MÜZİK ODASI

O gece; hem hüzün hem eğlence… BON JOVI İLE YÜZYÜZE

Emre Serim - 14 Temmuz 2011

Yıl 2011... Türkiye yine çok önemli gruplara ev sahipliği yaptı. Fakat bunlardan bir tanesi, tam 18 yıl aradan sonra TT Arena'yı tabir-i caiz ise salladı. Evet, bahsettiğim grup Bon Jovi… Grup veya değil fakat 1980'li yıllardan bugüne kadar o enerjiyi saklayabilmiş bir frontman'a sahip olduğu kesin. Ne konserdi be!..  

O gece; hem hüzün hem eğlence…

Konser biletleri satışa çıktığında, çok pahalı olmasa idi Diamond Ring almayı kafama koymuştum. Konserden çok sahnedeki grubu dinleyen, benim anlayışımla özdeş diğer müzikseverlerin coşkusu beni bir nebze daha mutlu edip coşturduğu için saha içini tercih ettim. Tribün, Bon Jovi dinlemeye gelen bir insanın coşması için kısıtlı bir yer olabilir diye düşündüm. Biletimi ayırttım ve diğer JBJ fanları gibi sabırsızlıkla Temmuz ayını beklemeye başladım… 

Yılın en iyi konseriydi
Grup; Münih'te verdikleri konseri, "live stream" olarak internetten fanlarının izleyebileceği şekilde paylaşmış, ben de sonrasında izleyerek "Bu Temmuz Türkiye sallanacak" demiştim. Öyle de oldu. Yılın en iyi konseriydi, çünkü Iron Maiden'e ayrılan alan, insanların tam anlamıyla onları izleyememesinin sebebiydi. Tarih 8 Temmuz'u gösterdiğinde, iş çıkışı hemen TT Arena'nın yolunu tuttum. Metroda başlayan kalabalık, yaşları 10'u geçmeyen çocuklarıyla gelen aileler, gülen yüzler ve heyecanlı ses tonları bana bu konserin nasıl geçeceğini zaten göstermişti.  TT Arena'ya vardığımda yüzlerce insandan çok başka bir şey dikkatimi çekti. Bu Bon Jovi konseri idi ve hakikaten etrafta bu konserin hakkını verebilecek kadar güzel kadınlar vardı. Çünkü olay Rock 'N' Roll ise, olay 80'li yıllar ise, sahnedeki adam dünyanın en yakışıklı 50 erkeği arasında ise bu konserden beklentin, herhangi bir death metal konserine gelen kitleden farklı olur. Stadyuma girdiğimde tek sorun Bon Jovi'nin hacca gittiğini düşünmeye başlamamdı. Çünkü bira yoktu (vardı fakat alkolsüzdü). Fiyatlar abartı şekilde yüksekti yine…  

Seyirciler ses rekoru kırdı
Ve Bon Jovi sahnedeydi; üzerinde Münih konserini internette izlediğim zaman gördüğüm kırmızı süvarilerin giydiği giysilere benzer bir giysi ile... "Raise Your Hands" dedi önce. Kitle her ne kadar kalabalık olsa da ve "It's My Life", "Bad Name"ciler ağırlıkta olsa da, "Raise Your Hands" şarkısında kendimden geçip saatlerce zıpladığımı hatırlıyorum. Hemen ardından "You Give Love A Bad Name" şarkısına girdikleri an; tüm milletin sesi stadyumu inletti ve bu Jovi'yi biraz da olsa etkiledi. Şarkı boyunca eğlence tam sürat devam ederken tıpkı Münih konserindeki gibi 3'te 3 giderek "Born To Be My Baby" çalmaya başladılar. Davulcu olduğum ve bu şarkının davullarını çok sevdiğim, aynı zamanda grubumla beraber çaldığım için inanılmaz bir coşku ile eşlik ettim şarkıya. Richie Sambora'nın biraz yaşlandığını, botokslarla dolu bir surata sahip olduğunu görsek de öncelikte, yine back vokallerde ve sololarda gözümüz kapalı "Richie Sambora" diyebileceğimiz performanstaydı kendisi. İlk üç şarkıda adıma konuşmak gerekirse beni darmadağın eden Bon Jovi, ara tat olarak "We Weren't Born To Follow", ardından "Lost Highway" girdi. Bu şarkıları hafif tempolarda eşlik ederek dinledim. Çünkü bana haz veren albümleri "Lost Highway"a kadar olanlardır. Seyircinin sakinleştiğini gören Bon Jovi, "It's My Life" ile TT Arena'nın kırılmış ses rekorunun 20 kat fazlasını sakinleşen seyirciden çıkartmasını bildi. Büyüdüğüm yaşların vazgeçilmez şarkısını 200 metre önümdeki adamdan canlı olarak dinlemenin verdiği garip bir his ile ben de deli gibi bağırarak eşlik ediyordum sözlere. Tam sakinleşeceğimizi düşündüğümüz anda bu sefer Jon Bon Jovi'nin kendi albümünden "Blaze Of Glory" ile sallandık. Bu arada sahne performansı süper ötesi olan bir vokal, bir gitarist ve baterist, hiç durmadan çalmaya devam ediyorlardı. Bon Jovi'nin "18 yıl çoook çok uzun bir süre" diyerek yakınması, tüm fanlarının "evet, doğru" diye bağırmasını sağlasa da, benim için önemli bir yeri olan "In These Arms" şarkısındaki "If you were in these arms tonight" haykırışlarına katılmadan edemedim.  

Sarışın, yakışıklı, güleryüzlü adam…
Konserin en unutulmazı, Diamond Ring bölümünden bir fanın Bon Jovi'ye Türkiye Milli Basketbol Takımı'nın formasını vermesi ve Bon Jovi'nin bu formayı giymesi oldu. Formanın arkasında 10 numara ve Bon Jovi yazıyordu. Olay bu değildi tabii ki… "Bad Madicine" çalarken Bon Jovi üstünü çıkarttı ve formayı giydi. Fakat üstünü çıkarttığı anda TT Arena'dan inanılmaz bir kadın çığlığı yükseldi. Tam anlamıyla 1980'lerdeki o konserlerin atmosferi vardı. Koyu heteroseksüel bir erkek olmama rağmen o yaşta bir adamın vücudunu bu denli korumasını takdir ettim doğrusu. Konser esnasında bakıştığımız güzel bayanlar, bir daha hiç bakmadılar. Öhm… Bon Jovi bu çığlıklardan sonra gülümseyerek; "Üzerimi çıkarttığım için mi çığlık attınız?" derken, diğer gitariste dönerek "Hadi, çal şarkıyı" dedi ve "Pretty Woman" çalmaya başladılar. İnsanlar tekrar tekrar kendilerinden geçiyor, konserin atmosferi gitgide doyulmaz bir hal alıyordu. Had safhadaki enerjiyi biraz dinlendirmek gerek diye düşünmeye başlamıştık ki; "Bed Of Roses" girişi hepimizin içindeki kıpırtıyı bir nebze hüzne bıraktı. Şarkı çalarken etrafa, benim gibi Bon Jovi sevenlere bakıyordum. Hep bir ağızdan bir aşk marşı gibi söylüyorduk "Bed Of Roses"i. Telefon ışıkları yanmış, tribünler cıvıl cıvıldı. Ardından "Diamond Ring", yani alanın adını aldığı şarkı girdi. Yine ufak bir hareketlenme ve sonrasında eminim ki tüm Jovi fanları için çok özel bir şarkı olan "I'll Be There For You" çalması ile birlikte, ruhları yavaştan teslim etme moduna geçiyorduk. Ve sahnedeki sarışın, yakışıklı, güleryüzlü adam tam tamına 14 şarkıdır durmuyor -ki kendisi bir hafta önce diz ameliyatı oldu- ne kadar dik şarkı varsa her birini darmadağın ediyordu. Ardından beklediğim, biraz tarz dışı olsa da askerliğim boyunca kendi kendime söylediğim, Bon Jovi'nin Grammy ödüllü şarkısı "Who Says You Can't Go Home" ile biraz country havası estirdiler ve biz de bu havaya çok çabuk girdik.

Öyle olmaz, böyle olur!
Seyirciyi avuçlarının içinde tutan bir grup düşünün… Ağzlarından çıkan bir kelimeye bakılan bir grup... İşte bu konser, bahsettiğim tanımın tam 20 katıydı. "I'll Sleep When I'm Dead", "Someday I'll Be Saturday Night", "Have A Nice Day" ve "Keep The Faith" çaldıktan sonra grup vedalaştı ve gitti, tabii sözde… "Livin' On A Prayer", "Dead Or Alive" olmadan, özellikle de "Always" olmadan "Nereye?" dedi tüm seyirciler. İnanılmaz bir coşku ile tekrar sahneye çağırdılar. "When We Were Beautiful", ardından "Dead Or Alive" çaldılar. "Dead or Alive"nin ilk nakaratını biz söyledik. Benim için Jovi'nin özel ve önemli şarkılarından "Blood On Blood"u çalacaklarını düşünmüyordum konser zamanı azaldıkça. Ancak Richie Sambora ile bakınıp, biz seyircilere döndüğünde gözleri dolmuş olan Jovi, Richie'ye verdiği işaret sonrası çalmaya başladılar. Ardından "Livin' On A Prayer" ile konserin başında olduğu gibi sonunda da TT Arena'yı yerinden birkaç santim oynatan seyircilerin coşku dolu sesleri ile inledi. Tam konserin sonunda bir Galatasaray fanı Bon Jovi'ye Galatasaray atkısı attı. Bon Jovi bunun ne olduğunu bilmeden kaldırdı ve tuttu. Fakat seyircilerin yuhalaması sonucunda "Bilmiyorum" demek istercesine bir ifade ile onu geri attı. 23 şarkı boyunca atılan çığlıkları, alkışları ve duygusal anları bu yuhalama ile mahvetmek istemeyen grup (tahminimce) herkes ekipman başına diyerek, öyle olmaz böyle olur dercesine "Always" çalarak, tüm konser alanındaki insanların gecesini kara kara düşünmeye mahkum etmiş ve Türkiye'de yapılabilecek en güzel konserlerden birisine imza attı.

Çok koyu bir Def Leppard fanı olarak söylemem gerek; Def Leppard'ın İstanbul konseri 4-4'lük değildi fakat sizin bir konserden ne beklediğiniz önemlidir. Ben o konserden bunu bekliyordum ve beni inanılmaz tatmin etti. Bon Jovi konserinin, yılın en iyi konseri olacağını biliyordum fakat bu benim beklentilerimin daha da üzerindeydi. Bu yüzden gördüğüm ve yaşadığım ruhu taşıyan, temsil eden bir grubun bana gösterebileceği en iyi konserdi diyebilirim. Her ne kadar botokstan suratı 25 kat olsa da Richie Sambora, yine efsaneydi. Diğer elemanlar da öyle... Bon Jovi, insanlara unutamayacakları, dolu dolu 2.5 saat yaşattı. Ve bu adam 2.5 saat boyunca hiç durmadı. Yeni jenerasyonun örnek alması gereken budur!
Have A Nice Day!  

O gece; hem hüzün hem eğlence…



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: