümde olayın başladığını fark ettim. Festivalde izlediğim gruplar kadar anlatmak istediğim en önemli şey insanların böyle bir festivale giderken büründükleri ruh hali. Genel yaşantıları ve birbirlerine bakış açıları hep böyle mi bilemem ama festival alanına gidene kadar ve festival boyunca gördüklerim büyük ölçüde öyle olduğunu düşündürdü.
Öncelikle en baskın mantık festivale giden herkesin ortak bir bakış açısına sahip olduğu ve bunun da oradaki  herkesin nereden gelirse gelsin, aynı dili konuşsun ya da konuşmasın arkadaş olduğu üzerine kurulu ki örneklemek gerekirse tek başıma tren beklerken neredeyse fırça yedim 15 kişilik bir Alman ekipten "neden burada tek başına bekliyorsun, gelip bizle içsene aynı yere gidiyoruz" diye.

Festival alanına ulaşıp yerleşme işlemini tamamladıktan sonra ne oluyor burada bakalım diye dolaşmaya başladığımızda da ortamdaki pozitif enerji gerçekten etkileyici şekilde kendini gösteriyordu. Rock ve Metal türlerinin hemen hemen hepsini dinleyen (en eksrem tarza sahip olanlar da dahil) herkesin birbirine duyduğu ve gösterdiği saygıyı maalesef biz burada bir avuç insan birbirimize göstermeyi öğrenemedik. Sahnede çalan gruba tarzla alakası olmasa bile saygısızlık edilmediğini, sonra çıkacak grubu beklediği halde o anda çalan gruba en ufak bir laf edilmediğini görmek herhalde buradaki seyirci için çok uzak bir kavram olsa gerek ki ben de böyle bir şeyle karşılaşamamanın şokunu yaşamadım desem yalan olur.

İlk gün yolda geçen onca zaman ve yerleşmenin yorgunluğu ile ilk grupları kaçırmak zorunda kaldım. Bir ara Candlemass'i dinlemeye çalışsam da çok fazla bir şey anlayamadım.

Daha sonra yeni neslin hastası olduğu birkaç grubun elemanlarının yan projesi olan Bloodbath Black Stage'de sahneye çıktı. Elemanların hepsi sahnede gayet profesyoneldiler ki kendi gruplarında bu kadar hareketli değiller sahnede. Seyircinin de olumlu tepkisini alan grup 40 dk. kadar sahnede kaldı. Bu arada grubun sahne imajı tam anlamıyla grubun adını yansıtıyordu kan banyosundan nasibini almıştı herkes.

Bloodbath'ten sonra True Metal Stage'de Metal Church vardı. Grubun albümlerini dinlemeyeli uzun zaman olmuştu. Çağlan'ın verdiği gazlarla gitmeden dinledim ki "When Children Pray" gibi bir klasiğe eşlik edebileyim. Çağlan'ın anlattığı Almanya konserinden sonra (çok az seyirciye çalmışlar) herhalde Wacken'daki seyircinin tepkisi grubun keyfini epeyce yerine getirmiştir.

Ve Metal Church'un sonlarına doğru yan sahnenin önündeki yerimi almıştım çünkü belki de festival line up'ında görüp de en çok heyecanlandığım gruba gelmişti sıra.

Obituary Grup çok kısa bir line checkten sonra yeni albümün giriş parçası "Redneck Stomp" ile başladı. Parça enstrümantal olduğu için John baba parça boyunca ortalıkta görünmedi ama parçanın bitişine doğru klasik hareketleriyle sahnenin bir sağına bir soluna yürüyerek geldi ve asıl şov başladı. Yeni albümden bir kaç parça çaldıktan sonra John babanın efsane gırtlağından "Thretaning Skies" anonsu geldiğinde kendimi kaybettiğimi ve pogonun tam ortasına girdiğimi hatırlıyorum ama gerisi çok fazla net değil. Bu arada hayatımda gördüğüm en sıkı pogolardan biriydi ama herkes birbirini korumaya çalışıyordu. Benzer bir pogoda herhalde burada en az 3 kavga çıkardı. Neyse konserin başında beride seyircinin her parça arasında bağırdığı "Slowly We Rot" girdiğinde herkes konserin zirve noktasındaydı ama babalar bunu son parça olarak çaldılar ve gittiler. Geride binlerce sırılsıklam olmuş ama sahne önünü terk etmeyen fanlar kalmıştı. Gene de bis'e gelmediler daha doğrusu gelemediler çünkü diğer sahnede Edguy başlamak üzereydi.

Edguy yağmurdan kaynaklı trafik sıkışıklığı yüzünden helikopterle geldi ve sahneye belki de geç çıkan tek gruptu(5 dk.) Tarzla ilgilenmediğim  ve parçaları da bilmediğim için arka taraftan seyretmeyi tercih ettim grubu.
Ama bu kadar çok seveni olduğunu da tahmin edemezdim. Özellikle vokalistlerine hatunların ilgisi inanılmazdı ki eleman da sahnedeki duruşu, seyirciyle olan diyalogu ile hak etmiyor değildi bu ilgiyi. Bir ara eleman sahnenin her iki tarafından da sahnenin tepesine tırmandı ki o yağmurda deli cesareti denilecek türden bir şeydi yaptığı ama seyircinin çok büyük tepkisini aldı (in oradan ayyyyy düşecek çocuk ya şeklinde tabii)

Yeni albümleri ile ciddi bir çıkış yapan ve bayan vokalli gruplar arasında zirveye yavaş yavaş çıktığını düşündüğüm Within Temptation'a sıra gelmişti ve sahne gerçekten şova uygun bir hale getirilmişti.  Metrelerce büyülüklükte sütünler ve melek heykelleri sahnedeki grubun muziği için etkileyici bir background oluşturmuştu. Grubun hatun vokali her şeyi ile 4/4 lük bir şov sundu. Vokal performansından sahnedeki hareketlerine seyirci ile olan diyaloguna kadar Tabii izlediğim 3 parçalık kısımda sonradan bir sıçış olduysa ben sorumluluk almam. Neden 3 parçalık kısım diyecekseniz eğer; bir sonraki grup Machine Head'di ve üzerimdeki t-shirt sırılsıklam durumdaydı  desem yeterli olur herhalde.

Çadıra gidip kurulandıktan sonra koştura koştura Machine Head'e yetiştik ki tam sahneye çıkmaya hazırlanıyorlardı.
Ben grubu seyretmek istiyordum. Sahneden bir an bile gözümü ayırmadan şovun her anını görmek, hayatımın geri kalanı boyunca da hatırlamak istiyordum ama ilk parçanın sonunda anladım ki bu adam böyle konuşmaya devam eder ve sahnedeki şov böyle devam ederse büyük bir bölümü kafa sallarken ya da pogoda yer alarak kaçıracaktım. İkinci parçada da biraz kendime hakim oldum ama bir anda "The Sweat The Blood And The Beers" diye bir anons gelince sahneden, ben de girdim kalabalığın içine ve konserin sonunda zor çıktım.
Bu arada benim bugüne kadar seyrettiğim tüm konserler ki bunlara sadece İstanbul'da gittiklerim değil seyrettiğim DVD'ler de dahil olmak üzere ilk 3'e girecek bir performans sergilediler. Rob'un seyirciyle olan diyalogu, şarkı aralarında yaptığı konuşmalar ve sahnedeki performansı inanılmazdı. Seyirci de hakkını verdi gerçekten. Old school altyapılı bir festivalde Machine Head'in headliner olması ve böyle bir tepki alması da gerçekten önemli bir olay.

Bu arada Rob birara şimdi birkaç cover çalacağız dedi ve ne girdi??!! "Creeping Death" Tabii ortalık yarıldı herkes kopmuş giderken tam parçanın nakaratının sonunda  "Trooper"a geçtiler. Aynı şeyi "Trooper"ın nakaratında "Walk"a geçerek yaptılar. Lan noluyo?!?! derken "Walk" da "Territory"e bağlan dı mı!!!?? Buyur, sonra akıl mı kalıyor adamda? O anki çoşkunun hem sahnedeki kısmı hem de seyircideki kısmı belki de festivalin en büyük anıydı! Machine Head ne kadar büyük ve ne kadar samimi bir grup olduğunu orada ki 50000 kişiye gösterdi ki biz zaten bunu biliyorduk.

Machine Head'den sonra biraz kendimi toparlayıp, Gorefest'in çalacağı sahnenin önüne geçtim hemen ki bence festivaldeki tek yanlış nokta Gorefest'in çalmak zorunda kaldığı sahneydi. Orada büyük sahnelerden birinde çalan pek çok gruptan daha fazla hak ediyorlardı ana sahnelerden birinde çalmayı ki Gorefest fanları da bunu gösterdi. Sahnenin önüdan diğer sahnelerin önüne kadar taşmıştı seyirci. 


Ve hayatımın en özel anlarından biri Yıllardır albümlerini dinlemekten vazgeçmediğim nadir gruplardan biri ki dağıldıkları gün "lanet olsun bu adamları seyredemeyeceğiz bir daha" diye çok üzülmüştüm ve Jan Chris'in önce Almanca sonra da İngilizce "Hoş Geldiniz Wacken" anonsu ve giren "Gloriuos Dead"le daha konserin başında ortalık karışmıştı ki arada küçük bir anonsla hızı kesmeden "State Of Mind" girdiğinde konser tam havasını bulmuştu.
Sonra hatırladığım kadarı ile "Erase", "Chapter 13", "False" gibi klasikleri sıraladılar ve bence festivaldeki en önemli şeylerden biri; o sahnede çalan ve festival boyunca headlinerlar hariç kimsenin yapmadığı bis'i yaptılar ki seyircinin Gorefest'i ne kadar özlediği belli olmuştu.

Gorefest'den sonra ekrandan gördüğümüz kadarı ile Apocalyptica sahnede çok başarılı bir şov yapıyordu ve tüm yorgunluğa rağmen gidip seyrettik.
Gerçekten elemanların 4 çello ile bu kadar hareketli bir sahneye sahip olması ve müziği bu kadar komplike yapması takdire değerdi ki bir yere yazdık bir dahaki sefere yine böyle bir çakışma olmazsa baştan sona izleyelim grubu.
Apocalyptica'dan sonra çadıra dönerken True Metal Stage'deki hazırlık dikkatimizi çekti.  Bir senfoni orkestrası için hazırlanıyordu sahne ve running ordera bakınca anladık ki Corvus Corax ve orkestra çıkacaktı.
Grup ilk başlarda etnik enstrümanlar ve etnik melodilerle başladı konsere ve bir süre sonra zaten yorgun olan bünyeye ağır geldi ama çadır alanından duyduğumuz ve görünen havai fişeklerden anladığımız kadarı ile grubun performansı konserin sonlarına doğru epey bir hareketlenmişti ama artık çok geçti çünkü ertesi gün de önemli gruplar vardı.  Uyku daha ağır basmıştı.

Cumartesi sabahı uyandığımda ilk iki günün heyecan ve koşturmacasında hatıra tadında bir şeyler almadığım aklıma geldi ve hemen merchandising çadırına gittik. Gittik ama boşuna Resmen talan edilmişti satılan her şey! Zar zor üstümüze olan bir sweat bulduk da mutlu olduk. Gideceklerin aklında olsun; alışveriş yapacaksanız ilk günden yapın bitirin. Sonra öyle ortada maymun gibi "bunun da mı large'ı kalmadı ya?!" diye dolaşırsınız.
Cumartesinin ilk grubu Black Stage'deki Zyklon'du. Zyklon efsane Black Metal grubu Emperor'dan Samoth ve Tyrm tarafından kurlumuş bir grup. Daha önce albümlerini dinlemiş  ve çok beğenmiştim. Grup her ne kadar Black Metal geçmişine sahip bir kadroya sahip olsa da müzikleri bence Klasik Death Metal'e çok yakın. (e boşuna beğendim demiyorum albümü)
Sahne performansları da etkileyici olan grup öğlen 12'de çalmasına rağmen, seyircinin sayısı ve katılımı çok iyiyidi.


Zyklon'dan sonra True Metal Stage'de Dragonforce vardı ve elimizde kahve ve poğaca şeklinde biraz uzaktan da olsa nerdeyse tüm şovu seyrettik. Grup klasik bir Heavy/Power Metal grubu. Aşmış iki gitarist, süper bir vokal ama nedense 3.parçadan sonra bunu az önce çalmamışlarmıydı ya havası veren parçalar ama kahvaltı için fena bir ortam yaratmadılar :) Zaten grubun sahnesinin sonlarına doğru başka bir Death Metal efsanesini izlemek için Black Metal Stage'e doğru uzadık.


Evet sırada Suffocation vardı ve yılların grubu sahnede genebomba gibiydi! Playlistleri ağırlıklı olarak son albümdendi. Daha doğrusu öyle tahmin ediyorum çünkü son albümlerini çok fazla dinlemediğim için anlayamadım. Bu arada grup sahnedeyken ülkemizin nadide forumlarından birinde yapılan "zenciler Metal müzik yapabilir mi yapamaz mı?" polemiği aklıma geldi ve sahneye baktığımda kendi kendime söylediğim cümle şu oldu "Bırak yapmayı ..mına bile koyuyolar!"


Suffocation'dan sonra diğer sahnede Overkill vardı. Grubu hem istanbul'da seyretmiş olduğum hem de o an kısa sureli de olsa revire gitmek durumunda olduğumuz için seyretmedik ama ekrandan gördüğüm kadarı ile İstanbul (Rock Republic) konseri daha iyiydi :)
Revir dönüşü Black Metal Stage'de Dissection'ı yakaladık. Belki de çıkışlarının en hızlı olduğu ya da olacağı dönemde vokal Jon'un işlediği cinayet grubu nerdeyse durdurmuştu ama grup elemanın dönüşüyle tekrar toparlanan ve kaldığı yerden aynı hızla devam eden gruptu. Sahnede gerçekten etkileyici bir duruşa sahip fanlarıyla aralarındaki elektrik de kesinlikle tartışılmaz. Grubu çok fazla bilmesem ve takip etmesem de seyretmek keyifliydi.

Dissection'dan sonra yemek ve biraz da albümlere bakmak için diğer alana geçtik. Tabii ben CD'lere bakmamayı tercih ettim (bkz. Ekonomik kriz). İnsanın canını yakacak şeyler var! Bir dahaki sefere sırf bunun için bir bütçe yaratacağım, taktım kafaya!
Sahnelerin olduğu alana giderken ekrandan Marduk'u gördüm. Yeni vokalin sahne duruşu iyi görünüyodu ama hayatıma giren Tek Black Metal grubu Emperor olduğu için pek de o tarafa doğru yürümedim.

True Metal Stage'de sahne Hammerfall için hazırlanmıştı. Grubun konseptine uygun bir dekor vardı sahnede. Buz dağları... Grup gayet hareketli ve seyircinin ilgisini fazlasıyla çelen bir şov yaptı ve ben sahne önündeki kalabalığı görünce "bu adamların bu kadar fanı var mıymış ya?" demekten kendimi alamadım.

Hammerfall biterken biz Kreator için diğer sahnenin önünde yerimizi almıştık. Grup yine kendine has ışık ve duman şovuyla sahneye geldi ve "Enemy Of God" patladı bir anda! Seyiricinin katılımı inanılmazdı. E tabii iç sahada çalmanın avantajı bu olsa gerek. Mille zaten inanılmaz bir frontman ve seyirciyi her hareketiyle gaza getirdi. Önce Almanca ile başladı konuşmaya. Sonra festivalin uluslarası bir festival olduğunu belirterek artık İngilizce konuşacağım dedi ama nedense "Suicide Terrorist"i çalmadan önce bir 5 dakika kadar yine Almanca konuştu. Hareketlerinden anladığım kadarı ile fazla gaza gelmişti ve seyirci de bunu paylaşıyordu ama tabiİ biz bişey anlamadık. Sadece konuşmanın sonunda "yaaa" diye bağırdım. Hani ortama ayak uyduralım diye :)
Playlist son albüm temelinde ilerledi ama aklınıza gelecek tüm klasik Kreator parçalarını çaldılar. Nefes almaya bile vakit bulamadığım bir şov oldu.

Ve son dönemim belki de en özel Reunion'unu yapan gruptaydı sıra. Accept sahnedeydi ve festival alanında ne kadar insan varsa True Metal Stage'in önündeydi. Grup sahne almadan aklıma köprüaltında Accept çaldığında tüm tayfanın ayağa kalkıp beraber parçaları söylemesi geldi ki bu konseri o tayfa ile seyretmeyi çok isterdim.
Ve sonunda babalar sahneye geldi. Zaten Udo'yu görmüş ve sahnedeki halinden çok etkilenmiştik ama Wolf sahneye geldiğinde tüm alana yaydığı pozitif enerji inanılmazdı ki konser esnasında gitarında çıkan problemlere rağmen enerjisinden hiçbir şey kaybetmedi.
Sırayla tüm hitler patlamaya başladı. "Balls To The Wall", "London Leather Boys", "Metal Heart", "Princess Of The Dawn" İnanılmaz bir ışık ve havai fişek şovuyla desteklenmişti konser "Metal Heart" çalarken seyircinin katılımı inanılmazdı. Herlade 50000 kişi birlikte söyledi parçayı. Babalar 3 kere bis yaptı ve sabaha kadar çalsalar o kalabalık bir yere ayrılmazdı.

Hayatımdaki en özel konserlerden biriydi. Bu müziği dinlemeye başladığımdan beri dinlemekten vazgeçmediğim gruplardan brini, üstelik de süpriz bir Reunion'dan sonra görmüştüm. Artık gam yemem herhalde.

Accep'ten sonra sırada; dağılma kararı alarak herkesi şok etmiş ve son konserlerinden birini verecek olan Sentenced vardı. Ve grubun fanları çoktan sahnenin önünü doldurmuştu. Ama artık 3 koca günün son noktasında olduğumuz ve Sentenced'ı daha önce görmüş oldugumuz için gidip dinlenmeyi tercih ettik. Orda kaldığım 2 parçada seyirci çok eğleniyordu. Herhalde grup da  eğleniyordur gerçi zor bir an elemanlar için ama...
Sürekli yağan yağmur ve soğuğun etkisiyle ellerimiz titreyerek Wacken'da ki son içkileri de bitirdikten sonra artık son enerji ile çadıra gidip yattık. Ertesi sabah da hayalet gibi havaalanına gidip uçağa bindik. O günü çok da hatırlamıyorum yorgunluktan.

Sadece müzik değil Rock'N'Roll adına aklınıza ne geliyorsa onlarla dolu 3 gün ve insanların biribiriyle dialogu,  kaynaşması inanılmazdı. Buradaki konserlere ithafen küçük bir detay; 50000 kişilik festivalin toplam security kadrosu 150 kişi ve ben herhangi bir kavga ya da bir tartışma görmedim. Herkes zilzurna sarhoş olduğu halde Artık anlayana

Not: Bu yazı "Ben var ya Wacken gittim gördüm geldim olm" mantığında değil, yaşananları paylaşmak ve belki birilerini gaza getirip de bu paylaşımı geliştirmek için yazılmıştır. Umarım seneye yine burada ilk defa giden birinin yazısını görürüz.



Fotoğraflar: http://gallery.wacken.com




Perşembenin yani açılış gününün headlinerı Nightwish'ti ve ciddi bir kitleye çaldılar. Son albüm ağırlıklı bir playlistti ve sahne şovları da insanların beğenisini kazanmış görünüyordu ama nedense grup beni birkaç parça dışında etkilemediği için detaylı yorum yapamayacağım.

Ertesi gün uyanır uyanmaz tabiri caizse afyonum patlamadan Marky Ramone ve Ramonesmania dinlemeye gittim ve festivaldeki en eğlenceli anlardan birini yaşadım. Full Ramones parçalarından oluşan repertuar sırasında Marky Ramone'un davuldan kalkıp parça aralarında insanlara teşekkür etmesi etkileyiciydi ki o saate rağmen iyi bir kalabalığa çaldılar. Bu arada "Somebody Put Something In My Drink" diye yırtınmama rağmen çalmadılar demek ki duyuramadım sesimi.



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: