MÜZİK ODASI

Orphaned Land Turne Günlüğü vol.2: Hindistan

Derya Engin - 28 Nisan 2011

Tarih 90'ların ilk yarısı. Bendenizin ilkokul 5, orta 1 yıllarına tekabül etmekte; bir yanıma Büyük Dünya Atlası'nı, diğer yanıma ansiklopedileri açmış, hayali Hindistan gezileri yapmaktayım. Önce haritada hangi şehirden hangi şehire nasıl gittiğimi işaretliyor, sonra gittiğim şehri ansiklopedilerde arayıp buluyor ve okudukça oralara gitmiş gibi olmanın verdiği mutluluk ve tatminle kendimi eğlendiriyorum. "Hmmm, buradan da Agra'ya geçip bir de Tac Mahal'i görmeli." Evet kabul ediyorum, bilinen dünya gerçekliğinden kopuk psikopat dönemlerim oldu:)

Orphaned Land Turne Günlüğü vol.2: Hindistan

Rickshaw denen motor-taksi olayı

Her ne kadar Hindistan'ı görme isteğim taa o zamanlardan beri kısmen saplantı boyutunda olsa da, yine de pek kimsenin haberi yoktur benim bu tutkumdan. Şimdi geriye dönüp baktığımda bu hayali öyle uluorta paylaşmamamın sebebi sanırım kulağa çok ütopik gelmesiydi. Sonuçta Hindistan denilen yer, dünyanın bir ucunda Binbir Gece Masalları ve Jules Verne'nin "80 Günde Devr-i Alem"indeki çılgın kahramanımız Fogg'un yaptığı Bombay gezisiyle tanıdığımız bir yerdi!

Dolayısıyla bir "yetişkin" olmanın getirdiği kabullenişlikle "Giderim elbet bir gün." e bağlamıştım ben olayı.

Orphaned Land Turne Günlüğü vol.2: Hindistan

Vellore'de soundcheck hatırası

Ta ki Kobi'yle nette yaptığımız olağan konuşmaların birinde bana "Derya, Hindistan turnesine çıkıyoruz." dediği ana kadar! Geçen aralık ayında Türkiye'de turnede iken bahsetmişlerdi zaten, "Belki Hindistan'a gidebiliriz." diye. Ben de "Hadi bee! Benim de en merak ettiğim ülkedir orası, şanslı p.çler sizi!" şeklinde yorumda bulunmuştum. "Gelsene sen de!" demişlerdi grupça, "çok eğleniriz!"

Ve tarih 2011'in ilk günleri. Bendeniz yeni yıla adapte olma çabaları içerisindeyken bir yandan da Kobi ile netten konuşmaktayım ve bana grubun çalması kesinleştiği konserlerden bahsediyor ve ekliyor "Hindistan turnesi kesinleşti, Türkiye'deyken merak ediyorum demiştin, gelsene beraber takılırız." "Nasıl geleyim okul var, bir de dünyanın öbür ucu, pahalıya patlar bana." derken bir ara turnenin benim şubat tatilime denk geldiğini farkediyorum ve ardından Kobi'den vurucu cevap geliyor:

-Merak etme, seni de ekleriz turne kadrosuna, olur biter!
-Yürrü be Kobi! Kral adamsın, du öpücem!

Ve bu konuşmanın ardından, yaklaşık 20 gün sonra bendeniz Dubai aktarmalı bir Air Arabia uçağında Bangalore yolcusuydum! Turneye gazeteci ve Orphaned Land'in official turne fotoğrafçısı sıfatıyla katılmıştım ama zaman zaman tur menajerliğinden, grubun baklava tedarikçisine, "image maker"lıktan rodie yardımcılığına kadar farklı sıfatlarla gerekli lojistik desteğimi esirgemedim :)

Orphaned Land Turne Günlüğü vol.2: Hindistan

Şimdi yazımın bu kısmında gerekli olan uyarımı yapayım: sadece "Orphaned Land Hindistan Turnesi" okumaksa niyetiniz bu kısımda okumayı bırakmanızı salık veririrm zira yazının gidişatı genel çerçeveden bakıldığında "National Geographic tadında Orphaned Land soslu bir Hindistan Gezisi" kıvamında olacak.

28 Ocak Cuma; öğretmen kimliğimle gündüz öğrencilerime karnelerini verdim ve aynı gece gezgin kimliğimle yollara düştüm. Gece 12 gibi kalkan Air Arabi uçağıyla sabah 6 gibi Dubai'deydim. Bu arada bu detayı söylemeden geçemeyeceğim: Uçak kalkmadan önce pilotun olağan "Şu saatte kalkıp bu saatte varacağız, hava da hede hödö olacak." Konuşmasından sonra hoparlörlerden şöyle bir anons duyuldu: "Şimdi de sırada yolcu duası var." Anonsunda ardı sıra ani bir "Allahü ekber! Allahü ekber !..." şeklinde duanın devreye girmesi bendenizin bünyede "N'oluyo lan? Ölecek miyiz?" refleksine neden oldu.

Orphaned Land Turne Günlüğü vol.2: Hindistan

Her neyse, sabah 6 civarı Dubai'ye indiğimde aktarma uçuşuma yaklaşık 17 saat vardı! Ucuz uçak biletinin olağan getirisi olan bu 17 saatlik bekleme süresini transit vize alıp Dubai'yi keşfe çıkarak değerlendirdim. Dubai iklim, mutfak ve mimari açıdan bilinen tipik Arap kenti olmasının yanı sıra Mercedes taksileri ve dünyanın en yüksek ve bir o kadar şaşaalı binaları ile "Yuh lan!Adamlarda hakikaten para var!" dedirtti bana da:) Birleşik Arap Emirlikleri'nde yaşayan yerli halkın (yani Arapların) nüfusun sadece %17'sini oluşturması sebebiyle hemen herkes birbiriyle İngilizce konuşuyor. Girdiğim kitapçıdaki tüm kitaplar İngilizce'ydi ve sadece küçük bir rafı Arapça kitaplar oluşturuyordu.

Bir kaç alışveriş merkezi ve çarşısını gezip havalanına geri döndüm ve gece 23 civarı-yine dualar eşliğinde!- kalkan uçak sabah 3.30 gibi Bangalore'a indiğinde bendeniz bir "Oh be!" çektim. Valizi alıp dışarı çıktığımda sabahın serinliğinde bile beni 30 derecelik bir hava bekliyordu ve fırtınalı, yağmurlu,soğuk İstanbul havasından gelen bende çocukça bir "Yaz sıcağıı! Oleeey!" etkisi yarattı ve hemen o sevinçle beni karşılamaya gelen daha 30 saniye önce tanıştığımız tur menajeri Salman'ı kucaklayıp öpüverdim!

Orphaned Land Turne Günlüğü vol.2: Hindistan

Steakhouse'da etleri götürdük

Ucuz uçak biletinin bir diğer getirisi ise gruptan 2 gün önce Hindistan'a gitmek oldu. Dolayısıyla grupla turneye başlamadan önce önümde gönlümce gezebileceğim dolu dolu 2 gün var demekti ve bendeniz de bunu hakkıyla yerine getirdim, mutlu ve gururluyum!:)

Uçaktan iner inmez beni karşılamaya gelen tur menajeri ve 2 arkadaşından şehirde gezilebilecek yerlere dair kısa biraz bilgi aldım ve ertesi gün kendimi Bangalore sokaklarına vurdum. Sağolsunlar tur boyunca herşeyimize koşan Salman ve Sumeet beni ilk günümde yalnız bırakmayıp bana ufak bir şehir turu yaptırdılar. Gün boyunca bir yandan ağır Hint aksanlı ingilizceyi anlamaya çabalarken, öte yandan tipik turist edasıyla otu b.ku fotoğrafladım. Hint aksanlı ingilizce çok garip birşeymiş arkadaş! İlk başta afallayıp "Acaba ne demek istedi, hmm başı e ile başlıyor, ne ola ki?" moduna giriyorsun. Merak edenler youtube'a "Indian accent" yazıp eğlenebilirler:)

Orphaned Land Turne Günlüğü vol.2: Hindistan

Nerede kalmıştık? Evet, iki gün boyunca tabiri caizse deli gibi gezdim, fotoğraf ekipmanım için bir kaç parça aldım (Elektronikte Dubai'yi geçin, Hindistan daha ucuz!), Hintliler'in misafirperverlikte kasım kasım kasılan biz Türkler'den fersah fersah ileride olduğunu gördüm, Bangalore'un şu ünlü "Silikon Vadisi" olarak anılan şehir olduğunu öğrendim ve deliler gibi alışveriş yaptım! An itibariyle elimde ufak çaplı bir "Geleneksel Hint Kıyafetleri" defilesi yapacak kadar sari ve kurta mevcut! Ülkede bütün kadınlar yerel kıyafetleri olan şu tek omuzlarına attıkları şal gibi görünen "sari" adlı elbiseden giymekte, tabi envai çeşidi var bu kıyafetin. Dolayısıyla sokaklarda bir renk cümbüşü hakim; kıyafetlerinden arabalarına, tapınaklarından evlerine kadar her yer rengarenk zaten. Ülkenin genel "yoksul" görüntüsünü maskelemek için bu kadar süslemeleri ise naif bir hava katıyor bence ortama. Tabi bu arada "Adamlar yerel kıyafetleriyle dolaşıyor, ya biz de folklor kıyafetlerimizi giyseydik günlük hayatta?" diye düşünmedim değil:)
Ülkenin 3/4'ü Hindu, geri kalanlar ise Müslüman, Hristiyan ve Budist nüfustan oluşmakta. Bana göre en dikkat çekici nokta tüm ülkenin tamamiyle din üzerine kurulu bir yaşam sürmesi . Kişi adlarından,dükkan adlarına kadar her yerde mutlaka bir Tanrı ismi çıkıyor karşınıza. Evler, arabalar, görüp görebileceğiniz her camda Tanrı çıkartmaları var. (Evet adamlar stickerını yapmış!) Marx boşuna dememiş "Din kitlelerin afyonudur." diye, yoksa o fakirliğe, o sefalete kimse dayanmaz gibime geliyor. Adamlar kelimenin tam anlamıyla sokaklarda aç bilaç bir hayat sürüyor ama tutup da duruma isyan etmek yerine "Ne kadar çok sıkıntı çekersem bir daha dünyaya geldiğimde o kadar iyi bir hayatım olur." inancıyla durumu kabullenmişler. "Hişş hacı! Yok öyle bir şey, öldün mü bitti, bi daha gelme falan yok, ben söyliyim de.."diye uyaracaktım ama "Yok lan, takılıyorlar işte, keyiflerini kaçırmayayım şimdi adamların." dedim:P
Nerede kalmıştık; 2 günlük kısa bir keşfin ardından pazartesi gecesi Orphaned Land geldi ve hepsi 25 saatlik yolculuktan ötürü perişan vaziyetteydi. İsrail vatandaşı olmaları sebebiyle bir Arap ülkesinde bırak girmeyi, transit geçiş dahi yapamadıkları için Tel Aviv'den Avrupa'nın göbeğindeki Franfurt'a uçup, oradan aktarma uçuşuna binmek zorunda kaldılar. Normalde Asya'ya uzun uçuşlar Dubai ya da Doho aktarmalı olur. Bir nevi sağ elle sol kulaklarını tuttular:) Sarkastik kişiliğimle "Neymiş, yahudi olmak her zaman avantajlı değilmiş, Dubai'dekilerin de selamı var keh keh." diye dalgamı da geçtim.

Orphaned Land Turne Günlüğü vol.2: Hindistan

Grubun ilk konseri ertesi gün Bangalora'a 5 saat uzaklıktaki Vellore adlı başka bir kentte olacağından havaalanından grubu alır almaz yola koyulduk ve sabaha karşı otele varıp hepimiz saat 2'deki soundcheck'e kadar bebekler gibi uyuduk. Vellore'deki ilk konser şehrin Teknik Üniversitesi'nin bahar şenlikleri kapsamında olacaktı. Şubatın ortasında ne şenliği demeyin, adamların en yaşanır havası ekim ve mart ayları arası olduğu için tüm açık hava etkinliklerini bu döneme denk getiriyorlarmış. Nisandan sonra başlayan aşırı sıcak hava, yüksek nem ve Muson yağmurları eylüle dek sürüyormuş. Burdan da gideceklere ek bir bilgi vermiş olayım.

Konser şenlik kapsamında olduğu için ortamda bir sürü etkinlik vardı ve bize de eğlence çıkmış oldu böylece. Grupta özellikle ilk defa Hindistan'da bulunmanın verdiği merak içerisinde olan basçı Uri ve ben her deliğe burnumuzu sokup eğlendik. Önceki yazımda koyduğum videoyu gördüyseniz Uri'nin komedyen kişiliği hakkında az çok fikriniz olmuştur; inanılmaz saçmalıyor ve bir o kadar da güldürüyor. Önce kriket maçı yapan öğrencilerle dalga geçip ardından konser öncesi sahneye çıkan dansçıları yarı şaşkın, yarı meraklı izledik. Soundcheck esnasında seyirci sandalyelerinin iki farklı gruba bölünerek yerleştiğini farkedip sorduk "Bu neden böyle?" diye. Meğer üniversite yönetiminin kararı bu şekildeymiş, konserlerde kızlar ve erkekler ayrı ayrı yerlerde konseri izlemek zorundaymışlar. Bir nevi haremlik selamlık olayı. "İçip içip sapıtanları daha kolay kontrol altına almak için bir önlem." dediler. Durumu gidip Uri'ye anlatınca gelen cevap şöyle oldu: "Daha iyi ya! Ne tarafa odaklanacağımı bilirim! Umarım kızların tarafında çalarım!":)

Orphaned Land Turne Günlüğü vol.2: Hindistan

Dans gösterilerinin ardından grup sahneye 9 gibi çıktı ve daha 10 dakika önce dansçı kızlarla kıvırtan izleyici kitlesi bir anda headbanger cennetine döndü. Sahne arkasında takılırken "Bu kadar seyirci var, iyi tamam da kaç kişi OL izlemek için buradadır?" sorusuna Uri'den "5, bilemedin 10!:)" yanıtı geldikten sonra 10 bin (evet on bin!) kişinin içindeki metalci bünyeyi görmek hepimizi şaşırttı. Sonuçta Orphaned Land insanları eğlendirmesini çok iyi beceren bir grup ve o gece grubu bilen, bilmeyen herkes oldukça eğlendi.

Vellore- Bangalore arasındaki yolun çok yoğun olmasından ötürü erken bir saatte yola çıkmamız gerektiğini söyledi tur menajeri ve biz de konserin ertesi sabahı 6 buçuk gibi ekstrem bir saatte kalkıp Bangalore'a dönmek için yola koyulduk. Öğle vakti otele vardığımızda herkes dinlenmek için odasına çekildi ve 2 günün yorgunluğunu atmak için günün büyük kısmını uyuyarak geçirdik. Akşam hepimiz hala uyku mahmuru gözlerle lobide buluştumuzda tur menajerinden şehrin en ünlü "Steak house" una gideceğimizi öğrendik. Bangalore gibi koskoca şehirde bir elin parmağını geçmeyecek sayıda steak house olduğunu öğrenip daha da meraklandık. Hindistan'da ineklerin kutsal sayılması sebebiyle kırmızı et satan restourantlar yok denecek kadar az ve olanlar da genellikle müslümanlar tarafından işletiliyor ve Hindular tarafından pek hoş karşılanmıyor. Yani bizim domuz etine karşı olan genel tavrımız orada inek etine uygulanmakta. Nitekim merağımızı giderdik ve iddia ediyorum, artık kutsal olduğundan mıdır nedir bilemedim- uzun zamandır bu kadar lezzetli bir et yememiştim! 

Yemek esnasında önümüzde iki boş günümüz olması sebebiyle hemen çabucak bir tur programı yapıyor ve ertesi gün şehirdeki tarihi tapınakları gezmeyi planlıyoruz. Sabah kahvaltısının ardından kendimizi o tapınak senin bu tapınak benim gezmeye veriyoruz. Hindu tapınaklarına girerken de aynı camiye girer gibi ayakkabılar çıkarılıyor ama bir farkla; orada tapınağın bahçesine girdiğin anda çıkarıyorsun ve aslında dışarıdan pislik adına hiç bir farkı olmayan yerlerde yalınayak yürümek zorunda kalıyorsun! (Akşam otele döndüğümüzde hepimiz dezenfekte olmak için duşa attık kendimizi!) Tapınakların içlerinde o tapınağa has olan Tanrı heykeli başta olmak üzere onlarca Tanrı heykeli var. En önemli tanrıları şu ünlü flüt çalan mavi renkli Shiva, Khrisna ve fil tanrı Ganesh. Heykellere bakarken Uri şaşkınlıkla sorup durdu:

-Şimdi bunlar bu şeylere mi tapıyor? Ama bu maymun yaa!?!:)
-Hişş, sessiz konuş, farkındaysan benimle ingilizce konuşuyorsun ve tüm Hindistan ingilizce biliyor!
-Evet, dayak yemek istemiyorum ama şu heykel hakikaten maymun! Bak bu da fil yaa, ne Tanrısı!

Tapınak turunun ardından otele dönüldü ve hazırlanılıp Orphaned Land pre-party'si için bar yolu tutuldu. Barda ön grup olan İsveçli gençler Degradead ile tanışıldı, içildi, gülündü, eğlenildi ve gece geç bir saatte otele döndüğümüzde ertesi sabah saat 6'da lobide buluşacağımızı, çünkü 2. konserin gerçekleşeceği Pune'ye uçağımızın 11'de olduğunu öğrenildi. Herkes "Oha, çok hardcore oldu ama bu.." diye söylene söylene odasına çekildi ve bir kaç saat sonra uykulu gözlerle yine lobideydik!

Orphaned Land Turne Günlüğü vol.2: Hindistan

Tüm ekip Hintli tur menajeri Salman ile

Havaalanında uçağa alınmadan önce yapılan aramalar da bünyede İsrail'e girmeye çalışan Filistinli hissiyatı yaşatmadı değil. Elektronik kapıdan geçtikten sonra seni perdeli bir bölmeye alıp bir de manuel olarak kontrol ediyorlar. Salman bunun Pakistan'la olan savaş yüzünden, olası terör saldırılarını engellemek için bu kadar sıkı olduğunu söyledi.

Pune'ye öğlen 1 gibi vardığımızda havanın Bangalore'a kıyasla çok daha sıcak olduğunu farkettik. Otelde check-in'leri yapıp restraurant kısmına geçtik, nitekim hepimiz acıkmıştık ve herkes "mümkünse en acısız olan"ından sipariş verdi fakat sonuç yine hüsrandı. Bendeniz salçalı bir sos içindeki tavuğumu yanında servis edilen haşlanmış pirinçle yerken gözümden yaş geldi! Ağzından alev fışkıran ejderhalar misali görüntümüz dışarıdan bir Hintli gözüyle bakıldığında eminim ki çok komikti. Restaurantta Degradead elemanları da bizden önce gelmişler, takılıyorlardı. Onlarla sohbet ederken bir ara "Sanırım senin solo albüm çalışmaların da var." yorumuyla beni Orphaned Land'in bayan vokali Shlomit'le karıştırdıklarını farkettim. Sonrasında gelişen diyaloglar da ilginçti:

-Ben grubun arkadaşıyım ve şu an tur fotoğrafçısı olarak buradayım.
-Adının anlamı ne İbranice'de?
-Ben İsrail'den değil Türkiye'denim:)
-(Grupça eblek bakışlar) Nnn..nasıl yani?
-Şöyle ki: Yahudi-Müslüman dostluğunu temsilen devlet tarafından görevlendirildim, eskiden intihar bombacısıydım. (Grupça eblek bakışlara devam) Şaka lan şaka! :D

Sonrasında bizim gruptan Uri, Matti ve Mark ile Degradead elemanları gün içinde ufak çaplı bir Pune turu yaptık. Şu ünlü Osho'nun aşramına gittik ama içeri giremeden döndük. En son benim dominant kişiliğim sayesinde günü bir nargile kafede nargile fokurdatıp Masala çayı içerek sonlandırdık.

Orphaned Land Turne Günlüğü vol.2: Hindistan

Hindistan'da her şey "Masala" bu arada! "O ne?"diyecek olursanız, adamların baharat karışımlarına verdikleri isim diyebilirim. "Masala chai" yoğun baharat içeren sütlü bir çay. Çayın sütlü servis edilmesi ülkenin bir zamanlar İngiliz sömürgesi olmasının hatırası olsa gerek. "Çayın tadı bana biraz fazla yoğun geldi." dediğimde Uri'den gelen yanıt:

-Öyle hayvan gibi içmeyeceksin! Dur sana göstereyim; al eline bardağı. Serçe parmak havada, nazik hareketlerle şimdi minik bir yudum al ve damağında ez. Ha şöyleee! Şimdi tadı nasıl?
-Aynı!

Bu arada Uri'yle yaptığımız bu sonu gelmez geyiğin-dibine-vuran diyaloglar Degradead elemanları tarafından hayretle dinlendi ve muhtemelen bizim moron olduğumuza kanaat getirdiler. Başka bi örnek:

Uri: Derya benim insanlığa katkılarımı anlatan bir belgesel çekelim diyorum, sen şimdiden bir kaç kare pozumu çek, şöyle ufka doğru bakayım...

Derya: İnsanlığa katkılarını bir belgesele nasıl sığdırabiliriz ki?
Uri: O yüzden üçleme yapalım, ne dersin?
Derya: Harika fikir!

Orphaned Land Turne Günlüğü vol.2: Hindistan

Uri bana nasıl çay içileceğini gösteriyor

Kronolojik anlatıma geri dönüyor ve ertesi günkü Pune konserine geçiyorum. Önce Degradead, ardından OL sahneye çıktı ve otele saat 1 gibi döndüğümüzde yine ertesi sabah "6'da lobide olun"çağrısıyla söylene söylene yattık.

Cumartesi sabah Pune'den Bangalore'a dönüp otele vardığımızda "Saat 2'de lobide olun, soundcheck için mekana gidilecek." dedi Salman ve ben isyan bayrağını çektim: "Ben akşama kadar uyurum arkadaşım, siz gidin!"
Nitekim dediğimi yaptım ve grupla saat 7 gibi konser alanında akşam yemeği için buluştuğumda uykumu almış, gayet keyifliydim ama grup için aynı şeyi söyleyemeyeceğim:) Uri: "Biz burda soundcheck yaparken senin otelde dinlenmen hiç hoş değil. Rockstar olan benim, benim keyif yapmam lazım!":)

Son konser Bangalore'u da atlattıktan sonra grupça otele dönüldü ve grubun bir kısmının dönüş uçağı sabah 6'da olduğu için onlar hemen toparlanıp havaalanına gittiler. Geride ben, menajer Miriam, Kobi ve Mark kaldık. Kobi ile Mark Goa'ya gitmeye karar vermişlerdi ve özellikle Kobi ısrarla onlara katılmamı istese de benim dönüş uçağım 2 gün sonra Mumbai'den olduğu için onlara katılmayıp Mumbai'yi tek başıma fethetmek üzere ertesi sabah yola koyuldum.

Eskinin ünlü "Bombay"ı, şimdinin "Mumbai"si, Bollywood filmlerinin nihai mekanını ise şimdi anlatmayacağım zira hayvani uzunlukta bir yazı oldu, farkındayım sayın okur. Dolayısıyla burada keser ve bir sonraki yazıda görüşmek üzere derim. Namaste!

Derya Engin

Orphaned Land Turne Günlüğü vol.2: Hindistan



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: