MÜZİK ODASI

Queensryche Biyografisi

Onur Çakır - 7 Mayıs 2006

Queensryche gibi "ekol" ve "özgün" olabilmiş bir grubun hikayesini okurken aslında bu başarı hikayesinin ne kadar bilindik olduğunu, Heavy Metal'in doğduğu 70'li ve 80'li yıllarda geçen hemen tüm başarı hikayelerinin aynı temellere dayandığını fark edeceksiniz. Bu hikayenin günümüze uyarlanmasının ilerleyen iletişim imkanlarının yanında  ülkemizdeki Rock/Metal piyasasındaki kısırlığa rağmen bir yerlere gelmek için çalışan gruplara biraz olsun kendilerini değerlendirme fırsatı sunacağına inanıyorum.

Ayrıca yazıda Queensryche'ın çıkardığı albümler ve şarkı listeleri, gibi www.queensryche.com 'dan edinebileceğiniz bilgiler yerine Queensryche'ı ekol haline getiren etkenleri yazmak istedim.


"ŞİMDİ NASIL BAŞLADIĞINI HATIRLIYORUM"


Müzikle uğraşan herkesin hayal ettiği yere gelebilmesi için gerekli şartların neler olduğu ile ilgili pek çok şey okumuş ya da tartışmış olabiliriz. Coğrafi ve ekonomik şartlar, yaşanılan dönemin sanat vizyonu, diğer sanatçılardan ve müzisyenlerden etkilenimler ve hatta çocuklukta yaşamış olduğunuz ufak tecrübeler ya da anılar bile bir müzisyen olarak müziğinize yansırken buna bir de grup formatında, 4-5 farklı kişiliğin bir arada çalışmasını eklersek hesaplamamız gereken kombinasyonların sayısız olduğunu düşünebiliriz.



 -x-



Hikayenin 1979-1986 arası dönemini Michael Wilton'ın lise arkadaşı olan Brett Miller'ın anılarından derledim. Brett Miller uzunca bir süre Michael Wilton'ın çaldığı lise gruplarında ışıkçılık, sahne amirliği ve menajerlik yapmış (lise grubuna ışıkçı, sahne amiri ve menajer !!!!! ????), daha sonra kendi de bir Glam Rock grubu kurmuştur (grubun adı : LIPSTICK, amacına hizmet eden bir isim bulmuşlar). Kendi kurduğu grupla prova yapmak veya egzersiz çalışmak yerine parti yapmayı tercih eden ve o dönemdeki yerel popülerliklerini radyolardaki tanıdıklarına yaptıkları tek besteyi defalarca çaldırmalarına borçlu olan Miller'a, bir dönem Queensryche'dan bir önceki oluşumda Michael Wilton tarafından bass gitarist olması bile önerilir ama parti yapmayı tercih eden Miller (ağustos böceği diye de adlandırabiliriz) bu teklifi kabul etmeye cesaret edemez. (çünkü zamanında yeterince çalışmadığı için kendine güvenmemektedir).



1988'den sonrasına ise hepimiz bir şekilde tanık olduk diyebilirim.

Her şeyin başladığı yer, Bellevue, Washington 1979

Trajik bir motosiklet kazasında ölen amcasından kalan basgitarla ve evindeki eski bir naylon telli akustik gitarla beraber büyüyen Michael Wilton, babasının plak arşivinde bulunan The Beatles, The Rolling Stones, Jimi Hendrix gibi şu an dinlediğimiz gruplardaki 1960-1970 kuşağı müzisyenlerin istisnasız hepsine ilham kaynağı olmuş isimlerden etkilenmesiyle basgitar çalmaya başlar. Babasının plaklarına basgitarla eşlik etmeye başlayan Wilton, evindeki pikapın hoparlörlerini patlatmasının sonucunda ailesi yine amcasından kalan ve tüm lise hayatı boyunca amfi olarak kullanacağı Fender bassmen amfiyi hediye eder. Daha sonra edindiği Gibson Les Paul kopyası gitar ve basit fuzz box'ı ile çevredeki garaj gruplarında gitarist olarak Led Zeppelin şarkıları çalmaya başlar. Çalıştığı garaj gruplarından birisi olan JOKER'e ise 1979'da Chris De Garmo adlı gitarist eklenir. O yıllarda Michael Wilton müzisyenliğinden daha fazla spor kariyeri ile lisede tanınmaktadır. Lise takımında basketbol, amerikan futbolu ve baseball oynamaktadır ve hatta tüm Avrupayı gençler milli baseball takımı ile birlikte turlamıştır. Spordaki başarılarının yanında da günde 2 saat düzenli olarak gitar çalışmaktadır.

David Lee Roth klonu vokalistleri, Michael, Chris ve tamamen cover şarkılardan oluşan setlist'leri ile birlikte yerel Battle Of The Bands yarışmasına katılan Joker ilk turda elenir fakat bu yarışmanın önemi yarışmaya katılan TYRANT ve vokalistleri Geoff Tate'dir. Tyrant o dönemin yerel Metal camiasında bir fenomendir. Diğer gruplara göre sahne kostümleri, ekipmanları fakat en önemlisi zengin bir aileye sahip olan gitaristleri Van Halen klonu Adam Brenner ile tanınmaktadırlar. Adam yetenekli bir gitaristtir ve ailesi ona tüm gün çalışabileceği ekipmanları sağlamaktadır. Bu imkanlar o kadar ezicidir ki o çevrede Floyd Rose kilit sistemine sahip tek gitar onunkidir. Adam Brenner ilerideki yıllarda Geffen Records'la anlaşır ve adını Adam Bomb olarak değiştirir. Muhteşem Rainbow- "Man On The Silver Mountain” ve birçok Van Halen coverları ile Tyrant finallere kadar yükselir fakat Tyrant'a göre daha "pop” coverlar çalan RIDGE birinciliği alır. Ridge daha sonra adını FIFTH ANGEL olarak değiştirir ve kısa süre sonra Epic Records ile anlaşır. Davulcuları Ken Mary ise 1985'te Kip Winger ile birlikte Alice Cooper'a katılacaktır.


Finallerde kaybetmelerinin ardından daha sonra, Adam Brenner'in plak firmasıyla sözleşme kaybetmesine de sebep olacak, bilindik sinir krizlerinden birinde Tyrant dağılır.

Joker'le birlikte ilk turda elenen gruplardan HIGH ROLLER'da dağılmıştır ve bu grubun dağılmasıyla birlikte bir anda ailesinin kendisine sağladığı destek ile full stack Marshall amfi ve P.A sistem sahibi gitarist Jeff Olson boşa çıkmıştır. Chris DeGarmo ise bu tarz ekipmanlara sahip olacak durumda değildir. Babası yıllar önce ailesini terk etmiştir (Promised Land-Bridge şarkısını bununla ilgili yazmıştır) ve annesi ise aileyi bir arada tutabilmek için birden fazla işte çalışmaktadır. Chris konserler için arkadaşlarından ekipman ödünç almaktadır fakat provalarda kullandığı ve sahip olduğu küçük egzersiz amfisi ile Joker vokalistinin devamlı olarak eleştirilerine hedef olmaktadır. Bu durum uzun sürmez ve ekipmanlarından yararlanabilmek için Chris DeGarmo gruptan atılır ve Jeff Olson Joker'e dahil edilir.

Yeni ekipmanlarıyla Joker, tüm Washington çevresinde lise partilerinde davet edilirler fakat ponpon kızlar ve o dönem ağırlıkla diskolara takılan kalabalıklar önünde konserlerine Judas Priest ve Van Halen coverları ile başladıkları için bir daha asla lise partilerine davet edilmezler. Chris DeGarmo ise TEMPEST adlı bir gruba dahil olmuştur. Yaşadıkları bölgede oldukça popüler olmuşlardır, hatta Hıristiyanlık temalı sözler içeren bir albüm bile çıkartmışlardır. Daha sonra davulcularının Geoff Tate'in yeni progressive grubu BABYLON'a katılmasıyla Tempest dağılır.    

Aynı dönemde Joker davulcusunun grubu bırakmasıyla da Joker dağılmak zorunda kalır ve Michael Wilton müzik okumak üzere koleje başlar. Easy Street Records'ta davulcu Scott Rockenfield ile tanışan Wilton, birlikte CROSSFIRE adlı adlı bir grup kurar. O dönemde ikili, yeni İngiliz grup IRON MAIDEN'ı keşfetmişler ve kendileri için yeni olan bu sound'dan oldukça etkilenmişlerdir. Daha sonra Chris DeGarmo'yu da gruba dahil ederek birkaç başarılı konsere çıkarlar. Bas gitaristlerinin grubu bırakması üzerine Rockenfield'ın Redmond Lisesi'nden arkadaşı Eddie Jackson aralarına katılır ve Queensryche'ın orijinal kadrosu Geoff Tate hariç bir araya toplanmış olur. 1981 yılında Black Sabbath/Dio şarkısından etkilenerek isimlerini THE MOB'a çevirirler.

1981 yılında Adam Brenner'ın yeni grubu TKO'nun headlinerlığında The Mob, Babylon ile birlikte METALFEST'81 adlı bir festivale davet edilir fakat halen bir vokalistleri bulunmamaktadır. Son çare olarak The Mob, vokalist olarak Babylon vokalisti/klavyecisi Geoff Tate'e kendileri ile birlikte festivale katılmasını teklif eder. Aynı büyük festivalde iki ayrı grupla katılmanın havalı bir şey olacağını düşünen Geoff bu teklifi kabul eder. Festivalde The Mob, "Murders In The Rue Morg”, "Running Free”, ”Wrathchild” gibi Iron Maiden coverlarının yanında "Animal Magnetism” ve "Sails Of Charon” gibi Scorpions coverları da çalar ve seyirciden oldukça iyi tepki alır. Geoff Tate ise yardım amaçlı çıktığı bu konseri pek önemsememiş, konser için sahne kıyafetine bile ihtiyaç duymadan  sahneye çıkmıştır fakat seyircinin tepkisi karşısında oldukça şaşırmıştır. Festivalden sonra Geoff, The Mob ile birlikte birkaç partide daha söylemiştir fakat aldığı olumlu tepkilere rağmen o dönemin Heavy Metal coverları Geoff Tate'in pek fazla ilgisini çekmemektedir.

Geoff'un o dönemde etkilendiği isim Peter Gabriel'dir ve Progressive Rock besteleri yapmak istemektedir. The Mob ise festivalde aldıkları oldukça olumlu tepkilerin de teşvikiyle günlük çalıştıkları işleri bırakarak haftanın beş günü "The Dungeon" adı verdikleri Rockenfield'in ailesinin bodrumunda beste çalışmalarına başlar. Bu, arkadaşlarının nerdeyse çaldıkları konserler dışında onları son görüşleri olur çünkü diğer gruplarda çalan arkadaşları, prova yapmak yerine müzikle uğraşmanın getirdiği popülerliğin nimetlerinden  lise partilerinde olabildiğine yararlanırken The Mob dörtlüsü tüm vakitlerini beste yaparak geçirmektedirler.

Besteleri tamamlayan The Mob elemanlarından her biri günde en az iki işte çalışmaya başlayarak kayıt yapacak parayı biriktirmeye başlarlar. Bu çabaları ise arkadaşları tarafından "takıntılı" olarak nitelendirilir.

Geoff Tate ise o dönemlerde MYTH adlı grupta söylemektedir. O dönemdeki klavyecileri Randy Cane daha sonra Rage For Order turnesinde Queensryche'a katılacaktır. Gitaristleri ise Kelly Gray'dir ve 99'da yayınlanan "QK2" albümünde Chris DeGarmo'nun yerine Queensryche'a katılacaktır.

Myth ve The Mob elemanları aynı evi paylaşmaktadırlar ve The Mob elemanlarının 24 kanal profesyonel kayıt yapabilecek parayı toparlamasıyla beraber Geoff'a kayıtta söyleme teklifi nedeniyle Myth ile Geoff'un arası açılmıştır. Geoff ise profesyonel bir kayıtta söylemenin Myth ile ileri dönemlerdeki çalışmalarına pozitif etki sağlayacağını düşünmektedir ve bu teklifi kabul eder.

1983-1986 E.P / Warning ve Rage For Order yılları
Geoff ile birlikte The Mob bölgenin en iyi stüdyolarından biri olan TRIAD STUDIOS'da dört şarkı kaydederler.  "Queen Of The Ryche", "Nightrider", "Blinded" ve Chris'in yazdığı fakat o sırada sözlerinin yazılmamış olduğu The "Lady Wore Black".
"Lady Wore Black"in sözleri kayıt sırasında Geoff tarafından yazılır. Geoff, şarkıyı tam anlamıyla hissedebilmek için tüm ışıkları kapattırır ve tek bir mum ışığında şarkı kaydeder. Şarkının ilk sözlerinin başlamasını beklerken kayıtın başladığını fark etmeden ıslıkla gitar melodisine emprovize bir şekilde eşlik etmeye başlar ve kayıdı dinleyen tüm grup elemanları bunun harika bir fikir olduğu konusunda hemfikir olur.

Kayıttan birkaç hafta sonra Chris bir partiye katılır ve yakın arkadaşları, lise döneminde Joker için sahne amirliği ve ışıkçılık yapmış olan Bret Miller'a kayıdı dinlemek isteyip istemediğini sorar. Bret, The Mob'un takıntılı çalışmalarının sonucunu oldukça merak eder ve o dönemde Chris'in kullandığı eski Ford Pinto'nun araba teybinde kayıdı dinlemeye başlar. E.P'nin açılış parçası Queen of the ryche'ın başlamasıyla Bret duyduğu gitar partisyonları ve Geoff'un vokali ile şaşkınlık içine düşer. Kayıt son derece profesyoneldir ve müzikal olarak sound ilk kaydını yapmış olan bir grup için fazlasıyla tekniktir fakat o dönemlerde Glam Rock fırtınası esmektedir ve dinleyenler tarafından "Maidenish" olarak nitelendirilen grubun soundu ile E.P. tüm plak firmaları tarafından geri çevirilir.

Kayıttan sonra katıldıkları tüm partilerde kasetlerinin çalınması istenir. Geoff ise her defasında bu soundun tam olarak kendi müzik tercihini yansıtmadığını belirtmektedir. Geoff'un müzikal tercihleri tamamen Peter Gabriel ve Progressive müzik çerçevesindedir. Arkadaşlarının şaşkın bakışları arasında arabasında Falco'nun "Rock me Amedeus"una ya da "Start Me Up" gibi Stevie Nicks şarkılarına Halford tarzı vokaliyle eşlik etmektedir. Herkes ise Geoff'un neden Myth'i bırakıp The Mob'a katılmadığını merak etmektedir.


Bir yıl sonra 1982'de Easy Street Records'un ileri görüşlü sahibi Heavy Metal'in geleceğini ve dolar işaretlerini görür, The Mob elemanlarıyla kontrat imzalamak ister. Tek problem ise Geoff'u Myth'den ayrılmaya ikna edememiş olmalarıdır ve umutsuzca başka bir isim aramaya başlarlar. Yeni menejerleri Geoff'u en azından E.P'yi pazarlayabilmek için grup fotoğrafı çektirmeye Geoff'un resminin ya da vokalinin dahil olacağı her türlü maddi anlaşmaya karşı korunması üzerine tazminat ödenmesi üzerine bir kontratla ikna eder.


Ayrıca menejerleri grubun isminin değiştirilmesi için baskı yapar ve hiçbir uygun isim bulamayan grup "Queen Of The Ryche" şarkısından esinlenerek kendilerine QUEENSRYCHE ismini seçer. İsmin yazılmasında kullandıkları ÿ harfi ise problem yaratacaktır. Geoff Tate yıllar sonra bir röportajında grubun isminin nasıl telaffuz edileceğini insanlara 11 yılda anlatabildiklerini söyler. Bununla birlikte nazi sempatizanı olarak anlaşılmamak için isimle birlikte grubun bugün kimliği ile özleşmiş logosunu da tasarlarlar. Menejerleri, bir arkadaşı sayesinde E.P'lerini KERRANG  dergisine ulaştırır. Bu, Queensryche için bir dönüm noktası olacaktır. Grubun o güne kadar aldığı en olumlu yorum dergide Paul Suter tarafından yayınlanır ve Heavy Metal'in geleceği olarak gösterilirler. Bu yorumların ardından Easy Street Records'a Queensryche'ın müziğinin nasıl dinlenebileceğini soran yüzlerce mektup yağmaya başlar ve menejerleri kendi kurduğu bağımsız 206 adlı firmadan Queensryche'ın E.P.'sini yayınlar.

"Queen Of The Reich" E.P.'si tüm duyulmamış bir gruba göre görülmemiş bir şekilde çok satmaya ve radyo'da çalınmaya başlar. Geoff Tate'in ise Myth'i bırakıp sürekli olarak Queensryche'a katılmaktan başka seçeneği kalmamıştır. E.P.'nin bu başarısından sonra ZEBRA'nın Portland'daki konserlerinin açılış grubu olmaları teklif edilir ve seyirciden çok büyük bir destek alırlar. Bu konserden birkaç hafta sonra ise EMI ile 6 albümlük bir anlaşma imzalarlar. EMI etiketiyle E.P yeniden yayınlanır ve billboard'da #81'e kadar yükselir.


E.P'nin yayınlanmasının hemen ardından Quiet Riot ile güneye doğru turneye çıkarlar. Daha sonra doğu sahilinde ve Kanada'da Twisted Sister ile birlikte turlarlar. Bir sonraki Seattle konserinde ise Holy Diver turnesi kapsamında Dio ile birlikte çalarlar.


Daha sonra ilk albümlerini kaydetmek için Londra'ya giderler. Prodüktörleri James Guthrie daha önce Pink Floyd ve Judas Priest ile birlikte çalışmıştır. Guthrie'nin daha önce Pink Floyd'la çalışması Tate'in progressive etkilenimleri ile birleşince "Floydish" olarak tanımlanan "The Warning"i Eylül 1984'te yayınlarlar ve billboard'da #61'e kadar albüm yükselerek altın plak alır. Albümdeki şarkılardan "NM-156" Geoff tarafından albümün açılış şarkısı olarak seçilir fakat o dönemde sequencer ile yazılmış şarkılara oldukça soğuk bakan EMI  bunu kabul etmez.. Yayınlanan single'lar Amerika'da billboard'a girmezken "Take Hold Of The Flame" Japonya'da hit olur.

1986 yılında ise Neil Kernon prodüktörlüğünde "Rage For Order"ı yayınlarlar. Klavyenin müziklerindeki yeri artmış ve grubun imajı Heavy Metal'den Glam Rock/Metal'e kaymıştır. Albüm billboard'da #47'ye kadar yükselerek tekrar altım plak alır fakat grubun belki de Chris DeGarmo döneminden en az ilgi gören albümlerinden biri olacaktır. "The Warning"le yakaladıkları uniqe- tarzları yanında bu albümdeki imaj ve tarzları ile o dönemde Amerika'da yaygın olan Hair Metal gruplarından pek bir farkları kalmamıştır. Fakat bu bilindik imajları yanında albümdeki parçalar dönemin grupları yanında son derece tekniktir. Daha da önemlisi bir sonraki albümlerinin sound'unu yansıtmaktadır.



1988-1994 Operation Mindcrime / Empire / Promised Land yılları

Seksenli yıllar Amerika'da "göstermelik" refah yılları olarak geçmektedir. Bizzat Reagan yönetimi tarafından desteklenen medya aracılığı ile "American Dream" bir hayat tarzı olarak manipule edilmektedir. Muhalefet gibi bir kaygısı olamayan hükümet, halkı düşünmekten uzak tutacak her türlü yöntem uygulamaktadır. Kolay yoldan kazanılan paralar ve tüketim çılgınlığı ile birlikte medyanın da halkın asıl problemlerine ilgi göstermemesi eklenince Amerika kelimenin tam anlamıyla bir "hayali" yaşamaktadır. TV'lerde ise televizyon rahipleri cennet ve kurtuluş vaadleri ile para toplamaktadırlar. Bir yandan da televizyonlarda komünist tehlikesi hakkında histerik hikayeler anlatılmaktadır.


O dönemde özellikle Rock&Metal çevrelerinde yaşanan bu hayale inanmayan ender kişilerden birisi ise grupta baştan beri süregelen entelektüel bakış açısı ile Geoff Tate'dir.


"Rage For Order" turnesinin ardından, yaşadığı Kanada'da soğuk bir kış akşamı sigara almak için dışarı çıkan Geoff Tate yol üzerinde bir kiliseye rastlar ve kendisinin bile hatırlamadığı bir nedenle kiliseye girer. İçeride oldukça sakin bir ortam vardır. Dua eden birkaç kişi ve bir rahip dışında kilisede hiçkimse yoktur. Gözü kilisenin vitraylarına takılır ve o anda kafasında "Operation Mindcrime" parçasının melodisini duyar. Derhal evine geri döner, melodiyi unutmadan kaydeder ve üstüne söz yazmaya başlar. Uzun zamandır kafasını kurcalayan dönemin sosyal ve ekonomik yapısının da etkisiyle hikayenin ana hatlarını oluşturur.


Religion and sex are power plays,                                   

Din ve seks güçlü oyun alanları


Manipulate the people for the money they pay.           

İnsanları para harcamaya sevk ediyor

Selling skin, selling God                                                          
Tanrıyı satarak, ten satarak

The numbers look the same on their credit cards         

Bedelleri kredi kartları üzerinde aynı gözüküyor

Politicians say no to drugs                                          

Politikacılar uyuşturucuya hayır diyor

While we pay for wars in South America                                

Güney Amerika'daki savaşları için para öderken

Fighting fire with empty words                                    

Boş sözlerle ateşle savaşırken

While the banks get fat and the poor stay poor           

Bankalar zenginleşirken fakirler fakir kalıyor

And the rich get rich and the cops get paid to look away         

Zenginler zenginleşiyor ve polislere onlara bakmalarıiçin para ödeniyor

As the one percent rules America.                              

Amerikanın yüzde biri ülkeyi yönetirken


Daha sonra hikayeyi ve fikirlerini grupla paylaştığında ise bu tarzda konsept albüm fikri grup tarafından pek fazla desteklenmez. Geoff Tate ise hikaye üzerinde çalışmaya devam eder ve hikayedeki karakterler yavaş yavaş şekillenmeye başlar. Sister Mary karakteri için; Hollanda'da turnede oldukları bir dönemde gittiği bir techno barda çalan tempolu müziğe rağmen kucağında oyuncak ayısıyla üstsüz bir şekilde ve oldukça ağır hareketlerle dans eden;  başında rahibelerin taktığı başörtüsü olan bir dansçı kızdan etkilenmiştir. Albümde ise Mary'i Pamela Moore seslendirecektir. Albümün orkestra partilerini ise Michael Kamen düzenlemiştir.


Hikayeyi tamamlayan Tate grup elemanlarını da ikna etmiş ve albüm üzerine çalışmaya başlamışlardır. Amerika, Kanada ve Hollanda'da tamamlanan albüm kayıtlarının ardından 3 Mayıs 1988 tarihinde albüm yayınlanır. Albüm Billboard'da #50'ye kadar yükselir ve platinyum plak kazanır. Albümün konsept yapısı ve buna bağlı olarak da sözleri ise büyük şaşkınlıkla karşılanır. O dönemlerde nerdeyse tüm Heavy Metal edebiyatı kabarık saçlardan, bikinilerden ve büyük göğüslerden bahsetmekteyken abümdeki;


I'm tired of all this bullshit they keep selling me on T.V. About the communist plan
Komünist plan ile ilgili TV'lerde satılan saçmalardan sıkıldım


And all the shady preachers begging for my cash
Tüm sahtekar vaizler param için dileniyorlar


Swiss bank accounts while giving their secretaries the slam

Sekreterlerini pompalarken İsviçre'deki banka hesaplarını kontrol ediyorlar


*

Seven years of power

Yedi yıldır güç (Reagan yönetiminden bahsediyor)

The corporation claw

Kurumun kıskacında


The rich control the government, the media the law

Zenginler hükümeti, medyayı ve kanunu kontrol ediyorlar


To make some kind of difference

Bazı şeyleri değiştirebilmek için

Then everyone must know
Herkes bilmeli ki 


Eradicate the fascists, revolution will grow

Faşist devrimin kökünü kurutmak için devrim büyüyecek

 

Educate the masses, We'll burn the White House down

Toplumu eğiterek Beyaz Saray'ı alaşağı edeceğiz


tarzındaki sözler tam anlamıyla medyada ve dinleyicilerde şok etkisi yaratmıştır. Basın tarafından komünizm sempatizanlığıyla bile suçlanırlar.


Not: CD kitapçığında bulunan "the characters, places and incidents described in "operation: midcrime" are the products of queensryche's imagination. any resemblence to actual persons, living or dead, events or locations is entirely coincidental"  ibaresi muhtemelen EMI tarafından eklenmiştir. Albümde anlatılanlar aslında Amerika'da gerçekleşmemektedir ve kurgudan ibarettir gibi klasik Amerikan "do not try this at home" uyarısıyla albümden etkilenenlerin Beyaz Saray'a karşı yürüyüşe geçmeleri sonucu karşılaşabilecekleri problemlerden kurtulmayı planlamış olabilirler.


Anthony Burgess'in ünlü romanı "Otomatik Portakal"dan da etkilenmiş olan Geoff Tate'in albüm için yarattığı karakterlerin başında Nikki geliyor. Nikki apolitik ve "loser" bir kişilik. En kötü zaafı ise uyuşturucu bağımlısı olması ve sokaklarda yaşaması. Dr. X ise, kendisini sistemi koruyan bir koruyucu olarak tanıtsa da emri altına aldığı insanlar sayesinde gerektiğinde cinayete de başvurarak politik çıkarları koruyan bir kontrgerilla. Dr. X'in politik komplolarında kullandığı bir başka kişi ise Mary. 16 yaşında evden kaçmış ve fuhuşa sürüklenmiş olan Mary temizlenme vaadiyle Peder William'ın yanına Dr. X tarafından yerleştirilmiştir. Temizlenmesi ise Peder William'ın seks kölesi olarak gerçekleşmektedir. Aynı zamanda rahibe olarak kilisede yaşayan Mary, bir rahibeden kimsenin şüphelenmeyeceği için Dr. X'in uyuşturucu kuryesi olarak çalışmaktadır ve Nikki'ye düzenli olarak uyuşturucu temin etmektedir. Bu Nikki'yi kontrol altında tutmanın tek ve en basit yoludur.


Her şey Dr. X'in Nikki'ye Peder William'ı öldürmesini emretmesiyle başlar. Nikki, Peder William'ı kilisede öldürür fakat Dr. X bununla da yetinmeyecektir. Nikki'den Mary'i de öldürmesi gerektiği söyler. Dr. X için Mary geride bırakılmış bir tanık, bir riskdir. Nikki ise aşık olduğu Mary'i kurtarmak için görevi kabul etmiş gibi yapar ve Mary'i uyarmaya çalışır. Mary'i kendisi ile birlikte kaçmaya ikna etmeye çalışır. Hikayenin bu bölümü açık uçlu bırakılmıştır. Mary, Nikki tarafından mı yoksa Dr. X tarafından mı öldürüldü tam olarak açık değildir ama Nikki bir cinayet mahalinde kendini kanlar içinde bulur ve polis onu cinayet zanlısı olarak tutuklamıştır. Nikki'nin hapse girmesiyle hikayenin ilk bölümü tamamlanır.


1990 yılına kadar "O.M."in getirdiği başarıyla Metallica gibi isimlerle turlayan Queensryche 1990 yılında kendilerine popülerlik ve ticari olarak en büyük başarıyı getirecek olan "Empire" albümünü yayınlarlar. Albüm Amerika'da listelere #7'den girer ve 3 milyonun üzerinde satar. Albüm Amerika'da 3 tane Platinyum, İngiltere'de gümüş ve Kanada'da Platinyum plak kazanır. "Empire" albümündeki şarkıların yapısı önceki albümlere göre daha hafif ve "MTV friendly"de olsa "Another Rainy Night" ve "Silent Lucidity" gibi kişisel içerikli şarkıların yanında "Empire", "Resistance", "Best I Can" gibi sosyal içerikli mesajlar taşıyan, sistemi sorgulayan şarkılar da albümde yer almaktadır. "Empire" albümünün uluslararası başarısının ardından grup ilk defa headliner oldukları 18 ay sürecek "Building Empires" turnesine çıkar. Bu turnede "Empire" albümünden şarkıların yanında "O.M." seti kesintisiz olarak dev video ekranlarıyla desteklenerek çalınır. 1991 yılında ise bu turneden Pamela Moore'un da katıldığı ve "O.M."daki hikayenin sahnede canlandırıldığı tam bir "O.M." seti "Operation: Live Crime" olarak yayınlanır. "Empire" turnesinden sonra grup kişisel problemlerini çözebilmek için biraz ara vermeye karar verir. Geri döndüklerinde ise "O.M." ve "Empire" albümleri ile o güne kadar hayal ettikleri her şeye sahip olan bir grubun aslında elde ettikleri şeyleri gerçekten istemediklerini farketmelerinin sonucu olarak müzikal anlamda tam olarak yapmak istediklerinin sonucu olacak "Promised Land" albümü için çalışmaya başlarlar.


Albüm Queensryche'ın o güne kadar çıkamış olduğu ve çıkaracağı en karanlık, teknik ve en iyi prodükte edilmiş albümü olacaktır.  Tekrar gerçek bir grup haline gelebilmek için Kanada sınırı yakınlarında, Washington açıklarındaki San Juan adalarında bulunan ahşap bir kulübeyi stüdyoya çevirirler. Prodüktörleri James "Jimbo" Barton ile birlikte albümü burada yazarlar ve kaydederler. Albümü bitirmeleri neredeyse 2 yıl sürer. Sonuç her noktası prodükte edilmiş, fazlasıyla detaylı bir müzikle grubun o dönemlerdeki ruh halini yansıtan sözleri içeren bir albümdür. Açıkcası albümü ilk dinlediğimde bu kadar prodükte edilmiş bir albümü konserlerde nasıl canlı çalabileceklerini oldukça fazla merak etmiştim. Albüm listelere #3 den girer ve platinyum plak alır. Kompleks yapısı ve bence Rock tarihinin başına gelmiş  vahim etkileriyle MTV destekli Grunge akımı nedeniyle (ki bu akımı ben rahmetli Adnan Menderes'in her mahalleden bir milyoner çıkaracağız sloganına benzetirim. üç akor basabilen herkes MTV'ye çıkmaya başlamıştır.) albüm "Empire"ın getirdiği ticari başarıyı yakalayamaz. Benim ve tüm die-hard Queensryche fanlarının başka bir korkusu daha vardır. özellikle "Damaged" parçasının nakaratında kullandıkları Grunge tarzı gitar partisyonları Rock müzikteki Grunge devrimi hemen yanı başlarında, Seattle merkezli olarak yayılmaktadır.


 

1997...... Değişim Yılları

1997 yılında grup altıncı albümleri olan "Hear In The Now Frontier"ı yayınlar. Albüm #19 dan listelere girer fakat kısa sürede listelerden silinir. Grubun fanları ise tam anlamıyla şok içindedirler. Albümün genel havası bir Grunge Rock albümü şeklindedir. Düşük albüm satış rakamlarının ardından çıkılan turnenin ilk ayında Geoff Tate sağlık sorunları yaşar ve tarihlerinde ilk defa bazı konser tarihlerini iptal etmek zorunda kalırlar. Daha da kötüsü aynı dönemde EMI Amerika iflas eder ve turnenin geri kalan kısmını kendileri finanse etmek zorunda kalırlar. Bu dönemde grubun başına gelecek en kötü şey gerçekleşir; Chris DeGarmo grubu bırakır. DeGarmo'nun grubu bırakma nedeni hiçbir zaman açıklanmaz. Queensryche'dan ayrılan DeGarmo, Alice In Chains gitaristi Jerry Cantrell ile bir dönem çalışır. DeGarmo şu an Amerika'da ticari havayollarında pilotluk yapmaktadır.


Not: 2004 Rockİstanbul'da Geoff Tate'e bu sound değişiminin ve Grunge etkisinin sebebini sormuştum. O ana kadar takınmadığı kadar sert ve net bir tavırla sadece "sıkılmıştık" dedi ve konuyu kapattı.



1998-2006 DeGarmo Sonrası

DeGarmo'nun yerine Kelly Gray gruba katılır. Gray, seksenli yıllarda Geoff Tate ile birlikte çalışmıştır. EMI Amerika'nın iflas etmesiyle grup Atlantic Records'la anlaşır ve 1999 yılında "Q2K" albümünü yayınlarlar. Albüm; "H.I.T.N.F." albümü ile Promised Land arasında sounddadır. Kelly Gray, blues kökenli altyapısı nedeniyle fanlar tarafından tepki alır. Grup düşen popüleratisi nedeniyle daha küçük mekanlarda çalmaya başlar. 2000 yılında "Greatest Hits" albümü yayınlayan grup tekrar biraraya toplanmış olan Iron Maiden'ı destekleyen bir turneye çıkar. Atlantic Records'dan istedikleri desteği alamayan grup Sanctuary Records'a geçer ve 2001 yılında "Live Evolution" adlı konser DVD'sini yayınlarlar. DVD'nin hemen ardından Kelly Gray gruptan ayrılır.


2003 yılında dörtlü stüdyoya yeni albümleri Tribe'ın kayıdı için girer. Sürpriz bir şekilde Chris DeGarmo'nun şarkı yazımı sırasında grupla birlikte çalacağını bildirirler ama gruba geri dönüp dönmeyeceği kesinlik kazanmamıştır. DeGarmo albümdeki tüm şarkıların yazılmasına ve kayıt edilmesine yardımcı olmuştur ama sonrasında gruba ve turneye dahil olmamıştır. Albüme DeGarmo eli değdiği ise fazlasıyla bellidir. Şarkı yapıları "Promised Land"e oldukça fazla benzemektedir fakat şarkılar çok daha doğal bir sounda sahiptir. Albüm kayıdı sırasında gruba Mike Stone katılmıştır. 2003 yılında belki de en çok karşılaştırıldıkları grup olan Dream Theater ile beraber bir turneye çıkarlar. Turneye bazı konserlerde Fates Warning de katılır. Konserlerin kapanışını DT ile birlikte sahne alarak yaparlar ve "Confortably Numb" gibi coverlar çalarlar. Bu turneden 2004 yılında "The Art Of Life" adlı DT ile birlikte olan performanslarını da içeren DVD'yi yayınlarlar. DVD'nin prodüktörü ise Geoff Tate'in eşi Susan Tate'dir. Daha sonra "An Evening With Queensryche" adlı turneye çıkarlar. Turneye Pamela Moore'da katılır (2004 Rockİstanbul Festivali çerçevesinde bizim de izlediğimiz turne) ve konserlerin ilk bölümünde kesintisiz "O.M." setini çalarlar. İkinci sette ise best of tarzında bir playlist çalarlar.


Bu turne sırasında ise "O.M."ın devamı niteliğinde olacak olan "O.M. II"yi yayınlayacaklarını duyururlar ki bu özellikle Progressive Rock çevrelerini oldukça fazla hareketlendirir. Birçok kimse Queensryche'ı tükenen gücünü tekrar kazanmak ve maddi getiri için "O.M." mirasına sığınmakla suçlar. Grubun "O.M."ın müzikalitesini tekrar ve Chris DeGarmo olmadan yakalayabileceği konusunda şüpheler vardır. Oysa grubun DT ile çıktığı turne ve daha sonra çıktıkları "An Evening With Queensryche" turnesi şimdiye kadarki maddi olarak en başarılı turneleridir. Bu arada "A.E.W.Q." turnesindeki playlistte "H.I.T.N.F." ve "Q2K" albümlerine yer verilmez. Geoff Tate ise "O.M. II"yi yapmalarının sebebini oldukça basitçe açıklar. Amerika sosyolojik ve siyasi olarak seksenli yıllarda yaşadığı kaosun bir benzerini tekrar yaşamaktadır. 11 Eylül saldırıları peşinden Bush politikaları, Afganistan ve Irak'taki savaş nedeniyle benzer bir kaotik dönem yaşanmaktadır. Seksenli yıllardaki hayali refah ortamı gibi hayali nedenlerden Amerika Irak'a girmiştir. Bütün bunlar karşısında Geoff Tate artık birilerinin aynı seksenli yıllarda olduğu gibi çıkıp gerçekleri söylemesinin vaktinin geldiğine inanır. Temelde "O.M." ve "O.M. II'nin yazıldığı dönemler arasında hiçbir fark yoktur çünkü her iki dönemde de Amerikan halkı ve dünya hayali gündemler ile meşgul edilmektedir.


Tate'in önderliğinde yazılan albümde ilginç olan aralarına son katılan eleman olmasına rağmen Mike Stone'un bestelere olan katkısıdır. Albüm nerdeyse tamamen Tate/Stone/Slater üçlüsü tarafından yazılmıştır ve hikaye olarak Nikki'nin 18 yıl yattığı hapishaneden serbest bırakılmasıyla başlar. Nikki'nin tek hedefi Dr. X'ten intikam almaktır fakat Dr. X'in Nikki'nin üzerinde hala çok güçlü bir etkisi vardır. Albüm Nikki'nin kendisiyle olan iç hesaplaşmaları eşliğinde devam eder. Geoff Tate ise yakın zamanda tüm "O.M." hikayesini senaryo haline getirip bir film projesine haline getirmek istediğini belirtir.


Albümde Mary'i (daha doğrusu Mary'nin hayaletini) tekrar Pamela Moore seslendirmektedir. Dr. X'i ise Ronnie James Dio seslendirmektedir ki bence bu iş için Dio'dan daha uygun biri olamazdı. Açıkcası albüm, "O.M." müzikalitesinde bir albüm bekleyenleri hayal kırıklığına uğratmış olsa da "O.M." armoni yapılarına yakın kadansların "Tribe" soundu ile çalınması sonucunda bence kendi başına oldukça başarılı bir çalışma olmuş. "O.M. II" "The Hands"-OM "Breaking The Silence" tarzında göndermelerle albümdeki konu bütünlüğünü sağlanmış. Rhino Records'dan çıkan albüm #14 billboard girişi ise grubun 1997'den beri en yüksek billboard başarısı olmuş durumda.


Queensryche'ın başarısının en büyük etkeni Wilton, DeGarmo ve Jackson'un Rock altyapısı, Tate'in progressive etkileri ve Rockenfield'ın orkestrasyon becerilerine Tate'in dönemin Rock müzisyenlerinde pek sık rastlanmayan entelektüel düşünce yapısını bir araya toplayabilmeleridir. "O.M." gibi çıktığı günden bugüne değerini hiçbir şekilde kaybetmemiş bir albümün devamını orijinal kadrolarından bir eksikle yazabilmeleri, "O.M." yanında "Empire" ve "Promised Land" gibi müzikal olarak birbirinden farklı ve her biri ayrı birer başyapıt olan albümler yayınlamaları ve fikir yapılarıyla "efsane" niteliğini fazlasıyla hak etmişlerdir. Ayrıca fanları üzerlerindeki etkileri de oldukça fazladır ki  birçok müzisyene ilham kaynağı olmuşlar ve müzikleri yıllardır dinleyenlerine kelimenin tam anlamı ile "hayat desteği" sağlamışlardır.


Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: