MÜZİK ODASI

SONISPHERE 2010 / BÖLÜM II

Seyda Babaoğlu - 9 Temmuz 2010

Zerstören

25 Haziran 2010, Cuma

"Bugün festivalin ilk günü, haydi hayırlısı" diye kalktım yataktan. İlk önce kendime ayıracak biraz zamanım vardı, insan kılığına girdim. Akabinde İnönü Stadı'na gittim. Ortam kontrolüne başladım, saha içinde birçok sevdiğim surata rastladım, Black Tooth'un kurulumunu ve başını bile izleyebildim az buçuk. Fakat Tuna (Vural) tam milleti gaza getirmeye başlamıştı ki sevgili eşim Metehan'ın da mekana vardığı haberi ile dışarı çıktım. Zaten sonrasında da Christoph Schneider'i gidip havaalanından getirme saati gelmişti bile.

SONISPHERE 2010 / BÖLÜM II

Rammstein (R+) davulcusu gayet cici bir insan portresi çizdi. O da diğerleri gibi ilk kez geliyordu İstanbul'a, ve yol boyunca minibüsün camlarına neredeyse Garfield gibi yapışıp dışarıyı seyretti - sorular eşliğinde elbette ki. Buraya bir gün geç gelmesinin sebebi kız arkadaşının doğum gününü kaçırmak istememiş olmasıydı. Richard ile aynı gün doğmuş olması enteresan. Bu arada Pussy klibini sordum, vücut dublörü kullandıklarını söyledi o da Till gibi (Till: "Kendi vücutlarımızı kullanacak kadar detaya önem vermiyoruz.").

Detayları atlıyorum - otel, check-in, blah blah gibi - ve hemmennn festival ortamına akıyorum tekrardan:

Şimdi efendim kulis ortamından bahsedeyim size biraz. Headliner'ların odaları ayrı bir bölümde salon-salomanje bir ortamdı. Alt gruplarınki aynı koridorun devamında ayrı bir bölümde, yine son derece düzgün fakat biraz daha ortak kullanılan bir ortamdı. Bunun dışında bir de catering alanı, prodüksiyon odaları vs. yer alıyordu kuliste. Türk gruplar ise stadın bambaşka bir yerinde ağırlanıyordu, yabancı gruplarla en ufak bir temas sözkonusu değildi.

R+'ın odasını - dairesini mi demeliyim yoksa? - hazırlanırken görmüştüm, daha sonra zaten kimseyi sokmaması üzere görevlendirilmiş bir güvenlik durdu devamlı önünde. Bu arada grup asistanı ve yanındaki crew kendilerinin çok ama çok sayıda düşmana ihtiyaçları varmış gibi davranıyorlardı. Burada bulundukları kısacık süre içinde bir sürü edinmişlerdi de! Profesyonellik adına bu varlıklarla hala insan gibi konuşurken "erme" mertebesine bir adım daha yaklaştığımı hissettim.

Karşılaştıkları insanlara kaba ve terbiyesiz davranmayı marifet sayan bu "küçük insan"ların komplekslerini apaçık belli etmeleri, bu şuursuzluk ve kendini bilmezlik beni hep hayrete düşürmüştür. Dünyayı turlarken madem ki her gün yeni insanlarla karşılaşıyorsun, madem ki o insanlarla birlikte çalışmak zorundasın bir başka amacın - konserin - gerçekleşmesi için, o halde o amaç için senin gibi orada bulunan ve kendi payına düşen işi yapan insanların kim olduğunu, ne olduğunu bilmeden kendini onlardan üstün bir varlıkmışsın gibi görmenin ne alemi var bre cahil? Orada eşya taşıyan adam da senin kadar bu konserin gerçekleşmesi için önemli, yemekleri hazırlayan da, catering'de çayını kahveni veren adam da. Kaldı ki o backstage ortamında çalışan insanların birçoğu, bu crew denen kişilerin çoğunun aksine, akıllı, kültürlü, terbiyeli, eğitimli insanlardan oluşuyor. İnsan dünyayı bu kadar gezer de hiç mi bir şey öğrenmez arkadaş? Neyse, ben bunlar hakkında daha çok konuşabilirim ama kendilerine fazlaca yer ayırdık bile.

Stone Sour'u çok sevmediğim halde Corey Taylor'u Slipknot hatırına izlemek isterdim, ama mümkün olmadı. Pentagram'ın Murat ile son şovunu da kaçırdım - belki de iyi oldu, çok duygulanabilirdim. Murat'ı taa Cherokee zamanından dinler, severim. Onun kadar güzel Queensryche söyleyebilen yoktu Kemancı günlerinde. Acil şifalar dileyelim buradan da.

SONISPHERE 2010 / BÖLÜM II

Yıllardır taptığımız Alice In Chains ise sahne alırken ben yine dışarı doğru gidiyordum ki baktım önümden Corey Taylor kankalarıyla sahneye doğru yol alıyor. "AIC'i nihayet seyredicem!" dediğini duyunca döndüm, "Ne şanslısın, benim vaktim yok!" dedim. Kendisi de meğer turne boyunca izleyememiş, ilk kez seyredecekmiş, çok mutluydu. "Ühü, benim için de seyret" dedim, bir de foto çekildik, ben gittim Flake ve ailesini içeri almaya. Zira karı-koca ve iki kızları mekana varmışlardı. Karısı çok hoş ve sevimli bir insandı, şirinliğini çocuklarına da vermişti. Hatırladığım kadarıyla 8 yaşında olan minnoş olanı o kadar girişken ve o kadar bıcırık bir şeydi ki! Teenage olanı da daha sessiz, ama yine cici bir kızdı. Beraber catering alanına gittik, o sırada Ollie de geldi. Onlarla biraz muhabetten sonra vakit buldum, çıktım AIC seyretmeye. Metehan'ımın yanına gittim, biricik sevgilimden, çok sevdiğim dostlarımdan ve tabii ki sahnedeki - rahmetle andığımız Layne Staley olmasa da muhteşem performans gösteren - AIC'den aldığım pozitif enerji yüklemesiyle yine sahne arkasına döndüm Alice bitince.

O sırada R+'ın röportajları, meet and greet'i filan halledilmiş, iş artık sahneye çıkmaya kalmıştı. Bir ara Jerry Cantrell ile gözgöze geldik, birbirimize mosh çektik.

SONISPHERE 2010 / BÖLÜM II

R+'ın sahne almadan önceki ritüelini izledim - her biri shot'larını masaya vurdu, dikti, savaş narası atar gibi bağırış böğürüşten sonra da tüm makyaj ve kostümleri gayet etkileyici bir görünüm oluşturmuş şekilde sahneye çıktılar.
Konserin ilk şarkılarını sahne üzerinde eş-dostun durduğu bir balkondan izlerken patlamalar ve pyro'lar bir yerden sonra rahatsız etti - iliklerime kadar ısındım doğrusu  -hem zaten şovu doğru düzgün cepheden görmek istiyordum. Dolayısıyla Metehan'ın yanına gittim tekrar ve ağızları açık bırakan, alt çene kemiklerini hayretten yere düşüren bu görsel şöleni izlemeye sevdiğim insanlarla devam ettim. Görsel şölen diyorum çünkü daha önce belirttiğim gibi (bkz. Bölüm I) şarkılarını 3-5 tanesi dışında sevmem. Şarkı sözleri yer yer çok güzeldir, ama müzik bana göre gayet averaj. Endüstriyel metal'de çok daha fazla sevdiğim gruplar mevcuttur. Ama tabii R+ her bir şarkıda "Acaba şimdi ne yapacaklar?" diye beklentiler yaratarak ve hiçbir defasında da hayal kırıklığına uğratmayarak gönülleri fethetti şov konusunda.

Yine de "Dağılalım biz en iyisi" diye hayıflanan müzisyen arkadaşlara "Onlar müzik yapamadığı için dikkati başka yöne çekmeye çalışıyorlar yahu! Vermişler kendilerini patlangaca, vermişler kendilerini havai fişeğe! Ne var, bota ben de binerim!" dedim ve "sadece" müzik yapan kankaların ruhsal durumunu toparlamayı görev bildim. Ne var, o kadar param olsa ben de öyle sahne yaparım, ben de sahnede adam veririm ateşe! Pfft.

Babasını izleyen Flake yavrusuyla da eğlendik konserde. R+'ı ilk kez adam akıllı izliyor/dinliyordu! "Babanla gurur duyuyor musun?" dedim, "Küvette yatarken üstüne kıvılcım yağmuru aktııııı!! Çok gurur duyuyorum!" dedi bicirik. Büyük kızına da "Okulda arkadaşların ne diyor babanın R+'da olmasına" diye sormuştum, arkadaşları pek R+ dinlemedikleri için okulda çok farklı bir pozisyonu olmadığını söylemişti. Baba orada yürüme bandında ter akıtırken yavrusu "Babamın üstünü gördün müüü, şelale gibi terlemiş!!" diye üzülüyordu. Sanırım ortamın en şirin şeyi oydu.
Neyse, konseri anlatmama gerek yok, bilen biliyor, gören gördü, orada olmayan da okudu zaten çoktan binlerce yorum. Biz yine konser sonrası backstage ortamına dönelim.

SONISPHERE 2010 / BÖLÜM II

Efendim, R+ bir konser sonrası parti için çalışanlarını görevlendirmiş, kuliste, kendi odalarından ayrı bir yerde, bir parti ortamı hazırlatmıştı. Mavi-kırmızı disko ışıklarının döndüğü, bangır bangır müziğin çaldığı ("aym da fayastata, sadistik fayastata") , içkilerin masa ve buzdolabında hazır beklediği bu mekanı doldurmaları için güvenlikçileri Finger gidip seyirciler arasından beğendiği, mini etekli, şortlu filan bir takım hoş kızları davet etmişti. Aralarıda tesadüfen bir arkadaşımız ve eşini de görmüş, onlara da "After show parti'ye gelmek ister misiniz?" diye sormuş, onların "Yooo" cevabı üzerine yine de ısrarla onları içeri almıştı. Bu güzel arkadaşımızın eşi ve yine yanlarındaki diğer güzel arkadaşları fena halde kıllanmış durumdaydı. "Aman abi sakata gelmeyelim burada??? Bu heriflerin sağı-solu belli olmaz, çıkış nerede yahu??" diye endişelenirlerken ben de namus ve iffetlerini korumak için elimden geleni yapacağıma söz vermiştim :). İlaç olsun diye ortama bir erkek daha çağırmaya karar verdim, Lübnan'lı çok sevgili bir promoter dostumuzu çağırdım, ki zaten Finger onu tanıyordu ve gelmesine onay verdi. Böylece erkek sayısı - organizasyon'da yer alan bir-iki arkadaş ile birlikte, en fazla 4-5'e çıktı. Konser sonrası üst-baş değiştirmiş ve biraz kendilerine gelmiş olan grup elemanları da yavaş yavaş damlamaya başladılar. Daha ziyade Paul, Ollie, Chris ve Richard takıldı ortamda, Till kısaca geldi gitti ama orada bulunan fanlarının foto isteklerini "Çirkin görünüyorum şimdi" gerekçesiyle ısrarla reddetti. Flake ise hiç görünmedi, muhtemel yine ailesiyle takılmıştır (en güzeli).
Ben arkadaşlarımla muhabbeti tercih ettim, elemanlar fanlarına kalsındı. İki İngiliz kızla tanıştık, Manchester-Liverpool aksanına hasta oldum bir tanesinin, Mastodon ile arkadaş olmalarına da. "Ah Mastodon vah Mastodon, ah keşke geleydiniz" diye içimden geçirdim bu çok fena taptığım grubu…Hastalıkların gözü kör olsundu.
Bu arada R+ elemanları, arada sırada bir takım kızları "esas" odalarına götürüyorlardı, tabii biz asla kötü şeyler düşünmüyorduk. Muhtemelen çok sevdikleri arkadaşları filanlardı…Nitekim parti bitip de herkes gittikten sonra bu kızlardan birini - ellerinde hala içmekte oldukları çeşitli alkol ürünleri ile birlikte - minibüslerine alıp otele götürdüklerinde de aklımıza asla fena şeyler gelmedi. Arkadaş onlar kesin.

SONISPHERE 2010 / BÖLÜM II

Hatta salon-salomanje kulislerini komple kırmış, ayna, abajur, ne varsa paramparça etmiş, duvarlarda, yerlerde bira şişeleri patlatmış olmalarına da "Aaa, hay Allah, çocukların bir yeri incinmedi inşallah burayı yıkıp dökerlerken!" dedik.

Sabahın dördüne kadar orayı toplayan kulis görevlilerine de "Mecbursun kardeşim R+ gibi ulu varlıkların pisliğini toplamaya!" dedik. Yaaa, ya, R+ çok muhteşem bir grup evet. Onların başkasının malını kırıp dökmeye, her türlü vandalizmi yapmaya, başkalarına da bu pisliği toplatma hakkı var. Çok seviyoruz. Sahnede pyro kullanabilecek başka kimse yok çünkü!!! Ben de Kleopatra'yım zaten.

Gece iki olmuştu ki ben bu kişilikleri minibüslerine bindirip otellerine gönderdim, kendim de nihayet dörtte yatabildim. Ertesi gün süper olacaktı, çünkü R+'ın boş günü olmasına rağmen her biri kendi kafasına göre takılacağı için onları gezdirmem filan söz konusu değildi. Onun yerine Volbeat izlemek ve Manowar kankalarımı görmek vardı programda. Yaşasındı!

(Devamı Bölüm III'de).

Seyda "Abigail" Babaoğlu
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: