MÜZİK ODASI

Mastodon v.2014: One More 'Round The Sun yayımlandı.

Esin Ruhi Şölen - 28 Haziran 2014

"Mastodon bu albümüyle de sarsıcı adımlarıyla karanlık çağlardan günümüze koşturan Lovecraftvari bir yaratığı andırıyor."

Not: Albümün değerlendirmesi dışında yazılanları iplemeyenler yazının sonlarına doğru ilerleyebilir ama emin olun orası da burası gibi.  

Mastodon v.2014: One More 'Round The Sun yayımlandı.

Köşeme çekilmiş "Gürültüden Müziğe" üzerine bir yazı yazmaya niyet eylemişken Delikasap müdafi yazarlarından gelen uyarılarla Mastodon'un yeni albümünün çıktığını, bayilere doğru yol aldığını öğrenmiş oldum. Kış aylarında single "High Road" adlı eserlerini yayımlamış olan grubun albüm çıkaracağı belliydi gerçi. Hemen en yakın bayiye gidip ısrar ettim sonra da albümü download ettim (Yasal Uyarı: İndirme mealinde kullanılan eylem pek yasal değildir, o yüzden sadece albümü tanımak amaçlı yaptığımı, bir kere dinledikten sonra indirdiğim tüm materyali sildiğimi ve Mastodon'a Twitter'dan yolladığım mesajla bu yasadışı hareketim için özür dilediğimi belirteyim).

Tek seferde yoğun bir şekilde dinleyerek müzikal kanaatimi oluşturduğum albüm, Mastodon'un 2011 zarfında yayımladığı "The Hunter"dan sonraki ilk albümleri. Bu yıllar arasında Mastodon, The Hunter'ı Türkiye sınırlarında (Sonisphere 2012) seslendirdiyse de maalesef festivalin ilk grubu olduklarından icraları biterayak Maçka Küçükçiftlik Parkı'na arz-ı endam eylediğimden bu icrayı kaçırmıştım. Daha önce de memleketimize gelen grubu yine izleyememiştim; bundan sonra festival afişleri ve saatlerini dikkatle incelemem gerektiğini de öğrenmiş oldum.
Endüstriyel gacır gacır ve de Drop C, Drop D hareketleriyle artık zorlanarak dinlediğim yeni metal (Nu Metal gibileri) akımlarının arasından cengaver ve özgün bir tınıyla (bkz. Sound) sıyrılan Mastodon albümlerinin bir öncekisi olan The Hunter'daki şarkılardan özellikle "Black Tongue", "Curl of the Burl" "The Hunter", "Octopus Has No Friends", "Dry Bone Valley", "Bedazzled Fingernails, "The Sparrow" beni çok eğlendirmiş, "The Creature Lives" ise heyecanlandırmıştı (Tüm şarkıları yazarsam inandırıcı olamayacağımdan korktum). Albümün ikinci yarısında birden beliren "The Creature Lives" bir bas gitar marşı. Nerede bas gitar yürüyüşlü bir marş görsem (Metallica-Cliff Burton eserleri-Anesthesia, The Call of Cthulhu ve Orion ile Megadeth-Down Patrol, Primus-yekpare) heyecandan dilim damağıma tokat atar, ben de bas gitarımı alıp hemen kopyalamaya çalışırım.

The Hunter, grubun benim takibimle "Leviathan"dan itibaren süregelen "cümbür cemaat" çizgisinin o anki doruğuydu. Harsh ve brutal ya da cırtlak ve vahşi vokaller yerini vokal sınırlarını oktav olarak zorlamayan daha temiz ve hitabeti daha güçlü (bkz. Belagat) bir tekniğe bırakmıştı artık; ne demek istediklerini anlayarak "bana bir şey anlatmaya çalışıyorlar" hissinden kurtulmuştum. Troy Sanders ile bu konuda yaptığım görüşmede bana kısaca "bu vokal tekniği ile daha bir rahatladık, brutalin sonu gırtlak kanseri olduğundan tadında bırakmamız gerekiyordu" demişti. Aynı soruyu Brent Hinds'e de ilettim ama duymadı (Çokiçiyo).

Grubun miladı sayılan Leviathan'ı ise "ahan da Moby Dick albümü" heyecanıyla dinlemeye başlamış ve Sanders'in giriş şarkısı olan "Blood and Thunder"a "Sanırım birisi beni öldürmeye niyetleniyor" diye başlayıp "Bu mahluk için savaşımız ölümünedir" mealinde biten açılış sözleriyle açıkca bir duvara toslamıştım. Şarkının klibinde puro içen dev boyutlu bir palyaçonun pogoya devam ederken vokale girip daha sert bir ses (over-brutal ya da hayvanlık) çıkarmasıyla metalin hali ahvali yönündeki karamsarlığım dağılıvermişti (ve halen gördüğüm en şenlikli hevi metal klibi karakteridir, eve de bir tane almayı düşünüyorum).

Albümün teması olan Moby Dick ya da Beyaz Balina (aslında kısaca The Whale), Zizek'in de belirttiği gibi Lacancı "şey"in bir dışavurumuydu ve şarkılarda da Lacancı şey sorunu geniş planda işleniyordu, sanırım. Ahab ve Beyaz İspermeçet'in olduğu yerde psikiyatristlerin susması düşünülemez. Ne de olsa fallik bir objenin (Lacan'da objet petit a') peşindeki tek bacaklı bir manyaktan bahsediyoruz. Hem de o bacağını yiyen de beyaz balina, gel de analiz yapma şimdi. Hem de kitapta "bir insanı sopayla dövmek onu aşağılamaktır aynı zamanda" diye bir cümle de vardı Ahab'ın tahtabacağıyla attığı tekmeleri yorumlarcasına (Yeri gelmişken 1956 yapımı film versiyonu ve Ahab'ı oynayan Gregory Peck'i anmadan edemeyeceğim. Pequod'un güvertesinde yaptığı çağrıda "Beyaz balinayı ilk gören elimdeki bu altının sahibi olacak. Bu yolculuğa balina avına değil Beyaz Mâhluk'un peşine düşmeye çıktık, bunu unutmayın!" demesi ve ardından o altını geminin ana direğine çakarak kova dolusu romla tayfanın arasında coşkulu bağrışlarla dolaşması, tayfanın kendinden geçmesi bana bir metal konserini çağrıştırır. Blood and Thunder alternatif klibi olabilir; bu arada kitabı okumayan ve filmi görmeyenler olabilir, onlar için boş satırlar olduğunun farkındayım).

Albümde (mesaiye başlarken dinlenmemesi gereken) "Blood and Thunder" ile "I am Ahab" ve de "Iron Tusk" pek beğendiğim eserlerdir. Dün albümden bir şarkı daha dinledim, yıllardır uzun diye bitiremediğim "Hearts Alive" onüçbuçuk dakikayı yakında tamamlayacağımı umuyorum, bir iki dakikam daha kaldı. (Çünkü mesaiye bunlarla başlarsanız o mesai, özellikle çalışma arkadaşlarınız için biraz garip geçebiliyor; yani durduk yere zıplayan, duvarlara toslayan ve taklalar atan çalışanlara yönelik bir şirket politikası olduğunu söyleyemem, söyleyebilenler denesin.)

İtiraf: Leviathan ile The Hunter arasındaki albümleri pas geçmemin sebebi bu ikisi kadar vurucu gelmemelerinden.

Tonal Arayışlar, Gitarlar ve Efektler.

Leviathan'dan The Hunter'a, biraz mola ve One More 'Round The Sun'a kadar Mastodon tını anlamında bir rafineleşme, sadeleşme yaşarken gitar efektlerini de daha çok kullanarak daha dolu, daha yenilikçi ve daha düşündürücü, daha derin bir yola girdiler. Brann Dailor'a "giderek daha çok efekt ve synth kullanıyorsunuz, fatura çok gelmiyor mu?" diye sorduğumda "ben davulcuyum, benim çaldığım da duyduğum da belli, gitaristler müsrif" diye cevaplamıştı. Halbuki davulda da reverb falan kullandığından şüpheleniyorum.

Efenim işte bu adını her seferinde yaza yaza haşat olduğum son albümde (yukarda yazıyor) yine şenlikli efektler tınıları stratosferik bir hava yaratıyor. Hatta bana eskilerden Pink Floyd'u anımsatıyor ama öyle bir anlığına. Tınıdan devam edelim. Albüm genelinde tiz gitarların daha önde olduğunu görünce şaşırmıyoruz, ne de olsa bas gitarın zeminde olmasına alışmış bir kulak halindeyiz. Açıkçası The Hunter'da "Creature Lives" ile kulağımıza bir parmak Fa anahtarı çalınmış olması bu albümde de beklentiye sebep olmuştu, ancak durum basların alışıldık kullanımı (yer yer basın groarları duyuluyor tabi: Aunt Lisa)

(Tiz) Gitaristler için sevindirici haber ise bu albümde de solo bolluğu olması (albümün yaklaşık % 30'u solo gibi geldi ama hesaplamadım belki de haset ediyorumdur)... Elektrikli gitarlar Mastodon tarihinde daha karmaşık olana doğru ilerliyor, Leviathan'daki power akorlarla yürüyen şarkılar nerede şimdikiler nerede… Bir mini solocukla nefes alıp, birden gaza basıp bir dakikayı aşkın solo atılan, kontr melodiler, şarkı başlarken ayar verir gibi "yapabiliyon mu?" hissi uyandıran şarkılar (Feast Your Eyes gibi)… Evde denemeyin derim, ben denedim olmadı. Nasıl bir akord sistemi kullanıyorlarsa her seferinde bir uyumsuzluk (bkz. Discordance) ile karşılaşıyorum ve klasik gitarla denemeyi bırakmam gerektiğine ikna oldum en azından yakın çevre insanlık için önemli bir adım oldu.

Tread Lightly, The Motherload ve High Road ile benliği saran bir açılış yapan devamında (şarkı adlarını yazarak havalara girmeyeyim daha kafama nakşolmadı, bir kere dinledim neticede) giriş, gelişme ve sonuç olarak beğendiğim bir Mastodon eseri oldu. Genel bakış olarak albüm başından sonuna "dinleyeceksin beni, çakallık yapma" diyor ama iyi bir ses sistemi (kulaklık olur apollö olur) ile dinlenmesi gerekir, aksi takdirde geniş bir soundu olan şarkıları sadece gitar gıcırtısı ve arkadan gelen hışırtılar zannetmek mümkün; yasadışı yollardan dinleyeceklere (sümmehaşa!) flac versiyonunu öneririm. Gidin plağını alın, Murat Arda'nın evini basın, ya da Orçun Onat Demiröz'ün ses sistemleri iyi, alın CD'yi gidin ona ekşiyin derim (Viyana'dan yazıyor ama yürümek denenebilir). -Murat Arda'nın notu: Pikabımın kolu bozuldu ule)

Araştırma Yapmadan Elde Edilen Röportajların Serbest Çevirileri:

Mastodon v.2014: One More 'Round The Sun yayımlandı.

Brent Hinds (dövmeli yüzü olan gitarist, sinirli gibi de gergin gibi de ama öfkeli gibi görünmeyen) yeni müziklerini şöyle tanımlamış: "gerçekten ürpertici ve çok hayaletvari bir tını" "ben de üç şarkı yazdım." E fazla da bir şey dememiş sanki.

Brann Dailor (davulcu şarkıcı) şöyle demiş altıncı stüdyo albümü için (hah bu bilgiyi de verdik, altıncı): "altıncı albümü 2014 yazında yayımlayacağız" (bu geçti tabi bir de üç şarkı da vokal yapmış Brann) başka bir yerde "(yeni albüm) masif ve delice olacak, epik büyüklüğü de içerecek. Çok sayıda güçlü rif ve yeni yönelimler içerecek. Harbiden acayip, matematikli, bodoslama bir albüm."

Troy Sanders (Bas gitar ve vokal yapan dağınık saçlı, genelde mikrofonla en önde olan, karıştırmayın) Mastodon için genel bir konuşmasında "Kendimizi bir metal gurubu olarak görmüyoruz. İçimizde çokça metal olduğunu düşünüyoruz ancak içimizde rock'n roll'un da, progressive rock'ın da epeyce yer aldığına, thrash ve punk'tan da ısırıklar ve parçalar taşıdığımıza saykedelikliğin ise müziğin tamamına serpildiğine inanmak istiyoruz., Kişisel olarak benim adıma, metal etiketi çoğu zaman bir nevi sınırlandırma gibi görünüyor, çünkü biz tüm müzik türlerini kabul ediyoruz ve onlardan aldığımız tatları ve numuneleri şarkılarımızda bir araya getirmeye çalışıyoruz. Ancak biz yine de tüm farklı alt-türleri tanıyoruz ve insanların milyonlarca kez takıldığı şu soruya : "Ee, onların nasıl bir soundu var?" siz de müzik yazarı olarak bir cevap verdiğinizde bunu anlayışla karşılarım. Ama bu durum bizim yarattığımız hiçbirşeye etki etmiyor."

Bill Kelliher (giaristlerin sakin görüneni): "Albümün teması ölüm olacak. Her daim hikayelerimizi iyi anlatmaya çabalıyoruz. Müziğimizde bolca yer alan bir tema bu. Son albümden bugüne çok sayıda arkadaşımızı kaybettik. Bu dünyada yaşıyorsanız ve eğer yaşamak için son senenizse ne olacak sorusuna odaklanıyoruz diye düşünüyorum, emin değilim yine de. Temas etmekten zevk alabileceğimiz küçük bir şey olabileceğini düşünüyorum." Albümün sanatsal işlerini kotaran sanatçı Skinner'ın da şöyle bir beyanı olmuş: "kendi sanatımı 'saykedelik kabus ressamlığı' olarak görüyorum."
(Son kapağa da bakınca tam da böyle bir his yarattığını düşünmeye başladım. Kapaklarını ve kullanılan canlı renkleri ayrıca seviyorum, baymıştı metal gruplarının siyah-kahverengi-yeşil-kırmızı ağırlıklı cansız kapakları. Mastodon'un her albüm kapağında canlı renklerle ve özgün bir şekilde kotarılmış işlere rastlıyoruz, favorim yine Leviathan.)

Özet ve Sonuç
Mastodon'un altıncı albümü "One More 'Round The Sun" birbirinden ilginç şarkılar ve havalar içeriyor. Hepi topu 55 dakika sürüyor diye gocunmayın, tekrar dinlersiniz. Zaten buraya kadar iş olsun diye yazdım, bir tıkla albümü dinleyebilirsiniz, yazıyla müzik nasıl anlatılablir ki?

Son olarak Mastodon'un daha önceleri yaptığı iki cover şarkıyı da hararetle önereyim. Grubu tanımama vesile olan Metallica'nın Orion adlı enstrümental epiğinin yorumu ve ZZ Top'a saygıdan yaptıkları "Just Got Paid" adlı blues canavarı yorum.

Mastodon, Bir Deli Gönül.

Esin Şölen saygılar sunar.  



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: