MÜZİK ODASI

TO BE ROCK AND NOT TO ROLL

Nejat İşler - 21 Kasım 2008
Yaşam öykümü öğrenmek istese biri,çeşitli şarkılardan oluşan bir
CD kaydederdim ve "Stairway to heaven", o CD'de bir kaç kez yer
alırdı herhalde.
 
91'de Teşvikiye mesaisine başladığımda,ustam "Parkinson
Şeref"in tezgahında gururla duruyordu orijinal baskı Led Zeppelin 4
plağı. Plakla flörtümüz bir hafta falan sürdü. Her gün elime alıp
uzun uzun inceliyor, sevip okşayıp yerine koyuyordum. Plağı eline alıp
Şeref'le pazarlığa girişen her müşteriyi öldürmek istiyordum. Her
akşam tezgahları toplarken, bizim deliye yanaşıp; "uygun bir fiyata
bana bırakmazsan çalarım" diye tehdit ediyordum. Sonunda bir
akşam, günün hasılatına ve sevimliliğime güvenip, köprü altında
bira içerken, "Allahın emri, peygamberin kavliyle" istedim Led Zeppelin
4'ü. Galiba sarhoşluğun etkisiyle verdi. Sabah, tezgahını açar açmaz
aldım plağı. Çok pişmandı ama yapacak bir şey yoktu. Söz vermişti
çünkü. Karşılık olarak bir şart koydu. Artık onun tezgahına da
bakacaktım gerektiğinde. Kabul ettim.

İBLİS ŞEREFBugün, 1 ocak 2008. Şu anda o plak önümde duruyor. Hala tertemiz. Sadece
iç kapağı hassas bir kağıttan yapıldığı için, destek olarak
kenarlarını bantlamışım. Benden bir yaş büyük 1971 baskı plağın
üzerinde, orjinalinden farklı olarak bir etiket var: Şeref 1987 no
4. Plağı aldığım günden beri en az 10 ev değiştirdim, sevgililer
geldi gitti, arkadaşlıklar oldu, arkadaşlıklar
bozuldu, hastalıklar, nikahlar, aramızdan
ayrılanlar, hırsızlıklar, baskınlar, kira ödemek için arşiv
satmalar, su baskınları, deprem. Malıma düşkün biri hiçbir zaman
olmadım. Bir sırt çantasından fazla bir şeye de hiç sahip olmadım. Ama
sırt çantamın içinde 17 yıldır Led Zeppelin 4 duruyor.Geberene kadar
durur herhalde.
 
Askerden dönmüş,tezgahsız, işsiz, meteliksiz dolanıyordum
etrafta. Page-Plant konserine gitmiş, içeri beleş girebilmenin bir yolunu
bulamamıştım. Berbat bir halde Taksim'e geçtim. Nereye gitsem herkes
konseri konuşuyordu. Kafayı yemek üzereydim. Sonunda Kemancı'ya gidip
Punk Levent'ten birkaç bira dilenmeye karar verdim. Alt Kemancı'ya
indim. Koridordan geçip merdivenin oraya geldiğimde, gördüğüm manzara
karşısında donup kaldım. Soldaki barda, hem de Led Zeppelin neonlu
ışığının altında, Jimmy Page,tek başına bira içiyordu. Emin olmak
için öyle bir bakmışım ki, herif bir süre sonra başıyla bana selam
verdi. Durum gittikçe inanılmazlaşıyordu. Etrafıma bakındım. Fazla
kalabalık değildi ama olanlar da kendi hallerinde takılıyorlardı. Sanki
bir tek ben görüyordum babayı. Cesaretimi toplayıp, durumdan emin olmak
için merdivenlerden indim ve yanına gittim. 2 metrelik adam bana
gülümsedi. Sözcükler ağzımdan
dökülüverdi: "Can you buy me a beer?" Baktı, güldü. "O.K.
son". Bara dönüp birayı istedi. Bira geldi. Bardağı bana
uzattı."Cheers". Hayatımda içtiğim en güzel biraydı.
 

JOHN BONHAM

Son olarak, yakınlarda olan bir şeyi anlatıp bırakıyorum. Malum, bir dizi
çekiyoruz bu aralar. Geçen gün sete gittiğimde Aydın beni yakaladı ve
"BBC'de gördüm Led Zeppelin toplanmış, Ahmet Ertegün anısına
konser yapmışlar, o kadar güzeldi ki, ağladım." dedi. Aydın, görüntü
yönetmenimiz. 40'larında ve kocaman bir oğlu var. Sağlam müzik
dinler, sıkı içer. "Bonham'ın oğlu çalıyormuş davulu, doğru
mu?". "Evet"dedim."Jason. Kendi de bir grup kurmuştu bir aralar. Adı
Bonham'dı. Fena müzik yapmıyorlardı." Aydın durdu. Ne bileyim, belki
de aklından kendi şahane evladı geçti. Onu anlatırken nasıl
gururlandığını fark etti. Artık hayatta olmayan babasının
arkadaşlarıyla beraber, babasının artık hayatta olmayan bir
arkadaşına saygı konseri düzenleyen Jason için; "Allah herkese böyle
evlat nasip etsin." dedi.Rahat uyu John Bonham.

(Bu yazı Deli Kasap dergisinin fiziksel ortamda yayımlanan 2. özel sayısında da yeralmıştır.)

Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: