"Postcards from A YOUNG MAN" ya da Manic Street Preachers'ın CILK AMA KARİZMATİK Yeni Hamlesi

"Biz Gallerliyek, delikanlının harman olduğu yerdenük gurban!"
Klişe bir giriş yapacağım hazır olun.
Türlerin birbirine girdiği, yenilikçi denemelerin ana akıma bodoslamasına daldığı 90'ların başında Galler'den bir grup çıkıyor. Öyle bir grup ki bu, ne dönemin Amerika çıkışlı grunge'ına, ne de İngiliz indie gruplarına benzemiyor. Marx'tan Mishima'ya varan referanslar ile dolu protest/romantik/karamsar/nevrotik lirikler, yarı yarıya androjen/maço imaj, "Guns N Roses çarpı The Clash üstü Mott The Hoople" tadında bir müzikal stil ve sivri söylemleri bir araya getiriyor bu grup ve bir anda medyanın yoğun ilgisine maruz kalıyor. Grubu kült konumuna oturtan ise (artık müzik tarihinin en ikonik olaylarından biri sayabileceğimiz bir hareket ile) yakışıklı androjen ritm gitaristleri ve lirik yazarları Richey James'in grubu samimi bulmayan bir müzik yazarına karşı koluna falçata ile kocaman "4 REAL" yazması oluyor.

Grup bir anda kendine zarar vermeye eğilimli, nevrotik ve popüler kültürde hiçbir temsilcisi olmayan gençlerin idolü haline geliyor. İlk albüm "Generation Terrorists" ile beraber genç kızlar ve erkekler Richey James ve basçı Nicky Wire gibi giyinmeye başlıyorlar, grubun depresif lirikleri dövme haline getiriliyor ve Richey James yazdığı her yeni lirik ile beraber daha fazla depresyona batıp vücuduna daha fazla zarar veriyor. Grup bir yanda Sony firmasından "Gold Against The Soul" gibi radyoya yönelik yazılmış parçalarla dolu bir albüm yayınlarken bir yandan da gençlik dergilerinde Richey James'in sigara yanıkları ve jilet izleriyle kaplı kollarının göründüğü posterler ile popüler kültürü terörize ediyor.

90'ların tartışmasız en iyi albümlerinden biri olan "The Holy Bible" ile grup tüyler ürperten klinik bir müzik üretiyor ve Richey James'in artık kanlı, ürkünç bir nihilizme bürünmüş intiharsal birer manifesto kıvamındaki lirikleri ile birlikte grup kariyerinin en uç dönemini yaşıyor, ta ki hasta gitarist bir gün otel odasından bir daha asla bulunamamak üzere dışarı çıkana dek. Böylelikle müzik tarihinin en özgün karakterlerinden biri ortadan kayboluyor ve o özgün, benzeri olmayan ilk dönem Manic Street Preachers'ı tarihe karışıyor...
... Ve 1 sene sonra, geride kalan üçlü, yine aynı grup ismi altında, yeni bir tarz ile tekrar doğuyor. Önceki albümlerin hem Guns N Roses hem de Post Punk eğilimlerinin yerini parlak, buram buram 60'lar ve 70'ler Britanyası kokan taze bir Alternative Rock sound'u alıyor. Yayınlanan albüm adeta bir hit deposu olan "Everything Must Go" ve müzik dünyası onca acıdan sonra küllerinden doğan grubu gözyaşları eşliğinde alkışlıyor.
Böyle kişisel bir albümün ardından grup kendini bir anda zirvede buluveriyor. Kazanılan prestijli ödüller, övgüler, yığınla fan ve tıklım tıklım geçen konserler... Ne yapacağını tam kestiremeyen grup daha "pop", yumuşak ve ağır bir atmosfere sahip hit albümleri "This Is My Truth Tell Me Yours"u yayınlıyor. Eski fanlar nefret ediyorlar albümden, ancak 'The Everlasting' ve 'Tsunami' gibi hitlere aşık yeni fanlar katılıyor grubun ordusuna.
......
Bu albüm ile birlikte Manics tamamen temelsiz bir noktada buluyor kendilerini. Evet, grubun ilk günlerinde arzuladıkları devasa ticari başarı avuçlarında, ancak yola çıkarken kullanmış oldukları o idealist, protest ve saldırgan duruş ile değil, naif ve kişisel parçalar üzerinden elde ediliyor bu başarı. "Köklerimize yabancılaşıyoruz" diyen grup tam anlamıyla "kariyer yıkıcı" bir hareket ile karman çorman, doğrultusuz, vasat ve zorlama politik parçalar ile dolu "Know Your Enemy" albümünü yayınlıyor. İyi satış rakamları ve prestij kaybı getiriyor gruba albüm.
"Şimdi ne halt yesek acep?"
"Eskisi gibi Punk mı olsak yoksa kendimizi modernize etkilere mi versek gene?" sorusundaki ikinci şıkkı seçerek ticari başarı için risk almayı hedefleyen grup, en başarısız albümleri olan elektronik altyapılı "Lifeblood"ı yayınlıyor. Eski fanların çoğu grubu bırakmış, yeni nesili de bu elektronik yönelimler ile etkileyemiyorlar işte. Herkes Richey James günlerini ve başyapıtları "The Holy Bible"ı anıyor. Değeri geç anlaşılan bu albüm BBC'nin oylamasında 90'ların en iyi albümü seçiliveriyor. Grup "biz neydik yahu" diyip bu albüme dönüp şöyle bir bakıyor albümün genişletilmiş yeni baskısını hazırlarken.
Ve son bir deneme ile, 2007 senesinde grubun gitar-rock kökenlerine dönme denemesi sayılabilecek "Send Away The Tigers" yayınlanıyor. Grubun logosu "The Holy Bible" logosu, imaj da "The Holy Bible" gibi üniformalı bir imaj. Amma ve lakin vasatın biraz üzerinde seyreden albümün bir kısmı "Gold Against The Soul", bir kısmı "Everything Must Go"ya meylediyor ve albümü ticari bir başarı haline getiren single süper Power Pop örneği 'Your Love Alone Is Not Enough' oluyor. Grup modern tarzın dışında takılarak da genç nesli etkileyebileceğini görüyor ve eski ateşi büyük ölçüde tekrar yakalıyorlar. Başarılı geçen bir turne ve 3 single ile kapıyor dönemi Manics.
Tam "acaba şimdi ne yapacaklar" diye düşünülürken grup bu kez akıllılık ediyor ve asıl büyük ticari başarıyı fanlar ve müzik eleştirmenleri gözünde kaybettikleri prestijlerini geri kazanmadan elde etmelerinin zor olduğunu geçmiş hatalarından anlamış olduklarından, ölümsüz başyapıtları "The Holy Bible"a bir kardeş hazırlamaya başlıyorlar. Tabii ki Richey James olmaksızın böyle bir şey yapmaları mümkün olmadığı için James'in kaybolmadan evvel kendilerine bıraktığı lirikleri kullanarak... "Everything Must Go"dan beri hazırladıkları tartışmasız en başarılı albüm olan "Journal For Plague Lovers"ı hazırlıyorlar efsanevi prodüktör Steve Albini ile.
Biraz zorlama bir "dürüstlük" göstergesi ile albümden hiç single yayınlamama gibi bir seçim de yapsalar albümün "The Holy Bible" soğukluğuna göndermeler içeren orijinal ve üstün müzikal örgüsü ile grup hakikaten de prestijini sağlamlaştırıyor, hatta uzun yıllar sonra tekrar Amerika'nın dikkatini üzerlerine çekiyorlar.
Veeeeeee geliyor tabii ki beklenen "cılk Manics albümü": "Postcards From A Young Man"
"Verecen formülü, verecen brodezdi... beline beline!"

... Bu adamlar bütün kariyerleri boyunca bunu yaptılar. "Generation Terrorists"in en başarılı parçası power ballad 'Motorcycle Emptiness' olunca, hemen ardından o tip parçalarla dolu cılk "Gold Against The Soul" gelmişti. Şimdi de 'Your Love Alone Is Not Enough' çok başarılı oldu diye yine baştan sona o tip parçalar ile dolu bir albüm geliyor. Neyse ki albüm hemen "Send Away The Tigers" sonrasında gelmiyor ki eleştirmenler ve fanlar "eeeh, tadını kaçırdınız iyice" demesin.
Şimdi bu söylediklerim albümle ilgili kötü izlenim bırakmasın. Zira Manics nadir bir iki albüm dışında her zaman sanatın önüne ticari kaygıları koymuş, sanatına bizzat bu ticari eğiliminin güzellik kattığı anormal bir grup. "Gold Against The Soul" da zaman zaman zorlama bestelere de sahip olsa, kendi içinde ele alındığında epey güzel, vurucu anları gerçekten sulandırılmış bile olsa çok vurucu olan bir albümdür. Ancak öyle cılktır ki, kolay anlaşılır olsun diye parçaların her biri basit tutulduğundan albümün içine ilk dinlemede giremezsiniz, üst üste basit parçalar algı yapınızı darmadağın eder.
"Postcards From A Young Man" işte tam olarak "Gold Against The Soul"un kardeşi. "Gold Against The Soul"da power ballad yönelimleri üzerine gidiyorlardı, burada ise "orkestra destekli power pop" üzerine gidiyorlar neredeyse tüm albüm boyunca. Ve bunu tıpkı "Gold Against The Soul" gibi tüm ibreleri maksimuma çıkararak yapıyorlar. 'Your Love Alone Is Not Enough'da orkestra mı vardı? Tamam o zaman, bol bol koy orkestrayı bu sefer. O parçada bayan vokal de vardı he mi? Ee kolayı var, bu kez kepçe kepçe gospel korosu koy arkaya. Ulan çalan 3 kişilik grup değil de ordu orkestrası mübarek!
Kısacası "Everything Must Go" ile "Send Away The Tigers" tarzlarının bir karışımını sunuyor diyebileceğimiz, tam anlamıyla cılk, RANBO gibi bol orkestralı, Pete Townshend'i kıskandıracak kadar bol elektro + akustik ritm gitar katmanlı, klavyeli, korolu, konuklu, soslu, krem şantili bir albüm var karşımızda. Tıpkı "Gold Against The Soul" gibi bu RANBOLUK yüzünden normalde kolay dinlenilir olması hedeflenen albüme ilk değil, ancak 3. - 4. dinlemede girebiliyorsunuz.
Ve bu olduğu zaman, müzikal olarak başarılı yeni bir Manics albümü ile yüz yüze kalıyorsunuz. Arenaları ayağa kaldırmak için yazılmış coşkun nakaratlı 'It's Not War - Just The End Of Love' ve 'All We Make Is Entertainment', 60'lar saykodelikasına göz kırpan 'Hazelton Avenue', Nicky Wire'ın en başarılı vokal denemesini içeren mükemmel melodik 'The Future Has Been Here 4 Ever', Echo And The Bunnymen'in efsanevi solisti Ian McCulloch'un enfes vokalleri ile renk kattığı ballad 'Some Kind Of Nothingness' ve en az 'Life Becoming A Landslide' ya da 'La Tristesse Durera' kadar etkili albüm incisi 'The Descent - (Pages 1 & 2)' gerçekten de Manics'e yakışan, üzerinden kalite damlayan besteler. 'Golden Platitudes' ve 'I Think I've Found It' solist / gitarist James Dean Bradfield'ın solo çalışmasından çıkmış gibi duran, albüme yakışmayan ve hepten cılklaştırıp albümü "hafif" hale getiren iki "çirkin" beste, ki böyle besteler koyup her albümün dengesini bozmak Manics için zaten kutsal bir emir gibi bir şey maalesef. Albümde ayrıca 'Auto-Intoxication' ve Duff McKagan'ın konuk olarak bas çaldığı 'A Billion Balconies Facing The Sun' gibi daha vahşi sound'lu iki bestede var ancak bu iki parça albümün "hafif" havasını kırmak için yeterli gelemiyor maalesef.
......
Neticede "Postcards From A Young Man", "balonlu ciklet" niyetine yapılmış olan bir albüm, ancak bunu yapan grup Manics olduğu için cikletteki tatlandırıcı fazla kaçmış. İlk etapta çiğnediğinizde ağzınız kamaşacak belki ama o ilk tat dağılınca albümün asıl tadına varmaya başlayacaksınız. Her şeyin ötesinde, içerdiği bazı zaaflara rağmen "Postcards From A Young Man", diğer tüm Manics albümleri gibi karizmatik, kendine özgü havası olan bir albüm, bu nedenle de her koşulda çok özel ve muhakkak dinlenilmesi gereken bir albüm. Ne en iyi Manics albümü ne de en kötüsü ancak bu çok özel grubun mirasına yakışan, özgün bir Power Pop albümü.
Ve bakalım sonraki adımları ne olacak, merakla bekliyoruz.
Mert Yıldız
Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için:
otomatikmandalina: Holy Bible ya da Generation Terrorists değil, tam olarak bu tip bir "ticari" albüm bekliyordum zaten, yazıda da bunun aksini belirten bir şey yazılmış değil. Burada "ticari" kelimesini bilerek tırnak içine aldım zira Manics söz konusu olduğunda bu özellik bir nitelik haline geliyor, sebebi de adamların ilk günden beri mümkün olduğunca çok kişiye mesajlarını ulaştırmak istemeleri ve bunun için birer popüler müzik fanı olarak müziği "araç" olarak kullanmaları. Bunu kırdıkları, sanatın geniş kitlelere mesaj iletme / milyonlar satma kaygısının önüne geçtiği tek albümleri holy bible, bir de kız kardeşi journal for plague lovers var, göstere göstere single da yayınlamadılar zaten. Geride kalan tüm Manics albümleri popüler kültür içine sızdırılmış ajanlardır zaten. Albümün satması çok bir şey göstermiyor, ilk single da Send Away The Tigers single'larının çok gerisinde liste başarısı gösterdi, ama bu durum albümü Send Away The Tigers'ın gerisine düşürmüyor. Albümle ilgili asıl kaale alınacak yorumlar popüler kültür dergilerinden ziyade indie dergilerden ve grubun köklü dinleyicilerinden gelen tepkilerdir zira kalıcı olacak olan onlardır. This Is My Truth çıktığında 1 numara oldu, şu an orta karar bir albüm olarak görülüyor. Know Your Enemy büyük coşkuyla karşılanmıştı, şu an Manics'in en zayıf albümü olduğu konusunda çoğu kişi hemfikir. manics: grubun amacı hala ilk günkü gibi milyonlar satmak. Bunu Nicky Wire röportajlarda belirtiyor, "bu yeni albümde büyük hitler yaratmaya çalıştık" diye açıkça söylüyor. Albüm grubun son büyük hiti olan Your Love Alone'un bir devamı. Kaldı ki zaten albümü "kötü" eleştirdiğimi de düşünmüyorum, bence 40'lı yaşlarının Gold Against The Soul'unu yapmışlar bir nevi.
ya adamlar manics in bi nevi haritasını çıkartmışlar ama fazla eleştirel davranmışlar bence.This is my lı albüm çşıkltığında listelere direk 1 numaradan girdi.Desing for life yılın en iyi single ı seçildi ve grup yılın en iyi grubu seçildi.Bunların hepsi richey den sonra oldu.Tamam kabul ediyorum richey gittiktren sonra ingiliz punk dan soğudular daha çok popüler albüm yapmaya çalıştılar,seslerini daha çok kişiye dduyurmaya çalıştılar.Bence bu göreceli bi kavram,İngilterede manics in siyasi görüşünü nelere inandıklarını bilmiyen yoktur ve manics müziğiğle kendi inançlarını benimsetebiliyolarsa bence başarılı olmış demektir. Ha eski generation terrorist i bende istiyorum tabi öle sert soundlar hızlı sololar etkileyici sözler... Bence fazla acımasız davranmışlar. Adamların şimdiki amacı daha fazla düşüncelerini aktarmak onun dışında albüm satma amaçları yok ki adamlar bok gibi paranın içinde zaten
hacı iyi yazmışsın amma biraz acımasız davranmışın son albüm için.Hayır,sen bi holy bible veya generation terrorist falan mı bekiyordun anlamadım? Ingıltere de album zaten baya satmış.Hadi satmasını'da geçtim eleştirmenler tam not vermiş albüme.Bence de ''olmuş albüm''dür.Tamam eski punk manics'i biz de isteriz ama olmuyor işte. not:Lıfeblood albümü can'dır..canan'dır..








Korkana Olanlar Olmuş…
Staind Up!
Çoraplarınızı Hazırlayın! L.A.'den Misafirlerimiz Var! (RHCP)
DÜĞÜNDE KERAMET VAR ABE DOSTLAR…
Güzel ve Çirkin: Johnny Depp & Marilyn Manson (Sündüz ile Nuri)
Müzikte Sosyalizm: İsveç Progg Hareketi (2)
Pelican Dosyası
Çingenelik Ekmeğini Bitiremediler: GIPSY KINGS!
"Postcards from A YOUNG MAN" ya da Manic Street Preachers'ın CILK AMA KARİZMATİK Yeni Hamlesi
TUTUCULUKTAN YENİ SINIRLARA DOĞRU: IRON MAIDEN'IN SON 15 SENESİ VE "THE FINAL FRONTIER" ÜZERİNE.
BURZUM - "BELUS" & DARKTHRONE - "CIRCLE THE WAGONS"