MÜZİK ODASI

Placebooo!

Rayzan Başeğmez - 4 Temmuz 2009

Bir konsere gitmenizin kaç nedeni vardır? Soru mu bu şimdi, işte gurubu yada kişiyi seviyorsundur, canlı kanlı görmek, dinlemek istiyorsundur gidersin!

 

Genelleştirmek ne kadar doğru bilmiyorum, dolayısı ile kişiselleştirirsem, konser yada gösteriye gitmenin üç nedeni olduğunu söyleyebilirim. İlki yukarıda yazılan gibi; hayranı olduğun kişi yada gurubun konser yada gösterisini izlemek, buna can atmak, gece uyku uyuyamamak, yemeden içmeden kesilmek, sevgilini ekmek...

 

İkincisi ise, güvenilir organizasyonların tanıtım yazılarından yada basılı yada internet kaynaklarından araştırırken denk geldiğiniz ve haklarında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız kişileri tanımak, bir diğer deyişle "denemek" amacıyla gittiğiniz konserlerdir ki, şu Placebo için yazmaya çalışan orta yaş üstü adamın yazmadan geçemeyeceği birkaç örnek, hemen sonraki paragrafta mümkün olduğunca kısa bir şekilde verilmeye çalışılmıştır:

 

Başta Andreas Scholl (kontrtenor, dünyada "the voice of angels" olarak tanınıyor)! Müzik tarihindeki en büyük kastrato (çocuk ses güzelleri, ergenlikte sesi kalınlaşmasın, değişmesin diye hadım edilirlerdi) olan Senesino için, devrinde kendisine özel yazılmış aryalardan oluşan albümün dünya turnesi kapsamında İş Sanat Salonunda verdiği konser hala kulaklarımdan çıkmış değil. Astor Piazzola gibi bir besteci -ki güncel tango müziğinin iflah olmaz üreticilerinden, akordeon ustası, 1992'de öldü- ve onun müzik ortağı büyücü kemancı Gidon Kremer! Vivadi'nin Dört Mevsim eserine, Buenos Aires üzerine yazılmış bir diğer dört mevsimin eklendiği "Sekiz Mevsim" ve bir sahne yapıtı olan "Buenos Aires'li Maria (Meryem?)"  albümlerini şiddetle öneririm.

 

Adına Amerika'da orkestra düzenlenmiş, dünyaca ünlü günümüz Türk müzisyenlerinin en önemlilerinden ve bugün için dünya senfonik müziğine bile tuhaf gelecek besteleri ile Anadolu-İstanbul-Osmanlı-Bizans tınılarını algılayabilecek tek halk olarak bizlerin özellikle büyük bir zevkle dinleyeceği Kamran İnce ile tanışmak da böyle sıra dışı konser seçimlerinin sonucu olmuştur.

 

Konser seçiminin üçüncü nedenine gelince; adını bildiğiniz, ününden, ününün haklı nedeninden emin olduğunuz, melodileri ezberinizde olmasa da, sözlere eşlik edeceğiniz denli yaşamınızın içinde dinlememiş olsanız da, müziğine aşina olduğunuz, albüm geçişlerinde oluşturdukları farkı gözlemlediğiniz ve tabi ne denirse densin kaliteli müzik yaptığını bildiğiniz kişi yada gurupların konserine -bir tür müzikal arınma, hatta hadi rahatça söyleyelim, aslında tam bir "tımar" edilme- arzusuyla gittiğiniz konserler...

 

İşte 24 Haziran akşamı Kuruçeşme Arena'daki Placebo konserinin seçimi de bu şekilde olmuştu. Keyfin tam ortasında, seyirci söğüşü için verilen, anlamsız, sinir bozucu, kapı ziliyle yarıda kesilen sevişme etkili, o yirmi dakikalık ara ile birlikte üç saate varan sahne performansı bittiğinde, İstanbul gecelerinde nereden çıkarsanız çıkın, ufukta beliren gemi örneği gökyüzünde daireler çizerek -ve uzaktan, cılız da olsa çığlıkları gelen- martıların etkisine eşlik eden müzikal hazzın etkisinde eve dönme duygusu muhteşemdi gerçekten.

 

Teknik anlamda müzikal bilgim, sinema denli detaylı olmadığından yaşamımın en önemli parçası olan müzik üzerine yazmaktan hep çekindim, dahası kaçtım. Ancak, aynı zamanda bas gitar çalan, müziğe olan ilgisi arkadaş gurubuyla stüdyoya girip de kayıt yapmaya varan arkadaşım -üstelik şirketteki iş arkadaşım; bizim gibi hafif yollu deli kişilerin işyerinde böyle paylaşımları yaşayabileceği kişiler milyonluk istatisliklere bile girmeyecek denli azdır-, işyerinde konser ve Placebo üzerine o denli ıvır zıvır bilgi ile kafamı şişirdi ki, daha ana sayfada dumanı tüten "Kodo!" yazısını ona okuturken, bari dedim bu bilgilerle ortak bir yazı yazalım, yaşadığım bu depresif gün bari bir işe yarasın. İşte yazının bundan sonrasındaki bilgiler, konuşmayı şehvetle seven, aklına geleni ağzından çıkarırken hiçbir süzgeçten geçirme gereği duymayan, arada "Hı? Ne? Nedir o?" diye sorduran Lazca sözcüklere kattığı "da!" nidasını da pek bir sevdiğim, yeni nesil, "Ey Türk Gençliği"'nin en ilginç örneklerinden, Hasan Kurt tarafından hazırlanmış ancak benim ağdalı-devrik-uzun cümlelerimle sizlere aktarılmış olacak.

 

Müzikseverlerin, büyük bir heves ve İstanbul için -hele de gideceğiniz yer, Ortaköy ilerisi Kuruçeşme ise- zorlu bir kişisel organizasyon ile hazırlandığı konser, cep telefonlarına gelen ve ilk okunuşta algılanması zor bir mesajla bir sonraki güne ertelendi: Gurubun ekipmanlarının geçişinde, Bulgaristan gümrüğünde yaşanan sorunlardan dolayı Placebo konseri 24 Haziran salı akşamına ertelenmiştir.

 

Tabi bu mesaj sabahtan verilse o denli zorlamayacak, ancak her şeyinizle hazırlandığınız, hatta Ortaköy sahillerinde "bir bira mı içsem, bir şeyler mi atıştırsam konser öncesi" keyifli kararsızlığınızı yaşarken gelince insanın neredeyse dünyası yıkılıyor. Boynu bükük, kalbi ezik, kös kös, burnu sürtmüş, başı eğik gibi yığınla Türkçe deyimin tümü yüreğinizde, evin yolunu tutma durumundayken, "hayır, asla eve gitmeyeceğim bu mod ile" düşüncesine uyup, olası o saatte gidebileceğiniz arkadaşlarınızı arayıveriyorsunuz. Tabi telefonda -sanki hayatınızın en büyük sorunuymuş gibi- konserin ertelenişinin mızmızlığını anlatarak.

 

Sonuçta konserin iptal edilmediğine şükredip, böylesi bir konserin hazırlığı aşamasını ikinci kez yaşayıp, Placebo'nun, sevenlerini, İstanbul'da dördüncü kez ihya ettiği konsere, boğazın muhteşem bir yaz akşamüstünde tanıklık etmeye başlıyorsunuz. Konser başlangıcında Molko'nun, erteleme için özür dilemesi güzeldi de "Bunun nedenini gümrükçülerinize sorun." demesi, olayın Bulgar gümrüğünden kaynaklandığı haberine inanmış seyircilerin tek kaşını havaya kaldırmadı değil.

 

Gurubun Solisti Brian Molko ve gitarist-basçı Stefan Olsdal tarafından 1994 yılında kurulan grubun ilk single çalışması, 1995 yılında tamamlandı. Bugüne dek çıkardıkları Placebo, Without you I'm nothing, Black Market Music, Sleeping With Ghosts, Meds, Once More With Feeling albümlerinin üzerine, son olarak Haziran ayı başında yeni albümleri Battle For The Sun piyasaya çıktı. Toplamda altı stüdyo albümü, altı EP ve yirmi yedi single çalışması bulunuyor. Dünya çapındaki albüm satışları ise on milyon gibi günümüz değerlerine göre fazla denilecek bir sayıya ulaşmış durumda. Gurubun hit parçaları arasında, The Bitter End, Without You I'm Nothing, Every You Every Me, Meds gibi olağanüstü eserleri saymak mümkün.

 

Smashing Pumpkins, Sonic Youth ve Nirvana'dan esinlendiklerini dile getiren grup elemanları, şarkılarında romantizme ve sonu kötü biten ikili ilişkilere bolca yer veriyor. Placebo büyük çıkışını, David Bowie turnesinin ardından, Bowie'nin 50'nci yaş günü partisinde verdikleri konserle yapmıştı. Witout You I'm Nothing adlı parçalarını, Bowie ile düet yaparak söylemeleri, sevenleri tarafından büyük ilgiyle karşılanmıştı.

 

Placebo , "Placebo" albümünden sonra 1998'de "Without You I'm Nothing" albümünü çıkarttı. 2003 yılında "Sleeping With Ghosts" albümü, rock altyapısı üzerine konumlandırdığı elektronik sound ile çok fazla ilgi uyandırmamış olsa da, aynı albümle birlikte çıkarttıkları "Live in Paris-2003, Soulmates Never Die" adlı DVD ile hayranlarını sevindirdi.

 

2004 yılında, tüm single çalışmalarını bir araya getirdikleri "Once More With Feeling" albümünü yayınladılar. 2006 Mart ayına gelindiğinde, beşinci Albümleri Olan "Meds"i dinleyicilerin beğenisine sundular. Molko'nun, bu albüm için söyledikleri, gurubun müzikal hazzının ötesinde, sözlerin de üzerinde derinlemesine durulması gerektiğini açıklıyordu: "Oldukça karanlık bir albüm oldu. Mikroskop ile bakarsanız, içindeki kişinin acılarını görebilirsiniz. Albümde mücadele ve klostrofobi hakim."

 

Bu albümün üzerinden 3 yıl geçtikten sonra, şimdilik son albümleri "Battle for the Sun" daha piyasaya çıkmadan çıkardıkları ön single ile Avrupa listelerine zirveden girdi ve 24 Haziran'daki  konseri ile, İstanbul'u da içine kattıkları bir dünya turnesine çıktı.

 

Grubun kurucusu ve vokalisti Brian Molko, "Battle For The Sun" albümüyle ilgili olarak şunları söylüyor: "Geniş bir sinema ekranı diyebiliriz. Gerçekten albüm üzerinde çok çalıştık,  Kitty Litter, libidosu yüksek bir şarkı... Bu şarkıyı Stefan ile yazmaya başladık, yaklaşık 14-15 yıl önceydi. Ama bir türlü bitmedi, 1994 yılında, buna Kitty Litter adını taktık. Komik olacağını düşündük ve öyle de kaldı. Speak in Tongues ise akıl hastanesindeki eğlence saati gibi bir şarkı, sonra da stadyum marşına dönüşüyor. The Never Ending Why için ise, hepimiz cevapları bulmak isteriz, ama cevapları aramaya çalışarak yaşarsak hayatın tadını çıkaramayız,belki de herşeyin cevabının peşinde koşmamak daha iyidir şeklinde bir yorum yapabiliriz."

 

Albümde "Ashtray Heart" şarkısının adı, Grubun ilk zamanlardaki iki haftalık isminden gelmektedir. Paris şehrinde, bir nehir botunda yaşanan romantik anların sonucunda da Happy You're Gone ve Kings of Medicine adlı şarkılar çıkmıştır.

 

Gurubun en ilginç konseri, Cambodia'daki Angkor Wat'da verilen konser olmuştu. Bu mekan 12. yüzyıldan kalma bir Budisttapınağıydı ve burada konser veren ilk rock grubu Placebo idi.

 

İstanbul Kuruçeşme Arena konseri için kapılar 18.30'da açıldığında, dışarıda uzun kuyruklar vardı. Mekanı saat 21:00'e kadar dolduran sekiz bini aşkın seyirci, Placebo'nun ön grubu Expatriate  ile buluştu önce. Ön gurubun müziği ile coşan seyirciler, Placebo'nun müziği ile buluşmak için sabırsızlansalar da Expatriate'i müziklerine yaraşır bir saygınlık ve ilgi ile dinledi, çoğu yerde eşlik etti.

 

Ardından kalabalığın tüm kaslarını gererek sahne alan Placebo, 2009 yılında Pink Pop ve Rock Am Ring konserlerindeki aynı playlist ile programına başladı. Kitty Litter, Ashtray Heart, Battle For The Sun, For What It's Worth, Black-Eyed ile devam etti. Playlist içinde, Infra-red, Meds, Every Me Every You, The Bitter End, Special K, Taste In Man de vardı. Gitar ve gitar setuplarıyla sahne şovunu tamamlayan gurup İstanbul konserini sonlandırdığında Kuruçeşme Arena yıkılıyordu.



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: