MÜZİK ODASI

Korkana Olanlar Olmuş…

Tunca Arıcan - 9 Mayıs 2012

Korkana Olanlar Olmuş…

 

"Muhsin Bey"in (Yavuz Turgul, 1987) final sahnesinde, Ali Nazik (Uğur Yücel) "Yalnızım Dostlar" şarkısını söyler, sahneden iner ve soyunma odasına gider. İpek gömleğini hışımla çıkarttıktan sonra bir köşeye fırlatır. Teslimiyetçi ve heyecanlı "Nazik" yerini, cevval "Ali"ye bırakır. İştahla koyduğu viskisini en eril, en hoyrat haliyle yudumlarken ansızın Muhsin Bey (Şener Şen) çıkagelir. Aralarında geçen "solfej, nota" içerikli konuşmanın ardından Ali Nazik kibirli halini bırakır ve "Kusura bakma, kendimi kurtarmam gerekiyordu" diyerek günah çıkartır. Muhsin Bey ise, "Kurtardın mı bari?" diye sorar ve odayı terk eder.


Her ikisi de korku ile hemhaldir. Muhsin Bey, lahmacun, kebap kokan İstanbul'dan, yıllarca emek verdiği kentin, müziğin ona ihanetinden; Ali Nazik ise amaçlarına hizmet etmeyen türkülerden korkar. Terasta, içtenlik ve incelikle okunan türkü, korkuyla dolmuş gazinoda gırtlağından çıkmaz. Muhsin Bey, "korkusuzca", yasadışı işlere girişir ama onu piyasadan silecek olan Arabesk'ten korkar. Final sahnesindeki "solfej, nota ne oldu?" repliği bize kültürel bir paniği anlatır.


Seksenler, hüküm sürmeye başlamış, tüm hışmıyla devam eden, korkunun yılları… Albert Camus, "17.yüzyıl, matematiğin çağıydı, 18.yüzyıl doğa bilimlerinin, 19.yüzyıl ise biyolojinin çağıydı. Bizimkisi, yani 20.yüzyıl ise korkunun çağıdır  (i)"der. Korkunun ölüme faydası hiç olmadı. Arabesk hükmünü tüm ihtişamıyla, en azından bir dönem, sürdü; günümüz hemen hemen tüm ezgilere de sindi; Muhsin Bey'in incelikli tavırları ise Bezgin'lerin "Hayali Mektupları" (ii) oldu. "Korku "(iii) ise kendini en yalın haliyle, Özdemir Asaf'ın dizeleriyle dillendirmişti zaten:


[…]
Aldanacaksan sevgilerinde, sâf sevgilerinde
İnsanların yalancı gururlarına,
Kalacaksan parlak sözlerin etkisinde,
Kelimelerinle onlara kapılacaksan,
Yaşama!
[…]


Şu yaşamda bir ezgiden daha hızlı yayılabilen ya da o denli etkili bir şekilde duygulara zuhur eden ne var diye merak ederim her zaman. Tek bir şarkı: Korkuyla titreyen, ıssız bir ormanda tek başına kalmışı söylediği şarkı ile güneşe kavuşturabilirken, bezgin bir aşığı en rakılı haliyle en yüksek rakımlara yükselten…
Bazen aklımdan Muhsin Bey, İlhan İrem'in "Bezginin Hayal Defterleri" albümünü dinlese ne düşünürdü diye geçiririm. İlhan İrem, ruh okşayan, ince ve yoğun duygusuyla Muhsin Bey'in çiçeklerini suladığı (Yan anlamsız) esnadaki en ince hali gibi. Yalın haliyle Ali Nazik, "olmuşluğuyla" İlhan İrem olabilecekken en "Bezgin"… Demez mi ki finalde "Türkü ile karışık Arabesk"!


Yaşadığımız dönemin "Biz"i: Cennet bahçesine gitmek isteyen, en kırılgan "Bezginler"…
İ

lhan İrem vardı ne oldu?


Ona bir şey olmadı ama bize bir haller oldu…

[i] Ne Kurban, Ne de Cellat
[ii] İlhan İrem, "Bezginin Hayali Mektupları" (2000), EMI
[iii] İlhan İrem "Seni Seviyorum" (2001), EMI


 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: