MÜZİK ODASI

Metal Mevzusunda Muhafazakarlık Hadisesi Üzerine...

Tunca Arıcan - 31 Ağustos 2006

Metal Mevzusunda Muhafazakarlık Hadisesi Üzerine...
Her bir müzik sahnesinin ortaya çıkışı diğerinin doğuşunda rol oynar. Sahnenin oyuncuları basitçe belirli dönemlere ait dipnotlar değil fakat uzun soluklu bir serüvenin atlı süvarileridir. Led Zeppelin'den Black Sabbath'a, Sabbath'tan Judas Priest'e olan yolculukta artık hiç durmamacasına aşırı uçlara gidebilecek bir fitil ateşlenmiştir. Kısaca bu yolculuk, sahnenin etkin ya da değil her serüvencisinin tarihle barışık olmasını şart koşan bir sürece denk düşer.


Örneğin bu süreçlere Türkiye'den bir örnek vermek gerekirse: 1934 yılında ulusal müzik kültürünün oluşturulması,"garp tekniğiyle bestelenmiş"musikinin oluşturulması amacıyla Türk müziğinin radyolarda yayınlanması yasaklanmıştı. Fakat bu yasaktan kaynaklanan arayışların etkileri ile kimi müzisyenler (Saadettin Kaynak, Münir Nurettin Selçukgibi), Mısır filmlerinin de etkisiyle Arap müziğinden etkilenerek arabeskin doğuşu için çok önemli etkiler yaratmışlardır.

İlk baştaki girişle bu konuyu bağlarsak eğer; elektrogitar bulunmuş, birçok müzik bundan faydalanarak gelişmiş, şartlar olgunlaşmış ve şu anki çoğu müzik türünün kurucuları olarak kabul gören isimler ortaya çıkmıştır. Bu isimlerin ardında Chuck Berry'ler, Blue Cheers'lar, The Beatles'lar yatar. Bu tarihi reddetmek ya da ondan kaçmanın sonu basitçe muhafazakârlaşmaktan başka bir şey değildir. Kısaca, yedi yüz yılllık Osmanlı geleneğinin dilde ve kültürde bıraktığı izler de bu ülkeye aittir. Arabesk de bu ülkenin şartlarının oluşturduğu bir müzik türüdür. Metal de derin bir geçmişin "ayrıksı" müziğidir.

Metal Mevzusunda Muhafazakarlık Hadisesi Üzerine...

Öncelikli olarak vurgu yapmak istediğim mesele, görünür olmaya başlayan bazı eğilimlerin gidiş yönlerinin bu geçmişi unutmaya ya da reddetmeye yönelik halleridir. Bu reddedişlerinse zamanla metal denilen müzikal ve sosyolojik hadisenin basit kelimelerle ifadesine doğru bir yol almasıdır. Kısaca artık bu sahnede yer alan bireyler müzikal tarzları "sert","yumuşak", "basit", "karmaşık" ya da "ticari", "yeraltı" olarak etiketlendirerek meseleyi sifatlar dâhilinde tartışılacak bir hale sokmaktadır. Fakat vurgu yapılması gereken asıl husus, başta bahsi geçen ateşlenen fitilin sebep olduğu tarihin sonlanmamış, sonlanmayacak olmasıdır. Bu karmaşık sürecin sifatlar kullanarak hariçten gazel ile değil meseleye dâhil olan her türlü etkinin gözden geçirilerek tartışılması bize birşeyler katacaktır. Misal vermek gerekirse, death metalin dallanıp budaklanması hadisesinde, İsveç'te çıkan türün öncelikli olarak "yumuşak", "melodik" ya da "ticari"olması üzerinden kurcalanması değil başta İsveç'in bu türü neden doğurduğuna ya da basit bir soruyla "Neden İsveç?"'e yanıt bulunması gerekir ya da Norveç'in Black Metal'in kalesi konumuna çıkışı gözden geçirilmelidir. Hatta, daha çarpıcı olan bu sahnenin "sert" çocukları yer yer kaba tabirlerle "yumuşamakta", "progresifleşmekte" ya da"elektronik" öğelerle hadiseye boyut katmaktadır (örn.Ulver, Enslaved, vd). Fakat bu konuyu bir "sertleşme sorunu" olarak algılamanın altında yatan nedenlerin aslında gözden geçirilmesi gerekir. Ortalama 10-20 yıllık tarihleri olan gruplardan hala ilk günkü hallerini beklemenin sebepleri ise aslında tartışmanın asıl konusudur. Tekrar death metal'e dönersek; bir röportajda Koldborn grubunun bir elemanı şöyle der: "Death'te süregelen oluşumlar, bu müziği basit atletik hareketlere dönüştürmüştür". Burada vurgu yapılan, artık en hızlı baterinin en hızlı gitarın ya da en sert vokalin makbul görüp yer yer kullanılan düz vokalin, daha makul hızlardaki enstrüman kullanımının eleştirilmesidir. Şunu ön koşul olarak koymak gerektiğini düşünüyorum: Bu müziğin başlıca güzelliği insan tarafından üretilmesidir. Bir gitaristin tellere dokunuşun yarattığı o etkileyici anın ürünüdür ya da bateristin üzgün olduğunda bagetleri yoluyla bunu iletmesidir çekici olan. On yıllık bir geçmişe sahip gruptan neden hep aynı hissiyat ya da "sertlik" beklenir? Fanlar mutsuz olacak diye hissedilmeden yapılan ya da artık kendini tekrar eden müzikler midir beklenen yoksa ne ise hissedilen onun mu yansıtılmasıdır sahneden? Açıkça söylemek gerekirse, yer yer zuhur eden bu tarz görüşlerin altında yatanın muhafazakârlaşma olduğunu düşünüyorum. Hatta bir kimlik arayışında olan bireyin, sert kalan her grubu "kendi" gibi görme arzusu, onla özdeşleşmesi ve "yumuşama"dan dolayı kendini bu süreçte yaralı hissetme halidir. Anlamakta zorluk çektiğim hadise, bu denli asi, uçlarda, yaratıcı bir müzik türünün nasıl olup da bu kadar tutuculaşmaya başlamasıdır? Bu süreç hem politik hem de müzikal olarak hissedilir olmuştur. Bazı gruplar hakkında git gide "sertleşen", "saldırganlaşan" üsluplar dahilinde beyanlar verilmekte, bir takım gruplar politik mesajlarından dolayı kınanmaktadır. Kanımca, bunları esefle kınamaktan öte, mevzuların altında yatan nedenleri gözden geçirmek asıl meselemiz olmalıdır. Black metal'in homofobik tavırlarından dolayı kınandığını pek gözlemleyemedim ama SOAD'nın Ermeni meselesinden dolayı kınandığını hatta bazı sitelerin bu amaçla kurulduğunu gördüm (Buna benzer bir mevzuda Manowar hakkında olmuştu. 2005 yılında konsere gelen grup, sahneden bu konuda açıklama dahi yapmış ve Türklerle bir dertleri olmadığını beyan etmişti). Kimi türlerdeki şarkı sözlerinde şiddet sanki yokmuş gibi davranılırken müzikal sertleşme sorunları esefle kınanır olmuştur. Bu sertlik hadisesinin altında zuhur etmesi olası aterkil eğilimlerin, yükselen faşizme delalet ettiğini kişisel olarak belirtmek isterim. Ayrıca şunu da söylemekte yarar görüyorum; her müzik türü bir amaca, ruh haline ya da sosyolojik şartlara tekabül eder. Altmışlarda death metal yapılamazdı ya da Pink Floyd 2000 yılında oluşamazdı. Sosyolojik ve müzikal etkilerle zuhur eden bu grup ve türler kendilerine münhasır yerlere sahiptir. İsveç Death'i, Grind ya da Old School Death kendileri için oluşmuş sosyo-politik ve teknik koşulların yaratılarıdır. Nasıl ki Amerika Thrash'ı ile Alman ekolü farklıdır işte ülkeler, şartlar kendilerince bu denli farklılıkları oluşturur. Bu da zaten hadisenin özgünlüğünü ortaya çıkartan inceliktir. Fakat aynı ayrımlaşma, gruplar, bireyler, ruh halleri için de geçerlidir.

 

Kısaca bu konu, Haydar Dümen'in sözcükleri ile çözümlenecek kadar basit değildir. Her müzikal eğilim ve değişim ardında koca bir geçmişi sürükler. Her geçmişin anlaşılmaya çalışılması sadece müzik için değil yaşama bakışlarımızda da bir ferahlık getirebilir diye düşünüyorum.
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: