şifremi hatırla
MÜZİK ODASI

Müzikteki Dönüm Noktalarına Genel Bir Bakış

Serdar Türkmen - 31 Ekim 2006

Müzikteki dönüm noktalarına genel bir bakış başlığı altında içeriği oluşturulan bu yazıda Serdar Y. Türkmen adlı yazar konuyu 5 ana başlık altında incelemeye açıyor. Müzik yazısının kullanılması, tellerin boy oranlarıyla sesler arasındaki ilişkinin bulunuşu, nota basımının yapılması, halk konserleri ve ses kaydı... Kapsamlı bir çalışma okumak için vaktiniz varsa yazının devamı sizleri bekliyor.

1. Müzik yazısının kullanılmaya başlanması
İnsanlık, yaklaşık 5000 yıl önce nasıl bedensel ve sözsel anlatımlarını  yazısal sembollere dönüştürüp kalıcılaştırdıysa; müzik eseri üretenler de antik Yunan'dan başlayarak, eserlerini belirledikleri semboller aracılığı ile yazıya dökmeye çalışmışlardır. Yaklaşık 2500 yıllık müzik yazısı tarihinde bilinen ilk somut çalışmayı Romalı filozof Boethius yapmıştır. 'La' dan başlayarak seslerin her birini harflerle sembolize etti. Daha sonra 9.YY' a kadar bu yazının, eserlerin okunuşunda her okuyanın farklı anlamlar çıkarmaması için çeşitli eklemeler  (porteye yazmak ,sembollerin yanına iniş çıkışları gösteren işaretler koymak v.s.) yapıldı. Günümüzde kullanılan nota isimleri ise keşiş Guido D'Arezzo (Milano'lu ama Arezzo da ünlendiği için D'Arezzo olarak geçiyor) tarafından konuldu. 1030 yılında konulan bu isimler kilise korosuna kolay ezberletilebilmek için bir ilahinin her bir satırındaki ilk iki harf olarak belirlendi. Daha sonra 19.YY'a kadar önceleri tek çizgi olan portenin çizgi sayısı arttırıldı çizgilere farklı renkler verildi. Ancak 19.YY'da bemol diyez gibi işaretler oluşturuldu ve günümüzde bir insanın zorlanmadan anlayabileceği bir yazım oluşturuldu.

Müzik yazısı kullanılmaya başlanmadan önce müziğin tarihsel aktarımı ancak akılda kalanlarla olabiliyordu. Bu da çoğu zaman yanlış veya eksik oluyordu. Sonuç olarak eserler kaybolup gidiyordu.  Ayrıca eseri yaratanın eser üzerinde yeniden düşünmesini kolaylaştırabilecek somut bir aracı yoktu. Daha öncesinde eseri hafızada tutma ve aynı zamanda eser üzerinde deneysel tasarımlar yapıp bunların sonucunun nasıl olduğuna karar verme işlemini soyut olarak gerçekleştiren besteci için beraberinde bazı müzikal kuralları da getiren bu somut araç, eseri oluşturanın zihnindeki tasarımlama sürecini kısaltıp, sorunlara daha önceden düşünülmüş teknik cevapların kurallaşmasının da aracı olacaktır.


2. Tellerin boy oranlarıyla sesler arasındaki ilişkinin bulunuşu
Ptyhagoras (M.Ö. 582-507) Samoslu bir filozof ve matematikçidir. Titreşen tellerin boylarıyla, sesleri arasındaki bağıntıyı bulur. Ptyhagoras'ın tanımladığı aralıklar doğadaki ilişkilerin benzeridir. Ptyhagoras, lir çalıyordu ve müziği hastaları tedavi etmek için kullanıyordu.

Ptyhagoras, müzik ile matematiğin ilişkisini keşfetti. Bu ilişkinin keşfiyle başlayan tarihsel yolculuğun ilerleyen dönemlerinde müzik, matematikle ilişkisi açısından bir bilim kabul gördü. Duyguların incelenmesinin, sınıflandırılmasının zor olması, tarih boyunca bilinmeyeni bilinmez yapma potansiyelini her zaman taşıyan insan için ancak metafiziksel bir çözümün varlığının incelenmesi gerekliliğiydi. Kapsamlı müzikbilim (müzikoloji) çalışmalarının tarihi ancak bir asırdır. Bu alanın içindeki psiko-akustik dalı müziğin insanlar üzerindeki duygusal etkilerini inceler.
Acaba bu oranlar hiç bulunmamış olsaydı, insan kulağı kabul edilen aralıklardan başka aralıkları da uyumlu diye kabul edebilir miydi?


3. Nota basımının yapılması
İlk nota basımı 1501 yılında Venedik'te Giovanni Petrucci tarafından yapılmıştır (bazı kaynaklar 1470 yılında yapıldığını söyler). Petrucci 25 yıl içinde 50 ciltlik vokal ve çalgı müziğinin notalarını basar. Önceleri missalar, motetler ve İtalyan frottola şarkılarını basar. Daha sonra şarkı gibi okunan şiirler de basılmaya başlanır. Bu derin aşk şiirlerini seslendirmek için dini motifleri yetersiz bulan müzisyenlerin çalışmaları madrigal (din dışı müzik) biçimi oluşturulmuştur. İçeriği dünyevi olgulardır .

Nota basımıyla eserler, önce Avrupa daha sonra tüm dünyaya yayıldı. Müziğin evrensel olma niteliğine katkıda bulunan bir süreç başlamış oldu.

4. Halk konserleri
Konser: Bir performansın izleyiciler önünde canlı olarak sergilenmesine denir.
İlk halk konseri 1672'de Londra'da John Banister adlı İngiliz bir kemancı tarafından düzenlenir. Halk, sanat kilise ve soyluların tekelinde iken yalnızca düğün, panayır, şenlik gibi törenlerde müzik dinleyebilirdi. Buradaki müzikler halkın beğenisini kazanan (halk müziği nitelikli , teknik açıdan ileri olmayan) müziklerdi .

Halk konserlerinin başlaması ile önceleri yalnızca sarayda ve kilisede seslendirilen sanat müziği halkla buluşmuştu. Fakat sanat müziğinin, halkla tanışmadan çok önce ortaya çıkması ve bu süreç içerisinde hızlıca gelişmesi ve kompleksleşmesi yani halkın bu müzikle geç tanışması, sanat müziğini benimsememesini sağladı. Özellikle kentleşmeyle birlikte halk müziği motifleriyle sanat müziğinin enstrümanları ve düzenlemeleri birleştirilerek yeni bir tür ortaya çıkarılmıştır. Bu birleşim 17.YY'ın başlarında kendi üslubunu geliştiren ulusların stillerine de etki eder. 

Bu süreçten sonra şarkılarda işlenen konular zenginleşti, değişti . Halkın müziğin öznesi olmasıyla, artık burjuvalara düzülen abartılı övgülerin, bireyciliğin yerini daha gerçekçi, toplumcu konular aldı. Aydınlanma ile birlikte anti–feodal yapı müziğe de yansıdı. Dinin yasak saydığı konular da işlenmeye başlandı. Feodal yapıyı kırmak isteyen burjuvazi için gereken ortam oluşmuştu. Bu yapı Fransız burjuva devriminin altyapısını oluşturdu.

5. Ses kaydı
İlk kez 1877'de Thomas Alva Edison (1847-1931) tarafından kendisinin icat ettiği fonograf  ile ABD'de yapılmıştır. Bunu takiben 1920'lerde elektrikli kayıt aygıtları, 1928'de manyetik bantlar, 1948'de mono, 1957'de stereo plak, 1963'de kaset, 1969'da mikro-kaset, 1979'da CD (compact disc), 2000 yılında da DVD (digital versatile disc) icat edilmiştir.

Müzik eseri kayıdı ile ilgili olarak; 'midi' nin icat edilmesi (1983), internet üzerinden müzik satan sitelerin kurulması (1997), internet üzerinden mp3 paylaşımını başlatan sitelerin kurulması (mart,2001) önemli gelişmelerdir.

Ses kaydı ile beraber müziğin kalıcılaşması anlamında büyük bir aşama daha kaydedildi. Salt görülen sembollerle sese aktarılmaya çalışılan eserler bu yenilikle beraber artık duyum olarak da varoldular ve müzik yazısını okurken meydana oluşabilecek farklı yorumlama ve çelişkilere pek yer bırakmayan bir belirlilik ortaya çıktı. Bu da artık geçmişte yazılan eserleri yeniden seslendirenlerin kendi yorumunun artık işin içine giremeyeceği ile anlamdaştır. Yani eserleri yeniden seslendirmek artık sanatçılık değil zenaatçılık  haline gelmiştir.

Teknolojinin bu hamlesiyle, üretilen plaklar iktisadi anlamda orta sınıf olan halk tarafından da elde edilmeye başlandı. Yani gittikçe daha fazla insan müzik dinlemeye başladı. Dünyanın başka yerlerindeki müzikler bu teknoloji sayesinde insanla buluşma şansı elde etti. Bu paylaşım ortamını yaratma anlamında insanlığa faydası su götürmez bir gerçektir.

Halk konserleriyle başlayan müziğin toplu olarak dinlenilmesi, daha gerçekçi ve toplumcu olguların işlenmesi gibi gelişimler bu teknolojinin getirdiği yan ürün olan bireycileşme ile müziğin evde tek başına dinlenilmesi ve bireyin kişisel durum ve sorunlarını işleyen müziklerin ön plana çıkarılması olarak değişti. Konsere gitmektense evde televizyondan / radyodan izlemek/dinlemek tercih edilmeye başlandı. Bu da sosyal bir varlık olarak nitelendirdiğimiz insan (Wells 1994:10) için doğasına aykırı, asosyallik ifade eden bir durum.

Ses kayıt teknolojisindeki ilerlemeler ile birlikte artık, falso yapma ihtimali bulunan gerçek enstrümanların yerini elektronik altyapılı araçlar veya bilgisayar yazılımları aldı. Hücum kayıtların yerini kanal kayıtların alması, miksajda ileri tekniklerin oluşturulmasıyla artık müziği üretenler açısından da bir toplu üretim söz konusu olmaktan çıkmıştı. Profesyonel kayıt müzisyenliği oluşmuş, müzikteki duygusal özelliklerin bir çoğu çağın getirdiği mekanik, matematiksel ifadelerle değiştirilmiştir.

Müziğin kayıt edilmeye başlanmasıyla, kapitalizmin her alanda oluşturduğu piyasası da oluştu. Yine her alandaki gibi hızla büyüyen bir piyasa, sömürü ve vahşi bir rekabeti de beraberinde getirdi. Süreç ilerledikçe kayıt piyasası tekelleşmeye doğru gitti. Şu anda müzik satışlarının %75'i 'big five' şirketler grubunun elinde. Bu tekeller ne isterse artık müzik piyasası ona hizmet ediyor. Bu tombul ıstakoz büyümekte ve sömürmekte sınır tanımayan, alternatifinin varlığına tahammül edemeyen bir yapı .


Açıklamalar:

Lir: Yunan kökenli bir çalgıdır.Yunan makamları dört sesli tetra - kordlardan oluştuğu için, ilk lir de dört telliydi. Daha sonra tel sayısı artırılmıştır.

Missa: Katolik kilisesinin din törenlerinde ekmek ve şarabın takdis ayininde söylenen müzik biçimidir. Bu ayinde İsa'nın vücudu ve kanı ekmek ve şarapla simgelenir.

Motet: Birden fazla ayrı sesin üst üste üç ayrı dilde şarkı söylemesidir. Ortaçağdaki bağnazlığın çözülmeye başlamasının simgesidir.

Frottola: Üst sesin insan sesi alt sesler çalgı eşliğidir. 15.YY'da ortaya çıkmıştır. Soylu niteliktedir, halk motifleri içermez.

Madrigal: Etimolojik olarak bakıldığında Matrix (anadilinde), mateialis (özgür biçim), mandra (koyun ağılı) sözcüklerinden birinden türediği sanılmaktadır. 16.YY'da kökü frottola olmak üzere, Fransız chanson ve İtalyan motetinden etkilenerek oluşmuştur. Bilinen ilk madrigal notasının basımı 1533'de İtalya'da yapılmıştır. Madrigaller biçim olarak 3-6 ses için yazılırlar. 

Fonograf: Bu konuda bir kavram kargaşası var, gramofon ile aynı olmadığını kabul ediyoruz. Sözcüğün etimolojisine baktığımızda grek dilinden phone (ses) ve graphe (yazmak) kelimelerinin birleşimi olarak görülüyor. Bu mekanik aygıt sesi kayıt edebiliyor ve kaydedileni çalabiliyordu.1909 yılındaki bir kayıt için,

(http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Advertising_Record.ogg)

Midi (Musical Instrument Digital Interface): Bir ses iletişim protokolüdür. Ayrıntı için,
(http://www.melodik.net/forum/forum_posts.asp?TID=929&PN=38)

Zenaat: Yaratıcılık yerine, ezber ve kullanım kolaylığına ve estetiğine özen gösterilen iş.

Teknoloji: Tekne (üretmek, yapmak) + logos (mantık). Teknoloji, insanın bilimi kullanarak doğaya üstünlük kurmak için tasarladığı rasyonel bir disiplindir (Simon, 1983, s.173). Ayrıntı için,
(http://www.kobifinans.com.tr/bilgi_merkezi/0204/12489)

Asosyalite: İnsanların birbiriyle kurdukları ilişkilerin bütününe sosyalite deniyor. Anlam itibariyle insani ilişkilerin olmamasını içeriyor. Kalabalık içinde yalnız olmak ifadesini de kapsar. Çünkü anlamı, kişinin paylaşım itibariyle fakir olmasıdır.

Falso: İtalyanca'da yalan, yanlış, sahte gibi anlamlara gelen, köklerinin İngilizce'deki false kelimesine de sebebiyet verdiği sözcüktür.

Kapitalizm: Marxçı terminolojide temel emekçilerin, üretim araçlarını ellerinde bulunduranlar tarafından sömürülmesi yoluyla sistemli bir biçimde artı değer elde edilmesine ve bu artı değerin önemli bir bölümünün ek sermaye haline getirilerek yeni bir artı değere dönüştürülmesine dayanan , iç çelişkilerinden dolayı yıkılmaya mahkum siyasi, iktisadi ve toplumsal rejim. Ayrıntı için,
(http://www.felsefe.gen.tr/kapitalistekonomi.asp)

Big five: Universal Music Group +  Sony Music + BMG Music Entertainment + EMI Group +  Warner Music Group. Daha sonra 2004 Ağustos'unda Sony ile BMG birleşti. Bu şirketler grubu müzik satış piyasasının %75-80'ini ABD'deki piyasanın % 85'ini elinde bulunduruyor. Ayrıntı için (http://en.wikipedia.org/wiki/Major_label)

Tombul ıstakoz: Kapitalizmin iksitadi anlamda sınır tanımazlığını ifade etmek için kullanılmıştır. Serdar Keskin'in bir şarkısından alıntıdır .

Kaynaklar:
Müziğin Kitabı (Ahmet say , 2001)
Müzik Felsefesine Giriş (Vural Yıldırım - Tarkan Koç , 2003)
Zaman İçinde Müzik (Evin İlyasoğlu , 1994)
Müziğin Tarihi Yolculuğu 1-2-3-4 (Sinan Gümüş)
Müzik Ansiklopedisi (Ahmet Say)

İnternet:
en.wikipedia.org
www.melodik.net
www.muzikdersi.net
www.muzikdersi.com
www.felsefe.gen.tr
www.felsefeekibi.com
www.history.msc.st


 


Serdar Y. Türkmen

serdaryturkmen@gmail.com


 




Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için:
yorumlar