MÜZİK ODASI

Soulfly İstanbul Macerası

Rumble Tayfun - 30 Nisan 2006

"Herkesin kafa kaymak kıvamına geldikten sonra araçta Obituary ile başlayıp Morbid Angel'la devam eden bir Death Metal partisi başladı ve henüz uyumamış olan tüm Soulfly tayfası otobüsün içinde eski Kemancı ortamı misali deli gibi kafa sallamaya başladı. Gördüklerime inanmak zordu. Soulfly ve ben sabahın 03:30'unda Death Metal dinleyip kafa sallıyoruz!"

Soulfly konseri olacakmış, gittim dayandım Eyüp abinin kapısına. Dedim "böyle böyle" "ben alırım abi grubu sen merak etme". "Tabi Tayfuncum!" dedi. Hoplaya zıplaya gittim eve keyiften. İşin sonunda Kapıkule'ye kadar direksiyon sallamak var ama olsun varsın. Albümlerini abartısız binlerce kez dinlemek suretiyle sesini nerdeyse annem babam kadar duyduğum Max Baba var işin ucunda! Yeri geldi Kapıkule'yi bile aşıp gidiyoruz sevdiğimiz grupların uğruna, Max babayla İstanbul'a kadar muhabbet etmek için değer tabii!!!


Grubun tur menajeri Christina'yla birkaç defa mailleştik, telefonlaştık, "sabah 7:30 gibi orada olucaz" dedi. Bu durumda sabah 03:00 gibi yola çıkmak lazım. İtalyan alt grup kendi tur otobüsüyle gelecekmiş. E onlar için de adam lazım o zaman İstanbul'a kadar eskort için. Hemen piyasamızın jokerleri olan ve bu konserde önceden görev talep etmiş Sadi Tirak ve Erdem Tatar devreye sokuldu.


Sabaha karşı İstanbul uyurken; Carmen, Tayfun, Sadi ve Erdem şeklinde yola çıkıldı. Gidiş yolunda hiç maceramız olmadı. (Abi Max Cavalera'yı almaya gidiyoruz, bundan daha büyük macera olabilir mi? SADİ-) Bol bol Sepultura dinleyip TEM için izin verilen hız limiti yaklaşık olarak ikiye katlandı ve sabah güneş doğmak üzereyken Türkiye'nin bittiği yere varıldı.


09:00'a doğru Christina aradı. Bulgaristan'ı sorunsuz terketmişler ancak Türk Gümrüğü'ndeki sorunlar bitmek bilmiyormuş. Daha sonra grubun tur otobüsünün sahibi de arayıp yalvarırcasına yardım isteyince, bi kitabına uydurup gümrük kontrol kısmına geçmek farz oldu. Bir şekilde gümrük ziyaretçi kartı ayarlayıp gümrük kısmına geçtim. Grup tam derdini anlatmış işin çoğunu halletmişken gece vardiyasındaki memurların mesaisi bitmiş "Bizim mesaimiz bitti gidiyoz" deyip gitmişler. Daha da hoş ve bize yakışır kısım ise; gece vardiyasındaki memurlar, gündüz vardiyasındaki memurlar gelmeden önce iş bıraktığı için Soulfly ekibinin durumunu bilip bir sonraki vardiyaya aktaracak kimse kalmamıştı. Ben gümrük işlem binasına girdiğim sırada sadece iki nöbetçi, boş memur masaları ve kafayı yeme sınırında olan otobüs sahibini gördüm. Yaklaşık bir saat kadar sonra teşrif eden gümrük memurlarını gördüğümüzde boşu boşuna sevinmişiz. Elemanlar topluca bir odaya doluşup gayet ağır ve geniş hareketlerle kahvaltı sofrası kurmaya başladılar. üzerine ise bol sigaralı ve demli çaylı bir sabah muhabbeti başladı. "Bu iş böyle olmayacak" diye içeri dalıp maruzatımızı arz edince içeride müdür olduğunu sandığım bir kişi ağzındaki zeytin çekirdeğini tükürüp "Dışarda bekle lan sirileaaaaa!" diye höykürdü. çıktık bekledik tabii. üstüne bunun bana bağırdığını gören bir nöbetçi binadan da kovdu beni. Kaldım ayazın ortasında. Girdim sığındım tur otobüsüne. Christina'yla, Gloria'yla muhabbet derken, otobüsün üst katından uykulu gözlerle Max aşağı indi!!! Artık bir anda Max'i karşımda görünce yüzüm nasıl bir hal aldıysa Max kocaman gülümseyerek "Merhaba!" dedi ve yüzünü yıkamaya başladı. Kahvemi içtikten sonra, yine içim elvermedi bu sefer daha beter kovulma pahasına tekrar içeri girdim. İçeride otobüs sahibi olan İngiliz abi, bi gümrük memuruyla Almanca muhabbet ediyordu. Böylece hayatımda ilk defa Almanca konuşan bi İngiliz görmüş oldum. Abi (Raymond) daha önce Die Toten Hosen ve Die Arztre turlarının şoförlüğünü yapmış yıllarca, oradan da bayağı bi muhabbet mevzusu çıktı.


Soulfly'ın konseri bir ay önce olsaydı her şey çok daha kolay olacaktı. Kapıkule'deki rüşvet operasyonu sebebiyle memurların tamamı kızağa alınınca ortam iş bilmez, iz bilmez, osuruğundan korkan acemi memurlara kalmış. Adamlar kamera şakası gibi ne desek mevzuatta yeri var mı diye tuğla gibi kanun kitaplarının içine dalıyor, ilgili maddeyi bulmaya çalışıyor, diğer memurlara da bağıra bağıra okuyor ve okuduklarının üzerine de uzun bir müddet fikir teatisinde bulunup en sonunda karar veremeyip gidip müdürlerine soruyorlardı. Bu yaklaşık 8 -10 defa tekrarladı. özellikle Bulgaristan gümrüğünde evrakların bir kısmının daksille üzerinden geçilip başka bir şey yazılması olayı fena kilitledi. Neredeyse grubu geri gönderecekerdi. Bu arada gümrükteki bekleyiş dördüncü saatine girdiğinde Gloria yenge arızaya bağlayıp "Tamam yok konser monser direkt Yunanistan'a geçiyoruz!" diyince ben beyaz bir yalan söyledim "Otobüsün triptiği yapıldı. Artık gece 00:00'dan önce Türkiye'yi terk edemezsiniz" deyip susturdum. Bu arada elimizdeki valilik iznini gösterdiğimizde otobüstekilerin müzik grubu olduğunu anlayıp grubun CD'sini istediklerinde, durumun artık bizim için pozitif bir trende girdiği belli oldu. Ancak bu sefer otobüste hiç Soulfly CD'si olmadığını söylediler. Ben de "Olm ne anlar bu Allaan takozları Soulfly'ı, verin işte herhangi bir CD!" dedim. Karışık bi Death Metal Promo CD'si verdiler. (Gümrük Memuresi ablanın evde CD Player'da ilk dinleyiş anındaki tepkisini görmek isterdim. 100 kilo falan 40 yaşlarında bir teyzeydi.)


Kağıt kürek işleri bitince elinizdeki geçici gümrük belgesindeki malzeme dökümüyle araç stoğu birbirini tutuyor mu diye otobüsteki bütün eşyaları boşaltıp bakacaz dediler. Gloria yenge bunu duyunca bir dellendi, pir dellendi! Bu sefer yengenin asabiyet sınırları beni aştığı için direkt olarak Raymond devreye girdi ve uzun bir seanstan sonra Gloria'yı sakinleştirmeyi başardı. Bu sefer de otobüsü kontrol edecek olan sorumluyu yaklaşık 2 saat kadar bulamadılar. Gümrükte geçen 6. saatin sonunda gümrük memuru geldi ve gerçekten de otobüsü didik didik aradı ve kapalı kartonların da açılmasını isteyince Merchandisingler meydana çıktı. "Bu ne kardeşim bunlar yazmıyor belgelerde" deyince ben "Abi bunlar bedelsiz numune konserde biletle beraber ücretsiz dağıtılacak, ticari değeri yok!" deyince "Güzelmiş lan bu takkeler, mintanlar neyin, bize de verin o zaman bunlardan" diyince civardaki görevliler merchandising materyallerini yağmalamaya başladılar. En pahalı merchandisinglerden birine sahip olan Soulfly'ın t-shirtlerinin, gömleklerinin gözümün önünde böyle yağmalanması içimi acıttı ama durumu kurtarmak için başka çare yoktu. Kaptıkları bereler, kapşonlu sweatshirtlerle keyfi yerine gelen elemanlar işleri hızlandırdılar. Tam çıkıyoruz, bitti bu iş derken, bu sefer kuş gribine karşı otobüsün ilaçlanması ziki çıktı başımıza, bi de onla uğraştık. O da bitti haydi yallah İstanbul'a derken, "Ulaştırma Dairesinden onay almamışsınız, onu da alıp gelmeniz gerekiyor" dediler tam çıkış bariyerinin önünde. "Nerde bu Ulaştırma Dairesi?" dedim. "Aha şurda" diye parmağıyla uzakta bir yer gösterdi. Baktım bayağı uzak "Ya biz çok geciktik, benim arabayla bi koşu gidip gelsek şoförle idare edebilir misiniz?" dedim. Bir kart verip "tamam git" dediler. Ama ben o stresle fazla gaza gelip Bulgaristan'a girmişim bir daha ortalık karıştı orda! "Hay mna koyiym!!!" dedim. 7 saat oldu adamlar geleli!!! Hayır o değil konser yetişmeyecek. Eyüp Abi tabii haklı olarak İstanbul'da hop oturup, hop kalkıyor habire telefon ediyor. "Hadi Tayfunum, hadi aslanım bitir artık şu işi!" diye ara gazı veriyor sık sık. Gittik yine bi ton kağıt kürek, neden sonra 2. bir memur gelip "Konser için gelmiş bunlar, valilik izni varsa başka şeye gerek yok." diyip hemencik bastı mührü evrağın üstüne. Meğerse Avrupa Birliği uyum yasaları sayesinde böyle bir durum da varmış. İlk defa faydasını gördük Metal Camiası olarak Avrupa Birliğinin. Şimdi ben de diyom "Oooo Max babayla Süper muhabbet olacak İstanbul'a kadar" Nah olacak! E benim arabayı kim geri götürecek İstanbul'a?


Tur otobüsüne Erdem'i bırakıp bastım geri İstanbul'a. Bu arada biz nerdeyse Taksim'e vardık ama tur otobüsü yok! Bekle bekle yok! Mahmutbey gişeleri çıkışında Polis durdurmuş otobüsü "Bu arkadaki römorkun şehre giriş izni var mı? Bağlıyacam ben bu otobüsü" diye tutturmuş. Erdem ne yapıp edip bağlamış işi. 100 Euro vermişler. Raymond bi de saf saf makbuz istemiş verdiği paraya karşılık.


Saraçhane civarında tekrar buluştuk otobüsle. İnönü Stadı'nın önüne park ettik. Bu arada etraftan konsere doğru bi ton insan akıyordu ama yanından yürüyerek geçtikleri otobüsün içinde Soulfly olduğunu bilmeden. Komik oldu tabii. Gloria yenge otobüsü parkettirip, crew'u ve malzemleri Yeni Meleğ'e gönderdikten sonra sakinleşti ve Max'la geçen sene yaptıkları Istranbul ziyaretini anlatmaya başladı. Neler yapmışlar neler görmüşler yaşadığım şehirde hiç haberimiz olmamış. Yerel enstrümanlar satın almışlar. Max gündüz şehrin seslerini kaydedip gece otelde bunları dinliyormuş şehrin soundunu yakalayabilmek için. Max İstiklal Caddesi'ni boydan boya yürümüş, kimse tanımamış (Yuh bize!). Bu arada "Arise Again" şarkısının giriş kısmını İstanbul'dan ilham alıp yazmış. Daha sonra mekândan haber geldi "her şey hazır" diye biz de atlayıp gittik. Bir takım dergi ve fanzinler gelir gelmez röportaj manyağı yaptılar Max babayı. Gayet sakin ve güleryüzlü bir şekilde her şeye cevap verdi Max Baba. Daha sonra kulis yabancı şahıslardan arındırıldı ve yabancı maddelerle(!) dolduruldu. Max Baba ve şürekası pek sevdiler Türk "şeysini". Otobüse en az bunun iki katını isteriz dediler. Tabii ki "köpeğiniz olsun" dedik. Yani Max Baba ve tayfasının konserdeki o muhteşem performansını biraz da bana borçlusunuz :p

Konserden önce Max Baba havaya girmek için Iron Maiden dinledi. Bu anı gözleriyle göremese de bari kulağıyla şahit olsun diye Doğu Yücel ve Çağlan'ı aradım ve sesleri dinlettim. Ama ikisi de 'Duymuyom ki olm' dediler. Max baba bunları yaparken grubun basçısı Bobby ve Crew'den birkaç eleman usturayla sakal traşı olmaya gittiler. İlk defa yaşadıkları bu tecrübe çok hoşlarına gitmişti.


Sahne için "son üç dakika" anonsu geldiğinde Max baba ellerini cebine sokup sakin sakin sahneye doğru yürüdü ve inanın ben dahil hiç kimse 5 dk. sonra sahnede damı dötü dağıtacak olan adamın aynı adam olduğuna inanamazdı. Öylesine sakin, öylesine sıradan bir yürüyüşü vardı ki, "Ulan tüh fazla içirdik adamı bayılıp kalacak şimdi sahnede" diye düşünmedim bile değil.


Konseri bilen biliyor zaten, (bilmeyenler de Sadi'nin konser yazısını okuyabilirler) benim üzerine yazabileceğim pek bişey kalmadı. Ama bu yazıya paste'lemek ve Max babaya maillemek için tuvaletin konser sonrası pogozedeler tarafından kan gölüne çevrilmiş halinin fotosunu çekemediğim için halen üzülüyorum.


Konser sonrası fazla oyalanmadan yine İnönü Stadı önüne parketmiş olan tur otobüsüne dönüldü. Otobüsün başından ayrılmayan otobüsün sahibi ve şoförünü emanet ettiğim İnan kardeşimin otobüsü bekleyen bu iki kişiyi kebap manyağı yaptığını boş kebap ambalajlarından ve kocaman gülümseyen yüzlerden anladım. 


Grup ot konusunda bayağıdır mağdurmuş, koskaca Soulfly oldukları için de kimseye ağız eğememişler bu konuda fena harman kalmışlar. Ama benim anlamadığım; madem kimseye diyemediler, Türkiye gibi bir "Midnight Express" ülkesinde bunu bana söyleyecek yakınlığı ve cesareti nereden buldular?! Tekrar yanıma İnan'ı alıp tedarik için bir yarım saat daha grubu bekletip Yunanistan'a doğru yola çıktık. Ben de konser sonrası araba falan sürecek hal kalmadığı için İpsala'da sap gibi kalma riskini göze alıp arabayı bıraktım, ben de tur otobüsüne atladım. Soulfly ve ben Yunanistan'a doğru gidiyoruz, bi yandan sarıp, bi yandan DVD seyredip, bi yandan muhabbet ediyoruz. Şaka gibi!


Hem de ne muhabbet. Grup konserden acaip memnun kalmış! Kafalar da hafiften güzelleşmeye başlayınca bunlar konserden ne kadar memnun kaldıklarını, "O.Ç. SOAD"nın bunları ve herkesi Türkiye'ye karşı nasıl doldurduklarını, bu yüzden gelmekten vazeçmeyi bile düşündüklerini ancak kendilerini Metal müziği artık Yunanistan'dan öte sınırlara özellikle de Asya ve Kuzey Afrikaya yaymak gibi bir misyonları olduğu için herşeyi göze alıp geldiklerini (Gerçi ben bu misyonu Sepultura'dan hatırlıyorum ama neyse!) artık bir sonraki adımın Mısır'da bir klip çekmek olduğunu (Gerçi ben bunu da Sepultura'dan hatırlıyorum ama neyse!) söylediler. Ben de Slayer konserine gelen İranlı fanlardan bahsettim. Davulcu coştu "Bak biliyordum işte biliyordum!" diye sevindirik oldu. Ben bol bol Türkiye'deki Metal ortamından bahsettim. Bu noktada Gloria yenge lafa girip 1994'te Türkiye'den bir konser için organizatör tarafından Max, Zyon ve kendisinin davet edildiğini  fakat tarihler uymadığı için gelemediklerini ama teşekkür etmek için davet sahibine iki kere telefon ettiklerini ama telefonu açan olmadığını söyledi. Hatta Sepultura'nın geri kalanı "Niye bi tek sizi çağırıyolar, biz adam diil miyiz mna koyiym!?" diye arızaya bağlamış. O bendim!!! 1994'te ilk yabancı grup konserim olan Die Toten Hosen konserine en büyük iki idolümden birisi olan Max babayı davet etmiş 'Ya tutarsa!' demiştim. Hiç cevap gelmemişti, açıkçası ben de hiç cevap gelmemesini yadırgamamıştım. Ama Max baba iki kere aramış benim evin telefonunu yahu. Hay mna koyiym, niye iki-üç yıl daha önce gelmemişki bu cep telefonu olayı Türkiye'ye?! Gerçi o zaman 21 yaşındaki halimle bünyem 'Alo ben Max!' cümlesini kaldıramazdı oracıkta yığılır kalırdım ama neyse 12 yıl sonra olsa da gerçekleşti bu buluşma. Max babayla, Gloria yengenin olayın üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen bu olayı unutmamış olması da ayrıca duygulandırdı beni. 'O Bendim!'cevabından sonra ve fax mesajımda tam olarak ne yazdığını söyleyip bunu ispatladıktan sonra "Seninle tanıştığıma inanamıyorum!" dedi Gloria yenge ve kendi elleriyle bana kahve yapmaya başladı. "Ulan durun olm, kim kimin fanı karıştı!" diyesim geldi.


Max'in oğlu kendi grubu olan 'INCITE'ın demosunu verip "Abi, ben bu gece çok eğlendim bizim için de bir şeyler ayarlayabilir misin?" demesi ise olayın üzerine tuz biber ekti. "Sigigit lan, baban Max anan Gloria benden mi medet umuyosun?" diye ensesine bi tane patlatasım geldi. O da kendi elleriyle pizza ısıttı bana mikrodalgada, sağolsun. İlk andan itibaren evlerine gelmiş misafir gibi davrandılar bana. Hepsi seferber oldu rahatım için. Aslında "evlerine gelmiş gibi" benzetmesindeki "gibi" kelimesi biraz fazla oldu çünkü zaten ailecek aylarca bu tur otobüsünde yaşıyorlar her sene. Koridorlarda çamaşırlar asılı, mutfağıyla, iki tane DVD odasıyla, banyo ve lüks WC'si vs.siyle hayatımda gördüğüm en lüks tur otobüsüydü.


Max baba en çok Müslüman Metalci olmak ne demektir konulu muhabbetimi sevdi. En çok da internette tanıştığım Kuveytli bi Metalci kızla aramdaki şu diyaloğa güldü.

 

Kuveytli Metalci Kız: Ben şu konsere gittim, bu konsere gittim, teyzemin yanına gidicem deyip Birleşik Arap Emirliklerindeki Testament konserine gittim...hede hödö hede hödö

Tayfun: Ya çok acaip bişeymisin sen, bi resmini yollasana.

Kuveytli Metalci Kız: Tamam (Resmini gönderir ancak kız fotoğrafta tesettür içerisindedir)

Tayfun: Bu ne lan? Ne biçim resim bu? Kesin bakiresindir de sen!?!

Kuveytli Metalci Kız: Tabii ki, ben evlenmedim ki daha!

Tayfun: La havleeeeee!


Bu arada gayet otoriter olan ve Soulfly ailesinin annesi olduğunu her hareketiyle belli eden Gloria yenge, "Hiçkimse Yunanistana bişey(!) götürmeye kalkmasın, sınıra vardığımızda bir gram bişey(!) görmeyecem bu otobüste!" uyarısını yapınca tüm otobüs bir partizan bilinciyle daha hızlı sarmaya ve tüketmeye başladı. Otobüs sakinlerinin bir çoğu, başta Max Baba olmak üzere bu tempoya dayanamayıp sızdı kaldı. Hey gidi Max baba! Bulgaristan'dan geldiğinde üzerinde aynı kıyafet vardı, İstanbul'a geldiğinde aynı kıyafet vardı, konsere aynı kıyafetle çıktı, konserden sonra Yunanistan'a doğru aynı kıyafetle yola çıktı, gece sızdığında üzerinde aynı kıyafet vardı. Duş muş hak getire zaten. Ama yine de hiç koku moku yoktu üstünde. Biz Gloria yengeyle uzunca bir süre daha muhabbet ettik, tıpkı bizim annelerimiz gibi otobüste çocuklarının fotolarını tek tek gösterip anlatmaya başladı. "İşte bu üçe gidiyor, gitarist oldu grubu bile var. Ah bak bu Zyon'un son hali o da gitar çalıyor ama çok küfürlü konuşuyor hep naapıcam ben bu çocukla bilmiyom" falan diye. Güzel kafayla Zyon ve onun bir büyüğü olan oğlunun fotosunun resminin üzerine biramı devirdim. Hiç kızmadı çok şaşırdım. Pek asabi bir kişi olduğu her halinden belli, çünkü o konuştuğu zaman otobüstekiler titriyor.


Gloria'yla baş başa yaklaşık bi saat muhabbet ettik. Otobüsteki diğer 12 kişi dışındaki biriyle muhabbet etmeyeli bayağı bi zaman olmuş anlaşılan. Sonra o da dayanamayıp uyudu. Ben de otobüsün üst katına çıkıp diğer DVD odasında gitarist Marc Rizzo ile birlikte Hitler'in son günlerini anlatan "Çöküş" filmini seyrettik ama bir ara tekrar aşağıya indiğimde bu sefer davulcuyla muhabbeti koyulttum. Soulfly'ın son albümünün konsepti üzerine yaklaşık yarım saat süren bir konferans dinledim kendisinden. O andan beri Sepultura fanı olarak orada olan ben bir Soulfly fanı oldum! Ruhum uçtu yani! O günden beri deli zitmiş gibi Soulfly dinliyorum. Birer birer tüm albümleri de aldım. Ama son albümün tadı hiçbirinde yok!


Herkesin kafa kaymak kıvamına geldikten sonra araçta Obituary ile başlayıp Morbid Angel'la devam eden bir Death Metal partisi başladı ve henüz uyumamış olan tüm Soulfly tayfası otobüsün içinde eski Kemancı ortamı misali deli gibi kafa sallamaya başladı! Gördüklerime inanmak zordu. Soulfly ve ben sabahım 03:30'unda Death Metal dinleyip kafa sallıyoruz! Zaten grupta Max haricinde herkes, bir Soulfly üyesinden çok Soulfly fanı edasıyla takılıyorlardı, bu kafa sallama seansı da tüy dikti üzerine.  Davulcu da bayılıp gitmeden önce bana üzerine adeta İstanbul konseri hakkında bir destan yazıp sığdırdığı bir baget hediye etti. "Al hatıram olsun" dedi. Hiç bitmesin istedim bu yolculuk, kahve üstüne kahve içtim uyumamak için, sonuna kadar kastım kendimi ama sonunda yenik düştüm uykuya. Yunanistan'a varmadan önce istihkakı (!) bitirme yarışına ben de dayanamamış ve uyukalmışım. Uyandığımda İpsala Sınır Kapısındaydım. Uykuya yenildiğim için kendime birkez daha kızdım, şoförden başka herkes uyuduğu için hiçkimseyle istediğim şekilde vedalaşamadım. Geçirdiğim şok sebebiyle Gloria yenge/annenin benim için ve konserde gönüllü çalışan Türk tayfa için hazırladığı hediye merchandisinglerin bulunduğu çantayı otobüste unuttum. Nasıl affedicem ben kendimi!? Bi baget, INCITE demosu, Max ve Gloria'nın  kişisel e-mail adresleri, Max babanın kendi el yazısıyla yazdığı konser playlisti kaldı yadigar.


Ve sırtıma çantayı vurup Istanbul'a doğru yola çıktım, yeni bir konsere yeni bir maceraya doğru!

Konserin hemen sonrası Max baba yanıma geldi.


Tayfun: Max, ben sana bir daha sarılmak istiyorum izin verirsen.

(Tayfun ve Max kocaman sarılırlar)

Max: Sağol dostum. Gerçekten iyi geldi. Konserde nerdeydin sen? Gözlerim seni aradı Inner Self'i çalmadan önce, seni gösterip bu şarkı senin için diyecektim.

Tayfun:........................

Max: Old School Fan'sın o yüzden. Senin için koydurduydum bugünün playlistine.

Tayfun: Öyle deme abi, ben eski fan diilim. Her zaman fanınım senin... Carmen! Sadi! Bak şahitsiniz di mi adam ne diyor! Ben desem inanmazlar şimdi, ben bile inanamıyom ki!

Carmen ve Sadi: Evet!


 

Aslında yazmak istediğim o kadar çok şey daha var ki bu konserin öncesi, sonrasıyla ilgili ama yaz yaz bitmiyo kardeşim, yazdıkça yazasım geliyo, yazdıkça aklıma yeni yeni ayrıntılar geliyo. Mesela Gloria Yengenin Ektomorf olayı hakkında karın ağrısı içerisinde söyledikleri, yine Gloria yengenin Sepultura'nın dağılmasının ardından Sepultura fanları tarafından uğradığı fiili saldırıları anlatması, otobüste yaptığımız "Tur otobüsünde yaşamak" üzerine geyikler, Slayer muhabbetleri ve daha birçok yazmaya değer anektod... Ama sabah kalkıp işe gitçem ben ya! :( Neyse abi ya, nasıl olsa bu yazıyı okuyacak olanların çoğuyla tanışıyoruz, geri kalanlarla da her zaman için tanışmaya hazırım, ilk fırsatta yüzyüze anlatırım isteyene. 



Yaşadıklarımın ne kadar özel olduğunu tam olarak kelimelere dökmek çok zor ama madem DeliKasap okurusunuz sanırım beni anlarsınız. O zaman ufak bir teşekkür listesi yapıp konuyu kapatayım.



Özel Teşekkürler: Major Müzik özellikle Eyüp ve Emin Abi, Ahmet Çataltuğ, Adil Akbay, Maria Del Carmen Rodriguez Lopez Altınbaş, Sadi Tirak, Erdem Tatar ve son olarak bu yazıyı yazmamı aylardır sabırla bekleyen Delikasap editörlüğü.



Bir sonraki sayıda görüşmek üzere. Delikasap'ta yazmak nefismiş!





RUHUM UÇTU!!!



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: