MÜZİK ODASI

UNIROCK FEST / BÖLÜM I

Seyda Babaoğlu - 30 Temmuz 2010

2 Temmuz 2010

UNIROCK FEST / BÖLÜM I

Cannibal Corpse'un rehberi kimliğimle kalktım bugün yataktan, ve hazırlanıp kendilerini havaalanından almak üzere yola çıktım. Daha Sonisphere'in üzerinden ancak birkaç gün geçmiş olduğu için yorgundum hala, ama ekibin sempatikliği bu yorgunluğu çabuk unutturdu. Bir tek George ("Corpsegrinder" Fisher) minibüste hemen kulaklıklarını takıp müzik dinlemeye başladı son derece "dokunmayın bana, huysuzum ben şu an" ifadesiyle, ama diğerleri ile etrafı seyrederken İstanbul hakkında sordukları soruları dolayısıyla kaynaşmanın ilk adımlarını attık. Özellikle Alex (Webster) minibüsün içinden de olsa çekebildiği kadar fotoğraf çekmeye çalıştı "Şehri görmek için tek şansımız bu olabilir" diyerek. Gerçekten de gezecek hiç vaktimiz yoktu ne yazık ki. George'un sohbete katılmaması normaldi, çok yorgunlardı, çok sıkı bir zaman planına uymak zorunda olduklarından uyku ve dinlenme süreleri fena derecede azdı. O yüzden iki dakika kafa dinlemek istemesi anlaşılır bir durumdu.

Otelde check-in sırasında Overkill tayfası ile karşılaştık. Hem Cannibal'lar ile arkadaştılar, hem de ben onları eskiden beri tanıyordum, onların da rehberliğini yapmıştım. Yine sıkı zaman çerçevesine sığdırılabildiği kadar ayaküstü bir hoşbeş yapıldı. Ardından grup biraz dinlenebilmek üzere odalarına yerleşti, ben ise feci trafikten dolayı Maslak Küçükçiftlik Park'a gidip Entombed izlemeyi denemedim bile, zira imkan yok yetişemezdim. O an çok üzülmüştüm onları kaçırıyor olduğuma, üstelik sevgili eşim "L.G. Petrov Abigail tişörtüyle sahneye çıktı!!" diye mesaj atınca iyice içim pırpır etti, ama sonradan duyduğum üzere ses sistemi olsun, bir takım beden sıvılarına hakim olamamak olsun, çok fazla bir şey kaçırmamışım. ? Yine de görmeyi çok isterdim efsane Entombed'ı, ama kısmet değilmiş, Napalm!

Zamanımız gelmişti, lobide grubum toplanmaya başladı yavaş yavaş. Öncelikle Paul (Mazurkiewicz) geldi oturdu yanıma. Dünya tatlısı bir insan, aklı başında, nazik, mütevazi, hoşsohbet. Neyin ne olduğunu doğru çerçeveden gören insanları seviyorum. "Benim başkalarından tek farkım, yaptığım işin bir death metal grubunda davul çalmak olması, o kadar" diyor her yerde, her alanda karşımıza çıkan ve başkalarına tepeden bakan bazı sersemlerin aksine. Herkes keşke kendisi hakkında bu kadar gerçekçi olsa da küçük-dağları-bir-de-şuradaki-denizi-ben-yarattımcılık bir son bulsa.

Gitaristler pek konuşkan değildiler, ama George kendine gelmişti bir miktar ve şimdi daha güler yüzlüydü. Sahne saatleri yaklaştığı için minibüse binip hareket ettiğimizde biraz 2004 Wacken Festivali'nde onları ilk kez izlediğimden bahsettim, o dönem Almanya'da Cannibal'ın bazı yapıtları yasaklıydı. Benim için en "özel" parçaları olan "Hammer Smashed Face"i burada dinleyebilecek miyiz peki nihayet diye sordum, "Elbette!" cevabı beni mutlu etti. Neden özel olduğunu anlattım, epey güldük, buzlar iyice kırıldı.

Mekana vardık, yerleşildi, benim de Behemoth izleme şansım doğdu. Hastasıyım! Müzik ayrı şahane, sahnedeki duruş ve karizmaları ayrı şahane. Yine onları da yakinen tanıdığım için kendilerinin ne de kadar şaane insanlar olduklarını biliyor, ekstra seviyorum. Bir de fark ettim ki erkek olsam Orion olmak isterdim. Yok yok, James Hetfield olmak isterdim. Ama dünyada James Hetfield diye bir yaradılış hiç olmasaydı o zaman Orion olmak isterdim. Sahne için özel dizayn edilmişler sanki bu ikisi. Nergal'i de yabana atmamak lazım tabii burada. Behemoth etkileyici görselliği ile gündüzü bile gecenin güzelliğine dönüştürmeyi biliyor!

UNIROCK FEST / BÖLÜM I

Bu arada Cannibal'ın turne boyunca video kayıtlarını yapan bir kız vardı yanlarında. Bizi minibüste, orada, burada çekerken bir de benimle sahne arkasında röportaj yaptı, bir sonraki Cannibal Corpse DVD'sine koyacağını söyledi. Tabiî ki Türk fanları öve öve bitiremedim, şöyle eğitimliler, böyle süperler, sözleri tabii ki bilerek söylüyor, atmıyorlar filan diye. :) Ama kameranın ışığından gözüne fener sıkılmış tavşan gibi olduğumdan çipil çipil çıktığım kesin! Acaba yol yakınken filmi (film!!! Haha!) çıkarıp yok etse miydim? :)

Backstage ortamında her zamanki gibi gayet fit bir Bobby "Blitz"in yanısıra, çok feci sarhoş bir LG Petrov takılmaktaydı, elindeki buz kalıbıyla kendine gelmeye çalışırken "Baaak, dün Hollanda'da bunları çektim" diye Iphone'undan bana konser fotoğrafları gösterdi, belli ki o da yorgunluk ve uykusuzluk kurbanıydı hemen üst üste gelen konserlerden ve seyahatlerden dolayı. Bünye dayanır mı o koşturmaya, o kadar içki ile beraber?

Bu arada Corpsegrinder artık tamamen kendine gelmiş, dinlenmişti, gülüyor, espriler yapıyor, herkese süper şirin davranıyordu. Bir ara traş olmak istedi. "Kafa sallarken saçların suratına takılıp boğazına girince iyi şarkı söylemeye engel teşkil ediyor!" açıklamasının ardından beraberce yegane aynalı tuvaleti aramaya çıktık, bulduk da, ama önünde - içerisi dolu zannederek - upuzun bir muhabbete daldık, çok eğlenceliydi. "Minibüste ne dinliyordun?" diye sordum, bir punk grubu söyledi, henüz pek bilinmiyorlarmış, Off Of Their Heads'di galiba. Hatta konserleri varmış da kaçırıyormuş kendisi turnede olduğu için. İki kızından bahsettik, eşinden, işinden…Tabii ki konu sansüre de geldi. Almanya'da uzun yıllar süren yasaklar şimdi kaldırılmış olsa da çeşitli tutarsızlıklar ikimizin de anlamadığı şeylerdi. Bir ara baktık ki WC hala boşalmıyor, kapıyı gidip tıklatmaya karar verdi George - ve içerisi çoktan boşalmıştı! Biz fazlaca muhabbete dalmış olmalıydık! :) Tam gidiyordum ki rahat traş olsun diye, George beni geri çağırdı "Gelsene bak bak!" diye. İp kıvamında akan su onu çok eğlendirmişti, "Bununla kaç saatte traş olucam yahu!" dediyse de (yanak ve boyun ebatlarını bir düşünün!) hiç huzurunu ve sükunetini bozmadan gayet de sinekkaydı oluverdi.

Behemoth ile sahne kenarından Overkill izlerken Blitz'e kırkbin kere maşallah, ben de elliküsür olunca öyle olucam dedim içimden. Kendisini izleyen gençlerin çoğunluğunu cebinden çıkartır valla o enerjiyle.

UNIROCK FEST / BÖLÜM I

Ve nihayet sıra geldi bizimkilere. Sahnede Cannibal Corpse vahşeti eserken ben de seyircinin arasına karıştım. Sahne kenarından izlemek güzel ve rahat, ve orada da arkadaşlarınla birlikte izleyip geyik yapıyorsun, ama görevli olmayan diğer kankaları özleyip onlarla kaynaşmak üzere siyah tişörtlü kalabalığın arasında dolanıp sevdiğin yüzleri aramak apayrı bir zevk! ("Pardon - Rammstein'ın rehberi sizdiniz dimi?" diye saçma bir şöhret yakalamışım bir de, onun da farkına vardım bu ilk gün fazlasıyla :p). Nihayetinde Riot standının yanında, önünde ve arkasında buldum sevdiklerimin çoğunu, ve orada demir attım. Sahnede Corpsegrinder corpse'ları grind eder iken, saçları tekerlek şeklinde döndürür iken, Hammer Smashed Face'i böğürür iken ben de günün finalinin tadını çıkarıyor idim.

Konser bitti, festivalin ilk günü benim açımdan gayet güzel bir biçimde geçti ve sonunda grubumu minibüse bindirip vedalaşırken (sabaha karşı uçakları kalkacaktı ve benim gitmeme gerek yoktu) öküz metal bile yapsalar adam gibi adam kendini detaylarda belli ediyor işte diye düşündüm. Bu bağlamda George, Paul, Alex ve tur menejerleri Pete özel sempati ödüllerini aldılar ta yüreciğimin derinliklerinde.

Ertesi gün Obituary rehberliğine geçiş yapacaktım. Yatıp uyuma vaktiydi!

(Devamı Bölüm II'de)

Seyda "Abigail" Babaoğlu



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: