MÜZİK ODASI

Tüm Zamanların En "Metal" Grubu!!!

Sadi Tirak - 31 Ağustos 2006

Heavy Metal tarihinde bazı gruplar; etki ettikleri müzikal dönemi kendilerinden önce ve kendilerinden sonra olmak üzere ikiye ayırıp, ardından yetişen dönemlere ve yeni nesillere yol gösterici konumu üstlenmişlerdir.  Bu durum, işte o grupların müzik tarihinde edindiği önemli stratejik değeri de ortaya çıkarmaktadır. Eğer hazırsanız tüm zamanların en "cool" ve en "metal" grubu Slayer hakkında size anlatacaklarım var!

1981 yılında Billboard listeleri Rick Spring Field'ın "Jassie's Girl", Oliva Newton-John'ın "Physical" ve Dolly Parton'ın "9 To 5" hitlerini zirvede ağırlamak ile meşgulken, New Jersey'de Misfits ile, Washington'da Minor Threat ile ve San Francisco'da Dead Kennedys ile Punk ikinci büyük dalgasını yaşıyordu. İngiltere'den okyanusu aşıp da gelen yalnızca Punk olmadı elbette. New Wave Of British Heavy Metal denen akım Heavy Metal'in yükselişini simgeliyordu. Angel Witch, Blitzkrieg, Diamond Head, Tygers Of Pan Tang, Iron Maiden, Saxon, Tank, Holocaust ve Venom gibi grupların başını çektiği bu akımdan etkilenen ve Los Angeles'da (daha sonra San Francisco'da) yepyeni bir müzikal tür yaratan Metallica'nın doğuşu ile Thrash Metal çılgınlığı da başlamış oluyordu.


Los Angeles'ın Del Mart bölgesi sınırlarındaki Hope Street üzerinde bulunan "Huntington Beach" ise 1982 yılında Thrash Metal'in en hızlı, en çılgın, en asi ve en "cool" grubunun kuruluşuna ev sahipliği yapıyordu. Şili asıllı 20 yaşındaki Tom Araya (bass gitar ve vokaller), 17 yaşındaki iki gitarist Kerry King ve Jeff Hanneman ile 16 yaşındaki davulcu Dave Lombardo; rüyalarındaki ölüm ile dans etmeye başlamışlardı! Slayer kurulmuştu!!!


Grubun ismi ilk olarak "Dragonslayer" olarak düşünülmüşse de, bu ismi benimsemeyen grup elemanları bir süre sonra grubun adını Slayer koymaya karar vermişlerdir. Slayer kelimesi hakkında da yıllarca süre gelmiş olan en büyük spekülasyon, grubun bu ismi "Satan Laughs As You Eternally Rot" (Sen sonsuza çürürken şeytan haline güler) cümlesinin baş harflerinden aldığı şeklindedir. Grup tarafından bu olay net bir şekilde açıklanmamış olsa da, 1988 yılında çıkardıkları "South Of Heaven" albümünde yer alan "Live Undead" şarkısında "Laughing as you eternally rot" mısrası kullanılmıştır.


Önceleri Kerry King'in babası ile birlikte yaşadığı evin garajında her gün bir araya gelen ve genelde üzerlerinde Minor Threat, D.R.I., Misfits ya da Venom t-shirtleri olan 4'lü, bir müddet boyunca birlikte müzik yapmayı öğrenmek ve enstrüman hâkimiyetlerini geliştirebilmek adına provalar yaparlar. Heavy Metal tarihinin en önemli provalarındandır onlar. Slayer'ın oluşum sürecini yaratmaları açısından tarihi önemleri büyüktür.


Genelde Punk gruplarından coverlar çaldıkları yerel bar konserlerinden birini, dönem California'sının Metal müzik kâşiflerinden Brian Slagel (o sıralar Metallica'nın da menajerliğini yapmaktadır) da izlemiş ve daha önce iki kez hazırladığı "Metal Massacre" adlı toplama albümün üçüncüsü için gruptan bir şarkı kaydetmelerini istemiştir. Bu serinin ilk iki albümü Metallica'nın ilk resmi kayıtlarından "Hit The Ligths" ve "Jump In The Fire"ı da içermektedir.

Grup, Biran Slagel'ın bu teklifini kabul etmekle birlikte, kendisinden albüm yapımı için de yardım talep etmiştir. Böylelikle Slayer isminin bir ticari ürün içerisinde ilk defa yer alması "Metal Massacre 3" adlı toplama albüm için kaydettikleri ilk şarkıları olan "Aggressive Perfector" sayesinde gerçekleşmiş ve grup ilk albümleri için Brian Slagel'ın sahibi olduğu Metal Blade Records ile kontrat imzalamıştır.


Metallica'nın "Kill'em All" ile yaratmış olduğu Thrash Metal mucizesi, Kasım 1983'de kaydedilmiş ve hemen akabinde Aralık 1983'te yayınlanmış olan "Show No Mercy" (Merhamet Gösterme) ile hiç şakası olmadığını ve daha işin başında güçlenmeye başladığını göstermiştir.


Sadece Jeff Hanneman ile Kerry King imzalı ve genelde şeytan, ölüm, anti-Hıristiyanlık gibi karanlık konuları hiç de yumuşak olmayan bir dilde işleyen 10 şarkıdan oluşan "Show No Mercy"; sağır edici çığlıklar, son sürat ve durmaksızın ilerleyen emsalsiz gitar riffleri, kasıp kavuran sololar ve takip edilmesi imkânsız bir davul ritim temposu ile aynı yıl, aynı firmadan çıkan Metallica'nın ilk albümü "Kill'em All" ile birlikte hem o dönem içinde hem de günümüzde hâlâ Thrash Metal'in en başarılı örnekleri arasında gösterilmektedir. Yaşları henüz 18-20 arasında olan elemanlardan kurulu bu grup müzikal kariyerine inanılmaz bir hızla başlamıştır! Albümün prodüktörlüğünü ise Brian Slagel yapmıştır.


Ve sıra artık turneye gelmiştir. İsterseniz o günleri grup elemanlarından dinleyelim


Tom Araya: "Brian'ın bize telefon numaralarının ve adreslerin yazılı olduğu bir liste verdiğini hatırlıyorum. Bu bizim ilk turnemizdi. O sıralarda hala bir hastanede solunum terapisti olarak çalışıyordum ve ilk albümümüzü kaydederken bu işi bırakabileceğim ihtimali aklımda vardı. Zaten albümü de benim ve Kerry'nin babasının maddi yardımları ile finanse edebilmiştik. Sabit bir kazancım vardı, her ne kadar çalıştığım işi sevmesem de. Bu standardı bozacak kadar yüreklilik gösterebilecek miydim? Ve işte o gün gelip çatmıştı. Eve gidip çocukları topladım ve 'evet beyler yapıyor muyuz şu işi?' diye sordum. Biliyordum, o gün tüm ekipmanı benim Comaro'ya yükleyip yola koyulmasaydık, bir daha hiçbir zaman yapamazdık!"


Lombardo: "Daha önce hiçbirimiz şehir dışına bile çıkmamıştık ve önümüzde 15-20 konserlik bir Kuzey Amerika turnesi vardı. Tüm o olan bitenler hakkında çok saftık diyebilirim. Turne boyunca yanımızda grup dışından birkaç kişi vardı sadece. Kendi yaptırdığımız Slayer logolu t-shirtleri konserlerden önce veya sonra satması için bizimle olan Doug Goodman, bir anda turne menajerimiz olmuştu :) (Doug Goodman şimdilerde Beck ve Green Day gruplarının turne menajerliklerini yapıyor.) Bazen de Tom yorulduğu zaman arabayı kullanıyordu."


Tom Araya: "Kardeşim Johnny de bir ara roadie'lik yaptı bize. (Johnny şimdilerde Thine Eyes Bleed adlı Metalcore grubunda bass gitaristlik yapıyor.) "Show No Mercy"nin kapağını çizen Lawrence her konser öncesi davul setup'ını hazırlar, Johnny de backline'ı kurardı. Şov başladığında Kevin Reed adında bir arkadaşımız ışıklara geçer, Johnny ise sound ise ilgilenirdi."


Jeff Hanneman: "Konserlerden aldığımız para sadece yemek, bira ve benzin masraflarına gidiyordu. Bazı günler beş parasız dolaşırdık. Geri döndüğümüzde Brian Slagel'ın 'Evet, ne kadar kazandınız?' sorusunu hatırlıyorum :)"


Tom Araya: "Brian'a, 'Ne?Para mı?Ne parası?' diye çıkışmıştım. Bazı konserlerde Kerry ve Jeff'in telleri koparmadan çalmak için ekstradan çaba sarf ettiği olmuştur. Turne boyunca hiçbir zaman yedek telimiz olmadı."

Turne sonrasında grup elemanları şunları çok iyi anlamıştır; bu müziği çok iyi çalıyorlar, seyirci sayıları henüz fazla olmasa da konsere gelenleri oldukça etkiliyorlar ve hayatları boyunca bu işi yapabileceklerine inanıyorlar.


Bu yeni müzik gençleri etkisi altına almaya başlamıştır


1984 yılına gelindiğinde grup ikinci albüm öncesinde bir E.P. çıkarmaya karar verir. "Haunting The Chapel" (Küçük kiliseyi ziyaret)


Bu E.P.'de grubun ilk şarkısı olma özelliğine sahip olan "Aggressive Perfector"ın yanı sıra "Chemical Warfare", "Captor Of Sin" ve "Haunting The Chapel" adlı üç yeni Slayer şarkısı bulunmaktadır.


San Francisco/Los Angeles menşeli Thrash Metal, Slayer'ın işin "Speed" (Hız) boyutunu üstlenmesiyle Heavy Metal'e gönül veren gençlerin yeni gözdesi olma yolunda hızla ilerlemektedir.


O dönemlerde Dave Lombardo'nun yakın arkadaşı olan Gene Hoglan (1986 yılında kuruluş kadrosuna katıldığı Dark Angel'ın ilk albümü ile birlikte kariyerine başlamıştır. Şu sıralarda Devin Townsend'in frontmanliğini yaptığı Strapping Young Lad grubunda baget sallamaktadır.) "Haunting The Chapel"a dair şu notları düşüyor: "E.P.yi kaydettikleri Hollywood'daki stüdyonun davul odasında halı yoktu. Çalarken davul setini bir arada tutmak imkansızdı, çünkü sürekli kayıyordu. 3 şarkı kaydedilirken de Dave davulları çalarken ben tek başıma tüm davul setini bir arada tutmaya çalışıyordum. Özellikle 'Chemical Warfare'de davul setinden her bir parça bir yana kayıyordu. O şarkıda bayağı zorlanmıştım."


Prodüksiyon aşamasında ses teknisyeni olarak çalışan Bill Metoyer ise şunları hatırlıyor o döneme dair: "Ben bir Katoliğim. 'Show No Mercy' beni rahatsız etmemişti çünkü sözleri okumamıştım ve Tom vokalleri kaydederken de pek bir şey anlamamıştım açıkçası. Ama 'Chapel' için stüdyoya girdiğimizde ve Tom E.P.'ye adını veren o şarkıya başladığı anda sarf ettiği 'Kutsal haç, hayatı sembolize eder, Hıristiyan doğanların gözünü korkutur' sözlerini duyduğum anda 'Böyle bir şeyin bir parçası olduğum için cehenneme gideceğim' diye düşünmüştüm."


O yıl çıktıkları bir konseri anlatması için sözü tekrar Tom Araya'ya bırakıyoruz: "Metal Church ile turluyorduk bu sefer. San Antonio'daki konserimize tam 1500 kişi gelmişti. O zamanlarda bu bizim için inanılmaz bir rakamdı. En büyük konserimiz olmuştu. Ardından Texas'a geçtik fakat o gün sahne alacak bir grup daha vardı. İsimleri ise Slayer'dı!"


Evet o sıralar San Antonio çıkışlı Slayer adında bir Thrash Metal grubu daha vardır ve onlar da tıpkı Huntington Beach'li Slayer gibi ilk albümlerini 1983 yılında yayınlamıştır. Kerry King devam ediyor: "Bu diğer Slayer'ın sonu oldu. İsimlerinin başına San Antonio'lu olduklarını gösteren S.A. harflerini getirmek zorunda kaldılar ve bir albüm daha yayınlayıp dağıldılar. Onlar da bizle aynı yıl albüm yapmıştı ama böyle bir şeye izin veremezdik! Konser sonrası grup elemanlarını bir köşeye çekip tehdit bile etmiştim!"

1984 yılına dair anekdotlara tam gaz devam ediyoruz. O yıl aynı zamanda Kerry King'in Megadeth'in ilk konserlerinde sahne aldığı yıldır.


Söz bu sefer Hanneman'da: "Kerry'nin neden böyle bir şey yaptığına o sırlarda akıl sır erdirememiştim. Tom'a yeni bir gitarist bulmalıyız dediğimi bile hatırlıyorum. Benim için Slayer, elemanı olunabilecek en iyi gruptu ve diğerleri için de öyle olması gerekirdi. Kerry gidip Metallica'dan kovulan Dave'in grubunda çalmaya başlayınca bizi bıraktığını düşünmüştüm."


Olayın iç yüzünü Kerry King'ten dinlemeye ne dersiniz? "Evet, öyle bir şey yaptım çünkü o sıralarda Dave'e tapıyordum. Akşamdan kalma bir halle sahne almasına rağmen öyle bir çalıyordu ki Üstelik gitarına bakmadan Jeff ve ben henüz o tarz bir şey denememiştik bile :) Dave'den gitar hakkında bir şeyler öğrenebilirim diye düşündüm. Üstelik Slayer o zamanlar tanınan bir grup değildi, Metallica ve dolayısıyla Dave Mustaine'in yanında. Belki Megadeth ile konserlere çıkarsam bu Slayer'ın tanınması açısından iyi olur diye düşünmüştüm. Fakat ilk 5 konser sonrası baktım ki Dave ile herhangi bir muhabbet içine girmiyoruz ve bu iş Slayer'a zaman ayırmamı engelleyecek kadar vaktimi alıyor, ben de bıraktım. Şimdi o kadroya baktığınızda bir 'süpergrup' olarak görünüyor değil mi? O sıralarda kesinlikle değildi. Sadece Dave ve diğerleri şeklindeydi"


Aynı yılın sonlarına doğru ise bu sefer sırada Venom headlinerlığındaki Combat Tour vardır. Exodus adlı Bay Area çıkışlı bir diğer Thrash Metal manyakları da turnede Venom ve Slayer'a eşlik edecek 3. gruptur.


Combat Tour'a dair Dave Lombardo şunları hatırlıyor: "Exodus elemanları ile çok yakın arkadaştık. Bu turne iki savaşçının bir komutan (Venom) önünde savaşması gibiydi. Venom ilk albümü 'Welcome To Hell' ile biz dahil o dönemki birçok grubun kimliğini oluşturmasında önemli rol oynamıştır. O turne ilk defa tur otobüsünde gezdiğimiz turneydi. Tabii son konserlere doğru otobüsün kirasını ödeyemedik ve arabalarla devam etmek zorunda kaldık. Bir gün konser sonrası Jeff, ben ve Venom'dan Cronos otobüsün arkasında içip, muhabbet ederken, Tom sarhoş bir şekilde geldi ve 'şu lanet olası tuvalet nerede?!' diye bağırdı. Cronos sinirlenmişti ve kendi ağzını işaret ederek 'İşte burada!' dedi. Jeff ve ben sarhoşluğun da etkisiyle kahkaha atmaya başladık. Tom da sinirlendi ve pantolonunu indirip Cronos'un yüzüne doğru işemeye başladı. Cronos çılgına dönmüştü, ayağa kalkıp Tom'un suratına bir yumruk attı ve ardından kavgaya tutuştular. Zor ayırdık. Sabaha kadar birbirlerini suçlamaya devam ettiler ama olan olmuştu, Tom turnenin geri kalan kısmına mor bir gözle devam etmek zorunda kaldı."

1985 yılına gelindiğinde sıra artık ikinci albüme gelmiştir. Haziran ve Temmuz aylarını stüdyoda geçiren grup elemanları kayıt işlemlerini tamamlamış ve Ağustos ayında "Hell Awaits" adlı ikinci Slayer albümü Metal Blade Records tarafından piyasaya sürülmüştür.


Toplam 7 şarkıdan oluşan ve 37.54 dk. uzunluğa sahip olan albümün, açılış parçası da aynı zamanda albüme adını veren parçadır. Şarkının başındaki o anlaşılmayan seslerin ise tersten dinlenildiği vakit "Join Us" olarak yankılandığı daha sonraları ortaya çıkmış bir başka gerçektir. Şarkıların çoğunda yine Hanneman/King ortaklığı bulunmaktadır. Tom Araya ise "At Down They Sleep" ve "Crypts Of Eternity" adlı şarkıların yazımında katkıda bulunmuştur. Hatta "At Down They Sleep" ile ilgili şöyle de enteresan bir anı vardır. Sözleri yazan Hanneman ve King ikilisi vokal kayıtlarının yapıldığı gün stüdyoda değillerdir. Ve tüm şarkı sözleri kendi el yazıları ile yazılıp, Tom'a bırakılmıştır. Kayıtlarda sıra "At Down They Sleep"e gelmiştir fakat bir sorun vardır. Şarkının sonlarına doğru -muhtemelen Kerry'nin yazdığı- bir kelime okunmuyordur. Stüdyodaki herkes seferber olmuş fakat o kelimeyi bir türlü okuyamamışlardır. Bunun üzerine ise Tom o kelimeyi  kendisi okuyunca neye benzetiyorsa o sesi çıkararak (uydurarak) kaydı tamamlamıştır.


Albümde ses teknisyeni olarak ise o sıralarda Armored Saint ile çalışıyor olan Ron Fair görev yapmıştır. Thrash Metal ile daha önceden bir alakası olmayan Fair hakkında Brian Slagel "Kayıtlar sırasında 'bu çocuklar gerçekten çok sinirli' deyip durduğunu hatırlıyorum" diyor. Ron Fair şu sıralarda Christina Aguilera albümlerindeki sound'dan sorumlu!


Albüm Amerika'da 100binlik satış rakamına ulaşmış ve Slayer isminin dönem Amerika'sında Heavy Metal adına yeni güçlerden biri olduğunu ortaya çıkarmıştır.


Yılın sonlarında ilk Avrupa turuna çıkan grup, birkaç barda ve Hollanda Eindhoven'da düzenlenen Dynamo Festivali'nde çalmıştır. Dönemin Amerikan Thrash mucizelerinden biri, enerjik sahne performansını Avrupa dinleyicisine de gösterme fırsatı bulmuştur bu sayede.


Henüz ikinci albümle yakalanan beklenmedik başarının da etkisiyle grup, Def Jam Records'tan Rick Rubin ile (bugün efsane müzik adamları listesinde zirvelerde olan) prodüktörlük anlaşması yapar. Daha önce Public Enemy, Run DMC, Beastie Boys gibi gruplarla çalışmış olan Rubin için Slayer ilk Metal deneyimi olacaktır ve bu aynı zamanda grup için bir milâdı temsil etmektedir. Gelecek; grup için artık daha parlaktır, bazı koyu fanlar o dönem için bunun aksini düşünse de


O dönemleri Brian Slagel şöyle anlatıyor: "Slayer'ın artık çok daha büyük ve majör bir firmayla çalışması gerekiyordu. 'Hell Awaits' turnesi sırasında tüm Amerika'da sold-out konserlere çıktılar ve artık bu işten para kazanmaları gerekiyordu. Ben o sıralarda 23-24 yaşlarında çılgın bir delikanlıydım. Bu grubun büyümesi için açıkçası benden fazlasına ihtiyaçları vardı. Rick Rubin ile kurdukları kontağı da ben sağladım. Fakat grubun çekindiği bir konu vardı. Rick Rubin o güne kadar sadece Rap grupları ile çalışıyordu."


Sözü burada Lombardo alıyor: "Rick adında, majör bir firma sahibinin bizimle ilgilendiğini duyduk. Diğer çocuklar Metal Blade'den ayrılma konusunda kaygılıydılar, zira sözleşmemiz de vardı. Fakat Def Jam'in bağlı olduğu Columbia Records'u, o sıralar ayrılmak üzere olduğum annemin evinden aradım. Ardından Rick Rubin ile birlikte Glen Friedman adındaki fotoğrafçı annemin evine geldiler ve ben onları bir provamıza götürdüm."


Glen Friedman daha önceden Tom Araya'yı tanımaktadır. Çünkü grup elemanlarının da o dönemlerde büyük hayranlık besledikleri Suicidal Tendencies adlı grubun ilk albümündeki "Institutionalised" adlı şarkının klibinde Tom Araya da ufak bir rol almıştır. Klibin yönetmeni de Glen Friedman'dır. (Klibin başlarında Tom, yanından geçmekte olan Suicidal Tendencies vokalisti Mike Muir'i hafifçe itmektedir.)


Sözü Hanneman devralıyor: "Dave'in, Rick'i provamıza getirdiği ilk günü hatırlıyorum. Rick tıpkı bugünkü gibiydi. Sakallar falan aynı Biraz daha zayıftı tabii. Bizi izledi ve kendi firması Def Jam için kontrat imzalamamızı istediğini söyledi. Gayet aklı başında ve kararlı biri gibi görünüyordu. Bir Rap firmasının başında yer alan sıradan züppe bir tip asla değildi. Gayet iyi muhabbetler ettiğimizi hatırlıyorum. Ayrıca o dönemlerdeki Rap bugünkü kadar da sıkıcı değildi. LL Cool J ve Run DMC sevdiğimiz isimlerdi. O günkü konuşmalarımızdan ve daha sonra Rick ile tekrar buluşmalarımızın ardından yanlış bir şey yapamayacağımızı anlamıştık. Hem böyle bir şeyi o dönemki hiçbir Metal grubu yapamazdı. Bu unsur da bizi motive eden bir başka gerçekti!"

Grup 1986 yılında Metal Blade Records ile olan sözleşmesini feshedip, Columbia Records'a bağlı Def Jam Records ile anlaşma imzalamıştır. Non-stop konserlerle geçen bir yazın ardından ise üçüncü albümleri için stüdyoya kapanmışlardır.

1986 Ekim ayında ise tüm zamanların en iyi Thrash Metal albümü "Reign In Blood" yaratılmıştır!!!


Albüm; insanoğlunun ulaşabileceği müzikal hız sınırlarını belirlemiş bir yapıt olarak günümüzde hâlâ hiçbir Thrash albümünün boy ölçüşemediği bir konumdadır. Sadece "29 dakikalık" toplam süreye sahip olan ve Hanneman/King ikilisi tarafından yazılmış 10 şarkıya sahip olan bu albüm için plak firması gruba toplam süreyi uzatması için baskı yapmışsa da grup kesinlikle bunu kabul etmemiş ve albümü daha ucuz bir fiyata satmayı da reddetmiştir.


Kerry King'in o günlere dair notları: "Rubin sound'umuzu çok daha temiz bir konuma yükseltti. İnsanlar ilk dinledikleri anda hem tüm enstrümanları duyup hem de hepsinin aynı netlikte geldiğine inanamıyorlardı. Daha önceden hep reverb (yankı) kullanırdık. Rubin'in ilk yaptığı şey o reverb'u atmak oldu. Ortaya çıkan sound o kadar temizdi ki, biz bile 'bunu neden daha önce düşünemedik ki?' demiştik. O güne kadar yaptığımız en iyi 10 şarkı bulunuyor o albümde. Şimdilerde sürekli sorulan 'Thrash Metal tarihinin en iyi albümünü yapmak nasıl bir duygu?' sorularını düşünüyorum da O günlerde aklımızda öyle bir düşünce asla yoktu. Resme o kadar dışarıdan bakabilecek durumda değildik açıkçası."


Albüm Hardcore Punk havası ile ve Speed Metal'de yeni bir çığır açmasıyla grubun Heavy Metal dünyasına sunduğu en nadide örnek olarak bilinir. Tüm zamanlar içerisinde en fazla Extreme Metal (Death ve Thrash türleri başta olmak üzere) grubunu etkilemiş olan albümler arasında da zirvelerdedir. Bu albümden sonra insanlar Thrash Metal'in ulaşabileceği son noktaya ulaştığını düşünmeye başlamışlardır. Günümüzde hala bu görüşün aksini savunan pek yoktur. Dünyanın en çok satan haftalık Rock/Metal dergisi Kerrang!, "Reign In Blood" albümünü "tüm zamanların en Heavy albümü" olarak gösterirken, Metal Hammer'ın İngiliz versiyonu 2006 Haziran sayısında albümün 20. yılı şerefine özel bir sayı yapmış ve sayfalarca o albüme dair grup elemanları tarafından anlatılanları yayınlamıştır. Ayrıca "Reign In Blood" Amerika'nın özellikle 90'lı yıllarda en önde gelen müzik adamlarından biri olan Andy Wallace'ın ses teknisyeni olarak çalıştığı ilk albümdür. Kapak görseli ise Steve Byram tarafından yapılmıştır. Albüm Slayer'ın Billboard listelerine giren ilk albümüdür. 1987 yılında 94 numaraya kadar yükselmiştir.


Bakın Hanneman neler diyor: "O zamanlar sürekli Metallica ve Megadeth dinlerdik. Thrash Metal denince akla gelen ilk iki grup onlardı. O sıralar yaptıkları albümleri çok sevmemize rağmen hem Kerry hem de benim için o tarz şarkılar yazmak çok sıkıcıydı. Biz aynı nakaratın defalarca tekrarlandığı, aynı köprünün defalarca çalındığı şarkılar yaratmak istemiyorduk. Açıkçası bir riff'i bile bir şarkı içerisinde fazla uzatmamaktan yanaydık. Daha kısa şarkılar yapmanın daha vurucu olduğunu hissediyorduk ve öyle yaptık. Şimdi bakıyorum da şarkıların bir normal versiyonları bir de video klipler için edit edilmiş kısa versiyonları var. Biz bunu yıllar evvel yapmıştık. Tek bir video klibimiz olmamasına rağmen."


Kerry King: "Rubin'in gelip de 'bunların ne kadar kısa şarkılar olduğunu biliyorsunuz değil mi?' dediğini anımsıyorum. Hatta 'bunu kasetin sadece tek bir yüzüne kaydedebiliriz, diğer yüzü boş kalır' lafları bile dönüyordu."


Grup bu albümle her ne kadar 500 binlik satış rakamını geçmiş ve kuruluşunun henüz 4. yılında ilk "Altın Plak"ını kazanmışsa da ilk başlardan beri var olan "şarkı sözlerine yönelik eleştiriler" o dönem içinde hat safhaya ulaşmıştır.


Aushwitz doktoru Joseph Mengele'nin Yahudiler üzerinde yaptığı deneylerden bahsedilen şarkı "Angel Of Death" grubun Nazi yanlısı olduğu yönünde söylentiler çıkarmışken, Hanneman'ın o dönem kullandığı Jackson marka gitarına yapıştırdığı "SS" (Nazi döneminin sözde polislerine verilen isim) harfleri de bu suçlamaları arttırıyordur. Grubun o sıralarda kullandığı logo ise bir kartaldır ve fan-kulübünün ismi de "Satanic Wehrmacht"dır. Yani insanların grubu Nazilikle suçlamaları kolaydır. Grup o dönemde bu tür suçlamalardan dolayı özellikle albüm dağıtım konularında sıkıntılar yaşamıştır.


Albümün yayınlanmasının hemen ardından grup W.A.S.P.'ın headlinerlığında o güne kadarki en büyük Amerika turnesine çıkar. Turnenin başlamasının bir ay ardından Dave Lombardo grubu terk eder. Slayer tarihi ilk şokunu yaşamıştır. Lombardo'nun gruptan ayrılma ve turneye devam etmeme sebebi ise maddi olanakları beğenmemesi ve evlenmek istemesidir. Onun yokluğunda ise gruba Whiplash grubundan Tony Scaglione eşlik etmiştir. (Grubun bu kadroyla sadece tek bir fotoğrafı vardır.)


Rick Rubin turne boyunca birkaç kez Lombardo'yu aramış ve gruba dönmesi için aylık düzenli para bile teklif etmiştir. Fakat Lombardo ilk başlarda kabul etmemesine rağmen, yeni evlendiği karısının da çabalarıyla birkaç ay sonra gruba geri dönmeye ikna olmuştur.


O dönemlere ait bir başka anı da Kerry King'ten geliyor: "Rick, çalıştığı gruplardan biri olan Beastie Boys'un bir parçasında lead solo atmam için beni aradı ve 'dostum bu şarkının bir soloya ihtiyacı var, ne dersin?' diye sordu. Bahsettiği grubu daha önce hiç duymamıştım ama şarkının isminin 'No Sleep'Till Booklyn' olmasından ve Motorhead'in 'No Sleep 'Till Hammersmtih'ine bir gönderme taşımasından dolayı kabul ettim. Üstelik bu teklifi kabul etmem için Rick bana o güne kadar kazandığım en yüksek parayı verdi. Bir virtüöz falan olmadığımı biliyordum fakat verdiği o parayla anlamıştım ki artık 'kazanan' bir gruptuk! Daha sonra şarkının klibinde de oynadım. Fakat şöyle bir senaryo vardı. Ben sahnede solo atarken bir goril gelip beni sahne dışına atacaktı. Bense senaryoyu biraz değiştirdim. Gorili sahneden ben attım!"

1986 yılı, Slayer'ın "Reign In Blood"ı, Metallica'nın "Master Of Puppets"ı, Dark Angel'ın ilk albümü "Darkness Descends"i ve Alman Kreator'ın "Pleasure To Kill" ile Thrash Metal adına unutulmaz bir yıl olmuştur.


1987 yılını ise özellikle Avrupa'da geçiren grup, ilk kapalı gişe Avrupa konserlerini de bu dönem içerisinde vermiştir. Aynı yılın sonlarına doğru Los Angeles'da kayıtlarına başladığı "South Of Heaven” albümünü ise 1988 yılının 5 Temmuz'unda yayınlamıştır. Def Jam / American Recordings tarafından yayınlanan ve Rick Rubin prodüktörlüğünde kaydedilen ikinci, toplamda ise dördüncü Slayer albümüdür bu.


Söz yine Hanneman'da: "'South Of Heaven' kayıtlarına başlamadan önce oturup üzerinde konuştuğumuz ilk albümdü. 'Reign In Blood'ı geçemeyeceğimizi biliyorduk, bu yüzden hiç beklenmeyen bir şey yapıp yavaş şarkılar yazmaya karar verdik. Ne yaparsak yapalım 'Reign In Blood' ile kıyaslanacağını biliyorduk ve bu yüzden farklı bir şeyler yapmak istedik, kıyaslamanın mantıksız olabileceği"


Albüm Kerry King'in kayıtlar esnasında evlenmesi ve Phoenix'e taşınması sebebiyle ağırlıklı olarak Hanneman ve Araya bestelerinden oluşmaktadır. Bu da albümü Slayer tarihinin en farklı albümlerinden biri yapmaya yetiyor doğrusu. Özellikle riff tempolarının genelde orta düzeyde seyretmesi ve Tom Araya'nın ilk defa çığlık atmadan söylediği şarkılar olması sebebiyle albüm, çıkışıyla birlikte fanlar arasında tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Şarkı sözlerinde de gözle görülür bir değişiklik yaşanmıştır ve grup ilk defa bir albümünde cover bir parçaya yer vermiştir. Bu şarkı, albümde 9'uncu şarkı olarak bulunan "Dissident Aggressor" adındaki Judas Priest parçasıdır. Albüm Billboard listesine 57 numaradan giriş yapmıştır.


Hanneman ise yıllar sonra bu albümün kariyerlerinde en az beğendiği albüm olduğunu ve Kerry King ile birlikte yakaladıkları o büyüyü ilk defa o albümü yazarken Kerry'nin olmaması ile fark ettiğini de söylemiştir. Bu albümden bazı şarkılar Hanneman'ın çalmaktan nefret etmesi sebebiyle hiçbir Slayer konserinin playlistinde yer almamaktadır. Hanneman'ın en nefret ettiği parça ise tıpkı "Angel Of Death" gibi sözlerinin yanlış anlaşılarak grubun Nazi yanlısı olduğu yönünde fikirlere sebebiyet veren bir başka şarkı olan "Behind The Crooked Cross"tur.


"South Of Heaven"dan sonra, World Sacrifice Tour olarak bilinen büyük bir dünya turnesine çıkan grup tüm Amerika'yı dolaştıktan sonra Avrupa'ya geçer ve yine Amerika'da turu bitirir. Bu turne grubun ilk dünya turnesidir aynı zamanda.


O dönemde grup ilk defa bir film için soundtrack şarkı yazmaya karar verir ve Bret Easton Ellis'in ilk defa Nobel ödülüğü aldığı kitap olan "Less Than Zero"nun beyazperde uyarlaması için bir şarkı kaydeder. Bu şarkı Rick Rubin tarafından seçilmiştir. Iron Butterfly adlı gruptan "In-A-Gadda-Da-Vida"...


Grup elemanları yıllar sonra kariyerlerindeki hatalardan biri olarak gösterirler bu şarkıyı. Kerry King açık açık o şarkıdan nefret ettiğini ve ne zaman radyolarda Slayer çalacak olsa bu şarkının seçilmesinden dolayı oldukça sinirli olduğunu da dile getirmektedir.

1990 yılına girildiğinde Slayer artık eski Slayer sound'unu yeni etkilerle birleştirmeye başlamıştır. Bu şekilde ortaya çıkan ilk albüm ise "Seasons In The Abyss"dir. Toplam 10 şarkıdan oluşan albümde Tom Araya bir önceki albüm "South Of Heaven"daki gibi beste yapım aşamasındaki katkılarını aynen devam ettirmektedir. Albüm 1989 yılı sonları ile 1990 yılının başlarında kaydedilmiş ve 9 Ekim 1990 tarihinde piyasaya sürülmüştür. O güne dek grubun yakaladığı en büyük satış başarısını yakalamış olan "Seasons In The Abyss", Amerika'da 1 milyondan fazla satarak gruba ilk Platin Plak ödülünü de kazandırmıştır. Billboard listesinde ise 40 numaraya kadar yükselerek ilk 50'nin içine giren ilk Slayer albümü olmuştur.


Bu albümle birlikte Tom Araya seri katiller hakkında şarkılar yazmaya başlamış ve albümün en sıkı şarkılarından biri olan "Dead Skin Mask"de Ed Gein'den bahsetmiştir. Ed Gein; 1906-1984 arası yaşamış, Wisconsin'de 1940-1950 arası gerçekleşen kaybolmalardan sorumlu olduğu düşünülse de sadece 2 cinayetten yargılanan Amerikalı bir seri katildir. Ed Gein aralarında "Pyscho", "Texas ChainSaw Massacre", "Silence Of The Lambs" gibi birçok film ve kitabın yanı sıra gerçek yaşamda da onun yolundan giden çok sayıda seri katile de esin kaynağı olmuştur.


Albümle aynı adı taşıyan parça olan "Seasons In The Abyss" için çekilen video ise Körfez Savaşı'ndan hemen önce Mısır'da çekilmiştir. Albümde yer alan "Born Of Fire" adlı şarkı ise, "South Of Heaven" döneminde yazılmış ve "Stress" adı konulmuş enstrümantal bir parçadır. Kerry King uzun süre bu şarkı için uygun söz yazamadığı için rafta bekletilen şarkı bu albüme son anda girmiştir. Sözleri yazılarak ve ismi değiştirilerek "Temptation" adlı şarkıya dair de ilginç bir not var. Dikkat ettiyseniz şarkının başlarında Tom Araya iki farklı vokal tarzıyla şarkıyı söylemektedir. Bunlardan biri Araya'nın kendi söylemek istediği şekilde, diğeri ise Kerry King'in Tom'dan şarkıyı söylemesini istediği tarzdaki vokal sound'u ile kaydedilmiştir. Fakat mixler sırasında Rick Rubin iki farklı vokal kaydından birini silmek yerine ikisini de üst üste kaydetmiş ve şarkı o şekilde albümdeki yerini almıştır. (Henüz hangi vokal yapısının orijinal olduğu da grup tarafından açıklanmış değil.)


Bu albümün arkasından Metal tarihinin en büyük turlarından biri gerçekleşmiştir: Efsanevi ''Clash Of The Titans'' turnesi Avrupa'da; Slayer, Megadeth, Suicidal Tendencies ve Testament turnenin kadrosunu oluştururken Amerika'da ise Slayer, Megadeth, Anthrax ve Alice In Chains turne dahilindeki gruplardır.

1991 yılında ise grubun ilk konser albümü ("Live Undead" bir konser albümü değildir. Grup şarkıları stüdyoda çalıp, üzerine seyirci efektleri eklemiştir.) "Decade Of Aggression"ı yayınlanmıştır. İki albümden oluşan bu toplamanın ilk albümünde toplam 11 şarkı bulunmaktadır ve hepsi 13 Temmuz 1991 tarihinde Florida, Lakeland'de verilmiş olan konserde kaydedilmiştir. İkinci albümde ise toplam 10 şarkı bulunmaktadır. Bunlardan "Hallowed Point", "Blood Red" ve "Postmortem" 14 Eylül 1990 tarihinde Londra'nın efsanevi Wembley stadyumunda verilen konserde kaydedilmişken, geri kalan parçalar 8 Mart 1991 tarihinde California, San Bernardio'da verilen konserde kaydedilmiştir. (Albümün 10bin adet basılmış olan limited-edition versiyonunda ikinci albümdeki "Born Of Fire" ile "Postmortem" arasında "Skeletons Of Society" ve "At Down They Sleep" şarkıları da yer almaktadır.) Bu konser albümünde tüm kayıtlar sadece konser sırasında yapılmış, ardından stüdyo aşamasında şarkılara herhangi bir edit yapılmamıştır. Kayıtlar olduğu gibi albümlere basılmıştır.


1992'nin yılının başlarında ise bütün Metal dinleyicileri, Dave Lombardo'nun Slayer'dan atıldığı haberiyle sarsılır. Bazı sorunların yaşandığını zaten biliniyorsa olsa da, durum bu sefer çok ciddidir. Tom, Jeff ve Kerry; Dave'in karısıyla fazla vakit geçirdiğini, performansını gerçekten de etkileyen sırt problemleri yüzünden de çalışmalara yeterince katılmadığını söylemekle yetinirler. Yeni bir davulcu bulması gereken grup, Bay Area Thrash'cileri Forbidden'dan yeni ayrılan Paul Bostaph'ı gruba dahil ederler. Dave gibi "efsanevi" bir ismin yerini bu genç bateristin nasıl dolduracağı ise meçhuldür.


92 yılını Avrupa'da konserlerde geçiren ve İngiltere Donnington'da yapılan "Monsters Of Rock" festivalinde çalan grup, bu süre zarfının ardından ortamlardan bir süreliğine çekilir. Grubun tüm dünyada oluşmuş yüz binlerce hayranı Slayer'ın dağılmasından korkarak geçirdikleri bu dönem boyunca yeni Metal devleri ile oyalanma fırsatı bulmuştur. Pantera, Sepultura, Machine Head gibi gruplar önlemez yükselişlerini sürdürürlerken Slayer'ın eski yol arkadaşlarından, bir dönemlerin hızlıları Violence, Death Angel ve Dark Angel gibi isimler ise unutulur.


1993'ün sonlarına doğru Judgement Night adlı filmin soundtrack albümü için, Rapper Ice-T ile yaptıkları "Disorder" isimli bir şarkıyla Slayer yeniden ortaya çıkar. "Disorder" aslen bir Exploited şarkısı olup, Slayer'ın coverladığı versiyonunda "War", "UK '82" ve "Disorder" adlı 3 Exploited şarkısının bir potpurisi yer almaktadır. Grubun Exploited coverlamayı seçmesi ise tesadüf değildir. Zira o dönemlerde grubun 80'lerde yarattığı "kült" pozisyon 90'ların başıyla birlikte fanların da büyük etkisiyle "efsane"leşmeye doğru giderken, bir yandan da gruba yöneltilen Nazi yanlısı olduklarına dair suçlamalar devam etmektedir. Exploited ise müzik dünyasındaki en koyu Nazi düşmanı gruplardan biridir. Slayer'ın Exploited coverlaması ise grubun "Nazi yanlısı" olduğunu düşünenlere bir göndermedir.

Tarihler 3 Eylül 1994'ü göstermektedir ve Slayer tam 4 yıllık bir aradan sonra yeni bir albüm çıkarmıştır. Def Jam Records artık American Recordings olmuştur ve bu etiket ile yayınlanan ilk Slayer albümü olan "Divine Intervention" aynı zamanda Paul Bostaph'ın baget salladığı ilk Slayer albümüdür. Çıktığı hafta Billboard listesine 8 numaradan girerek o güne dek Slayer tarihinin ulaşmış olduğu en büyük liste ve satış başarısını yakalamıştır ayrıca.


Albümün kapak görseli Wes Benscoter tarafından yapılmış ve prodüksiyon aşamasında bu defa grup elemanları işi üstlenmiştir. American Recordings'in başına geçen Rick Rubin ise executive producer olarak görünmektedir. Albüm toplam 10 parçadan oluşmaktadır ve Hanneman-King-Araya üçlüsünün beste ve sözlerde ortak bir payı vardır. Sadece bir şarkı dışında ("213") tüm müziklerde Kerry King imzası yer almaktadır bu arada. Albümle aynı adı taşıyan "Divine Intervention"ın sözlerinde Paul Bostaph da katkı sağlamıştır. 10 yıl boyunca grubu o günlere getiren en önemli elemanlardan biri olan Dave Lombardo grupta olduğu sürece tek bir şarkının dahi yazım aşamasında söz sahibi olmamışken (davul partisyonlarını kendi yazması dışında) Paul Bostaph'ın daha grupla ilk albümünde bir şarkılık da olsa söz yazımında katkıda bulunması die-hard Slayer fanlarının tepkisini çeken bir olay olmuştur.


Albümde yer alan ve sözlerinin Jeff Hanneman tarafından yazıldığı "SS-3" şarkısı yüzünden grubun Nazi olduğu söylentileri bir kez daha ön plana çıkar. Şarkı SS celladı Reinhard Heydrich'le ilgilidir. Albümde spekülasyon yaratan bir başka şarkı ise "213"tür. Bu numara, Amerika'nın en psikopat seri katillerinden biri olan Jeffrey Dahmer'in 10 küsur cesedi sakladığı apartman dairesinin kapı numarasıdır. Slayer her zamanki gibi "müziğiyle tehlikeli" olmaya devam etmektedir.


94 ve 95 yıllarını uzun süre turnelerde geçiren grup bu süre zarfında hem Paul Bostaph'la çalmaya alışmış ve Bostaph hayranları artmaya başlamış hem de grup özellikle Avrupa'da birçok önemli festivalin headlinerlığını yapmıştır.


1995 yılında "Live Intrusion" adında ilk Slayer home videosu raflardaki yerini alır. Bir konser dokümantasyonu olan bu videoda grubun o dönemler birlikte turladığı Machine Head ile aynı anda sahne alıp Venom şarkısı "Witching Hour"u seslendirdiği konserin görüntüleri de yer almaktadır.


1996'da yılında Slayer, Punk coverlarından oluşan albümü "Undisputed Attitude"u 28 Mayıs'da çıkarır. (Albüm için ilk düşünülen isim "Selected And Exhum"dur.) Albüm, gruptan bu tarz bir çalışma beklemeyen fanlar için heyecanla karşılanmasa da Slayer kökenleri Punk'a dayanan bir gruptur ve hemen hemen her grup üyesi Punk şarkıları dinleyerek büyümüşlerdir. Albümde Verbal Abuse, T.S.O.L., Minor Threat, D.I, D.R.I., Dr. Know, ve The Stooges gruplarından parçaların yanı sıra 3 adet de yeni Slayer parçası vardır. Bunlar; Hanneman tarafından 84-84 yıllarından hiç gerçekleşmemiş olan bir Punk projesi için yazılmış olup daha önce hiç yayınlanmayan "Can't Stand You" ve "Ddamn"(Drunk Drivers Against Mad Mothers) adlı 2 şarkı ile,  Araya/King ikilisi tarafından yazılmış ve meşhur Zodiac katili ile ilgili olan "Gemini"dir. Albümün Japonya versiyonunda ekstra şarkı olarak Suicidal Tendencies cover'ı "Memories Of Tomorrow" da yer almaktadır.


Albümün kayıtlarından hemen sonra Paul Bostaph, Slayer'dan ayrılır. (Ve The Truth About Seafood adında bir gruba geçer). Bu ayrılık gerçekten büyük bir şoktur çünkü Lombardo'dan sonra Bostaph yıllar içerisinde kendisini Slayer fanlarına kanıtlamış bir isimdir. Slayer'ın bu kez bulduğu davulcu ise Testament'ten John Dette'dir. Tüm seneyi turnede geçiren grup turne sonunda Bostaph'ı yeniden gruba dahil eder ve Dette kısa Slayer macerasına son verir.

9 Haziran 1998 tarihinde ise Slayer'ın 8'inci albümü "Diabolus In Musica" (Devil In The Music) piyasaya sürülür. "Divine Intervention"ın aksine bu albümdeki bir şarkı hariç tüm müzikler Kerry King'e değil, Jeff Hanneman'a aittir. Kerry King sadece "In The Name Of God" adlı şarkının söz ve müziklerini yazmıştır. Albüm toplamda 12 şarkı içermesine rağmen, Japonya versiyonunda ekstra şarkı olarak "Unguarded Instict" adlı şarkı da yer almaktadır.


"Diabolus In Musica" o yıllarda ilk örnekleri türemeye başlayacak olan Nu-Metal ve Metalcore tarzının da sert kanadının ilham aldığı temel riffleri bünyesinde barındırması bakımından da ayrı bir önem taşır. "Seasons In The Abyss" sonrası 90'larda kaydedilmiş olan en iyi Slayer albümü olarak gösterilmektedir. Her ne kadar Billboard listesine 31 numaradan giriş yapmış olsa da, bu bir düşüş değildir. Zira o dönem Thrash Metal'in müzik piyasasındaki konumu düşünüldüğünde bu sıralama başarı bile sayılabilir.


Grup bu albümden sonra tam 4 yıl boyunca kendini tamamen konserlere vermiştir. 98-99-2000 yıllarında ve 2001 yılı başında dünyayı üç kez turlayan grup, bu dönem boyunca kariyerleri boyunca hiç çalmadıkları yerlerde konser verme fırsatı da yakalamıştır. Hatta bu şanslı yerlerden biri de İstanbul'dur. (bkz. 1998 Slayer İstanbul konseri.)


Dünya tarihine Amerika'nın kendi evinde maruz kaldığı en büyük terör saldırısı olarak geçen Dünya Ticaret Merkezi kulelerine ve Pentagon'a yapılan uçak saldırılarının gerçekleştiği gün olan 11 Eylül 2001'de, Slayer'ın 9'uncu albümü "God Hates Us All" (Tanrı Hepimizden Nefret Ediyor) piyasaya sürülmüştür. Orijinal kapağı üzerinde kanla "Slayer" logosu yazılmış olan bir İncil resmi bulunduran albüm, sansür yemiş alternatif bir kapakla piyasaya sürülmüştür.


Genel sound'un 90'lardaki klasik Slayer riffleri ile Hardcore ezgilerinin bir sentezi olarak yorumlanabileceği albüm Amerika'da Billboard listelerine 28 numaradan giriş yapmıştır. Toplam 13 parçadan oluşan albümdeki 7 parçanın tamamı Kerry King tarafından yazılmış, diğerlerinde ise Hanneman ve Araya katkıları söz konusudur. Albüm ertesi çıkılacak olan Tatoo The Planet turnesinde ise tüm gruplar 11 Eylül 2001'deki terör saldırıları sebebiyle uçakla seyahat etmeme kararı ile tedbir alıp konserlerini iptal etseler de, Slayer turneye başlamış ve sıfır fireyle tüm konserlerini tamamlamıştır. Dünyanın en "cool" Metal grubu olduklarını, kimseden korkularının olmadığını ve onları hayranlarından hiçbir saldırı ihtimalinin ayıramayacağını da bu sayede kanıtlamışlardır.


Aynı yılı Amerika'da turnede geçiren grup, 90'lı yılların sonlarında başladığı Ozzfest ve önemli Avrupa festivallerine (With Full Force, Reading, Leeds, Fields Of Rock, Summerbreeze, Bang Your Head, Dynamo, Wacken, Graspop, Download.vs) headliner olarak katılma geleneğini de kaldığı yerden sürdürmüştür. Slayer tarihinin en kalabalık açık hava festival konserleri de yine bu dönem içerisinde Avrupa'daki festivallerde gerçekleşmiştir.

2002 yılında ise hiç beklenmedik bir gelişme olmuş ve davulcu Paul Bostaph kronik dirsek rahatsızlığı yüzünden gruptan ayrıldığını açıklarken efsanevi davulcu Dave Lombardo tam 10 yıl sonra Slayer'a geri dönmüştür!!!


Bu, Metal müzik tarihinin görmüş olduğu en büyük geri dönüş haberlerinden biridir. Tabii böyle olağandışı bir olayı fırsat bilen organizatörler ise boş durmamış ve grubun tarihindeki en uzun turnelerine imza atmasını sağlamışlardır. 2002 yılının başından 2005 yılı sonuna kadar Slayer sürekli konser vermiş ve dünyanın her kıtasında hemen hemen konser vermedik ülke bırakmamıştır. Grup ikinci Türkiye konserini de bu zaman zarfı içerisinde 2 Temmuz 2005 tarihinde Rock Republic Festivali'nin ikinci gününde İstanbul'da vermiştir.


Bu arada orijinal kadrolu yeni Slayer albümü öncesi ilk olarak 29 Temmuz 2003 tarihinde "War At The Warfield" adında bir konser DVD'si piyasaya sürülür. Grubun 7 Kasım 2001 tarihinde San Francisco'daki Warfield Theatre'da verdiği ve ön grupların Chimaira ile American Headcharge olduğu konserin görüntülerinden oluşan DVD, grubun kadrosunda Paul Bostaph'ın yer aldığı son üründür. 20 şarkılık konser setlisti ve ekstra görüntülerden oluşan bu DVD Slayer arşivcileri için önemli bir üründür. Zira grubun sahne performansı tek kelime ile "vurucu"dur.


"War At The Warfield"ın ardından aynı yılın sonunda, 25 Kasım 2003 tarihinde "Soundtrack To Your Apocalypse" adında bir box-set piyasaya sürülür. Toplam 3 CD ve bir DVD'den oluşan bu toplama set, grubun tarihindeki en önemli arşiv parçalarından biridir. (Box-set'in deluxe edition versiyonunda ekstra olarak 2 Mayıs 2002'deki Arnheim konserinin kayıtlarının bulunduğu 14 şarkılık bir CD daha vardır.) İlk iki CD best of ve konser kayıtları karması iken, üçüncü CD daha önce duyulmayan veya sadece bazı özel toplama albümlerde sunulan Slayer parçalarını içermektedir. DVD'de ise toplam 17 şarkılık konser görüntüleri bulunmaktadır.

2004 yılında ise Dave Lombardo'nun gruba yeniden geri dönüşünün ardından orijinal kadrolu ilk Slayer ürünü olan "Still Reigning" DVD'si 26 Eylül tarihinde piyasaya sürülür. Grubun 11 Temmuz 2004 tarihinde Augusta'daki Civic Center'da verdiği konserin görüntülerinden oluşan bu DVD'de grup toplam 16 parça çalmaktadır. DVD'yi özel kılan ise grubun o konseri verdiği turne dahilinde konserlerde ilk 10 şarkı olarak efsanevi "Reign In Blood" albümünü baştan sona çalması ve sonra diğer klasiklere yer vermesidir. DVD'de yer alan bu konserde ise "Reign In Blood"ın girişi ile tavandan başlayan kan yağmuru ile tüm grup elemanları "kıpkırmızı bir şekilde" performanslarını sürdürmektedirler. Tabiri caizse "kan revan içinde" bir konserdir bu... Slayer fanları için arşivdeki olmazsa olmaz özel ürünlerdendir.


Grup, bu albüm dışı ekstra ürünler ile yeni albüm öncesi yeterli süreyi kazandıktan sonra ise 8 Ağustos 2006 tarihinde merakla beklenen 10'uncu albümü "Christ Illusion"ı yayınlamıştır. Bu albüme dair her şeyi ise albüm tanıtımları bölümündeki Slayer - Christ Illusion başlığı altında bulabilirsiniz.

Tüm zamanların "en Metal" grubunun 2006 yılına kadar olan hikayesi işte kısaca bu şekildedir.

Sadece Thrash Metal tarihi için değil tüm Heavy Metal tarihi için önemli bir gruptur Slayer. Birlikte yola çıktıkları grupların hemen hepsi, ilk günlerinden bu yana birçok müzikal tarz değişikliklerine gitmişken, bazıları bugün birer nostalji grubu olarak anılmaktadır. Oysa Slayer hala ilk günkü Metalik tavrını hem söylemleri hem de müzikal üslupları ile devam ettirmektedir. Hala Slayer'ın peşinden sürüklediği tonlarca genç Metal grubu vardır ve Slayer gelecek vaad eden tüm yeni Metal gruplarına hala önderlik etmeye devam etmektedir.


Dünya üzerindeki en sadık fan kitlelerinden birine sahip olan Slayer, fanlarını hiçbir zaman hayalkırıklığına uğratacak bir hamle yapmamış olmasıyla da meşhurdur.


Her zaman farklı, her zaman uçlarda (ekstrem), her zaman asi, her zaman özgün ve her zaman sert olmuşlardır.


Oyunu sadece kendi kurallarıyla oynamışlar, kimseye ve hiçbir akıma boyun eğmemişlerdir.


Kerry King'in de dediği gibi; "bir Slayer şovundan etkilenmemiş bir şekilde ayrılmanız imkansızdır!"


Tüm zamanların "en Metal" grubu Slayer'a saygılarımla

Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: