MÜZİK ODASI

Oğlum, işte adınız Dream Theater olsun!

Rayzan Başeğmez - 13 Temmuz 2009

Küçükçiftlik Parkı ile ilk tanışmamdı. Açıkhava'nın ve Kuruçeşme Arena'nın bildik -konser kişi yada guruplarına bağlı olsa da- çoğunluk züppe havasından sıkkın, benzer bir yer yada belki de kıytırıktan, illa ki bir alternatif mekan yaratalım sevdasından kaynaklı bir etkinlik alanı  olacağını düşünüyordum. O parka dikilen anlamsız alışveriş merkezleri furyasından çıkma, "bilmemne mall" da iş yapmamıştı, sevinmiştim.

 

Biletin üzerinde kapılar 18:00'de açılır yazıyordu. Konser saati yazmıyordu. Biletin üzerinde yazan telefonu aradım.  Karşıma çıkan kişi, kapıda görevli olduğunu, bilgisinin olmadığını söyledi ve organizasyonu yapan şirket telefonu için olan sorumu da "nereden bileyim ben kardeşim" şeklinde cevapladıktan sonra telefonu kapadı. İnternet sitesinden bulduğum diğer bir telefona çıkan bayan ise, telefon çaldığı için ağzından sakızı çıkarıp duvara yapıştırmış gibisinden bir ifade ile karşılık verdiğinde, sorumu ona da sordum ve zar zor saat 22:00'de çıkacaklarını öğrendim. Bilette, dört saat önceden açılacak kapının bilgisi olduğu halde, neden konser saatinin yazılmadığını sorduğumda ise "hiç mi rak konserine gitmediniz, önceden sinick (Cynic diyecekti sanırım, ondan bile emin değilim) diye bir gurupları var, onlar çıkcek" şeklinde terslendim ve bir alt gurubun dört saat sahnede kalmasının mümkün olup olmadığını sormaya cesaret edemedim. Kendisinin kim olduğunu ve hangi görevli sıfatı ile benimle konuştuğunu sorduğumda ise o anki sinirimle şu an hatırlamadığım, geçiştirici bir cevapla karşılaştım ve organizasyon şirketinden olmadığını öğrendim.

 

Başka da iletişim kurma yolum kalmamıştı. Canım feci sıkılmıştı. Konserin bir fiyaskoya dönüşeceği duygusuyla doluyken, gurubun sitesine girip konser anonsunu görmek istedim. Neyse ki vardı ve de oldukça kesin görünüyordu. İçim rahatlamıştı.

 

Cumartesi akşam olay mevkiine vardığımda ise karşılaştığım atmosfer birdenbire içine aldı beni. Sözünü ettiğim diğer mekanlarla hiç ilgisi olmayan bir samimi hava vardı. Gençler ortalığı doldurmuştu ve yaşamının ilkbahar sonunu yaşayan bir avuç insana göz ucuyla bakıyorlardı. Bakışlarında hayretimsi tuhaflık vardı evet ama sevimli bir içtenlik de fark edilmiyor değildi.

 

Sevmediğim markanın sevmediğim birasının yaşattığı kötü deneyimi şekersiz bir gazlı içecekle yok ettikten sonradır ki Dream Theater sahneye çıktı.

 

Öncelikle söylemeliyim, Türk insanının standartlarına çok uyan kısa bir boyum var. Boyuma göre de normal sayılacak bir boynum. Yani demem o ki; kabaca 10-15 kişilik sıranın arkasında kalmışsam, sahnede olan biteni görmem mümkün değil. Kuruçeşme Arena'da, konseri, canlı da olsa ekrandan izlemeyi sevmediğim için şiddetli boyun ağrılarını göze alıp, onun bunun kafasından, omzundan uzanma çabalarımla sahnede olanı görmeye, olmadı dirsek darbesi ve başarılı bir şekilde geliştirdiğim kalçadan kıvırma stratejilerimle ön sıralara doğru kaymaya çalışıyorum.

 

Kuruçeşme Arena'daki kalabalığın arkasındaki yükselti, sahneyi tam olarak görmeye olanak tanıyor belki ama bu sefer de müziğin dışına çıkmış oluyorsunuz. Uzaklardan bir yerlerden müzik geliyor ancak içinizde hissedemiyorsunuz. Oysa sahne belki de birkaç metre yükseğe alınsa, bu sorun ortadan kalkacak. Ama o zaman iletişim sektörünün özel kamarası ve pahalı bilet alanların ayrıcalıkları kalmayacak kimbilir (bu arada uzun boylu olup da önlerde duran tiplere feci gıcığım, buradan duyurmak isterim, arkalarına bir baksalar en azından on kişilik bir boşluk görürler).

 

Oysa Küçükçiftlik Parkı'ndaki durum tam tersiydi. Kalabalığın içinde de dursanız, dışına da çıksanız sahne tam olarak görünüyordu ve ses kesinlikle her taraftan dinlenecek denli iyi ve seyirciyi saracak şekildeydi.

 

Şarkılarını ezbere bilmediğim, albümlerindeki şarkı sıralamasını ezberden yapamadığım topluluğun melodik yapısına paralel asıl dikkatimi çeken ve onları dinlemeye zorlayan müzikal yapılarını sahnede canlı olarak görmek muhteşemdi. Hele de her an değişen ritim yapısı, üst üste binen farklı ritimler ve aksakların da birbiri ardına kovalamasıyla gerçekleştirilen alt yapının üstünde tertemiz vokal ve diğer enstrümanların bu değişkenliğe fark ettirmeksizin uyumu, tuhaf, tuhaf olmanın ötesinde kusursuz bir senfoni keyfi veriyordu. Bunu sahnede görerek duymanın keyfine diyecek yoktu. Konserin haberini aldığımdan beri, önceden edindiğim video kayıtlarını izlemek istememiştim. Öncelikle kendim tanık olmalıydım. Artık tümünü sıradan izleyebilirim.

 

Yazının burasında, yine Hasan Kurt tarafından derlenen bilgileri sıralayalım:

 

Boston-Barklee Müzik Okulu'nda eğitim alan ve çok iyi birer dost olan John Petrucci (Gitarist) ve John Myung ( Bas Gitarist) 1985 yılında Mike Portnoy'a rastladılar. Bu tanışmanın ardından ortak çalışmalar başladılar ve onları müthiş ve kusursuz bir birlikteliğin içine çeker. Bugün hala birbirlerinden vazgeçmiş değillerdir.

 

Grup ilk adları olan "Majesty" ile sekiz şarkılık bir demo albümü hazırlamışlardır. Tarzlarını progressive rock olarak belirleyen gurubun karşısına bir sorun çıkar. "Majesty", bir caz grubu tarafından da kullanıldığından yeni bir isim arayışı içine girerler. Mike'ın babasının Montere'de (California) bulunan bir sinema salonunun ismini önermesiyle birlikte "Dream Theater" albüm hazırlıklarına başlarlar.

Bundan sonrasında sürekli çıkışlarla dolu müzik yaşamlarında, Dream Theather, progressive ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Charlie Dominici ile çalışmaya başladılar ve 1988 yılının ortalarında "When Dream And Day Unite" albümü tamamlandı. Bütçelerinin yetersizliği albüm tanıtımını zorladı, gurup, konserlerini yalnızca New York ve çevresindeki birkaç bölgede yapabildi.

 

1990 yılında Dominici, guruptan ayrıldı ve yerine Kevin James Labrie'nin alınması ile birlikte o zamandan bu yana gurubun klavyecileri dışında hiçbir değişikliğe uğramayacak üyeleri "James Labrie, John Petrucci, John Myung, Mike Portnoy ve Kevin Moore" belirlenmiş oldu. Bu buluşmanın hemen ardından, onları büyük başarıyı taşıyan "Images and Words" albümü 1992'de piyasaya çıktı. Pull Me Under, Another Day, Take The Time ve bu üç parçanın video klipleri ekranlarda yerlerini aldı. Ardından gelen 3. albüm Awake, tüm dünyada piyasaya sürüldü. 1994'de Kevin Moore, müzikal anlamda gurup üyeleri ile ters düştüğünü söyleyerek gruptan ayrıldı. Bu ayrılışın ardından Moore'un yerine daha önce Alice Cooper ve Kiss gibi isimlerle çalışmış Derek Sherinian çağrıldı.

 

1995 yılının Eylül ayında, yine bir albüm yayınlandı. EP içeriğine sahip olan bu albümün adı; A Change Of Seasons oldu. Daha önceki albümlere sığmayan "A Change of Seasons" şarkısı ve konserlerde söyledikleri cover şarkıları barındıran bu albüm, gurubun olağanüstü müzikal yetkisini gözler önüne seriyordu.

Birbiri ardına başarılı çalışmalara imza atan gurup, Scenes From A Word Tour adıyla turne kapsamında, Türkiye'ye gelme kararından son anda birkaç aksaklık yüzünden vazgeçti. Gurup, bu konserlerin hemen ardından, Six Degrees of Inner Turbulance adlı yeni stüdyo albümünü piyasaya sürdü. Albüme adını veren ve toplam kırk iki dakika süren parçasıyla, müzik tarihinin en uzun parçalarından birine imza atan beşli, albüm sonrasında dünya turnesine çıktı. Türkiye'deki ilk konserini de bu turne kapsamında gerçekleştirdi.

Son albümleri, Black Clouds and Silver Linings, 23 Haziran 2009 tarihinde piyasaya çıktı. Mike Portnoy albüm için; "Albüm birçok karanlık temayı, sert bir üslupla ifade ediyor, fakat bu karanlık ve ağır havanın yanında, hem müzikal hem tematik anlamda iyimser bir çizgi de çiziyor. Bu açıdan albüm ismi keşiyor," dedi.

4 Temmuz 2009 tarihinde İstanbul'da verdikleri konser öncesinde www.uzunmetraj.com sitesine verdikleri röportajda, Petrucci'nin Türk seyircisi için söyledikleri dikkat çekecek nitelikte:

"Türkiye'deki Dream Theater'ı düşündüğümde, aldığımız inanılmaz olumlu tepkiler aklıma geliyor. Benim hatırladığım kadarıyla, böyle herkesin bir arada, toplu olarak bize karşılık verdiği, şarkılarımıza eşlik ettiği başka bir ülke yok! Tüm yumrukların havada olduğu görüntüleri hiç unutmuyorum. Müthişti... Fotoğrafları koleksiyonumuzda duruyor. Ülkenizi de bu gelişimizde daha iyi tanımaya çalışacağız. Sokaklarda dolaşacak, kültürünüzü tanıyacak zaman buluruz umarım..."



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: