MÜZİK ODASI

Unutulmaz Bir Rock'n'roll Şovu Daha?

Sadi Tirak - 31 Ocak 2006


18 Kasım 2005 İstanbul
Taksim, Yeni Melek Gösteri Merkezi
STEVE VAI & THE BREED Konseri

18-19 Kasım 2005 tarihleri, Türk Rock'N'Roll geçmişi açısından oldukça önemli birer tarih olarak hatırlanacaktır. Sebebini ise şu şekilde açıklayabiliriz: Rock'N'Roll tarihinin gelmiş geçmiş en iyi gitaristlerinden biri olarak adlandırılan, virtüöz kelimesinin performanslarında tam karşılığını bulduğu ve imza attığı albümlerle bu müzik adına unutulmaz işler yapmış olan Steve Vai'in Türkiye'yi ziyaret etmesi!...
İlk kez 2000 yılında yine RTN Promotions tarafından ülkemize getirilen Steve Vai'in bu seferki sahne kadrosu da öylesine büyüleyiciydi ki; ucundan kıyısından virtüöz müziğine bulaşmış olan, elektro gitar çalmayı hayatının bir parçası olarak değerlendiren ve genel anlamda gitar müziğini seven kimsenin kayıtsız kalamayacağı bir etkinlik olarak beklenmeye başlamıştı bu konser aylar öncesinden. Kimdi peki bu müzisyenler?Mr. Big grubuyla Rock'N'Roll müzik adına oldukça önemli işler ve albümler yapmış olan ve de son yıllarda birlikte yer aldığı müzisyenlerin sahne şovlarında virtüözite sınırlarını zorlamaya devam eden performansıyla bilinen basçı Billy Sheehan80'lerden beri gitar müziğinin en bilinen siyahî ustalarından Tony Macalpine
Biletlerin satışa çıktığı ilk ayda hem İstanbul hem de Ankara'da 1000 barajını devirmesi ise her iki konserin de sold-out olabileceği ihtimalini ortaya çıkarmıştı. Nitekim öyle de oldu! özellikle İstanbul konseri biletleri etkinlikten bir gün önce tamamen tükendi. Uzun yıllardır Türkiye'de yaşanmamış bir olaydı bu. Rock/Metal etkinliği olarak; 2002 yılındaki Dream Theater ve Blind Guardian, 2004 yılındaki Therion ve 29 Ocak 2005'deki Orphaned Land konserlerinin de biletleri tükenmişti fakat tüm o konserler etkinlik günü kapıda satılan biletlerin de sayesinde sold-out olmuşlardı. İşte Steve Vai & The Breed konserini farklı kılan sebeplerden yalnızca biriydi bu. Konser gününde biletlerin bitmiş olması!.. Diğerleri ise İstanbul konserinin anlatımında, ilerleyen satırlarda
Konser günü İstanbul oldukça soğuk bir havanın etkisindeydi. Gönül böylesine önemli bir konseri açık havada, rüzgârla birlikte uçuşan melodilerin ve gökyüzüne karışan solo yankılarının eşliğinde izlemek isterdi ama mevsim bunun için maalesef elverişli değildi.
Yeni Melek Gösteri Merkezi'ndeki etkinliğin kapı açılış saati 20.30 olarak açıklanmıştı. Saat 20.00 sularında mekândaki durumu şöyle bir kolaçan etmek için Yeni Melek'e doğru yol aldığımızda ise Taksim İstiklal Caddesi'nin Yeni Melek'e giden hemen hemen tüm sokaklarının kuyruk sebebiyle tıkandığını, hatta bu insan yığınının sokaklar boyunca uzadığını gördük. Mekânda buna benzer bir manzarayı en son, 2004'teki Anathema Türkiye Turnesi'nin İstanbul ayaklarında görmüştük ama o konserdeki maznara bile bu kadar değildi. Konserin başlamasına 1-2 saat kala ortaya şöyle bir sonuç çıkmıştı: Yeni Melek açıldığından beri en fazla insanı, bir Rock etkinliğinde ağırlayacaktı! Tabii olaya bu açıdan bakmam her Rocker için mutluluk verici olsa da işin bir de başka boyutu vardı. O da; bu kadar insanın nasıl ve ne şekilde konseri takip edeceği konusuydu. Bunu anlamak için de içeri girmek gerekiyordu. Fakat o akıl almaz kuyruğa girip beklemek yerine, Beyoğlu Nevizade'deki Nevi Bar'da biraz demlenip tekrar mekâna dönmeyi tercih ettik.

Steve Vai'in akustik takıldığı bölümde bir şarkılık da olsa vokal yapması, Tony Macalpine'in klasik müzik etkileşimli klavye solo bölümü, Billy Sheehan'ın konserin sonlarında Tony Macalpine'den gitarını alarak bass gitarla yaptığı şeyleri bu sefer de elektro gitarla yapması, Steve Vai'in bir ara lazer ışınları saçan elektronik bir şapka ve eldivenlerle sahneye çıkması ve hem kafasından hem de parmaklarından rengârenk ışınlar saçan bir şekilde uzun bir solo atması, tıpkı G3'ler de olduğu gibi sahnedeki tüm gitaristlerin yan yana gelip birbirlerinin gitarlarını çalması, sahnedeki müzisyenlerin şarkı aralarında şakayla karışık birbirleriyle atışmaları, Steve Vai'in esprili ve seyircilere samimi tavrı, yaptığı anonslardaki sevinçli ve mutlu yüz ifadeleri, seyircilerin konser bitiminde bir müddet "I Love You Steve" şeklinde futbol sahalarından alışık olduğumuz bir tezahürat biçimiyle Steve Vai'ye bağırması ve bunun üzerine Steve Vai'in şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememesi, uzun süre içten bir şekilde sırıtması ve en nihayetinde konser bitimindeki bitmek bilmeyen alkış ve çığlık sesleri konser sonrasında asla unutulmayacak anlar olarak akıllara kazındı.

Konser sonrası seyircilerin çoğu salondaki izdihamın sorumlusu olarak RTN Promotions'u suçluyordu. Fakat RTN Promotions'a bu muhteşem gösteriyi düzenlediği için teşekkür eden çok azdı. Bizler bu ayıbı kapamaya çalışalım. Teşekkürler RTN Promotions Unutulmaz bir Rock'N'Roll şovu daha izlememizi sağladığınız içinVe teşekkürler Steve Vai Muhteşem bir müzisyen kadrosuyla ve olağanüstü müziğinle ruhumuzu beslediğin için!

Saat 21.30 sularında yeniden Yeni Melek'in önündeydik. Kapıdaki kuyruk bitmişti ve rahatça içeri girdik. Vestiyerde doğal olarak yer kalmamıştı ve montlar ellerimizde salon katına indik. Fakat görünen manzara hiç de iç açıcı değildi. Salonun yan yana olan her iki kapısı da sonuna kadar açıktı fakat içeriye doğru adım atacak en ufak bir yer bile yoktu! Kapının dışına kadar insanlar taşmış durumdaydı! Zaten ön grup olan Eric Sardinas'ı izleyemediğimize üzülüyorken, bu sefer de asıl şovu görüp göremeyeceğimiz bile meçhuldü.
Fuayede arkadaşlarla takılırken, salondan yükselen çığlık ve alkış sesleri ile Steve Vai ve grubunun sahne aldığını anlamıştık. Bir anda fuayedeki herkes salona doğru yöneldiyse de nafile! İçeri girebilmek imkânsızdı! Fakat böylesine muhteşem bir şov için imkânsızı başarmak gerekiyordu.
İnsanları ilk şarkı boyunca ite kaka, aralardan sıkışa sıkışa geçerek, ayaklara basarak, sigaralara çarparak ( o izdihamda, üstelik kapalı ve oldukça da sıcak bir mekânda sigara yakma konusuna değinmiyorum bile) düşme kaygısı içinde ilk şarkının sonlarında salonun ortalarında bir yere geçebildim. Fakat bu; sahneyi görmem için yeterli miydi? Hayır! İnsanlar o kadar dip dibeydi ki, benim gibi orta boyular için sahneyi görmek çok ama çok zordu. İlk dört şarkı boyunca yanımdaki seyircinin dijital fotoğraf makinesinin ekranından görebildim sahneyi ancak. Ön taraflar ve her iki balkonu da dolduranlar sahneyi rahat görebildikleri için çoktan kendilerinden geçmeye başlamışlardı fakat salonun yarısından çoğu hala sahneyi görebilme problemi yaşıyordu.
Sanırım 5'inci ya da 6'ıncı şarkıda, peş peşe bayılanlar (5-6 kişi) oldu ve el ele salondan çıkarıldılar. Böylelikle salonda az da olsa yer açıldı da insanlar biraz rahatladı. Ben de bu sayede sahneyi daha rahat görebileceğim bir yere geçtim. Ve konser benim için tam o sırada başlamıştı işte!
Yaklaşık 3 saat boyunca sahnede tek kelimeyle "şov" vardı. Bir Rock'N'Roll şovu
Notaların efendisi olarak adlandırılan Steve Vai, kendisini pür dikkat izleyen 3000'e yakın insanı hemen her şarkıda kelimenin tam anlamıyla büyüledi. Sadece o mu peki? Salondakilerin neredeyse yarısı Billy Sheehan için de oradaydı, Tony Macalpine için de

Şovu Steve Vai sürüklese de, Billy Sheehan da bass gitar üzerindeki akıl almaz hâkimiyetiyle dikkat çekiyordu. Tony Macalpine ise gitardan daha fazla klavye çaldıysa da aldığı alkışlar hiç de azımsanacak gibi değildi.
Bir diğer gitarist Dave Weiners ise hem sahne duruşu, hem performansı hem de sahne kostümü açısından sahnedeki diğer müzisyenlere göre sönük kaldıysa da, görev adamı görünümünde takıldı genelde. Sanırım Steve Vai'in kendisini turne kadrosuna dahil etme sebebi de o olsa gerek. Soloların havada uçuştuğu anlarda geri planda ritim-melodi uyumunu sağlamak
Sahnede performansıyla herkesi şaşırtan bir de sürpriz bir isim vardı: Davulcu Jeremy Colson! Sahnedeki müzisyenler arasında yaşça en küçük olan Colson, performansıyla oldukça büyüktü açıkçası. Sahnede hem davul hem de perküsyon setleri vardı ve bu çılgın davulcu her ikisinde de harikalar yarattı. Sahne kostümü sadece şort ve spor ayakkabılardan oluşan, vücudunun hemen her yeri rengârenk dövmelerle kaplı olan Jeremy Colson'ı izledikten sonra, kendisinin canlı izlediğim en iyi davulculardan biri olduğunu anladım. Gitar virtüözlerinin biraz soluklanmak için içeri girdiği anlarda davul sololarıyla izleyenlerin ağzını açık bıraktı. Tüm sahneyi, amfileri, miktofon ayaklıklarını, zemini, Vai'in sandalyesini, hatta Vai'in kafasını bagetlerle döverek şov yaptı. Bagetlerle Vai'in kolu üzerinde ritim tutarken Vai'in "Hey dikkatli ol, ben Steve Vai'im bilirsin" demesi ise gecenin esprisiydi. Hem hızlı, hem teknik, hem de işin şov yönüne ağırlık veren performansıyla Jeremy Colson gecenin unutulmazlarından biriydi kısacası.

Konser sonrası seyircilerin çoğu salondaki izdihamın sorumlusu olarak RTN Promotions'u suçluyordu. Fakat RTN Promotions'a bu muhteşem gösteriyi düzenlediği için teşekkür eden çok azdı. Bizler bu ayıbı kapamaya çalışalım. Teşekkürler RTN Promotions Unutulmaz bir Rock'N'Roll şovu daha izlememizi sağladığınız içinVe teşekkürler Steve Vai Muhteşem bir müzisyen kadrosuyla ve olağanüstü müziğinle ruhumuzu beslediğin için!


Fotoğraflar: Kadir Aşnaz

Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: