MÜZİK ODASI

KODO!

Rayzan Başeğmez - 22 Haziran 2009

Salı akşamıydı. Bir rüya olmadığından, biletimi aldıktan sonra kesinlikle emin olduğum Santana konserini masada tırnak tırrrtlatmasıyla bekler ve daha ulaşılabilir bir zamandaki Placebo'ya kendimi hazırlarken, vurmalı çalgılara ilgim ve uzak doğu kültürüne karşı bir türlü kalamadığım kayıtsızlıkla, Kodo konserine de bodoslama daldım.

 

İstanbul'un artık ahalisinden tek tük izler kalan eski yerleşim yerlerinden birinde oturup da, açık havadaki konserlere yürüyerek gidip, çıkışta eli cebinde sigarasını tüttürerek keyifle eve dönmenin keyfini yaşamaktan bir türlü bıkmamıştır şu anda yazdıklarını okuduğunuz kişi. Ara sokaklardan çıktığınız Nişantaşı'yı geçerken kollarındaki anlamsız paketlerle üstlerine illa ki alınacak yeni kostümleriyle, alışverişte bilge insanların arasından sakince geçip, Lütfi Kırdar'a doğru kıvrıldığınızda, hele de aylardan Haziransa, ve hele de ortalarındaysanız bu ayın, köşedeki İstanbul kadar eski Ihlamur Ağacının çiçek açtığı zamandır. Daha yanına bile yanaşmamışken buram buram gelen kokusundan sarhoş, konserin büyüsüne daha bir giriverirsiniz bütün hücrelerinize oksijenle kardeş dağılıveren ıhlamur kokusuyla. Bu kokuyu içine çeken bir kişinin akşama vurmuş günün o saatlerinde yapabileceği en iyi şey, bir müzik olayına dahil olmaktır ancak.

 

Evet Salı akşamıydı. Açık havadaydık. Yine şıkırtılı hanımlar, grand tuvalet, beyaz yakalı beylerin arasında üzerimde gündelik terim ve kıçımda kot pantalonumla otururken, dünyanın en sevimli insan modelleri sahnede yerini aldığında yüzümde oluşan gülümseme, vuruşlar başladığında ciddi ifadenin fonunda, şaşkınlık ama daha da ilerisi doyumsuz bir keyfe dönüştü.

 

Giriş parçasında biz uzakdoğulu ritmler beklerken daha, doğrudan bedenimize giren, girdiği yerden bütün organlara yayılan, yayıldıkça da her bir hücreyi yerinde hafif yollu sallasa da bizi oturduğumuz yere çivileyen bir tekno ritme dahil oluverdik.

 

Sahnede kaldıkları bir buçuk saat boyunca, yer yer konuşan, yer yer savaşan, bazen topluca bir ayine katılırcasına bir, bazen de her biri delirmişcesine bağımsız ama duyurdukları seste komple bir bütünlük ve uyumla olağanüstü bir konser deneyimi yaşattılar bize.

 

Gösterinin ikinci yarısında, sahne ortasındaki büyük davula, sumo güreşçilerinin beyaz minik giysisi dışında üzerlerinde hiçbir şey yokken çıktıklarında -ki gurubun kült görüntülerindendir-, önce herkes şaşırsa da amaçlanan kesinlikle belliydi. Yapılan eylemin ne denli olağanüstü bir beden uyumu gerektirdiğinin ve o seslerin, davula vurulan iki tokmakla değil, bedendeki bütün kas guruplarının birbiriyle uyumundan çıktığının felsefi bir çıplaklığıydı bizlere sunulan o bitmez tükenmezmişçesine süregiden zorlu gösteri bölümünde. Bedenlerindeki bütün kıvrımlar kah gerildi, kah boşandı, kasların şekilleri sürekli değişti, zaman zaman bir yumruya, zaman zaman kemiğe yayılmış peltek et parçalarına dönüşürken, gerilen her adale yayının fırlattığı oklar, görselin bir üst boyutu, ses olarak kulaklarımıza doluyordu.

 

Bambaşka bir deneyimdi salı akşamı. Vurmalı çalgılardan oluşan guruplara ne denli alışkın olursanız olun, Kodo, sahneden fırlattığı oklarla müziğin ve ritmin çok ötesinde duygular yaşatıyor seyircide. Bir bagetin dokunuşunun su damlasının sesine dönüşmesine, rüzgarın kulaklarımızda esmesine, hüzün içinde çaresiz bagetlerden, yeri göğü ben yarattım vuruşlarına kadar olasılıksız bir çok deneyimi yaşadık. Salı akşamıydı. Sahnede Kodo vardı!

 

Sona gelindiğini anlayacağınız denli güçlü yaratıcılıkla oluşturulmuş programlarda, finaldeki olağanüstü yaratıcılığa tanıklık etmek, bir konsere yada gösteriye gitmenin en büyük keyfidir. Ortalama bir buçuk saatlik keyfe nokta konulduğu, biz adamı böyle yaparız denildiği, bir sonraki gösteriye de bekleriz mesajının en kendinden emin vurgulandığı finali ve edepsiz Türk seyircisinin yeri göğü inletip Björk'ü bile ikinci kez sahneye çıkarttığı güzel yurdumda yeniden sahne alan gurubun, en coşkulu halini görmek gibi büyük bir zevki bir yana bırakıp, bir an önce arabalarımıza koşup kalabalığa kalmadan evimizin yolunu tutalım mantığında yerinden kalkıp giden, insanın tüm keyfini bozan, yasalarda yeri var mıdır bilmem ama "konser-gösteri tacizi" başlığında irdelenmesi gereken bu davranışlarını asla anlayamıyorum. Hele de bu eylemi milletin önünden büyük bir güruh halinde geçerek gerçekleştirmelerini hiç ama hiç anlayamıyorum.

 

Eğer gitmediyseniz, gidemediyseniz, ya da vurmalılardan oluşan guruplara ilginiz yoksa bile Kodo'nun hiç olmazsa bir kaç parçasına kulak verin bir yerlerden bulup. Tuhaf, bambaşka, garip bir deneyim. Dondurma kızartması gibi şaşırtıcı, muzlu ördek yahnisi denli tuhaf, talı-ekşi sos örneği ilginç ama kesinlikle hoş ve güzel!



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: