MÜZİK ODASI

Şenlik,Sanat ve Sabotaj

Serdar Türkmen - 26 Ekim 2008

ANARŞİZAN RUH

KOMÜNAL BİLİNÇ - VAROLUŞÇU ÖZBİLİNÇ - YIKICI EYLEM

 

ŞENLİK - SANAT - SABOTAJ [1]

 

...Hayat devam ediyor şenlikli muhalefetin sahnelediği "Hayat festivali"nde. Parti. Şamata henüz bitmedi. En büyük şamata bitmedi. En büyük şamata henüz kopmadı, en büyük parti henüz patlatılmadı diyor Halil Turhanlı "Şenlik,Sanat ve Sabotaj" isimli kitabında.

 

Bir şenliğin nasıl başkaldırıya dönüşebileceği hakkında ipuçları veriyor. Direnişler hakkında tarihsel örneklemeler yaparak bellek tazeliyor. Bu kitabın asıl konusu ise direnişler değil, direnişlerin estetiği ve bu estetiğin kendi başına başkaldırısı, yeni bir dünya çağrısı, acilen...

 

Toplumlar tarihinde yaratılmaya çalışılan bir süreksizliğin, yani evrimle diyalektik ilişkide olmayan bir devrimin teorisi ve provaları bu yazının konusu, Turhanlı'nın ilgili kitabına paralel olarak.

 

Bir sorun mu var? Çözüm hemen şimdi, burada. Eylem. Eylemek, iyiye doğru.

 

Hasan Sabbah bir grup direnişçi( Haşhaşiler) ile birlikte Alamut Kalesini işgal eder. Öteki olan her şeye ( diğer milletlere, diğer din mensuplarına..) zulüm eden merkezi iktidara karşı özerkliği savunmuş ve bunu yaratmak için de eyleme geçmiştir. "Cennet şimdi" diyor aslında Hasan Sabbah ve yaptıklarıyla da sadece demekle kalmadığını gösteriyor. Ütopyayı, belirsiz ve aşkınlaşmış bir geleceğe ertelemiyor. Resmi tarih ise sıfatına yaraşır bir biçimde, bu duruma terör, bunu yapanlara da katil diyor.

 

Bahsedeceğimiz muhalif hareket ya da harekat, tek ve bütün bir yapı değil. Fakat ortak noktaları olarak niteleyebileceğimiz bir özellik olarak her birinin anti-kapitalist karnavalcılar olduğu söylenebilir. Bu karnavalların bir başkaldırıya dönüşeceğini, kendilerinin de küresel köyü ateşe vereceklerini öngörüyorlar " V for vendetta" ya paralel olarak.

 

Fredy Perlman, pre-historyaya gönderme yapıp, mutsuzluğun sebebi olan bu küresel düzeneğin hemen herkes tarafından farkında olunduğunu fakat ondan kurtulmak için herhangi bir çaba gösterilmediğini ifade ediyor. Fakat bu yazı tam da bu tespitin aksi yönündeki fiiliyatların yazısı.

 

1993'te bir grup evsiz / barksız, ABD'de tahliye edilmiş bir yurdu işgal ediyor. Komünal bir birliktelik kuruluyor 40-50 kişinin içinde bulunduğu. Kararlar, çoğu zaman demokratik zannedilen "çoğunluk" uzlaşmasıyla değil, "konsensus" ile alınıyor. Yani oy birliğiyle. Eğer sağlanamazsa konu tekrar tartışılıyor. Oy birliği sağlanana kadar eyleme geçilmiyor.

 

Bir önceki satırda bahsi geçen Exodus komünleri, 90'ların ikinci yarısında eski fabrika binaları, kullanılmayan depoları işgal ederek devam ediyor eylemelerine. Buralarda radikal partiler yapılıyor. Dans ve müzik, bu partilerin vazgeçilmez politik fenomenleri olarak hem komünal niteliğe hem de kendini en içten dışavurumuyla ifade eden insana bir gönderme olarak görülüyor.

 

Forier'in ütopist düşüncelerine paralel olarak, 1840'larda Boston'da kurulan Brook Farm komünü, işçi kavramını kendi içi işleyişinde kaldırmış, Turhanlı'nın tabiriyle, çalışma ve haz sözcüklerinin anlamdaş olacağı bir toplum yaratmaya uğraşmışlardır. Forier'in düşlediği toplumda, Marx'ınkine de paralel olarak sanatçı diye bir kavram yoktur. Zaten ne böyle bir profesyonelleşmeyi gerektirecek  bir yarış, ne de herhangi bir hiyerarşik iktidar olgusu söz konusudur. Fourier buna binaen, kişinin her ediminin sanatsallaşması sürecinden de bahseder ki, bu da küreselleşme karşıtı gösterilerde bugün barikat önlerinde gerçekleştirilen estetik direnişe dönüşmüştür.

 

Yine önemli ve anlamlı bir örnek olarak 1871 Paris Komününü incelemek gerekir. 73 gün sürebilmiştir fakat iktidarın cesurca yadsınıp, egemen sembollere karşı çıkılan bir anlam mücadelesi olarak tarihe geçmiş, yenilgi görünümlü bir zaferdir.

 

Paris Komünü, somut koşullar üzerinden gerçekleştirilen, önceden planlanmamış bir başkaldırıydı. Komün, kilisenin ve din adamlarının mallarına el koydu, bunları kolektif mülkiyet haline getirdi. Boş evler işgal edildi. Rehine dükkanlarındaki mallar geri alındı. Hatta ressam Coubert'in başını çektiği bir ekip ( ki Turhanlı'nın deyimiyle "Taş kırıcılar" ) militarist bir anlam ve biçim taşıyan Vendome sütununu müthiş bir coşku ve şenlik yaratarak ve teatrelleştirerek yıktılar.

 

Bahsettiğimiz hareket ya da harekat, durumlara yalnızca insanlar arasındaki iktidar-ezilen düzleminde bakmıyor. Aynı zamanda insanın doğada oluşturduğu tahribata, ahlaki çöküntüye de dikkat çekmeye çaba sarf ediyor.

 

Kapitalizmin çevresel tahribatına karşı çıkmakla birlikte, kişisel olarak kendi payına düşeni de eylemek gerekir. Bu hareket böyle "ufak şeylere" de takılan bir hareket işte. Örneğin vejetaryenliği önemsiyorlar. İnsanın da doğada kurduğu hegemonik yapının  kırılması gerektiğini savunuyorlar. Tabi burada "Et yememek, kürk giymemek, kozmetikleri kullanmamak vs. gibi davranışlar yeterli olabilir mi" sorusunun cevabı olumsuz olmalıdır ve çözümün "kaçınma" politikalarıyla yetinmeyen "yıkıcı" bir eylemliliği gerektirdiği zihinlere yerleştirilmelidir.

 

Evet, bu hareket "ufak şeyler"e de takılıyor. Fakat bunların tek başına hayatın odağında olmasının da liberal bir anlayışın uzantısı olduğunu bilerek.

 

Bu "ufak şeyler"in oluşturduğu muhaliflikler üzerinden kimi zaman "büyük şeyler"e karşı hareketleri oluşturuyorlar.

 

Örneğin idam cezası alan birisi için başlayan bir hareket, önce tüm ölüm cezalarının kaldırılması için muhalefet eden bir harekete dönüüştü, daha sonra da kazanılan bilinçle, Vietnam'a bombalar yağdıran ABD ordusuna katılmayan, protesto gösterileri düzenleyen bir topluluk ortaya çıkardı. Turhanlı'nın deyimiyle, "Onlar Sam amcanın çağrısına uymadılar. Vietnam köylerini yakmak yerine, askere çağrı kağıtlarını yaktılar. İşte bu anti-militarist bir hareketin başlangıcıdır. Somut koşulların tahlili, duyarlılık yaratma, içselleştirme ve eylem.

 

 

 

Serdar,

4 Temmuz Cuma

serdaryturkmen@gmail.com


[1] Halil Turhanlı, Çiviyazıları, 2000



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: