MÜZİK ODASI

Odin Onları Seçti: MANOWAR

Can Ali Erdal - 5 Temmuz 2010

Doğanın dengesi bozulmuş, İstanbul tam beş gün (festivalin olacağı hafta sonunun arifesindeki günler) bulutlara ve gök uğultulu sağanak yağmura teslim olmuştu. Gökyüzü, geceleri çok fazla alışık olmadığımız bir "ışık show"una ev sahipliği yapıyordu. O yoğun bulutlar ve şimşeklerin arkasında "Tanrıların Kralı" Zeus olmalıydı. Bir an geldi ki, sanki o yoğun yağmur ve şimşeklerle birlikte Zeus da yeryüzüne inecekti. Hatta Sonisphere Festivali'nin ilk günü olan Cuma akşamı çıkan Rammstein seyircileri de Zeus'dan nasibini aldı!..

Takvimler 26 Haziran Cumartesi gününü gösteriyordu, yani festivalin ikinci gününü. O gün İstanbul "Londra" modundan çıkmış, Haziran ayı, Haziran olduğunu hatırlamış, güneş kendisini hissettirmişti. Bu bir tesadüf müydü? Hayır değildi. Çünkü "Tanrıların Kralı" Zeus, İstanbul semalarından ayrılmış, yerini ise "Metalin Kralları" Manowar'a bırakmıştı! Zeus yeryüzüne inmedi ama Odin'in "Gerçek Oğulları" yeryüzündeydi. İskandinav mitolojisinin en büyük tanrısı Odin "Onları (Manowar) göstermişti". Odin, hiçbir hedefi şaşırmayan sihirli mızrağı Gungnir, yüzüğü Draupnir, sekiz ayaklı atı Sleipnir ve kuzgunları Huginn ve Muninn ile beraber tıpkı bizim gibi Manowar'u izlemeye gelmişti. Bizler biletimizi saha içi veya tribünden, Odin ise biletini gökyüzünden almıştı.

Odin Onları Seçti: MANOWAR

Konser mekanı olan Bosphorus'un (Yunanca boğa geçidi/İstanbul Boğazı) bir diğer misafiri ise Zeus'un aşık olduğu ve karısı Hera'dan kaçırmak için bir ineğe çevirdiği güzeller güzeli İo idi, nehirler tanrısı İnahos'un kızı İo... Zeus ve İo'nun bu yasak aşkını öğrenen Hera, ineğe dönüşmüş İo'ya bir sinek musallat eder. İo bu sinekten kurtulmak için var gücüyle kaçar ve İstanbul Boğazı'na geldiğinde burayı yüzerek geçer. Bu coğrafyanın ismi İo'dan gelir; Boğa Geçidi... Belki de İo oradan hiç gitmemiştir kim bilebilir?

Konser gününden çok önce sadık Manowar hayranları, Manowar'un Headliner olmadığını öğrenince ilk şoku yaşamışlardı. Bu çok alışagelmiş bir durum değildi. Bir saat onlara asla ve asla yetmezdi. Grubun basçısı Joey Demaio, bu durumu, "Big 4"e (Metallica, Megadeath, Slayer, Anthrax) sahnede "siktir" çekerek protesto edecekti. Protestonun lisanı ise sıkı durun; Türkçe idi!

Festivalde, Türkiye'de pek alışık olmadığımız "kılı kılına" olayına sadık kalınarak, tıpkı bir tiyatro gösterisi gibi önceden beyan edilen saatte gruplar sahnelerini aldılar. Saatler 19.15'i gösterdiğinde Manowar sahneye çıkmadan önce o alışık olduğumuz klasik introsu geldi kulaklarımıza. O anda sahneye daha bir başka baktık, kulaklarımızı daha bir başka kabarttık, Odin bile yeryüzüne biraz daha fazla yaklaştı. Ve derken grubun ismini taşıyan "Manowar" şarkısıyla "Savaşın Adamı" çıktı er meydanına. Bütün Dolmabahçe, "Manowar born to live forever more" diye inliyordu. Savaşın adamı beş sene sonra yine bizimleydi. Ses sistemindeki aksaklıkları saymazsak halen ilk günkü gibi ateşli ve heyecanlıydılar, değişen tek şey suratlarındaki çizgilerdi. Geriye kalan her şey yerli yerindeydi...

Odin Onları Seçti: MANOWAR

Headliner olmadıkları için süreleri kısıtlıydı. Konserin sonundaki "Crown and the ring" şarkısını saymazsak toplamda on şarkı söylediler. Bu on şarkının da biri "DIO"ya saygı niteliğinde seslendirdikleri "Heaven and Hell"di. Seçtikleri parçalarda ilk beş albümden hiçbir parçaya yer vermediler. En eski şarkı "Kings of Metal" albümüne aitti (Kings of Metal ve Hail and Kill). 2002 yılında çıkarmış oldukları "Warriors of the World" albümünden, hafızam beni yanıltmıyorsa, tam dört parça söylediler. Bu albüme ismini veren "Warriors of World" parçasının ilk riff'lerini duyar duymaz sekiz sene önce üniversite birinci sınıf öğrencisiyken, albüm çıkmadan iki ay önce Almanya'daki dostum Yiğit Can'ın kargo ile bu şarkının "single"nı bana yollaması aklıma gelmişti. Hiç unutmuyorum ders arasında annem kargonun geldiğini söylemiş, ben de son derslere girmeden hemen evin yolunu tutup, single'ı onlarca kez dinlemiştim. Türkiye'de belki de ilk dinleyenlerden biri bendim. (Manowar'un sahnede söylediği bütün şarkıların sayfalarca yazılacak anılarından sadece bir tanesini aktardım)

Demin de belirttiğim gibi değişen tek şey suratlarındaki çizgilerdi. Evet, gerçekten öyleydi. Gençken yaptıkları tripler belki şu an komik veya yapmacık gelebilir, kırışmış veya yıpranmış suratlarına o muziplikler "ebegümeci bitkisine kelebek konmuş edası" verebilir ama olayın özünde içtenlik ve samimiyet vardı. Grubun vokalisti Eric Adams'ın gözlerine bakmanız yeterli bu içtenliği görmek için. Manowar sahnede, Odin'in oğlu Thor için söyledikleri gibi "güçlü" ve "heybetli"ydi. 26 sene önce yazdıkları "Mountains" şarkısında "Kesebilirsiniz ama asla değiştiremezsiniz" ya da "Fighting the World"de "Kaplanın şeritlerini yıkayarak gideremezsiniz" dedikleri gibi... Kim ne derse desin, "mizansen show" olayını yine layığıyla yaptılar. Onları kaba-saba, milliyetçi, tabir-i caiz ise "ağır abi" bulanlar bence kendi mizah veya heavy metal anlayışını sorgulamalılar... Konser sırasında gözüme çarpan iki tane aksaklık vardı. Birincisi, ilk parçanın introsu beş saniye geç kesildi. Yani Manowar gitarları ve davuluyla şarkıya girdi ama intronun sesi geç kesilince şarkının ilk beş saniyesini duyamadık. İkincisi ise Joey Demaio'nun bass gitarının sesini amfilere yollayan wireless aparatının tutukluk yapmasıydı, en az 4-5 kere eliyle müdahale etmek zorunda kaldı.

Yine klasik olarak sahnede sürekli koşarak yer değiştirmeler ve vokalist Eric Adams'ın dört bir yana "çığlık show" yaptırması güzel enstantanelerdi. Konser sırasında ise en duygulandığım anlardan birisi de bass gitarist Joey Demaio'nun "metal alemine" Türkçe olarak meydan okumanın sonunda dizleri üzerine çökerek "Ronnie James Dio benim arkadaşımdı" diyerek elini havaya kaldırmasıydı... Daha sonra ise Black Sabbath'ın "DIO" ile özdeşleşen parçası "Heaven and Hell"i söylediler. Takdire şayan bir andı. Oradaki kalabalığın bu duygulu anlara reaksiyonu, gözlerindeki "nem" oldu... Konser "Savaş İlahileri" ile başladı, "Şeref İçerisinde" devam etti, çok şey borçlu oldukları "İngiltere'ye Selam!" ihmal edilmedi, "Çekicin İşareti" gece boyunca rehberleriydi, heavy metal uğruna "Savaşan Dünya" yarattılar ve "Metalin Kralları" olarak sahneden ayrıldılar (Blood of the Kings şarkısından, Manowar'un ilk altı albümünün isimlerini kulllandım).

Manowar: Sonisphere

"Odin'in Oğulları", tekrar geleceklerini beyan edip, sahneden "Kings of Metal" albümünden bir "heavy metal marşı" olan "Crown And the Ring" eşliğinde indiler. Her şey çok büyülüydü. Ragnorak (tanrıların kıyameti) günü henüz gelmemişti, Fenrir (Ragnorak günü geldiğinde Odin'i öldürecek devasa bir kurt) halen gökyüzünde zincirliydi. Odin halen bizimle beraberdi. Büyü devam ediyordu. Etrafıma baktım tam 540 kapı vardı, trübün kirişleri "mızrağa", tribünlerin çatısı ise "kalkanlara" dönüşmüştü! Aman Tanrım ben VALHALLA'daydım (İskandinav Mitolojisi'nde kahramanların ruhlarının büyük mutluluk içerisinde yaşadıkları Odin'in Sarayı)! Hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Yukarıda tanrı Odin, yanımda ise  "Dört Metalin Kralları", "Dört Metal Kral" vardı. Ragnorak günü geldiğinde Odin ve "Odin'in Gerçek Oğulları" Manowar ile birlikte huzur içerisinde sonsuzluğa kavuşacaktım...



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: