MÜZİK ODASI

Metalin Eskimeyen Yenileri - Scott Ian/Anthrax, Max Cavalera/Soulfly, Rob Zombie, Rob Flynn/Machine Head

Deli Kasap - 20 Haziran 2010

Pejmurde-Türk-Rock Sosyetesinin soytarılarının dışında; daha çok, "heavy-metal emekçileri" diye tanımlayabileceğimiz dostlarımızla ortaklaşa bir fikir teatisinde bulunduk ve Rock FM'den Metehan Mert Çakır "Rob Zombie", Deli Kasap Madrit Şubesi Tayfun Altınbaş (Rumble Tayfun) "Max Cavalera", Tüm Zamanların En Çatlak Metal-kafası Emin Burak İzmirlioğlu "Rob Flynn" ve bendeniz Atlantisten Gelen Sarışın ise, şu an okumakta olduğunuz "Scott Ian"ı mercek altına aldık…

Metalin Eskimeyen Yenileri - Scott Ian/Anthrax, Max Cavalera/Soulfly, Rob Zombie, Rob Flynn/Machine Head

Mazhar abi ile oturuyorduk. (Max Cavalera'yı kastederek) "Ulan" dedi. "Bu herif hiç eskimiyor. Rabbim nasıl bir maya çaldıysa her daim yeni şeyler üretmeyi beceriyor. Di mi hacım!?"
"Rock'n'roll'da rab mab yoktur Mazhar abi", diye yanıt verirken; bir yandan da özellikle 'heavy & thrash metal'de Max ve Max gibi "tüm zamanların hep yeni kalmayı becerebilen metal-rock tekaütleri" (!) dosyası hazırlasak ne şahane olur diye düşünüyordum. Tabi ki bu dosyayı hazırlayacak kişilerin de Türkiye Metal aleminde hep yeni kalmayı becerebilen eski insanlardan olması gerekiyordu. Pejmurde-Türk-Rock Sosyetesinin soytarılarının dışında; daha çok, "heavy-metal emekçileri" diye tanımlayabileceğimiz dostlarımızla ortaklaşa bir fikir teatisinde bulunduk ve Rock FM'den Metehan Mert Çakır "Rob Zombie", Deli Kasap Madrit Şubesi Tayfun Altınbaş (Rumble Tayfun) "Max Cavalera", Tüm Zamanların En Çatlak Metal-kafası Emin Burak İzmirlioğlu "Rob Flynn" ve bendeniz Atlantisten Gelen Sarışın ise, şu an okumakta olduğunuz "Scott Ian"ı mercek altına aldık…

SCOTT IAN: ANTHRAX & MOD & SOD'NİN S.Kİ T.ŞŞAĞINA DENK AMA COOL ELEMANI
Murat Arda

"TESTAMENT Mİ? GEÇEN GÜN RADYODA YARIM SAAT METALLICA DİYE DİNLEDİM BU GRUBU!!!"

Scott Ian'ın bir thrash-ritim-gitar sihirbazı; bir speed-thrash sanayicisi, bir modern metal riff kompetanı; bir hard'n'heavy üretim fabrikatörü olduğunu kimse yadsımayacaktır. Scott'ın büyüklüğü tüm bu kıvrak ve muazzam müzisyenliğine rağmen her daim s.ki t.şşağına denk; müzik için müzik üreten ve gerçekten ayrıksı bir sanatçı olma gerçekliğini "mütevazi bir rock star" kimliğiyle harmanlaması ve bu yönüyle en underground'undan en mainstream'ine çok geniş bir yelpazede saygı duyulan bir müzisyen olmasındandır. Evet, herkesle t.şşak geçer Scott ama herkes de onu sever. Thrash metal kasırgası ilk patlak verdiğinde, Metallica, Megadeth, Suicidal Tendencies gibi gruplardan bahsederken kendisine "Peki ya Testament?" diye sorduklarında şu yanıtı verir: "Testament mi? Geçenlerde yarım saat radyoda dinledim kendilerini ama Metallica zannederek!"

Scott anlatmaya devam ediyor: "Sene 1984 idi. Heavy-Metal alemlerine yeni akmaya başlıyoruz ve Los Angeles'ta ilk gösterimiz gerçekleşecek. Bir country müzik kulübündeydik ve Amerikan-Glam-Metal grubu olan Stryper grubunun ön grubu olarak sahne alacaktık. Herifler şova geldikleri zaman gözlerime inanamadım; adamlar bal arısı kıyafetindeydiler!!! Koca dev saçlar, böyle yanlarında ve kıyafetlerinde sarı-siyah şeritler, dar ve efemine taytlar şaşırdım, izliyorum bunları. 'Biz Hristiyan Metaliyiz!' diyorlar. Dev ve lüx bir limuzinle geldiydiler. Gittim yanlarına, o zaman da hafif toyuz. Vay canına," dedim; "Ne iş?"

-Biz Hristiyanız ve aynı zamanda metalciyiz, Jesus seni korusun! Halleluya!

"Hristiyan rock ama bu limuzin falan ne ayak?"

-Biz Tanrı'ya inanıyoruz ve sürekli dua ediyoruz. O da bize bu limuzini verdi!


"Adamlar hristiyan metal yaptıklarını söylüyorlar ancak limuzine biniyorlar ve sahneyi adeta bir kilise gibi kullanıyorlardı, her yerde İnciller mumlar falan… Tabi bi sorun vardı, mekanda Anthrax fanlarının varolması gibi. Stryper sahnedeyken seyirciye Kutsal Kitap uzatan vokalistin biraz sonra kafasını sıyıracak olan İncillerin uçuşması çok enteresan bir görüntüydü. Sahneye kurşun gibi İncil yağıyordu, çünkü talihin bir cilvesi etraf Anhtrax hayranı ile doluydu. İşte bu bizim L.A'deki ilk şovumuzdu."

Gerçekten de, Anthrax ile Stryper'i bir arada konsere çıkarmak Kemal Kılıçdaroğlu ile Melih Gökçek'in Amsterdam'a beraber seyahate çıkması ve orda elele "büyülü mantar" yemeleri kadar fantastik bir durumdu.

Bizim Scott kankanın sahnede o muhteşem "kaz yürüyüşlü" anti-dance'ını bilirsiniz. Çoğunuz hemfikirdir diye düşünüyorum; thrash-metal gitaristleri içinde sahnede bu kadar rock'n'rollin' esanslı duruşa sahip pek az gitarcı vardır. Aslında Scott Ian'ın kaz yürüyüşü, sanatçının taptığı gitarist Angus Young'ın ördek yürüyüşünün modifiye edilmişidir. Scott, Angus'a o kadar sempati duymaktadır ki Highway To Hell plağının arkasındaki boynuzlu pozunu pazularına dövme şeklinde kazıtacak kadar dışavuracaktır sevgisini… Çocukken Philadelphia'da ilk defa izlediği AC/DC konserinde şahit olduğu o muhteşem gitarist, bir başka efsane grubun gitarcısı Scott Ian'ın en büyük ilham kaynağı olacaktır şüphesiz.

Olabildiğince yenilikçidir Scott, sadece Thrash Metale soktuğu ve çağdaşı gruplarda pek de fazla rastlanmayan "nüktedanlık" mevzusuyla ilgili olarak değil ve fakat çoğu Beyaz Amerikalı Metal Kafa için tabu sayılabilecek "rap" ve "rapçilerin kralı Public Enemy" ile yaptıkları deneysel parça; "Bring The Noise" ile dünya çapında iyiden iyiye ses getirmişlerdir.

Public Enemy grubu siyasal açıdan aşırı solcu bir gruptur, düpedüz koyu sosyalist üstelik kara derilidirler! Scott onlarla ortak projelere girişirken bir yandan da tüm dünyadaki anti-faşist metalcilerin kafasını hala karıştıran SOD grubuyla yaptığı işler Scott'ın karanlık tarafını oluşturacaktır. Zira su katılmamış bir kıro ve sağcı olan Billy Milano'nun solcular, siyahiler, hispanikler vs. hakkında söyledikleri deli saçması sözler yenip yutulacak laflar değildir. Üstelik USA FOR MOD albümündeki ırkçı sözler için Milano aynen şunları söyler: "O sözleri Scott yazdı!"

Ama tüm bunlar Ritim Gitar çalma konusunda dünyanın bir numaralı gitaristi olduğu gerçeğini değiştirmez üstelik velev ki SOD & MOD Yahudilere ve hispaniklere sövüp dursun ve fakat şunu ne yapacağız: "Scott Ian öz be öz Davudidir, Samidir, Musevi yani Yahudinin ta kendisidir!!!"

Anlat biraz da sen Tayfun Baba; daraldım Kuran çarpsın!!!

BİR "RUH UÇURUCUSU"NUN PORTRESİ: MAX CAVALERA
Rumble Tayfun

Yazıp yazıp silinen bilmemkaç tane cümleden sonra farkına vardım ki Max Cavalera'yı yazmanın en zor yanı onun hakkındaki en doğru 'ilk cümleyi' bulup yazmakmış. Neyse yazdım gitti ilk cümleyi işte gerisi kolay gelir inşallah.

Köken olarak bir diplomatoğlu olan Massimiliano Antonio Cavalera'nın nasıl bir insan olacağını erken yaşta kaybettiği (Brezilya'daki İtalya Büyükelçisi olan) babası bile tahmin etmemiştir sanırım.
Henüz 15 yaşındayken kurduğu Sepultura ile beraber metal dünyasına vuracağı damganın büyüklüğünü ise belki kendisi bile tahmin etmemiştir.

Max babanın metal dünyasına en önemli hizmeti; erken 80'lerin ikonik metal dünyasındaki Anglosakson egemenliğini kırıp, tüm 3.dünya ülkelerinin gruplarına 'Brezilya'dan çıktıysa buradan niye çıkmasın?' motivasyonunu en güzel şekilde aşılamış olmasıdır bence.

80'li yılların yüzü Death Metal'e dönük, okültizm kokan Max Cavalerası'nın ürünleri olan Morbid Visions ve Schizophrenia'sından sonra halen en sevdiğim Sepultura albümü olan Beneath The Remains ile Max'ın 80'ler süreci tamamlandı. Ardından gelen 90'larda Arise ile müzikal çizgi Death Metal'den Thrash'e doğru evirilmiş; 'Chaos A.D.' ve 'Roots' isimli iki başyapıt metalin en zorlu yıllarında adeta hayat öpücüğü olmuştu. 93-97 yılları arasında yayınlanan Sepultura albümleri o yıllarda ortalığı kasıp kavuran Seattle soundunun yaydığı içe dönük bohem havayı dağıtan poyraz rüzgârı etkisindedir.

Sex, Drugs, Rock'n'Roll dogmasına inat yaşadığımız dünyanın gerçeklerinin ta gözüne parmağını sokan Refuse-Resist, Roots ve özellikle de Jiu-jitsunun ne şahane bir öğreti olduğunu vurgulayan 'Attitude' klipleri; sarsaklaşmış 'Attitude'lara balans ayarı çekmiştir.

4 telli gitarıyla virtüoziteye prim vermeyen, basit ve öldürücü gitar riffleri, kendi özgü enfekte sesinde bile karambole gelmeyen sözcükleri tane tane içinize işleyen karakteristik vokaliyle hayatımızı kaydıran insanlardan olmuştur.

Max Cavalera müzik kariyerinde tribünlere oynayan, haybeci bir metal ajitatörlüğüne sırtını yaslama kolaycılığına kaçmamış; canı hangi müziği yapmak istiyorsa onu yapmış, canı hangi enstrümanı çalmak istiyorsa onu çalmıştır. Kliplerinde kâh Arap çöllerinde bağdaş kurup bedevilerin çayını içen, İsrail gibi 'konunun gözü' topraklarda 'toprak için ölmek(!)' konusundaki sıkıntısını haykıran, kâh yok olmakta olan yağmur ormanlarının yerli kabilelerinin çığlığı olmuştur.
Polisin dahi girerken tabancasına mermi sürdüğü ve öldürülen insanların çetelesinin bile tutulmadığı Brezilya gettolarını grup fotoğrafı çekmek için 'set' olarak kullanması kendisini gözümde 'elleri öpülesi' insanlar sınıfına sokan davranışlarından sadece bir-iki örneği oluşturuyor.New York'ta elleri cebinde yalnız başına dolaşırken kendisine 'hala bilinmeyen bir sebeple' tabancayla ateş açmaya başlayan bir zenciye, kaçmak yerine kafam büyüklüğünde taşlar atarak karşılık veren bir insandan çok da farklı bir hareket beklemiyorduk zaten değil mi sevgili delikasap?

Köken olarak İtalyan bir aileden gelen Cavalera'nın 3. dünyaya ayna tutan bir imge haline gelmiş olması da başlı başına enteresan bir durum. Hem de bunu U2'nun Bonosu gibi popülizm peşinde şaklabanlık yapmadan yapmayı becerebilmiş bir şahsiyettir kendisi.

Seneler 1996'yı gösterdiğinde halen içimizde bir sıkıntı, bir yara olan malum ayrılık hikayesi gerçekleşti. Kafalar fena karıştı, ne yapacağımız hangi tarafı tutmamız gerektiğinde karara vermek de hiç kolay bir şey değildi. En sonunda konuyu fazla kurcalamayıp her iki cepheye de saygı duymaktan başka elimizden gelen bir şey de yoktu bu konuda açıkçası.

Sepultura müzik olarak daha yakın durduğum taraf olsa da Soulfly'daki Max Cavalera gerçeğini görmezden gelmek, 1,5 milyarlık Çin'i tanımayı reddeden kimi ülkelerin hali kadar tuhaf bir davranış olacaktı. Prophecy'ye kadar olan süreçte yayınlanan üç albüm (Soulfly, Primitive, 3) metalci ruhları tatmin eden albümler değildi. Ama 'Prophecy' ve hele hele 'Dark Ages'la Max baba ve yoldaşları daha bir Metal yörüngesine girdi.

Girdi girmesine de bu sayede Soulfly'ın attığı adıma, biz de önyargılarımızı kırarak albümü bir de öyle dinleyince adamın Soulfly ile yapmak istediği şeyin nüvesine varıp Soulfly'cı olduk çıktık.

Özellikle kendi adıma 'Soulfly İstanbul konseri', müzik anlayışıma yıllar önce gönüllü olarak kendi kendime vurduğum ketleri, ördüğüm duvarları yıktı geçti. Ruhum Uçtu! (Bkz. http://www.delikasap.com/yazi/muzik-odasi/sonispherein-perde-arkasi-geliyor/398)

Yüzü daha bir HardCore'a dönük (dönek?) Tayfun modelinin müsebbibi o konserdir. Dark Ages'in ardından ilk gelen çalışma biraderlerin barışmasının ilk ürünü olan ve bu yazıyı yazarken de şu an kulağımdan beynime doğru akan 'Cavalera Conspiracy -Inflikted' albümü oldu.

Inflikted'daki parçalar Soulfly'da olduğu gibi müziksel olarak geniş bir yelpazeye yayılmıştı, ama hangi tür içerisinde sınıflandırılıyor olursa olsun her biri suratta tokat gibi patlayan bir çiğlik ve enerji patlamasıydı. Açıkçası kendi adıma Inflikted albümünden beklediğim iki kardeşin on yıl sonra kucaklaşmasının verdiği coşkuyla daha 'teeeey teeeey!!!!', daha pozitif hardcore bir şeydi.Ama albüm nete düşüp de tüm şarkıları dinleyince 'Abi tamam bi sakin olun, dur ben bir adaçayı yapıyim size!' dedirten bir şey oldu. Allah korusun ben biraderimle on yıldır görüşmüyor olsam bir araya geldiğimde içimden gelen şeyler daha 'We are the World, We are the Children!' olurdu. Henüz Cavalera Conspiracy'ye doymamışken arkasından gelen 'Soulfly-Conquer' aparkatı indirdi çeneye.

Davulcu Joe İstanbul konserinden sonra tur otobüsüyle Yunanistan'a doğru giderken 'Dark Ages' albümü ile ilgili olarak 'Bu albüm sürecinde hiç olmadığımız kadar 'Metal' modundaydık. Soulfly bünyesi altında bir daha bu kadar 'Metal' bir şey çıkacağını sanmıyorum' demişti ama iş eğer olayı metalcilik kantarına vurmaksa 'Conquer' bence tüm Soulfly albümlerinden daha metal bir albüm oldu.

Sonuç olarak demek isterim ki; 22 yıllık müzik hayatına 4 farklı grup ismiyle 14 albüm sığdıran, 7 farklı grupta konuk sanatçı olan, kendi gruplarında yer alanlar dışında 29 sanatçıyla ortak çalışmalara imza atan bu durdurulamaz üretim makinesi olmasaydı 'Distortion'lı Müzik' tarihi başka bir şekilde yazılacaktı.

Bir de şu Brezilyadaki Sprite reklamı için şarkı söyleme olayına girmesen tam süper olacaktı be Max Baba. Ama bekâra karı boşamak kolay gelirmiş derler. Boy boy evlatları olan, evini geçindirmesi gereken, ekmeğini müziğinden kazanan bir 'aile babası' olmanın ne demek olduğu hakkında bir fikrim olmadığı için tiriviri etmemem gerekiyor belki de.

Başı ayrı, ortası ayrı, sonu ayrı konseptte yazılmış, götü-başı ayrı oynayan, subjektif bir Rumble Tayfun yazısının daha sonuna gelirken, gözlerinden öpüyorum sevgili delikasap.

Gerçek Zombie İçinizde!!
Ben HORROR Gördüm!
Rob Zombie

Metehan Mert Çakır

Öncelikle bildirmek isterim ki bu Michael Skibbe denen adamı derhal göndermeli Galatasaray yönetimi..Ümit Karan ve Milan Baros çıkarılıp yerine Şaban Nonda alınır mı?? Adam etkisiz eleman resmen..Ahanda gitti maç..Gerçi ben biliyordum sonucun böyle olacağını..Neyse..ne demişler; önümüzdeki maçlara bakıcağızdır..

- Abi Rob Zombie yazacaktın?
- Ne Zombie'si ? Görmüyor musun Skibbe olmuş Zombie!!
- Yok abi, Deli Kasap için..White/Rob Zombie…
- Ben bilmem Zombi falan, gidin başkasını bulun,benim elimde bu zombie var..hemde zenci..Aha Nonda Zombie'si..
Seyda : Ahmet Bedevi'ye kaç verecem?
Metehan : 3!
Seyda : Sen yazını yazsana!! Hala maç diyorsun..Spor yayıncısı oldun iyice..Sızlanmayı da bırak, yendi Fener işte..Rahat bırak beni de..sınav okuyorum ben!!
Metehan : Oku sınavı tabi ..ama skibe denen alçak adamın da ciddi bir sınavdan geçmesi gerekli..
-Abi yazı diyorduk..zombiş..yazıyormusun? Ben mi yazayım?
-Tamam yahu..dur ayarlarız bişiler.. Burak falan yazı yazmış..ben geri kalmamalıyım..herşeye herkese bişiler ekleyeyim..Scott Ian 1964 yılında…
-Yok abicim onu başkası yazıyor..Sen Zombie'yi yazacan..
-O zaman Max Cavalera 1969 yılında Erciyes'in karlı bir akşamı…
-Abi olmadı gene, onu da Tayfun yazıyor..
-Tamam yahu anladık..Rabırt Fılin San Francisco'da bir deprem çocuu olarak dünyaya geldi..
-Abi ciddi deliriyorum..Burak yazıyor onu da..Sen Zombie'yi yazacan..Rob Zombie..
-E ben ne diyorum..Dur tamam hatta sana cümle içinde kullanarak başlayayım da bir daha yanlışlık olmasın..Ben ZOMBIE gördüm…


…..Şimdi ben 94 yılında ilk kez White Zombie dinlediğimde demiştim..Burdan iyi bir kadro çıkar ve şampiyonluğa oynar!

Yıl 1965.. 12 Ocak..Soğuk bir kış sabahı bir anneden çığlık çığlık bir bebek..Anne direk tırsıyor..diyor ki ahanda 50lerin Horror'unu doğurdum ben! Arkasından diyor ki dur ben bu çocuğa bir yazar adı koyayım da üretken bi çocuk annesi olayım.. Robert Bartleh Cummings koyuyor çocuğun adını..Çocuk büyüyor..mezarlıklarda vakit geçiriyor belki de..50li yılların korku filmlerinden ve Pin Up döneminden etkileniyor belki de..Diyor ki: 'Korkuyorum!' Yüzleş diyorlar ona..yüzleşirsen korkmazsın..Sen de onlara katıl..korkunu yenmek için korkut!( Korkut Göze vardı dimi? Kimdi o?)

Robert, adını belki de akla gelebilecek en güzel sahne ismine döndürüyor..

Ben buradaki yazımda (daha önce de böyleydi) bir diskografi, albüm kritiği, şu şudur, bu budur gibi şeyler yazmayacağım..Onları öğrenmek isteyenler bir arama motoru sayesinde yardım alabilirler..

Adam gel zaman git zaman dünyanın en çok yönlü insanlarından birine dönüştü.

Müzisyenliği ; White Zombie'yi neden dağıttı hala anlamadım..süper gidiyordu..Zaten anlamadığım şeylerin başında gelen, kendine ait grubu dağıtıp, gene kendine ait başka bir solo duruma geçilmesi olayı bana ters gelmiştir hep..üstelik aynı tarzla..İllaki vardır mantıklı sebebi de neyse du bakali nolecak..
Ne zaman Rob Zombie müziği dinleseniz (ki bu müziği seven herkes bunu düşünür) bir club ın içinde kafeslerde dans eden iki kız,..Alternatif/ Endüstriyel Metal in sizi yerinizden oynatan ritimleriyle Stoned olmuş ya da enerjik bir alkol almış havasını gözlerinizin önüne getirirsiniz..Şarkılarının temalarında daima bir fetiş ve horror(tırsı) unsuru..Genellikle imajını 50lerin tırsı filmlerinden almış, bir frankeştayn ya da teen slasher havasını solumamanıza imkan yoktur. White Zombie'nin son çalışmalarından olan I'm Your Boogie Man'in klibini Youtube'da aratın..Ben ilk izlediğimde, 95-96 olması lazım bunun, yaklaşık 3 gün rüyalarıma girmişti..şimdi bakıyorum da gereksiz deilmiş korkmam! Hala arada bakar bakar tırsarım..Ne zaman cesaretim yerine gelse, derim ki olm Metehan senin gene bi tarafların havalandı..Bi Boogieman paklar seni..Açarım klibi..(kompiterimin masa üzerinde yaşar hatta o klip)İlaç gibi gelir..hemen tırsarım..ego mu sıfırlarım hemen..hop hop hooop..hayata devam.. O havayı bana yaşatan başka bir grup ta dinlemedim desem yalan olmaz..Yapılan tarzın nedenleri gayet açıktır..Zaten Misfits - Tırsı temasının yaratıcılarından Alice Cooper - The Ramones gibi grupların fanı olup, Horror filmlerin manyağı olan bi adamdan da başka bişi beklenmemelidir. Black Sabbath - Judas- Metallica da sever bu adam..ama en sevdikleri önce yazdıklarımdır..Hayır ben esas bunları seviyorum derse inanmayın..kesin bişilerin etkisi altındadır..1932 yapımı White Zombie isimli filmden esinlenerek kurduğu grubu New York semalarında istenen namı saldıktan sonra utanmadan 2 tane de platin plak ödülü alan nadir gruplardan olmayı başarmıştır .Daaldılar işte başta da dediğim gibi..98miş bu ben baktım..:) Solo takıldı sonra..süper ürünler piyasaya sürdü..
Ayrıca White Zombie dönemi tam olarak bir müzisyen fabrikası gibidir. Grubun basçısı Sean Yseult dönemin ender görünen kadın Metal müzik basçısı olarak ciddi bir hayran kitlesine sahip olmasının yanı sıra, uzun yıllar Pantera -Damage Plan ve Hellyeah gruplarının davulcusu Winnie Paul Darrel ile bir turnede başlayan bir ilişki sürmüştür. Sean daha sonraları Rock City Morgue isimli şu an bizi ilgilendirmeyen bir grupta müzikal hayatına devam edip, şimdilerde sanat ve moda kariyerini sürdürmektedir.
Zombie'nin hem White döneminde hem de Rob kısmında vazgeçilmez davulcusu Testament-Exodus gibi gruplardan da tanıdığımız John Tempesta, şu dönemde kült grup The Cult a girerek hepimizi şu anda şoka sokmuştur. (evet şu anda öğrendim..ne var???)
Adının pek önemi olmayıp tamamen başarısız bir müzisyenlik geçiren gitaristlerinden bahsetmek istemedim şimdi.Ama bazı stoner gruplarına yapımcılık yapmış J. Du lan..bi düşündümde hiç de fabrika gibi değilmiş White Zombie..geri aldım lafımı..Tempesta var bi..sevdiğimiz bi abimiz..ama o da Cult'a girmiş..yakışmamış..

Rob Zombie nin solo kariyerinde eski döneminden sadece Tempesta var idi..Basçısı Blasco (Rob Nicholson) şu aralar Ozzy ile çalmakta..Mike Riggs ise gitarlarda Rob'a yardımcı oldu. Sırasıyla Hellbilly Deluxe, Sinister Urge, Educated Horses gibi albümler yapıp, özellikle albüm isimlerinde insanı titretmeyi iyi bilen abimiz, aynı başarıyı Educated Horses'ın parça güzelliklerinde (American Witch hariç) yakalayamasa da, 2009'da piyasaya çıkaracağı Dark Revelation isimli yapıtı heyecanla beklememizi engelleyemedi..Alice Cooper fanlığından bahsetmiştim. Alice ile birlikte bir çok kez aynı sahneyi paylaştılar. Ustalara saygıyı en iyi bilen abilerimizdendir Rob. Aferim.otur 5!.


Film Kariyeri : Ya işin benim en çok canımı sıkan kısmı bu. Ben bir müzik yazarı değil, müzik freak'im…Film yazarı hiç değil ama film freak'im..Yani filmler hakkında değil okullu, alaylı bile değilim..Süper izlerim..içimde süper yorumlar ve yaşarım. Ama anlat de, 3. dakikada içine ederim filmin..Oscarlık filme imdb'de 2 verirsin benim yüzümden. Öncelikle Zombie'nin özel hayatından bahsedeyim size. Sheri Moon isimli kadın insanı ile evli olup, kendisini tüm filmlerinde oynatmıştır Rob. 2002 yılında anlamsız bir şekilde planladıkları günden 10 gün önce kaçıp Halloween'de evlenmişler.
Soru : Madem Halloween de evlenmek istiyorsun ki bu senin için gayet normal, neden düğün planını o güne almıyorsun?
Cevap : Sen ne cimri bir insan evladısın ki insanlar düğüne gelip masraf olmasın diye gizlice evlenip hesaptan yırtma düşüncesi koskoca Zombie'ye yakıştı mı?Bu da soru oldu ama neyse..
Ama filmlerinde - kliplerinde eşini-dostunu oynatmandan anlamalıydık! Sanatçı fiyatından yırtmak hoş bişi deil. Sheri, zamanında çizgi film dublajı yapmak isterken kendini Rob ile turneye çıkarken bulmuş. Güzel olmuş..hayırlısı olsun..

İlk filmi House of 1000 Corpses, eleştirmenlerden olumlu bir not almasa da, fanların çok desteklediği bir proje olmuştur. Imdb nin 5.5 verdiği filmin fanları, imdb yazarlarını tek tek ortadan kaldırmışlardır. Ayrıca filmin müzikleri tam anlamıyla tırsı unsurudur..korkutucudur..aman amandır..

Bir devam filmi niteliğindeki The Devil's Rejects, bana göre tırt bi filmdir. Mantıksız ve rezildir..Ama bu sefer ilk filmdeki gibi mundar olmak istemeyen imdb, bu filme 6.9 vererek gene biz fanların hışmına uğrayıp, ne yapmaları gerektiğini bilememişlerdir.

2007 yılındaki son Halloween filminin tüm yapım hakları kendisine verildiğinde sevinçten yerlere uçmuştur. Tam bir Halloween fanı olan Rob, bu filmi layıkıyla yapacağına dair yapımcılara söz verip sahadaki yerini almıştır. Carpenter'ın 78'deki ilk filminin ardından bu kült serinin hakkını verebilecek tek kişi Rob'dur, ayrıca ki vermiştir bana göre..Daha da iyisini yapabilecek birini de tanımıyorum. Onun filmlerinde sıklıkla kullandığı pastel hava bence çok kişiye özel ve filme ciddi bir lezzet katan unsurdur.

Şimdilerde 2009'da gösterime girecek olan T-Rex isimli yapıt için kafasını kaldırmadan çalışmaktadır. Enteresan olan kısmı da film 'Cehennemden gelen motorculardan kaçan bir güreşçinin hayatını anlatmaktadır' ve bu adamın ismi T-Rex tir. Allahım sen yardım et. Sonunda çizdi adam balatayı..

Bu arada 06-07 senelerinde TV sunuculuğu da deneyen Robert, medyanın her alanında kendini bilfiil göstermekten bıkmadı usanmadı..adamda yok yok..Sanırım yıllarca o makyajın arkasında saklanmanın acısını çıkarıyor.

Gene ekran çalışmaları ile ilgili çeşitli bilgileri üşenmeden imdb.com ve wikipedia gibi artikıllardan edinebilirsiniz..buraya sinsile yazacak değilim. Ki ben yazar deilim..neden yazıyorum lan ben..aa dur ya hakkaten..neden yazıyorum?? Şşş Murat!! La olm ben anlamam yazıdan..


Son laflarımı bu kadirşinas abimizin tasarımcı yönüne değinerek tamamlıyorum..Pek çok insan grafiker olabilir. Bazıları bu işlerden iyi de para kazanır.Ama yaratıcı olmak apayrı ve Tanrı vergisi bir olaydır. Yaptığı her işte parmağının hamlelerini gördüğümüz Robert Cummings, tam anlamıyla bir dönem yaratıp insanların çizimine bakıp ' Bu onun işi' demesini sağlatmıştır. Old School Horror dönemini tekrar yaşamımıza sokan bu din kardeşimize teşekkür eder, bilahare köşeye sıkıştırıp alnından öpmeyi borç biliriz..

Sevgi ve saygılarımla,

İyi Çalışmalar,

Best Regards,

Metehan Mert Çakır


ROB FLYNN ve MACHINE HEAD üzerine samimiyetle….
Burak İzmirlioğlu


1994 yılıydı üniversite'de 2. yılımdaydım. Hala lisedeki metalhead arkadaşlarımla evlerde buluşup yeni keşfettiğimiz albümleri birbirimize dinletiyorduk. Kadir ile Yasin Kadıköy'de oturmanın, Akmar'a yakın olmanın avantajı ile bana hep artistlik yaparlardı, çoğu şeye benden çok önce ulaşıyorlardı, bir Cuma akşamı Kadir'in evinde Machine Head ile tanıştım…ama ne tanışmak!!! Hani olur ya ilk tanıştığınızda ilerde çok sıkı dost olacağınızı anlarsın! Öyle bir tanışma… O groovy sound'un hastası olmuştum! Oysa çabucak hasta olmamıştım hayranı olduğum grupların müziğine… napalım ilk görüşte aşk diye bişey de var:)

Robert "Robb" Flynn (orijinal isim olarak Lawrence Matthew Cardine 19 Temmuz 1968 doğumlu yani bir yengeç:) Kaliforniya, Oakland da doğmuştur. kurulumunda davulcu Jim Pittman ile ön ayak olduğu evveliyatında Forbidden Evil olarak başlayan daha sonra Forbidden olarak bildiğimiz Thrash grubunda 87-85 arasında gitar çalmıştır. Daha sonra 92 yılına kadar Vio-lence de gitar çalan Eternal Nightmare, Robb Oppressing The Masses isimli 2 albüm ve Torture tactics isimli Epde yer alıp, 3. albüm Nothing to Gain'i beklemeden Bay Area Thrash grubu Vio-lence'den ayrılıp Adam Duce, Logan Mader and Tony Constanza Machine Head'i kurmuştur.

Metalin Eskimeyen Yenileri - Scott Ian/Anthrax, Max Cavalera/Soulfly, Rob Zombie, Rob Flynn/Machine Head

İlk defa 2004 yılında tatil için gittiğim Brighton'dan Londra'ya konsere gitmiştim.. heycandan ölüyordum..11 Kasım 2004 te Through the Ashes of Empires albümünden sonra çıkartacakları Elegies DVDsi için İngilteredeydiler, daha evvel Hellalive canlı kaydını da Brixton Academyde yapmışlardı, Brixton'da seyretmeyi beceremedik ama Astoria da fena seçim değildi, üst üste aynı şehirde kaçıncı konser ama dışarsı hala acayip kalabalık.. Astoria'nın kapısında O klasik konser taktimleri vardır ya yabancı filmlerde gördüğümüz (bakınız şekil 1.a) onu görünce kafamda çok acayip şeyler belirdi.. esasında bu da bir müzik, diğer müziklerden farkı sadece söylediği şeylerin samimiyeti ve söyleme tarzı .. yoksa her defa sunuşunun farklı olması gerekmiyor ki gibisinden.. daha çok düşünmeye itti beni!
Machine Head'in plak şirketi roadrunner records'un 25. yılı kutlamaları dahilinde Ocak 2005te gerçekleştrilen Roadrunner United video ve albümünde adamımız Robb 4 takım kaptanından biri olarak seçildi. Robb 4 parçayı yazdı, prodüksyonunu yaptı ve gitarlarını kaydetti, ve "The Dagger" isimli parçayı Killswitch Engage'den Howard Jones ile duet yaparak söyledi. Aynı zamanda "The Rich Man", "Independent (Voice Of The Voiceless)" ve "Army Of The Sun" parçalarını yazıp gitarlarını kaydetti.

Robb Flynn 11 Haziran 2007de Metal Hammer 2007 Golden God Ödülünü layık gördü.Ancak 2007 temmuzunda üzerimde MH t-shirtüyle yağmurda beni düş kırıklığına uğratan yine Oydu!! Otobüsü arızalandığı için Almanya'dan Hollandaya gelemeyen Machine Head'I ıskadık.. üzüldüm ama yapacak bişey yoktu! Bir sonraki sefere…

Her şey bir yana yıllar boyu her türlü muhabbetimize konuk olan yanımızda bir dostmuş gibi, okulda, evde, barda, tatilde yanımızdan ayırmadığımız bu ses Robb Flynn'e aitti… Kerry ile benim en depresif zamanlarımızda hep yanımızda olan o samimi ses!! Kardeş gibi sanki seni anlayıp duygularını müziğe yansıtıyormuş samimiyetiyle verdiği destek, bence müzik bu ve verdiği samimiyet, içtenlik ve sana hissettirdikleri ölçüttür… yoksa istediği kadar teknik, yapılması zor ya da istediği kadar albüm satmış olsun.. Bu herifin sesi bana huzur veriyor ve bu yaz bir kez daha bunu hissettim.. hemde yılları beraber kafasallayarak geçirdiğim kardeşim Kerry ile yan yana kafasallayarak tepinerek!! Konserdeki enerjisi ve izleyenlere yaşattığı sinerji ile bu defa da Wacken 2009da beraber olacağız kim bilir belki yanımda kafasallayan sen olursun? 

 E.Burak İzmirlioğlu

 Aralık 2008



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: