MÜZİK ODASI

Unirock'ın Fatihleri AMORPHIS ile İstanbul KAZAN Deli Kasap KEPÇE!

Derya Engin - 11 Temmuz 2010

Hmm, şimdi düşündüm de, böyle bilgisayarın başına geçip de bir konser günlüğü yazmayalı bayağı bir olmuş, en son deli kasap'ta yazmıştım ki o da asırlar öncesine tekabül ediyor gibi sanki. Yo hayır, en son başka bir yer için bir Rotting Christ ve Orphaned Land günlüğü yazmıştım sanırım 2.5-3 yıl önce. Her neyse... BU GÜN KISMET YİNE DELİ KASAP'IN MIŞ!!! Tilkiniz döndü, dolaştı gene kürkçü dükkanına geldi yani...Unirock'ın Fatihleri AMORPHIS ile İstanbul KAZAN Deli Kasap KEPÇE!
"Şimdi neden coştun peki?" diye sorabilirsiniz, bilmem der, çıkarım işin içinden.
Her neyse, konumuz bu sene de geçen seneki yerinde, 2-3-4 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşen Unirock Festivali ve bendenizin Amorphis ile geçirdiği bitmek bilmez iki gün. Öyle bitmek bilmez dediğime bakma sen, Amorphis'e bayılırım ben!
Aslında baştan almak gerekirse -yok merak etme, dünya bir gaz bulutuydu diye girmeyeceğim mevzuya- grupla ilk tanışmam lise dönemlerimde "Tales from the thousand lakes" ile oldu,yıl 96-97. Ardından "Elegy"i keşfetmem uzun sürmedi nitekim ben "tales.."i keşfettiğim sırada elemanlar çoktan "Elegy"i çıkarmış idiler... Sonrası tipik güzel bir grup keşfetmiş olma muhabbetleri; "Olm baksana şu gruba, şahaneymiş lan!", "Böyle folklorik ezgiler felan ama brutal vokallerle de ne leziz olmuş yahu!"

Lise 2'de Amorphis tişörtümü okul formasından daha çok giymişimdir, bir kıyafete taktı mı takanlardanım ben de. Tüm yazı 3 tişörtle geçirdiğim olmuştur çok. Başka tişörtüm olmadığından mı? Alakası yok, takıntılı bi insan olabiliyorum bazı konularda. Zavallı Amorphis tişörtümü de öyle bir sömürmüştüm ki en son annem tarafından yer bezi yapıldığını hatırlıyorum.


Neyse, 2 temmuz cuma günü. Saat 17:15'te inecek Helsinki uçağındaki Finli abileri karşılamak için havaalanı yolunu tutuyorum ve saat 18:15 civarı havaalanına varıyorum ama geç kaldım diye bir panik havası mevcut mu bende? Tabi ki hayır çünkü grubun pasaport kontrolleri ve ekipmanı bagajdan alma süreleri eklendiğinde, uçağın iniş vaktinden en erken 1-1.5 saat sonra kontuardan çıktıklarına defalarca şahit olup beklemişliğim var fakat yine de bekleme alanını şöyle bir hızla gözden geçiriyorum. Etrafta siyah giyinmiş bir güruh yok, iyi. Stratejik bir yere konumlanıp beklemeye başlıyorum ve beni çok bekletmeden grup kapıdan çıkıyor. Adil bana 7 kişi demişti ama bunlar, 6,7,8,9 kişiler yahu! 6 kişi grup ve 3 kişilik bir teknisyen ekibi. "Hey, I'm Derya, your guide" şeklinde az ve öz olarak kendimi tanıtıyorum. Hepsi gayet sıcak ve güler yüzlü bir şekilde tokalaşıp adlarını söylüyor, ilk izlenim açısından gayet olumlu. Zira bundan 5 sene önce bir diğer Finli grup olan To/Die/For'un rehberi iken adamların ağzından lafları penseyle sökmüş, onları gezdirirken "Lanet olsun Kuzeyli soğukluğuna!" diye söylenip durmuştum.

Unirock'ın Fatihleri AMORPHIS ile İstanbul KAZAN Deli Kasap KEPÇE!
 

Eşyaları minibüse yükleyip otelin yolunu tutuyoruz. Grubun eşyaları bagaja sığmadığı için minibüsün içi ana baba gününe dönüyor ve klavyeci Santeri benimle birlikte şoförün yanına oturuyor. Bu esnada arkadakiler kendi aralarında konuşurlarken Santeri de beni tutuyor tipik turist sorularıyla... Bayağı bayağı havadan sudan konuşuyoruz, şöyle ki:

- Havalar kaç derece civarından bu aralar?
- Valla İstanbul'da öğlen güneşin altında 40 dereceyi rahat geçer, SPF korumalı güneş kremi getirdiniz değil mi?
-Musluklardan su içebiliyor muyuz?
-İçilir diyorlar da biz içmiyoruz, bence siz de içmeyin!!!

Önceki konserlerinde seyircilerin bulunduğu alanın çökme tehlikesi geçirdiğini anlatıyor, ben de hatırladığımı söylüyorum. Şimdi neresi olduğunu tam hatırlamıyorum, yıl 2002 ve İÜRK'nın organize ettiği Amorphis konserinde topluca alt kata inme tehlikesi olduğundan Ahmet ya da Tayfun (bunu da tam hatırlamıyorum-kafam mı iyiymiş ne) defalarca "Arkadaşlar ortayı açın lütfen!" diye anons yapıyor:) (Atlantisli Editörün notu: Elmadağ Spica)


Otele varıyoruz ve elemanlarla yarım saat sonra lobide buluşup akşam yemeğine çıkmak için sözleşiyoruz. Yarım saat içinde hiç kimse bekletmeden lobide hazır ve nazır biçimde beni bekliyor ve İstiklal Caddesi'ne doğru yola çıkıyoruz. Yürüyerek 10 dakikalık bir mesafede olduğumuzdan yürümeyi tercih ediyoruz. Grup caddeye çıktığında özellikle Esa, Santeri ve gitarist Tomi "Aaa evet bu caddeyi hatırlıyoruz, şurada bilmem ne, burada da hede hödö vardı" şeklinde yorumlar yapıyorlar. "Yerel takılalım" dedikler için Saray Muhallebicisi'ne gidiyoruz.

Unirock'ın Fatihleri AMORPHIS ile İstanbul KAZAN Deli Kasap KEPÇE!
Bir buçuk iskenderi mideye indirirlerken "Hmm, very good", "Hell yeah delicious!" yorumları duyuyorum. Bu esnada masada tam karşımda grubun ses teknisyeni (ve sonradan farkettiğim kadarıyla tur menajerliğini de yapıyor grubun.) Yarri ile sohbet ediyoruz. "Grup 2 defa geldi İstanbul'a, peki sen hiç geldin mi?" diye soruyorum ve Yarri kendisinin aynı zamanda The Rasmus'un da davul teknisyeni olduğunu ve 5 defa İstanbul'a geldiğini söylüyor. "E o zaman biz grupla yarın ufak bir sightseeing yapacağız, sen katılmazsın herhalde?" diyorum. "Evet, daha önce tarihi yarımada turu yaptık, bir de botla nehir gezisi yaptık." diyince ben gayet öğretmen bir tavırla işaret parmağımı da hararetle sallayarak "O nehir değil, Boğaz! Yani deniz,tuzlu su! Gelirken hiç mi haritaya bakmadın?" diyerek gayri ihtiyari çemkiriyorum ve ardından Yarri'den şöyle bir cevap geliyor. "Ok teacher, i'm sorry!" ( Tamam öğretmenim, özür dilerim):) Ve gruba ilkokul öğretmeni olduğumu söylediğim anda herkes kopuyor!:) O gece ve ertesi gün de sürekli bununla ilgili espriler dönüyor, hatta ertesi gün Sultanahmet turu esnasında yavrucaklarımı(!) kaybetmemek adına "Sırayla girin, tren olun bakayım çocuum!" diyerek zirve yapıyorum:P

Yerebatan Sarnıcı'na girerken gitarist Tomi ve Esa orayı daha önce gördüklerini, grubu çıkışın yanındaki pub'da bekleyeceklerini söylüyorlar,dolayısıyla ben ve grubun diğer dört elemanı giriyoruz içeri. İçeride bir fotoğraf ekibi Osmanlı sultanlarının tahtı ve padişah kıyafetleriyle bir set kurmuş. Bunu gören benim ekip atlıyor hemen fotoğraf çektirmek için bu kıyafetlerle. Oradaki elemanlar "Dışarıdan fotoğraf çekmek yasak!" deseler de bir iki komik kare yakalıyorum, foto en yukarda)

Unirock'ın Fatihleri AMORPHIS ile İstanbul KAZAN Deli Kasap KEPÇE!

Klasik Sultanahmet Camii, Ayasofya, Yerebatan üçlemesinden sonra bizimkiler Kapalıçarşı diye tutturunca baştan uyardım herkesi: "Bakın ben her girdiğimde kayboluyorum orada, kimse bana güvenmesin!" Uyarım etkili olmuş olacak ki, Kapalıçarşı'nın bir ucundan girip sağa sola sapmadan direkt öbür ucundan çıkıyoruz. Tabi onun öncesinde "Ben kilim alıcam", "Ben deri pantolon alıcam", "Ben deve alıcam, halıları, kilimleri, deri ceketlerle pantolonları deveyle taşıyacağım" geyikleri dönüyor bol bol.

Kapalıçarşı'nın ardından soluğu Erenler Nargile'de alıyoruz ve veriyoruz kendimizi tütüne... Herkes çok meraklı, bir yandan nargileleri fokurdatırken öte yandan beni soru yağmuruna tutuyorlar, "Nargile tütününün sigara tütününden ne farkı var? Bu aromaları nasıl tütüne ekliyorlar? Bu içindeki su özel mi? vs.."

Tabi bu arada bünyeler tütünü aldıkça herkes bir mayışıyor ve bu sefer de zaten gün içinde festivaldeki black metal gruplarını tiye alan ekip başlıyor geyiğe:

Esa: Derya biz çok iyiyiz böyle, konseri bu geceden sabah sekize alsak, festival ekibine bi sorar mısın?
Tomi (solist): Bizden önce kim çalıyordu? Haha, Dark Funeral çalmaya devam etsin söyle, biz geliriz çalmaya bi ara.
Tomi(gitarist): Dark Funeral'ın çalması için şeytana sorması gerek nıhahaa" (Ve brutal bir sesle taklidini yapar)

"I have to call my boss, Sataaan!"

Bir ara festivalde çalan gruplardan bahsederken kendileriyle de dalga geçiyorlar:"Derya, bu black metalciler biz sahneye çıkınca bizi yuhlamasınlar?"

Söz dönüyor dolaşıyor ve ben bir ara "Önceleri death metal diyorduk ama şimdi bir kalıba oturtmak çok zor. Peki şimdi ne tür yapıyorsunuz sizce?" diye soruyorum ve solist Tomi hiç düşünmeden cevabı yapıştırıyor koca bir sırıtışla: "Mature metal! We're making metal for old people!" (Olgun metal! Biz yaşlı insanlar için metal yapıyoruz!"

Bu arada elemanlarla sürekli muhabbet etmekten yorulduğumu farkediyorum, çünkü bir yerden başka bir yere yürürken birileri mutlaka yanıma gelip birşeyler sorarak bir sohbet başlatıyor. Bunu sanırım diğerleri kendi aralarında Fince konuşurken ben kendimi dışlanmış hissetmeyeyim kaygısıyla da yaptıklarını düşünüyorum nitekim hepsi birbirinden nazik ve sevecen. Böylelikle solist Tomi'nin 3 çocuk sahibi bir baba olduğunu, 2 kızı ve bir oğlu olduğunu, oğlunun yeni bir yaşına girdiğini, Amorphis'e katılmadan önce -benim okul,öğretmenlik durumumdan bahsederken-kendisinin de bir gençlik örgütünde teenagelere liderlik yaptığını(bir çeşit çocuk bakıcılığı ve öğretmenlik olduğunu söylüyor) öğreniyorum.

Sonra Esa ile bir sohbet esnasında o da cüzdanını çıkarıp eşi ve çocuğunun fotoğraflarını gösteriyor. Dünya tatlısı ve sarısı bir velet! "Böyle bir şey çıkacağını bilsem yarın doğururdum!" diyorum, gülüyoruz.

Sonra klavyeci Santeri bitiyor yanımda bi ara. Amorphis'in ondan önceki klavyecisinin bir ara HIM'de çaldığını söylüyor. O sırada bir HIM geyiği dönüyor hemen grubun en geyikleri gitarist Tomi, Esa ve davulcu Jan arasında: "Biliyor musun Ville Valo önce içkiyi bıraktı, sonra sigarayı. En sonunda da turnelere çıkmayı bıraktı! Eee, sigara ve alkol olmadan turne çekilir mi? Yakında karıyı kızı da bırakır nıhahah!"

Grup tam bir dünya kupası takipçisi, her fırsatta buldukları televizyonlardan maçların skorlarını takip ediyorlar. Hatta Sultanahmet'te yürürken solist Tomi vaka vaka dansı bile yapıyor, o derece! Bir ara spordan bahsederken ben de tekwondo yaptığımı söylüyorum ve hemen yorumlar geliyor:

Jan: Ooo, biz arkadan takip ediyoruz, mesafeyi açalım beyler!

Niclas: Aaa, Moonspell'i bilir misin? ("Tabii ki!" cevabımın ardından) Onun davulcusu da çok iyi bir tekwondocu, hatta Portekiz'de hocalık yapıyor bildiğim kadarıyla. Moonspell'dekiler çok yakın arkadaşlarımız da.

Santeri: Axe side kick'i (tekwondoda bir tekme çeşidi)bilir misin?
Ben: Tabi ki biliyorum da sen nereden biliyorsun?
Santeri: (gururlu bir sırıtışla) Axe side kick'i herkes bilir.

Tüm gün yüzlerce soru ve kilometrelerce yürüyüş sonunda saat 6 gibi otele varıyoruz ve saat 8 gibi de festival alanına geliyoruz.

Yolda en çok güldüğüm bir diğer olay ise şöyle cereyan ediyor: Festival alanına gitmek üzere minibüsteyken kırmızı ışıkta duruyoruz ve bizim minibüsün aynısı başka bir minibüs de yanımızda duruyor ve içerisi full Altın Kızlar tadında takılan 80lik babanne kaynıyor, kendi çaplarında el çırpıp oynuyorlar. İlginç bir şekilde hepimiz yan minibüsün içine bakarken bendeniz açıklıyorum: "İşte sizin ön grubunuz!" Ardından dönen geyik beni benden alıyor:

-Wow, bayağı sert bir festival olacak!
-Bunlar Dark Funeral değil mi ya? Makyajsız böyleymiş aslında bunlar ahaha!
-Dark Funeral(Kara Cenaze)değil bunlar, Soon Funeral! (Cenaze, Yakında)
-Cannibal Corpse olmasınlar? Ya da sadace Corpse(Ceset) ohahahaha!

Unirock'ın Fatihleri AMORPHIS ile İstanbul KAZAN Deli Kasap KEPÇE!
Kahkahalar eşliğinde festival alanına varıyoruz. Alanda bir sürü sevdiğim yüzle karşılaşıp ayaküstü sohbet ediyorum. Evergrey'in sonuna yetişip onları izliyorum bir süre. Ardından Grave Digger sahneye çıktığındaysa yine dostlarla sohbeti tercih ediyorum, grupla pek işim olmadığından olsa gerek...

Ve Amorphis saat 23 civarında sahne alıyor. 75 dakikalık şovda Elegy'den Eclipse'e, Tales..'den son albüm Skyforger'a kadar neredeyse her albümden parçalar çalarak festival alanını coşturuyorlar. Grubun sahnedeki performansını, her birinin ayrı ayrı metal ilahlarına dönüşmelerini-evet özellikle solist Tomi üstsüz sahne kıyafetiyle tüm hatunların takdirini kazandı- keyifle seyrediyorum.

Eve gidince de şöyle bir ileti yazıyorum Facebook sayfama: "Amorphis ile geçen yorucu ama keyifli bir gündü.. Marketten birşey alırken bile benden izin ister gibi söylemelerine, dünyanın en efendi Finlileri olmalarına mı şaşmalı, yoksa bütün gün çoluk çocuk, aile saadeti muhabbetleri yapmalarının üstüne sahnede dünyanın en cool rockstarlarına dönüşmelerine mi hayret etmeli bilemedim şimdi?"

Şov bitiyor ve bendeniz grubumu alıp (yalnız "grubum" lafındaki benimsemeye dikkatinizi çekerim, tipik öğretmen davranışı no.87) otele dönüyoruz. Ertesi sabah onları sabahın beşinde benim almaya gelmeyeceğimi söylüyorum ve ekliyorum "Artık kendi başınızın çaresine bakın, eşşek kadar adamlar oldunuz!"


Karşılıklı teşekkürler ediliyor, duygusal kucaklaşmaların ardından son bir hatıra fotoğrafı çekiliyor ve bendeniz yorgunluktan bitmiş bir bünye ve şişmiş ayaklarla evin yolunu tutuyorum.

Ertesi gün öğleden sonra uyanıp kesintisiz 13 saat uyuduğumu farkettikten sonra bir "yuh" çekmeyi de ihmal etmiyorum:)

Unirock'ın Fatihleri AMORPHIS ile İstanbul KAZAN Deli Kasap KEPÇE!
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: