MÜZİK ODASI

SONISPHERE 2010 / BÖLÜM III

Seyda Babaoğlu - 13 Temmuz 2010

True metal people wanna rock, not pose!

26 Haziran 2010, Cumartesi

Stadyuma Volbeat'i kaçırmayacak şekilde vardığımda gördüm ki bugün sahne önüne çıkış yolu değişmiş, sahnenin direk altından girip çıkıyoruz. Fakat o yolu kullanmadan evvel Volbeat'in arkasından sahne alacak olan Hayko'muzla hoşbeş etmeyi ihmal etmedim. Dio tişörtü ve tüm göz kamaştırıcılığı ile sahne arkasında takılıyordu ben geldiğimde. Kısa bir muhabbet ve "İnşallah sizi de izleyebilme şansım olur bugün" dilekleriyle ayrıldım yanlarından, ve tam tepemde Volbeat çalarken altlarındaki geçiş yolunu izleyerek kocamın yanına ulaştım. Tahminimden daha fazla insan Volbeat'e sevgi gösterilerinde bulunuyor ve eşlik ediyordu, mutlu oldum. Gerçekten son yılların en eğlenceli, en nev-i şahsına münhasır gruplarından biri. Daha fazla ilgiyi kesinlikle hak ediyorlar. Astıkları backdrop son derece rockabilly, kendileri son derece hareketli ve sevimli, performans son derece eğlenceliydi.

SONISPHERE 2010 / BÖLÜM III

Saate baktım, Manowar stadyuma gelmiş olmalıydı programa göre. Volbeat sonrası gittim kulise, henüz yoklardı ama yoldalardı.

Bilen bilir, Rock the Nations'ın düzenlediği, Yedikule zindanlarında gerçekleşen ilk Manowar konserinde grubun rehberi bendim, o gün bugündür de özellikle Eric (Adams) ile dostluğumuz hep devam etti (bkz. http://www.delikasap.com/yazi/muzik-odasi/seydanin-manowar-gunlugu-bolum-1/1416 ve http://www.delikasap.com/yazi/muzik-odasi/seydanin-manowar-gunlugu-bolum-2/1417). Bana aylar öncesinde attığı mail'de "Türkiye'ye yeniden geliyoruz, sen ve kocan geliyorsunuz değil mi?" diye sormuş, onu görmem için gerekirse bana kendi Pass Card'ını vereceğini söylemişti. Ne olur ne olmaz diye bizi davetli listesine de yazdırmış ve "Band" yazan VIP pass'lerden hazırlattırmıştı. Şık hareket.

Ve işte bir baktım ki geliyor Eric koridordan bana doğru. Kocaman bir sarılma kavuşma faslı yaşandı oradakilerin şaşkın bakışları arasında, ve akabinde odalarına girince Joey ile de "good to see you"lar havada uçuştu. Joey o sırada Baba şarkısının çevirisini yapan (aslında çeviri işini ben yapacaktım ama çeşitli sebeplerden dolayı gerçekleşemedi) Norveçli Türk arkadaşımızla bir koca A4 kağıt dolusu Türkçe konuşmayı ezberleme işiyle uğraşıyordu - sonucunu konserde duydunuz! Karl ise her zamanki sessiz haliyle takılıyordu, onunla da selamlaştık. Önce odalarında oturup muhabbete daldık Eric ile, ama daha sonra hem Joey ve hocasına rahat bir ezber ortamı sağlamak, hem de Eric'in karnını doyurmak için catering salonuna geçtik biz ikimiz.

Yemek yemekte olan Volbeat'in şaşkın bakışları altında rohahah hohahahoh soundundaki muhabbetimize döndük Eric ile. Beraber çok eğlendiğimiz bir gerçek, iki şaşkoloz ergen gibi her şeye gülüyoruz. En başta merak ettikleri arasında elbette evliliğim geliyordu! Onun dışında avcılığının geldiği nokta - artık o bir av dergisi yazarı! - ve tabii ki müzik başlıca konu başlıklarımızdı. "Baba şarkısını nasıl buldun? Ama kesinlikle dürüst olmanı istiyorum!" dedi - ben de dürüst fikrimi söyledim…Arada yemek yerken bir takım fanlarının benden almamı istedikleri imzaları da veriyordu. Ona verdiğim her bir isimde "Bu erkek mi kız mı?" diye sorması, ve her seferinde cevabın "erkek" olması onu ziyadesiyle üzüyordu:). Ama her biri için vakit ayırarak, düşünerek farklı bir şey yazdı, takdir ettim. Sadece vıcık diye bir imza da atabilirdi, "Yemek yiyorum yaaaa" diye mızıkabilirdi de, ama hiçbirini yapmadı. Vakit çok çabuk geçti, konser saati geldi çattı. Onun biraz kas şişirmesi gerekiyordu sahne kıyafetiyle daha iyi görünebilmek adına. Daha önceleri havlu ile çalışırdı, şimdi ise stretching band'lerle hazırlanıyormuş. Duygulu bir ayrılma sahnesinden sonra ona odasına kadar eşlik ettim, kendim de bir-iki arkadaşla konuşup konseri izlemek üzere dışarı çıkacaktım ki baktım Volbeat toparlanıyor yavaş yavaş. O sırada crew'larından bir eleman "Seni tanıyorum yahu ben" dediğinde, "Tanırsın, normal" diye cevap vermem, onun da "Aldım cevabımı!" diye gülmesi aramızda nereden sorusunu gündeme getirdi. Nihayet çözdük - King Diamond ile beraber çalışıyordu, beni oradan tanıyordu. "Daha geçen gün 1,5 saat telefonda görüştüm King'le" dedim, "Bir dahakine selam söyle benden" dedi Nille adlı bu sevimli insan. Hazır odalarında bu muhabbet dönerken de Volbeat elemanlarına döndüm, "Fotoğraf çekilin benimle, ünlüyüm ben!" dedim, ortaya süper bir foto çıktı.

Ardından o çok eğlenceli fakat çok kısa Manowar performansını izlemek için dışarı çıktım. Sadece sevenleri değil, kendileri de sinir olmuştu zaten Accept'in headliner olmasına. Kim hatırlamıyorum, birisi anlatmıştı zaten Accept tayfasının kendilerinin de bu yeniden gelen şöhrete çok şaşırdıklarına. Kendi işlerine güçlerine bakan aile babaları olmuşken bir soundtrack ile gelen yenilenmiş ilgi, yepyeni konser teklifleri filan onları gafil avlamış, çalmayı filan unuttukları söylenen elemanları yine kısa sürede sahnelere hazırlanmak üzere stüdyolara sokmuştu. Tabii bu durum, Big Four'a bile kafa tutan (Joey'nin sözlerini hatırlayalım!:P), egosu yüksek Manowar'a son derece ters gelir, normal!

Yaklaşık bir saat süren performanslarından sonra Eric'ler hemen ayrılacaklardı mekandan, dolayısıyla biz de artık eve gitmeye karar verdik, zira ertesi güne güç toplamak lazımdı ve açıkçası Udo'lu zamanında bile ancak makul miktarda sevdiğim Accept, Udo'suz olarak daha fazla bel fıtığı ağrısına değmeyecekti benim gözümde. Kaldı ki sabah Rammstein'ı havaalanına götürecektim. Ama ilk önce bazı gençleri sevindirmek adına konser alanında dolaşıp topladığım imzaları dağıttım. Metalkardeşlerimin güzel yüzlerindeki kocaman gülücükler ve ettikleri teşekkürler beni ziyadesiyle sevindirdi. Bu işin en güzel yanlarından biri paylaşımda bulunabilmek - ben birisine önem verdiği bir şeyi alıp getirebildiğim zaman çok mutlu oluyorum. Başkası olsa sanırım "Kimsede olmasın, sadece bana özel olsun!" mantığıyla hareket ederdi, "İmza vermedi sana" der geçiştirirdi. O yüzden bu yazıyı benim kafadaki kardeşlerime bir "Hornz up and cheerz!" ile bitiriyorum. :) Devamı ve sonu Bölüm IV'te!

Seyda "Abigail" Babaoğlu



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: